aşk ❤️‍🔥

1957 Words
Yazarın Anlatımı... Asir, Evin’in kucağında, her şeyden habersiz uyurken; amcası Eşref aşiret üyelerini toplamaya hazırlanıyordu. Aynı saatlerde Yusuf defalarca aramış ama ulaşamamıştı; çünkü Asir telefonunu sessize almıştı. Uzun süredir belki de aylar sonra ilk kez böylesine huzurlu bir uyku uyuyordu. Evin onun üzerine çıkmış, göğsüne başını koyarak yatmıştı. Kocası onun yastığıydı. İkisi de kendi dünyalarının gerçeklerinden uzaktı. Aşk ve gerçekler bazen aynı dünyada yan yana duramazdı. Ya Dünya'dan vazgeçersin ya da aşkından… İkisinin ortası yoktu. Asir, üzerindeki tatlı ağırlıkla gözlerini araladığında Evin’in üstünde olduğunu fark etti. Başını hafifçe kaldırdı; yüzüne düşen saç tellerini izlerken dudaklarında yumuşak bir gülümseme belirdi. Saçları usulca yana üfledi, başını tekrar yastığa bıraktı. Asir’in en sevmediği şey düzensiz uykuydu. Ama Evin’in uykusu düzensizlik değil, adeta bir savaştı. Yastık yerdeydi, yorgan yarı yarıya aşağı kaymıştı. Kendi kendine fısıldadı: “Yavrum, sen nasıl yatıyorsun böyle?” Gülmemek için dudaklarını ısırdı. Evin her şeyden habersiz, derin bir uykudaydı. Asir, Evin’in üzerinde yatıyor oluşunu fark ettiğinde istemsizce hoşuna gitmişti. Dün geceki o kısa ve çekingen yakınlığı saymazlarsa, ilk kez aynı yatakta sabahlamışlardı. Bu, ikisi için de sessiz ama büyük bir adımdı. Evin’in saçlarına hafifçe üfledi, yüzünden çekti. Düşmesin diye onu kollarının arasına daha sıkı aldı. Saçlarının arasına bir öpücük kondurduğunda Evin ağır uykusundan kıpırdandı. Asir, onun kendisini böyle yakalamasını istemedi. Hızla ellerini birbirine kenetleyip gözlerini kapadı, uyuyormuş gibi yaptı. Evin yavaşça başını kaldırdı. Rahat sandığı yatağının aslında kocasının göğsü olduğunu fark ettiğinde, sıkı kollar arasında hapsolduğunu anlayınca gözleri kocaman açıldı. “Hiii…” diye fısıldadı kendi kendine. “Adamın yanında yatmak tamam da, üzerinde yatmak nedir?” Hemen başını kaldırıp Asir’e baktı. Onu uyuyor görünce derin bir nefes verdi. “Oh be… Yatıyor.” İçinden geçiriyordu: Neyse, ben bir kalkayım da uyanmadan… Tam o sırada yerdeki yastığı fark etti. “Bu da benden beter… Yastığı bile yere atmış,” diye mırıldandı. Asir gülmemek için kendini zor tutuyordu. Yere düşen Kendi yastığıydı. Evin hafifçe kıpırdandı. Kolunu yavaşça çekmeye çalıştı ama Asir bilinçli bir şekilde biraz daha kıpırdadı. Evin’in iç sesi panikle bağırıyordu: Aha, yandın kızım sen! İnsan yatakta yatar. Senin adamının üzerinde ne işin var? Bir an durdu. Başını tekrar kaldırıp yüzüne baktı. Uykuda yüzündeki sakinliği görünce dudaklarında küçük bir tebessüm belirdi. “Kocam da yakışıklıymış ha…” diye fısıldadı, istemsizce. Asir, karısından bunları duyunca uyku numarasını iyice abarttı. İçinden gülümsüyordu. Evin mırıldanmaya devam etti: “Ne olmuş canım deli gibi yatıyorsam? İnsan yattığından sorumlu değil ki…” Asir artık dayanamadı. Yavaşça kulağına doğru eğildi. “He yavrum, he…” dedi kısık ve sıcak bir sesle. “Günaydın… Sen de çok güzelsin.” Evin irkildi. Alt dudağını ısırdı. “Beni niye üzerine çıkarıyorsun be?” dedi utangaç bir sitemle. Asir tek hamlede onu altına aldı. Gözlerinin içine baktı; bakışlarında hem arzu hem sabır vardı. “Sen çok fazla oldun…” diye fısıldadı. Cümlesi biter bitmez dudaklarını onun dudaklarına götürdü. Evin önce şaşırdı, sonra gözlerini kapattı. Karşılık verdiğinde içlerinde bastırılmış bir istek kıvılcım gibi büyüdü. Asir onu zaten deli gibi istiyordu. Ama Evin korkmasın diye, ürkmesin diye kendini zor zapt ediyordu. Şimdi ise sabırla arzu arasında, kalbi göğsünü zorlayan bir adamdı. dünyanın bütün gerçekleri kapının dışında beklerken, odanın içinde yalnızca aşk vardı. Yüzünün her yerini öptüğünde yaşadığı mutluluğa hâlâ kendisi bile inanamıyordu… “Yavrum, her hâlin aklımı başımdan alıyor. Biz seninle ne yapacağız böyle?” Evin gülerek elini Asir’in boynuna attı, nazlı bir şekilde gülümsedi. “Ölürüm senin gülüşüne… Ölürüm.” Asir bir zamanlar “Bir çocukla uğraşacak vaktim yok.” dediği kadına şimdi ömrünü verirdi. Onunla burada, bu odada, bu hayatta yaşlanmaya razıydı. Tam o sırada kapı tıklandı. Asir başını kaldırıp homurdandı: “Bunlar da iyice anama benzediler…” Evin, boynundan başını kaldırdığı için huysuzlaşan kocasına gülüyordu. “Ne var?” dedi Asir, hafif kızgın bir tonda; hâlâ Evin’in üzerindeydi. Kapının ardından bir ses geldi: “Asir Bey, Yusuf aradı. Size ulaşamıyormuş, telefona bakın dedi.” “Bakmıyorum lan, bakmıyorum!” diye söylendi. Evin onu iterek, “Çekil,” dedi. Asir kısık bir kahkaha attı. “Yavrum, bütün gece üzerimde yattın. Sıra bende.” Evin kaşlarını çattı. “Kesin sen yaptın! Zaten çok deli yatıyorsun. Bak, böyle olmaz.” Asir’in gülümsemesi dudaklarında yayıldı. “Öyle mi, yalancı kedi?” “Kedi mi?” “Evet, yavrum. Kedi… Sinirlenince tırnaklarını çıkarıyorsun, sevinince de mışıl mışıl oluyorsun.” Hem konuşuyor hem de yüzüne, saçlarına küçük öpücükler bırakıyordu. Evin tam da dediği gibi, Asir onu öptükçe gözlerini kapatıyor, dudaklarında huzurlu bir gülümseme beliriyordu. Vücuduna konan her öpücüğü hissediyor, içi yumuşuyordu. “Yusuf arıyormuş seni. Özlemiş kesin. Yanımda olduğunu biliyor… Adam hissetti tabii.” Asir sesli bir şekilde güldü. “Utanmıyor musun Yusuf’u kıskanmaya?” Evin göz devirdi. “Adam sana âşık gibi davranıyor. Bana da ‘Asir ağam senin bakıcın değil.’ diyor.” Yusuf’un taklidini yapınca Asir daha da güldü. Evin de gülerek, “Gıcık,” dedi Yusuf için. Biraz daha öyle kaldılar. Asir üzerinden kalkıp telefona baktığında Yusuf’un sayısız cevapsız arama ve mesajını gördü. İki kaşını kaldırarak geri aradı. Saat akşam üzerini bulmuştu. Boydan cama doğru yürüdü. Güneş vücuduna vururken Evin’in onu neredeyse salyası akacak gibi izlediğinin farkında değildi. Evin alt dudağını ısırmış, başını hafif yana eğmişti. Kendini o manzaraya fazlasıyla kaptırmıştı. Asir Yusuf’u aramaya hazırlanırken dışarıdan helikopter sesi duyuldu. Bunun Yusuf olduğunu hemen anladı. Telefonu kulağından indirip kapattı. Evin’e doğru dönerek, “Yavrum, ben bir bakayım,” dedi. Dudaklarına hızlı bir öpücük bıraktı. Gömleğini alıp giyerken odadan çıktı. Evin ardından bakıp içinden söylendi: “ooff… Anası bunu bana doğurmuş.”kendi kendine gülüp Hemen yataktan kalktı, üzerine bir şeyler giyip aşağı indi. Camdan baktığında Asir ile Yusuf’un konuştuğunu gördü. Yusuf telaşlıydı: “Ağam, nerdesen Allah’ını seversen? Nerdesen, he?” “Müsait değildim. Ne oldu?” dedi Asir. “Amcan bu akşam aşireti toplayacağım demiş. Ben de helikopterle geldim. Gitmemiz lazımdır.” Asir’ın artık canına tak etmişti amcasının yaptıkları. Yusuf olanları tek tek anlattıkça Asir’in yüzü sertleşti. Gerçekten çok sinirlenmişti. Onlar dışarıda konuşurken Evin mutfağa geçti. Evdeki çalışana“ akşam yemeğini ben hazırlayacağım,” dedi. “Tabii, buyurun,” dedi kadın saygıyla. “Geçmiş olsun Evin Hanım. Sizi böyle ayakta görmek gerçekten mutluluk verici.” Evin teşekkür etti. Tezgâha koyduğu malzemeleri düzenlerken kadın merakla onu izliyordu. “Ne yapacaksınız?” Evin hafifçe omuz silkti. “Bilmiyorum… Yaparken karar veririm.” Kadın alt dudağını ısırdı ama ses etmedi. O an mutfağın içinde sadece doğranacak sebzelerin sesi ve sakin bir akşam hazırlığını vardı. “Evin'in yaptıklarına bakınca isterseniz yardım edebilirim, siz yaparsınız,” dedi kadın temkinli bir sesle. “Yok yok, ben kendim yapacağım.” “Tamam,” dedi ve yerine oturdu. Evin, yaptığını sandığı çorbayı tencereye koydu. Ardından soğuk suyla pilav yapmaya kalkıştı. Fırına da eti attı. Kadın hayretler içinde onu izliyordu. “Evin Hanım…” diye arada müdahale etmek istese de Evin hiçbir şekilde karışılmasını istemiyordu. “Ben her zaman yapıyorum.” Kadın sadece, “Hı… Anladım,” diyebildi. Daha fazla dayanamayarak mutfaktan çıktı. Asir, Yusuf ile birlikte içeri girdiğinde Yusuf burnunu buruşturdu. “Ev ne kokuyor böyle?” deyip yüzünü buruşturdu. Asir’ın aklına tek bir isim geldi. “Evin…” dedi ve direkt mutfağa yöneldi. Yusuf da arkasından gitti. Asir’ın kapıda durmuş Evin’i izlediğini görünce başını salladı. “Evimizin neden yandığı belli oldu,” diye mırıldandı. Evin, Asir’ın tişörtü ve pijamasıyla mutfakta koşturuyordu. Üzeri başı ıslanmıştı. “Bu hâl ne?” dedi Asir. Evin mahcup bir ifadeyle, “Yemek yapıyorum ama galiba bu sefer bir şeyler ters gitti,” dedi. Yusuf kıs kıs güldü. “Bir şeyler mi? Yoksa her şey mi yanlış gitti?” Evin göz devirdi. “Sana ne be?” Yusuf alaycı bir edayla, “Bence bu mutfakta yanlış olan tek bir şey var, o da senin burada olman,” dedi. “Sus lan,” dedi Asir. “Karım uğraşıyor.” Evin çocuk gibi Yusuf’a dil çıkardı. “Ergen,” dedi Yusuf. Asir ciddileşerek Evin’e döndü. “Benim gitmem lazım. En geç yarın akşama dönmüş olurum.” Evin’in yüzü bir anda düştü. “Gitmesen olmaz mı?” Asir cevap vermeden Yusuf araya girdi. “Hayır, olmaz. Mecbur gelecek..” Asir başını salladı. “Doğru. Bu sefer gitmem lazım.” “Ama ya… Yemek yaptım o kadar.” Yusuf ellerini iki yana açtı. “Allah ağamı kurtardı işte. Yoksa adamı zehirleyecektin.” “Sus be! Sana mı yaptım sanki?” Asir ortamı yumuşatmaya çalıştı. “Tamam, yemeği yer öyle giderim.” Tam o sırada fırından duman ve yanık kokusu yükseldi. Evin panikle, “Aaa! Et yandı!” dedi. Yusuf başını göğe kaldırdı. “Allah’ım… Boş masraf!” “Sus lan!” dedi Asir. Evin fırını kapattı ama eti çıkarmadı. Çıkarırsam Yusuf daha çok dalga geçer, diye düşündü. “En iyisi kalsın orada…” Asir gülmemek için kendini zor tutuyordu ama Yusuf kahkahaya boğulmuştu. Evin elindeki kaşıkla onu kovalamaya başladı. “Ayıp be! Koskoca hanım ağasın!” Yusuf hâlâ gülüyordu salona kaçarken Asir Evin'in elinde kaşıkla yakaladı. Göz göze geldiler. “Şey…” dedi Evin mahcupça. “Biraz ortalık dağıldı. Et de yandı ama toparlarım. Merak etme, çorba ve pilav var.” Asir yanağından öptü. “Bir şey olmaz, yavrum. Sen üstünü değiştir. Seni salonda bekliyorum.” Evin başını salladı. Hiç ses etmeden hızla üzerini değiştirdi. Aşağı indiğinde çalışanlar masayı kurmuştu. Asir onu kendi pijaması ve tişörtü içinde görünce gülümsedi. “Benim kıyafetim yokmuş burada,” dedi Evin. “Alırız, merak etme.” “Hadi,” dedi Evin. “Akşam olacak neredeyse. Bir şeyler ye de öyle gidersiniz bari.” Evin, Asir ve Yusuf masaya oturdu. Yusuf önüne konulan çorbaya bakıp, “Ben tokum,” dedi. “Ye lan,” dedi Asir. Hemşire ve doktor sessizce dışarı çıkmıştı. Evin daha kendisi yemeden Asir’ın yemeğini yiyip beğenip beğenmeyeceğini merak ediyordu. Gözleri sürekli onun üzerindeydi. Asir bozuntuya vermeden çorbadan bir kaşık aldı. Yusuf da mecburen bir kaşık aldı ve yüzü anında değişti. “İyyyy! Allah canını almasın, bu ne?” Evin şaşkınca baktı. Yusuf dramatik bir şekilde, “Ağam, Allah için bırakasın! Vallahi zehirlenirsin ha!” dedi. “Sus Yusuf, çorbanı iç,” dedi Asir uyarır bir tonda. “Ben bunu içmem abi. Canıma susamadım!” Evin bu kadar abartılmasına sinirlenip çorbadan bir kaşık aldı. Yüzü hafifçe buruştu ama belli etmemeye çalıştı. İçine iki defa tuz atmıştı… Tadının biraz kötü olması normaldi. “Ne koydun bu çorbaya?” dedi Yusuf " söylede yanlışlıkla yapmayalım" Evin hızla kâseyi kocasının önünden çekti. “İçme!” Asir gülümseyerek, “Neden?” dedi. Yusuf araya girdi. “Neden mi? İlk kaşıkta feleğim şaştı Allah'ıma kavuşacaktım!” “Yalan söyleme be!” dedi Evin sinirle. Yusuf pilavdan bir kaşık aldı. “Bu ne? Bebe maması mı?” Evin bir kaşık daha aldı, sonra kâseyi ve tabağı alıp mutfağa götürdü. Asir Yusuf’a kızdı. “Oğlum niye öyle diyorsun?” Yusuf sitemle, “Ağam Allah için… Hadi sen âşıksın ama bana ne olmuş? Beni niye yakıyorsun?” dedi. Asir çatalını salataya batırdı. Yusuf hemen, “Dur dur! Yeterince miden eziyet çekti, kesin bunda da bir şey var” dedi. Asir güldü" lan oğlum sebze işte ne olabilir ki ". " Allah'ıma karım bu yemeği yapsa açlıktan ölsem yemem ha" Asir bol bol nar ekşisi ve limonlu salatayı bir çatal tek almıştı. Kendisi de biliyordu yemek yenilecek gibi değildi. Ama Evin üzülmesin diye birkaç lokma daha almaya çalıştı. Sonunda ikisi masadan kalktı. “Gitmemiz lazım.” Evin mutfaktan çıktığında Yusuf, “Ben dışarıda bekliyorum,” dedi. “Güle güle,” dedi Evin göz devirerek. Asir’in kollarının arasına girdi. “Gitmesen olmaz mı?” dedi. Boğazı anında düğümlendi. “Amcam rahat durmuyor. Bir gün sonra yanındayım, merak etme.” “Tamam…” dedi Evin mecbur kalmış gibi. Parmak uçlarına yükselip kollarını boynuna doladı. Onu bırakmak istemiyordu. “Ben de gelsem olmaz mı?” “Yok güzelim. Olmaz. Bir gün sonra yanındayım, tamam.” Evin alt dudağını bükerek başını salladı. Neredeyse ağlayacaktı. Onlar, Irak’ta kopan fırtınanın tam ortasına gideceklerdi… Ve Evin ilk kez, içindeki huzurun bu kadar kısa sürmesinden korkuyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD