hafıza kaybı

1702 Words
Yazarın Anlatımı... Asir için dünya yeniden dönüyor gibiydi. Kıştan sonra baharın müjdecisi gibiydi Evin’in uyanışı. Sevinçten deliye dönmüş gibiydi. Hâlâ inanamıyordu. Evin ise boş gözlerle ona bakıyor, sanki uzun bir uykudan yeni uyanmış gibi dalgın duruyordu. Gözlerini yalnızca kısa bir süre, zar zor açık tutabilmişti. Asir, onun yeniden komaya girmesinden korkarak eğildi başına. “Güzelim,” dedi titrek bir sesle, “sakın uyuma… ne olur gözlerini kapatma.” Evin’in eli yüzüne dokunmak ister gibi hafifçe kıpırdadı ama gözleri yeniden kapandı. Asir korkuyla doktoru çağırdığında, doktor ve hemşirenin aslında uyanacağına dair hiç umutları yoktu. Ama Evin artık uyan diyerek yalvaran kocasının sesini duymuştu. O karanlığın içinden, o sese tutunarak çıkmıştı. Gözlerini açtığı anda onu karşısında gördü. Sanki çok uzun süredir görmemiş gibi, hasretle baktı yüzüne. O bakışa daha fazla direnemedi. Doktor onu muayene ederken Asir başucunda bekliyordu. “Hadi,” dedi Asir sabırsızlıkla, “güzel bir şey söyle.” Doktor gülümsedi. “Karınız komadan çıkmış. Şu an ilaçların etkisi var. Etkisi geçince tamamen uyanacak.” Asir göğsünde sıkışan nefesi derin bir “Huhh…” sesiyle bıraktı. “Allah’ım, şükürler olsun… Onu bana tekrar bağışladığın için şükürler olsun.” Evin’in elini tutup öptü. Doktor serumu kapatıyordu çünkü artık Evin’in ona ihtiyacı yoktu. Asir her iki dakikada bir saate bakıyor, geçmeyen zamanı zorla ittiriyormuş gibi sabırsızlanıyordu. Bir an önce uyanmasını istiyordu. Üzerini değiştirmek için kendi odasına gittiğinde kendini yatağa bıraktı. Sanki sırtından tonlarca yük kalkmıştı. Üzerine çöken yorgunlukla gözleri kapandı. Elini alnının üzerine koydu. “Birazdan yanına giderim…” diye mırıldanarak uykuya daldı. Gecenin birinde Evin gözlerini derin uykusundan açtı. İlk seferki gibi Asir'i yanında görmeyi bekliyordu. Ama odada tek başına olduğunu fark etti. Gözleri hemen onu aradı. Odanın içindeki loş ışıkta doğrulmaya çalıştı. Vücudu hafif tutulmuştu ama sandığı kadar kötü değildi. Normalde uzun süre yatan hastalar fizik tedaviyle ayağa kalkardı. Ama Asir onu her gece kucağında uyutmuş, gündüzleri de sürekli pozisyonunu değiştirmişti. Bu yüzden bedeni beklenenden iyiydi. Yatağın kenarına tutunarak ayağa kalktı. İlk adımda başı döndü. Ayaklarının altında elektrik dolaşıyormuş gibi karıncalandı. Bir süre bekledi. Sonra duvardan destek alarak yavaşça kapıya doğru yürüdü. Kapıyı açtığında salondaki otomatik aydınlatmalar yandı. Etrafına bakındı. Burası yabancıydı; daha önce hiç görmemişti. Karşıda merdivenler vardı. Sol taraftaki odaya doğru yürüdü. Elini kapı koluna uzatıp yavaşça aşağı indirdi. Oda karanlıktı. Duvara uzanıp ışığı açtı. Işık yanınca Asir'in sırt üstü uyuduğunu gördü. Gülümsedi. Onu çok özlemişti. Bir an gözleri sırt kaslarına takıldı. “Bu adam böyle değildi ki…” diye geçirdi içinden. Ne olmuştu? Hangi ara bu kadar değişmişti? Derin bir iç çekti. Beğeni dolu bakışlarını üzerinden çekmeden yatağa doğru yürüdü. Uyumak istemiyordu ama kocasına sarılmak istiyordu. Yavaşça yanına oturdu. Asir yüzünü diğer tarafa dönmüştü. Evin usulca eğilip burnuna dokundu. Çünkü Asir burnundan huylanırdı. Gerçekten de hemen başını onun olduğu tarafa çevirdi. Evin, yaramaz bir çocuk gibi istediğini yaptırmış olmanın keyfiyle yanına uzandı. İyice ona sokuldu. “Niye bu kadar özledim ki…” diye düşündü içinden. Kokusu burnuna dolunca burnunun direği sızlamıyordu sadece yüreği de titremişti . Asir ona doğru tamamen dönünce Evin kucağına girdi. Gözleri doldu. Kokusu eşliğinde gözlerini kapadı. “Uyumam,” diyen kadın, huzurla uykuya teslim oldu. Sabaha karşı Asir bir ara gözlerini açtı. Yanında hissettiği bedenle anında doğruldu. Evin’e baktı. “Nasıl lan…” diye fısıldadı şaşkınlıkla. “Nasıl gece tek başına yürüyüp buraya geldi?” Küçük çaplı bir şok yaşadıktan sonra içinden defalarca şükretti. İki aydır karısının öldüğü haberini veren adam… Onsuz bir saniye bile yaşayamayacak olan adam… Elini yanağına koydu. Başını boynuna gömdü. Kokusunu içine çekti. Dudakları boynuna değdiğinde Evin hafifçe kıpırdadı, başını kaldırdı. “Seni çok özledim,” dedi. Asir başını öptüğü boynundan kaldırdı. “Cennette miyim? Öldüm de haberim mi yok?” dedi kısık bir gülüşle. Evin kaşlarını çattı. “Niye öyle diyorsun? Ne oldu?” Asir bir tuhaflık olduğunu hissetti. “Sen iyi misin?” dedi dikkatle. Evin gülümseyerek, “Asıl sen iyi misin?” dedi. “İyiyim güzelim, iyiyim yavrum.” Ama aklının bir köşesinde bir soru vardı: Nasıl olurdu da Evin, altı aydan fazla köşe bucak kaçtığı adamı affetmiş gibi davranıyordu? Bir anda ne olmuştu? Asir'in tanıdığı Evin, uyandığı gibi giderdi. Gerçi neden gittiğini hâlâ bilmiyordu. Şu an sadece uyandığına seviniyorum sonraki konu sonraydı. Derin bir nefes aldı. Onu kucağına çekti. “Lütfen…” dedi yumuşak bir sesle. “Yarın konuşalım mı? Ben seni çok özledim." Şimdi Evin kötü bir şey söyleyip de benden uzaklaşacak diye korkuyordu. Evin, tatlı tatlı yalvaran gözlerle bakan kocasına baktı. Başını sallayıp gülümsedi. Asir onu iyice kucağına çekti. Sıkıca sarıldı. Sanki bir daha bırakırsa kaybedecekmiş gibi. Ve o an, dünya yeniden dönmeye başladı. Bu sarılma kırk yıllık bir hasreti paramparça etmişti. Asir, kokusunu içine çekerken gözleri kapalıydı; özleminden sızlayan ciğerlerine doldu kokusu Evin, Asir tarafından bu kadar özlem ve hasretle sarılmaktan hoşlanmıştı. Onun bu hâli kalbini eritmişti. İkisi de uyumadı. Saatlerce sarıldılar. Evin, onun uyuduğunu sanıp başını hafifçe kaldırdığında Asir'in gözlerinin açık olduğunu gördü. Bakışları boşluğa dalmıştı; kafasında Evin’in onu terk ettiği gün dönüp duruyordu. “Canım,” dedi Evin yumuşak bir sesle, “neyin var?” Asir hafifçe kıpırdandı. “Hımm… Yok bir şey güzelim çok mutluyum uyandığın için, iyiyim. Senin bir yerin ağrıyor mu?” Evin göğsüne yasladığı başını iki yana salladı. Başını boynuna gömdüğünde nefesinin sıcaklığı Asir'i zorluyordu. O sıcaklık bütün bedenine bir akım gibi yayıldı. Asir çenesini tutup dudaklarını öpmeye başladığında Evin de karşılık verdi. O an aralarındaki bütün sorunlar, bütün düşünceler uçup gitmişti. Asir ona söz vermişti: “İstemediğin hiçbir şey olmayacak.” demişti. Ama şimdi Evin, varlığıyla bile onu zorluyordu. Dudakları birleştiği andan beri Asir, Evin’i kolunun üzerine alıp sırt üstü çevirmiş, yüzünün her santimini koklayıp öpmüştü. Evin bundan rahatsız değildi; aksine içinde kıpırdayan bir istek oluşuyordu. Elini ensesine koyup boynuna bastırdığında Asir, öptüğü boynunda can vermek ister gibi derin bir nefes aldı. Kokusu ciğerlerine doldu. Başını kaldırıp yüzüne baktığında Evin’in yanakları alev almıştı. Asir, onun ilk öpüştüğü adamdı. İlk aşkıydı. Her şeyiyle ilkiydi. “Seni çok özledim,” dedi Asir kulağına fısıldar gibi. Evin duyduğu sözle mest olmuştu. “Ben de…” dedi kısık bir sesle. “Seni çok seviyorum, Asir. Eskisi gibi az değil… Bu sefer çok seviyorum.” Asir dudaklarını bir kez daha öptü. “Eee?” dedi, dudaklarının kenarını öperken. Evin’in gülerken çenesinde oluşan gamzeyi hızlı hızlı öptü. İkisinin gülme sesi odayı doldurdu. Asir, üzerindeki tişörtü çıkardığında Evin utansa da ses etmedi. Atletle kalmıştı. Asir boynunu öpe öpe göğüs oluğuna kadar indi. “Canımı alacaksın kadın sen… Canımı,” dedi nefes nefese. “Olmaz…” dedi Evin, hoşuna giden bir ürpertiyle. Asir deniz mavisi gözlerine bakarak, “Olur,” dedi. “Kurban da olurum, oldum da… Çoktan oldum.” Evin onun sırt kaslarına dokunduğunda utanıp güldü. “Ne oldu, hoşuna mı gitti?” dediğinde Asir hafifçe güldü. Evin sırtına vurdu. “Sanane! Benim değil mi? İstediğim gibi dokunurum.” diye de laf attı. Asir gülerek " ben seninim yavrum inkar eden yok"dudaklarını yeniden öptü. Zamanın nasıl geçtiğini anlamamışlardı. Güneş ışığı Evin’in yüzüne vurduğunda Asir fark etti ki sabah olmuştu. Biraz sonra kapı çalındı. Hemşire", Asir Bey,” diye ses geldi. “Evin Hanım odasında yok.” Asir, altına aldığı Evin’in boynundan başını kaldırdı. “Halla halla… Belki yürüyüşe çıkmıştır, bir bakın,” dedi ciddi bir sesle. Evin koluna vurup güldü. “Asir Bey, şaka yapmıyorum,” dedi hemşire. “Ben de şaka yapmıyorum, bakın,” deyince Evin kıkırdamaya başladı. Hemşire içeriden gelen gülme seslerinden Evin’in odada olduğunu anlamıştı. “Asir Bey,” dedi gülerek, “Evin Hanımı siz arayın Ben kahvaltıya iniyorum.” Kapıdan uzaklaşan adım sesleri gelince Evin, “Sesimiz gitti,” dedi. “Gitsin,ne yapıyoruz sanki” dedi Asir umursamazca. Evin’in huylanılan kulak memesini hafifçe öpüp ısırdı. Evin’in gidecek hiçbir yeri yoktu. İki kolunun arasında kalmıştı. “Asir…” dedi Evin fısıltıyla. “Evim,” dedi Asir. “Güzel karım.” Evin’in eriyen kalbi yalnızca ona atıyordu. “Ya sen ne güzel konuşuyorsun… Bir anda bana ne oldu?” dedi şaşkınlıkla. “Yavrum, aklını mı kaybettin?” dedi Asir şakayla karışık. Ama Evin gerçekten hafızasını kaybetmişti. “Hayır ya… Aklımı kaybetsem seni hatırlamam değil mi?” Asir kalbinin üzerini öptü. “Kalbin beni unutmaz yavrum.” Evin başını salladı. “Doğru… Sana bir şey diyeceğim.” “Söyle yavrum.” “Ben nasıl kaza geçirdim? Kaç gündür uyuyorum bilmiyorum…” Asir bir an durdu. “Şaka mı yapıyorsun?” Evin ciddi bir ifadeyle, “Hayır, vallahi hatırlamıyorum.” Asir’ın içinde bir şüphe büyüdü. “Ne hatırlıyorsun peki?” “Her şeyi hatırlıyorum.” “Düğünümüzü hatırlıyor musun?” dedi Asir’in boğazı düğümlenerek. Evin alt dudağını bükerek, “Evet hatırlıyorum. En son hazırlık yapıyorduk. Nikanımız kıyılmıştı… Ben düğünde mi kaza geçirdim?” Asir bir anda üzerinden kalktı. “Sen ciddisin…” “Evet,” dedi Evin. “Ne oldu ki?” diyerek boynuna sarıldı. Asir’in yüreğine bir ağırlık çöktü. Evin’i son bir kez öptü. “Hadi,” dedi. “Saat dokuzu geçiyor. Doktorunla konuşalım.” “Asir, ben niye hastanede değil de buradayım?” “Anlatacağım… Ama önce kalk, uykucu.” Bozuntuya vermemeye çalışsa da morali altüst olmuştu. Evin onu affetmemişti; sadece hafızasını kaybetmişti. Daha neden terk edildiğini bile bilmiyordu. Şimdi içinde biriken hiçbir şeyi açamayacaktı. “Neden gittin?” bile diyemeyecekti. “Ben bir doktorla konuşacağım,” dedi odadan çıkarken. “Ağam,” dedi Evin alaycı bir tonla, “uyusam olur mu?” Asir gülümsedi ama cevap vermedi. Doktorun yanına gittiğinde hemşire ve doktor gülümseyerek baktılar. “Gözünüz aydın Asir Bey. İşimiz zor, hasreti düşürmeyin,” dediler şakayla. “Sağ olun,” dedi Asir. “Teşekkür ederim.” Herkes işinin başına döndüğünde, “Doktor Bey, sizinle biraz dışarıda konuşabilir miyiz?” dedi. Koridora çıktıklarında Asir sözü uzatmadı. “Evin düğünümüzden sonrasını hatırlamıyor. Kazayı bile hatırlamıyor. Nasıl kaza geçirdiğini bilmiyor.” Doktor düşünceli bir şekilde başını salladı. “Size böyle bir ihtimalden bahsetmiştim. Kısmi hafıza kaybı bekliyorduk.” “Asir Bey, Evin Hanım çok acı çekmiş. Bazen beyin, en ağır anıları silerek kendini korur.” “Böyle bir şey mümkün mü?” “Evet, mümkün. Vücut kendini korumaya almış olabilir. Geçirdiği kazayı da düşünürsek bu gayet normal.” “Peki düzelme ihtimali var mı?” Doktor derin bir nefes aldı. “Bunun için net bir şey söyleyemem. Hiç hatırlamayabilir. Ya da bir saat sonra her şeyi hatırlayabilir. Bu, tamamen beynin nasıl iyileşeceğine bağlı.” Asir, koridorun ortasında öylece kaldı. Şimdi asıl sınav yeni başlıyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD