geçmiş ile gelecek

1666 Words
Yusuf’un Anlatımı..... Evin’in peşinde aylarca dolaştık; aramadığımız ülke, adım atmadığımız şehir, girmediğimiz sokak kalmadı. Onu sonunda bulduk diye sevinmeye fırsat bile bulamadan, geçirdiği kaza sonrası 2 ay boyunca yoğun bakımda kaldı,hafızasını kaybettiğini ve son birkaç ayı hatırlamadığını öğrendik. İşte o an içime bir taş oturdu. Sevinçle korku birbirine karıştı. Çünkü Evin'İ aramanın tek sebebi kardeşimin kafasındaki soru işaretlerinin kapanmasıydı. Onunla yüzleşip neden onu terk ettiğini öğrendiğinde yolları ayrılır diye düşündüm ama Asir ona olan aşkına yenildi. kardeşim için korkuyordum. Aklı başına geldiğinde, sebepsiz yere bırakıp gittiği adama bir kez daha sırtını dönerse… Bu sefer Asir’i bu yeryüzünde toplayabilecek tek bir Allah’ın kulu olmaz. Çünkü Asir, bu hayatta uğruna ölebilecek kadar âşık olduğu ve delicesine kıskandığı tek kadını Evin bildi. Kendi kendime, “Ya yine giderse?” diye fısıldadım. O ihtimal bile içimi parçaladı. Asir’in gözlerinin nasıl karardığını, nasıl sustuğunu, nasıl içine gömüldüğünü en iyi ben bilirim. O suskunluk var ya… Adamı mezara sokar. Dilzar’ı seviyordu, evet… Ama o sevgi hangi düzeydeydi, hiçbir zaman tam olarak anlayamadım. Aşk mıydı, merhamet mi, yoksa alışkanlık mı? Mesela Asir, Dilzar mutlu olsun diye onu kendi elleriyle Ravend’e götürdü. “Yeter ki yüzü gülsün,” dedi. O gün kardeşimin gözlerinde bir şeylerin kırıldığını gördüm ama yine de ses etmedi. Ama söz konusu Evin olunca… Evin'e biri yan baksa dünyayı yakacak adamdır benim kardeşim. Evin onun için sadece bir kadın değildi; yarasıydı, duasıydı, nefesiydi. Dilzar ise o kadar masum, o kadar korunmaya muhtaçtı ki… Asir onu koruyup kollarken sevdalandı. Belki de sevgisi, sahip çıkma duygusundan doğdu. Ama Evin’e olan… O bambaşkaydı. Onun adı aşktı. Şimdi tek korkum şu: Evin her şeyi hatırladığında kalmayı mı seçecek, yoksa yine gitmeyi mi? Eğer yine giderse… Bu defa sadece Asir değil, biz de yanarız. Çünkü bazı adamlar ikinci kez yıkıldığında ayağa kalkamaz. “Bu adamı da hiç kimse mutlu edip düzeltemez,” dediğimde, Evin karşısına çıkmıştı. Hem de kardeşinin hayatını yıktığı o küçük kız… Dilzar’ın adeta kopyası gibiydi. Evin’i ilk gördüğümde, “Acaba Dilzar’a benzerliğinden dolayı mı Asir bu kadar üzerine titriyor?” diye geçirmiştim içimden. Ama Evin öyle korunmaya muhtaç biri değildi. Ayakları üzerinde duran, özel kuvvetlerde görev yapmış bir askerdi. Güçlüydü. Dimdikti. Kendi savaşını kendi verecek kadar sertti. İki yabancı dünya, iki yabancı insan… Ama ikisinin de yaraları derindi. Asir ona öyle bir tutuldu ki, kendi kendime, “Bu adam ölür ama bir kızdan vazgeçmez,” dedim. Annem yerine koyduğum Fatma teyzem ilk başta çok karşı çıkmıştı. “Teyze,” dedim, “şu dünyayı bir kenara koy, o kızı bir kenara… Senin oğlun yine ondan vazgeçmez. İyisi mi kendini ortada kötü yapma, bırak mutlu olsun.” Teyzem ikna olmasa da ses etmedi. “Asker kadından hanımağa mı olurmuş?” diye söylenip durdu bir ara. Bir de Asir’in küçük kardeşinin Evin’e yaptığı kötülüğü diline doladı. “Teyze,” dedim sertçe, “Allah’tan, peygamberden kork. O kızın hiçbir suçu yok.” “Suçu var demiyorum ama birbirlerini mutlu edemezler,” dedi. “Bırak teyzem,” dedim, “mutlu edemezlerse ayrılırlar. Ama sen oğlunu kaybedersin. Ben sana söyleyeyim.” Bunu söylediğimde, Asir’i kaybetmemek için kabul etmişti. Ama Evin düğün günü sebepsizce ortalıktan kaybolmuştu. Bütün aşiretler ve ülkenin ileri gelenlerinin geldiği düğünde gelin kaçmış hemde biri ile kaçmış dedikodusunun dağılması saniyeler aldı . Belki küçükken yaşadığı olaylardan korktu, bilmiyorum. Asir de öyle düşünüyordu. Daha biz o cenderenin içinden çıkamadan, aşiretteki kendini aslan sanan çakallar toplanıp saldırmaya kalktı. Aslan kardeşim, hepsinin içinden tek tek geçmişti . Onlarda Malageli araya koymuştu ama bir kez yanlışa göz yumarsa daha büyük yanlışlıklar doğardı. Amcası olacak o şerefsiz ortalığı karıştırmıştı. İşin kötü tarafı Onun oğlu Malik, Helin’in nişanlısıydı. Malik akşamına yüzük atmış, sabahına Helin kaçmış. Asir delirip, kırsaydı da, dökseydi de haklıydı. Helin, “Asir'e gelemem,” dediğinde zaten çoktan birlikte olduklarını anlamıştım. Ama Asir ısrarla onu evden çıkarıp götürmek istiyordu. Malik iti onu vurduğunda, hepsinin kanını döksem içim bir gram soğumazdı. Sıktığım kurşunlarla birkaç adamları ve Cihan vuruldu. Asir, biz hastaneye gelene kadar, “Evin…” diye tutturdu. Adam ölecek, hâlâ Evin diyor. Onunla konuştuktan sonra biraz olsun içi rahat etsin diye. “Tamam,” dedim, “ben hallederim.” Daha yeni gözlerini karanlığa teslim etmişti. Evin’e beni aradığında bilerek kızmıştım. Çünkü korku ve endişeyle sürekli, “Bir şey mi oldu?” diyordu. “Hayır,” dedim, “ne olmasını bekliyorsun? Adam herhangi biri değil. Sen de biliyorsun. Koca aşiretin başında, Çoktandır ortada yok çünkü senin yanında. İşler birikti. Mesele var ama onunla alakalı değil.” Evin ne diyeceğini bilemez halde, “Tamam… Müsait olursa beni arasın. İçimde çok büyük bir korku var,” dedi. “Hep derler ya,” dedi titreyen sesiyle, “insan sevdiğine bir şey olduğunda hissedermiş…” " Eeee " dedim umursamazca. " Ben biliyorum birşey oldu " dedi . " Birşey yok olsa ben böyle rahat mı olurum" dediğimde ses etmedi. İnsan sevdiğine bir şey olunca gerçekten de hissediyormuş. Evin dakika başı arayıp mesaj atıyordu. Ne aramalarına ne de mesajlarına doğru düzgün cevap vermedim çünkü, Asir hâlâ ameliyattan çıkmamıştı. Sinirden sağa sola gidip gelirken önüme gelen her şeyi tekmeleyip yumrukluyordum. Teyzem bir köşede oturmuş, tesbih çekip dua ediyor, bir yandan da ağlıyordu. Hastanenin önüne ve koridora bir düzine adam yerleştirdim. “Buraya tek bir Allah’ın kulu girerse kendinizi öldü bilin,” dedim. Son sözümü söylemiştim. Keyif onların değildi artık. Doktor ameliyata girdiğinde, “Durumu çok ağır değil,” dese de içim rahat değildi. Kardeşime bir şey olursa, Helin ve Malik başta olmak üzere kimseyi sağ bırakmazdım. Berzan Ağa ve diğerleri geldiğinde, adamlar içeri almayınca beni aradılar. “Alma,” dedim, “kimseyi.” Aşağı indiğimde, “Hayırdır ağalar?” dedim. “Ne işiniz var burada?” Mahmut Ağa, “Biz Asir Ağa’nın durumunu merak ettik,” dedi. “Ölüp ölmediğini merak edip sormaya geldiyseniz, size kötü bir haberim var: Ölmedi. Yani Eşref Ağayı yerine geçiremezsiniz.” Berzan Ağa, “Olur mu öyle şey Yusuf? Biz Asir Ağa’yı sever sayarız,” dedi. “İyi,” dedim, “onu sevdiğiniz gibi canınızı da seviyorsanız gidin buradan.” Hepsi sus pus bakarken, kimseyi alttan alacak durumda değildim. Berzan Ağa, “Asir Ağa’nın nişanlı olan kız kardeşi Eşref Ağa’nın oğluna kaçmış. O yüzden vuruldu diyorlar. Doğru mudur?” dedi. “Allah kahretsin,” dedim içimden, “bu eksikti zaten.” “Kim uydurdu bunları?” dedim sinirle. “Nişanlı kız niye kaçsın?” Mahmut Ağa, “Biz öyle duymadık ama yüzük atılmış, kız da sabahına kaçmış belkide hamile bile kalmıştır.” deyince belimdeki silahı çıkarıp ayağının önüne sıktım. “Sizin etek giyip otobana çıkma zamanınız gelmiş ağalar,” dedim. Susturucu sayesinde ses yankılanmadı ama mesaj yerine ulaşmıştı. İkinci kurşunu da sıktım. “Bir dakika içinde buradan gitmezsen, üçüncü kurşun alnının ortasına gelir.” Zaten o iti hiç sevmezdim. Yanlış yaptığı gün teşekkür ederken kafasına sıkacağımı da biliyordum. Bedeli olurdu. 99’dan sonra 100 gelir. Bize fark etmezdi. Deli etmişti o it beni bir an önce ondan hıncımı almam gerekiyordu. İçeri girdiğimde tek derdim kan kardeşimin ameliyattan çıkmasıydı. Helin bir köşede ağlarken ayağa kalktı teyzeme doğru geldi . " Ana "dedi " öyle olsun istemezdim"Teyzem birden, “Senin yüzünden!” diye bağırdı ve Helin’in saçlarını eline doladı. Yerimden kalkmadım. Adamlar bana bakınca, gözlerim ile “Herkes işine baksın,” dedim. Teyzem Helin’i eşek sudan gelinceye kadar dövdü. Deyimi yerini bulmuştu. “Git!” dedi teyzem. “Gözüm seni görmesin. Ne bok yersen ye!” Helin saçları dağılmış hâlde bana baktı. “Ne var?” der gibi başımı salladım. İçim taş kesilmişti. Bana yaptıklarından sonra herşeyi hak ediyor diyen aklıma rağmen önümden geçerken, arkasından gidip “Pişman olacaksın,” dedim. “Çekil,” dedi. “Seni alakadar etmez.” “Anam beni döverken keyif aldın değil mi? ‘Oh oldu’ dedin.” Güldüm. “Sen kendini bir şey sanmışsın. Beni terk eden sendin. Ama sana dönmeyen de bendim.” “Sen pisliğin tekisin!” dedi. “Umurumda mı şu an nasıl gördüğün?” “Allah’ın cezası, senden nefret ediyorum!” “Ben de sana karşı boş değilim,” dedim. “Ama geçmişin hatırına bir kez soracağım: O adamdan sana hayır gelmez.” Bir an duraksadı. “Gel,” dedim, “kabulümsün. Gel bugün nikâh kıyalım, yaptıklarını unuturum.” “Olmaz,” dedi. “Dönemem.” Kolunu tuttum. “Helin pişman olacaksın lan” dedim, “o itle beraber hayat geçmez?” Gözleri doldu. “Hamileyim,” dedi. Gözlerimi sımsıkı kapattım. Sinirimden titriyordum. “Git,” dedim. “Layık olduğun yerde kal o zaman.” Helin arkasına bakmadan gitti. Ameliyathane kapısına döndüğümde teyzem sessizce ağıt yakıyordu. Doktor çıktığında yanına koştum. “Durumu nasıl doktor?” “Ameliyat başarılı geçti,” dedi. “Kurşun karaciğere yakın bir yere isabet etmiş ama iç organlara zarar vermeden çıkardık. Şimdi yoğun bakıma alıp. Bekleyeceğiz.” Teyzem elini bağrına bastı. “Allah’ım onu bize bağışla …” Asir’e bir şey olsaydı teyzemi burada bırakmazdım. Ama giderken Eşref ile mahmut'u öldürür, öyle giderdim. Teyzemin tansiyonu 19’a 12 çıktı. Müdahale edip sakinleştirdiler. Yarı baygın uyudu. Ben yoğun bakım kapısında beklerken telefonum çaldı. Evin. Kardeşimi gerçekten seven tek kadındı belki de. “Alo Yusuf…” dedi ağlamış sesiyle. “Ne oldu? Ne istiyorsun yine?” dedim sertçe. “Ben Asir’e ulaşamıyorum…” “Ben senin kocanın bakıcısı mıyım?” “Yan yanaydınız ya… Yanındaysa verebilir misin?” “Evin,” dedim, “adam sen ben gibi değil. İşi gücü var. Müsait olunca arar.” “Dur… İyi değil mi? Kötü bir şey yok?” Bir şey söylemesem yerinde durmazdı. “Helin,” dedim, “Malik’le kaçtı. Asir onunla uğraşıyor.” “Niye kaçtı? Nişanlı değiller miydi?” “seninle dedikodu yapacak değilim. Kocan iyi. Ama telefonu kırıldı. Boşuna arama.” “Unutma lütfen beni arasın onu merak ediyorum… İşte o an şeytan diyor"lan madem bu kadar seviyorsun niye terk ettin bu kadar merak ediyorsun niye gittin" Evin kaybolmak üzere olan sesi ile " Buradan çıkmama izin vermiyorlar.” “Sakın çıkma,” dedim. “Burası karışık. Çıkarsan Asir’in işi zorlaşır.” Telefonu kapatıp korumalara talimat verdim. “Hanımağanız o evden çıkmayacak. Çıkarsa sizi o evin içine gömerim.” Hangi birine yetişeceğimi bilmiyordum. Asir bir an önce uyansaydı… Her şey belki o zaman düzelecekti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD