ağanın hükümü

2056 Words
Yazarın anlatımı.. Asir, içeride ağaların başına yıktığı sözlerin tam da yerini bulduğunu düşünüyordu. Konağın içinde az önce kıyamet kopmuştu. Ağalar kendi aralarında hararetle konuşurken Berzan Ağa elini havaya kaldırıp, “Susun!” dedi. “Asir Ağa haklı. O kadar dedim size; şu Eşref'in , oğullarının gazına gelip birkaç çapulcuyla birlik olmayın dedim.” Mahmut Ağa homurdandı: “Hiç öyle deme Berzan Ağa. Sen de evinde toplanmalarına izin verdin.” Tam bir “al birini vur ötekine” hâliydi. İçlerinden biri olan Ali Ağa başını iki yana salladı. “Ben size en başta dedim. Yapmayın dedim. Güç savaşının içine girerseniz Asir Ağa hiçbirinizi tanımaz demiştim.” Mahmut Ağa dişlerini sıktı. “He yav… Çıkmadan önce söylediği de hiç hoş değildi. Ne yapacağız şimdi?” Ali Ağa omuz silkti. “Adam haklı. Topraklarını alacak elinizden şimdi. Eşref Ağa versin size bakalım." Asir'in bindiği araba konağın kapısından uzaklaşırken Asir, evde çalışanlardan birini aradı. “Evin nasıl?” diye sordu. “İyidir ağam. Sessizce oturmuş televizyon izliyor.” “Tamam,” dedi Asir, sesi yumuşamıştı. “Telefonu ona götür.” Evin’e telefon uzatıldığında, “Ağam seni istiyor,” denildi. Evin hızla telefonu aldı. “Ne zaman geleceksin?” diye sordu, sesi hem kırgın hem özlem doluydu. Asir’in yüzünde bir tebessüm oluştu. Onun sesini duymak, içindeki bütün fırtınayı bir anlığına dindiriyordu. “İşim biter bitmez geleceğim, yavrum. Merak etme.” Yusuf dikiz aynasından Asir’e bakıp sırıttı. “Ağam, bir daha gelmeyecekmiş.” Evin Yusuf'un sesini duyup “Söyle ona sussun, yoksa hakkında ‘yetimhane kundakçısı’ diye arama kararı çıkartırım,” dedi. Asir onu bu söylediği ile derin bir tebessüm ederek “Sen ona bakma yavrum, ben seni çok özledim.” Yusuf yine laf attı: “Yok ağam, burada kızlarla âlem yapıyor.” Evin’in sesi sertleşti: “Yusuf, sus!” Asir iki ateş arasında kalmıştı. Bir yanda Evin’in tatlı tripleri, bir yanda Yusuf’un bitmeyen şakaları… Mecbur kalmadıkça araya girmiyordu. “Yavrum dur, Hamdullah arıyor. Sonra konuşuruz,” dedi. “Abime selam söyle,” dedi Evin kapatırken. Asir hemen Hamdullah’ı aradı. Telefon açılır açılmaz Hamdullah kahkaha attı. “Aslan dağdan inince çakallar delik ararmış, doğru mu lan?” Asir gülümsedi. “Doğru.” Hamdullah’ın sesi bir anda ciddileşti. “Oğlum sen ne yaptın? Seninkiler babamı aramış, tarlaları onlardan almaman için ricacı olmasını istemişler.” Asir’in yüzü sertleşti. “İyi niyet bitti. Herkes başının çaresine baksın.” “Niye lan? Ne yaptılar da bu noktaya geldiniz? Yusuf da amcanı vurmuş diyorlar.” Asir uzatmadan olan biteni birkaç cümleyle anlattı. Hamdullah duydukları karşısında gerçekten şaşırmıştı. Çünkü Asir, aşireti için gecesini gündüzüne katmış; maddi manevi onları ayağa kaldırmıştı. “Az bile yapmışsın kardeşim,” dedi sonunda. “Kim olsa daha fazlasını yapardı .” Bir süre daha konuştular. Asir, “Babana söyle aracı olmasın. Onun lafını kırmak istemem ama bu bizim meselemiz,” dedi. Hamdullah kararlıydı. “Merak etme. Babam bunları duyduktan sonra aracı olmaz, olursa da ağızlarının payını verir.” Konağa giden asfalt yol farların ışığında aydınlanırken bir kadın aniden aracın önüne atladı. Yusuf sert bir fren yaptı. “Deli misin? Ne diye arabanın önüne atlıyorsun!” diye bağırdı, sinirle korna çalarken. Kadını son anda fark etmişti. Kadının yüzü gözü kan içindeydi. Güçlükle, “Asir Ağa…” diyebildi ve aracın önünde bayıldı. Asir ve Yusuf hızla arabadan indiler. “Ne oldu lan?” dedi Yusuf, panikle. “Kendi kendine çarpmadı ya…” Asir;“ arabadan su getirsene,” dedi Yusuf koşarak suyu getirdi, kadının yüzüne döktü. Kadın zar zor konuştu: “Lütfen… yardım edin…” Asir, abla beni duyuyor musun? dedi ama kadının bilinci yeniden kapanmıştı. İkisi kadını arabaya taşıyıp hastaneye götürdüler. Gece epey ilerlemişti. Yusuf güvendiği bir adamı arayıp hastaneye çağırdı. “Kendine gelirse haber verin,” dediler ve hastaneden ayrıldılar. Konağa döndüklerinde avluda Asir’in annesi oturuyordu. Gözleri ağlamaktan şişmişti. “Hayırdır ana?” dedi Asir. “Sen ne yaptın?” dedi kadın, sesi titreyerek. “Ne yaptın?” “Ne oldu ki?” “Amcanı nasıl vurursun?” “Ana, işlerime karışma,” dedi Asir sertçe. “Yusuf teyzesine ‘Ben yaptım’ demiş. O senin vekilin. Onun yaptığı senin yaptığın sayılır.” “Olsun,” dedi Asir. “‘Olsun’ mu?” diye bağırdı annesi. “Amcan kan hakkı istiyor!” “Haddini aşan herkes bedelini öder,” dedi Asir soğuk bir ifadeyle. “Amcaoğulların evi bastı. Sen evde yoktun diye gittiler.” Kadın avucundaki yüzüğü Asir’e uzattı. “Yüzük attılar,” dedi. Asir başını salladı. “İyi olmuş. Yerinde karar. Onlar bozmasa ben bozardım.” “Oğlum, Helin çok ağladı.” Asir, Helin’in sözlerini duyduğunu bilerek yüksek sesle konuştu: “Yarın pişman olacağı bir evlilik yapacağına bugün ağlasın.” Odasına çıktığında saate baktı; üçü geçiyordu. Sıkıntılı bir nefes verdi. Yorgun bedenini yatağa atmadan önce duş aldı ve uyudu. Sabah erkenden kapısı çalındı. “Ne var?” dedi uykulu bir sesle. “Ağam hanımağam sizi bekliyor.” “Tamam, geliyorum.” Başını tekrar yastığa koyduğunda, uyku ile uyanıklık arasında Evin’i düşündü. İnsan uyurken bile birini düşünür müydü? Evin bir saniye bile aklından çıkmamıştı. Giyinip aşağı indiğinde annesi, “Helin, ikimize acı bir kahve yap,” dedi. Helin mutfağa geçerken Asir, annesinin kendisini sorguya çekeceğini anlamıştı. “Bu acı kahve biraz bekleyemez miydi ana?” dedi. “Yok. Duyduklarımdan sonra sen dua et seni sabahın dördünde kaldırmadım.” “Sabahın dördünde kim haber vermiş olabilir? Senin ajanların mı var?” Annesi gözlerini dikti. “Toplantıda ‘karım ölmedi' demişsin.” Asir yorgunluktan zonklayan başını iki eli arasına aldı. Derin bir nefes verdi. “Evet,” dedi ağır ağır. “Ölmedi.”. “Asir, sen ne yapıyorsun oğlum?” dedi annesi öfkeyle. “Aşiret karının peşinde ‘öldü’ deyip yas tuttu, sen iki ay sonra çıkıp ‘karım ölmedi’ diyorsun. İki aydır neredeydin?” Asir gözünü bile kırpmadan cevap verdi: “Karımın yanındaydım.” Fatma Hanım’ın sabrı taşmıştı. “Oğlum, senin bu Evin sevdan başını yakacak!” dedi dişlerini sıkarak. Helin, önlerine bıraktığı acı kahvelerle geri döndü. Asir fincanı alıp tek yudumda içti. Kahvenin acılığı bile içindeki karmaşayı bastıramıyordu. “Öğrendin mi neden düğün günü bizi tüm Irak’a rezil ettiğini hesap sordun mu?” diye sordu annesi. Cevap vermesini beklemeden devam etti: “Gerçi iki ay yanında kaldığına göre affetmişsin. Bizim bir şey sormamıza gerek kalmamış.” Asir derin bir nefes aldı. “Ana, işler biraz karışık.” Aslında o da bilmiyordu. Evin neden gitmişti? Neden o gün her şeyi yıkıp çekip gitmişti? Bu soru aylardır zihnini kemiriyordu. Fatma Hanım’ın sesi sertleşti. “Seni de ağalığını da itibarını da beş paralık etti! Sebebi ne olursa olsun, onu affetmişsen demek ki sen benim oğlum değilsin.” Asir başını kaldırdı. “Zamanı geldiğinde her şeyi öğreneceksiniz.” Annesi sinirle ayağa kalktı. “O kızı bu evden içeri koyarsan hakkımı helal etmem. Gerisi sana kalmış. Bundan sonra bir şey demem.” değip gitti. Asir, Helin’e döndü. “Helin!” “Efendim, ağam?” dedi Helin, sesi kırılgan ama gururluydu. “Bunu kendine yapma,” dedi Asir. “Boşuna kendini üzme. Seni onlara vermem artık .” Helin gözlerini dikti. “Niye?” dedi. “Kadınım diye mi? Benim sevdiğimle mutlu olmaya hakkım yok mu?” Asir sakin kalmaya çalıştı. “Saçmalama. Ben seni düşünüyorum. Daha evlenmeden nişanın bozulması senin hayrına.” Helin’in sesi titredi. “Bunu aylarca düğünde terk edilen karısına dönen abim mi söylüyor, yoksa aşiretin ağası mı?” Asir elini masaya vurdu. “O ayrı, bu ayrı!” “Ayrı değil!” diye karşılık verdi Helin. “Sen babasını Yusuf’a vurdurttun. Tabii yüzüğü atacaktı, ne yapacaktı?” “Çek git gözümün önünden!” diye bağırdı Asir. Elinin tersiyle fincanı yere savurdu. Fincan parçalanırken Helin tek kelime etmeden odasına gitti. Asir, ne yapacağını bilemez hâlde düşünürken Yusuf içeri girdi. “Ağam,” dedi sırıtarak, “evde savaş mı çıktı?” Asir, Helin dedi… “Malik’ yüzük atmış it,” dedi Yusuf. “Eee? Sen de istemiyor muydun zaten?” diye umursamazca ekledi. Asir sertçe baktı. “Mesele benim isteyip istemem değil. Helin beni suçluyor.” “Boşver,” dedi Yusuf. “Zamanla siniri geçer. Sonradan üzülmesinden iyidir.” “Sen neden geldin?” diye sordu Asir. Yusuf masadaki sudan bir yudum aldı. “Kadın kendine gelmiş. Seninle konuşmak istiyor.” “Niye?” “Oğlum, belki bir derdi var. Sorsaydınız ya.” “‘Sadece Asir Ağa’ya söyleyeceğim’ demiş.” “Tamam,” dedi Asir. “Gidelim bakalım derdi neymiş.” Yusuf eliyle otur işareti yaptı. “İşam getiriyor.” Çok geçmeden konağın kapısında bir araç durdu. Kadın yavaş adımlarla avluya girdi. Yüzündeki morluklar hâlâ tazeydi. “Hayırlı sabahlar, ağam. Kusura bakmayın, rahatsız ettim.” “Estağfurullah,” dedi Asir. “Buyur, otur.” “Yok ağam… Allah için yardım edin.” Asir sessizce dinledi. Yusuf araya girdi: “Söyle abla, elimizden ne gelirse yaparız.” Kadının sesi titriyordu. “Kocamın kardeşi kumar oynamış. Kocam da abisi olduğu için alacaklılar evimizi bastı. Elimizde ne varsa aldılar. Kocamı da götürdüler. Bizi dövdüler…” Asir kaşlarını kaldırdı. “Ağam,” dedi kadın, “kocam ‘Ben karışmam, borcu kim yaptıysa o versin’ deyince bizi darp ettiler. Kızlarımı dövdüler komşuya bıraktım. Kocam onların elinde.” Asir kısa bir an düşündü. “Tamam. Araştıralım. Yusuf, İşam’a söyle halletsinler.” Kadın gözyaşlarıyla, “Allah razı olsun,” dedi. “Komşular ‘Git Asir Ağa’ya, size yardım eder’ dediler. Koskoca ağa niye benim derdimle ilgilensin diyordum.” Asir ayağa kalktı. “Merak etme. Şimdi İşam’la git, çocuklarını al. Bu iş çözülene kadar burada kalın.” Kadın başını salladı. “Yok ağam, komşuda kalırız. Siz bize yardım edin yeter.” “Tamam. Evine git. Halledeceğiz.” Kadın çıkarken dua ediyordu: “Allah seni başımızdan eksik etmesin.”diye İşam kadını götürürken Yusuf, “Kahvaltı yapalım, sonra çıkarız. İşam o zamana adamları depoya getirir,” dedi. Asir, "dışarıda yaparız,” dedi “Teyzen seni görse yakar. Sabah sabah beni bile haşladı.” “Evin meselesi mi?” diye sordu. “Hıh, o mesele.” “Dememiş miydin? Hafızasını kaybetmiş, hiçbir şey hatırlamıyor diye.” “Yok demedim. Ne olacağını bilmiyorum. Neden gittiğini bile bilmiyorum.” Yusuf başını salladı. “Bilmiyorsun ama kendini ona kaptırmışsın çoktan.” Biraz sonra depoya geldiler. İşam, döverek getirdiği adamları gösterdi. “Ağam, bu itler.” “Adamı ne yaptınız?” dedi Asir. “Evine bıraktık. Evi talan etmişler.” Asir, Yusuf’a döndü. “Hesaptan yardım edin. Ne ihtiyaçları varsa karşılayın.” Yusuf başını salladı. “Tamam.” Asir yerdeki adamı yakasından kaldırdı. “Lan it! Kadına, çocuğa el kaldırmak nedir?” Tokadıyla adam yere savruldu. Yusuf çoktan diğerini yumrukluyordu. “Ulan bir bitmediniz anasını satayım!” diye bağırdı. “Kumar oynadıysan parayı oynadığın adamdan alsaydın. Zavallı insanlardan ne istedin?” “Asir Ağa, yapma! Kurban olayım!” diye yalvardı biri. Asir gözünü kırpmadan dövmeye devam etti. “Kadını hastanelik etmişsin!” dedi ve adama kan kusturana kadar vurdu. “Yeter ağam!” dedi Yusuf. “işam bakın öldü mü bu !” İşam nabzına baktı. “Yok nabzı var.” Asir", bu itin elinde ne varsa alın. Parasını da hesaba yatırın.” Asir’in ihtiyaç sahipleri için ayrı bir hesabı vardı. Böyle zamanlarda o hesaptan yardım ederdi. Öğlene doğru Hamdullah’ın bahsettiği mesele için Hamit Ağa’nın yanına gittiler. Hamdullah kapıda alayla, “Kardeşim, Ravend’in hatırası daha silinmemiş galiba,” dedi. Asir sessizce, “Senin kalıbını si…” dediğinde kapı açılıp . “Abim gelmiş!” diye bağırarak Solin koşup Asir’e sarıldı. Asir gülümsedi, elindeki tatlıyı uzattı. “Al bakalım.” Hamdullah güldü. “Senin o ihtiyar tatlıcı çok huysuz. Bu tatlıyı senden başkasına yapmıyormuş.” Solin şakacı bir tavırla, “Kıskanma. Abimi çok seviyor diye yapıyor ondan. Yoksa adamın tatlı yapacak hâli mi var?” dedi. Onlar konuşurken odaya çektip oturdular, Hamit Ağa ciddiyetle, “Ben araya girmem dedim. Nasıl biliyorsan öyle yap,” dedi. “Malagel araya girmeyecek.” Asir memnuniyetle başını salladı. “Emin olun, bazen insanların anladığı dilden konuşmak gerek. Onların anladığı dil para.” Hamit Ağa onayladı. “Doğru söylüyorsun. Seni bu yüzden severim. Efendi adamsın.” Hamdullah güldü. “Bir de bana sor, efendi mi değil mi diye.” Hamit Ağa. “O sizin aranızdaki mesele. Ben duruşuna, ağırlığına ve bana saygısına bakarım.” Asir oradan kalktığında Evin’i aradı. Evdeki çalışan, “Uyuyor,” dedi. “Tamam. Uyanırsa beni arasın.” Sonra Yusuf’la depoya geçti. Şebeke çekmediği için Evin arasa da ulaşamayacaktı. Asir’in içinde yine aynı huzursuzluk vardı. Onu düşünmeden geçen tek bir anı yoktu. Sanki her an kötü bir şey olacakmış gibi gözü sürekli telefondaydı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD