Vera
Saatin kaç olduğu hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Tek bildiğim Parker’ın kollarının arasında uyuduğum o gecelerden birini daha yaşadığımızdı. Huzurlu uykum alt kattan gelen seslerle kesilene kadar her şey harika gidiyordu.
Tık-tık
Neydi bu ses?
Tık-tık
Sanki birileri aşağıda kapıyı çalıyordu. İyi de kim bu evin kapısını çalardı? Buraya kim gelirdi? Üstelik bu saatte!
Tık-tık
Ses bir kez daha duyulduğunda iyice huzursuz olmuştum. Bu ses yerini gıcırdayan bir kapı sesine bıraktığında ise aşağıda neler döndüğünü anlamam sadece bir saniyemi almıştı. Hırsız. Sonuçta bir hırsızı benden daha iyi kimse tanıyamazdı. Belirtileri biliyordum. Oldukça tanıdıktı.
“Parker,” diyerek yanımda uyuyan yakışıklımı sertçe dürttüm. Tabi ki uyanmadı. Yanlış anlaşılmalara sebep vermek istemiyordum ama bir öküz gibi uyuyordu. Kulağının dibinde bomba patlasa sadece polis arkadaşlarını aramak için uyanırdı. ‘Dostum burada bir şey patladı. Beni uyandırmada gel al’
Salonda ayak sesleri duyduğuma yemin edebilirdim. Keskin kulaklarım vardı. İyi bir hırsız olmanın altın kuralı duyularına güvenmekti.
Parker’ı bir kez daha dürttüm. “Uyansana be adam!” diyerek daha yüksek sesle konuştum bu sefer.
Bir kez homurdandı ve başını diğer tarafa döndürüp konuşmaya başladı. “Zavallı adamları uyandırmakta koruyucu meleklerin görevi mi?” Uykusunda bile söylenebiliyordu. Onun ki özel bir yetenekti kesinlikle.
“Parker aşağıda biri var! Uyan diyorum sana!”
Parker tekrar başını bana çevirdi ve tek gözünü açıp konuşmaya devam etti. “Aşağıda biri olduğunu nereden biliyorsun ki?”
Gözlerimi devirdim “Hırsız hırsızı çekermiş diyelim. Hadi kalk artık, sersem.”
Parker başını yastığa koydu ve gözlerini kapatıp öylece sessizlikte bekledi. Ben de kalkmasını bekledim. İşte tam o sırada sesler tekrar duyuldu. Aşağıda bir şeyler devrildi ve adım sesleri güçlendi. Bu ev gerçekten çok fazla ses geçiriyordu.
Devrilme sesleriyle Parker’ın gözleri de sonuna kadar açılmıştı. İlla bunu duyması mı gerekiyordu yani? Hala güven sorunları yaşıyordu ve bundan hoşlanmamıştım!
“Hadi kalk artık. Yoksa aşağı inip onunla hırsız hırsıza konuşmak zorunda kalacağım”
Parker hızla kalkıp yataktan dışarı fırladığında ben de arkasından kalktım ve zıpkınımı sakladığım yerden çıkardım.
“Ne yapıyorsun sen?” diye sordu Parker
“Tanıştığım en berbat polise bir hırsızı yakalaması için yardım etmeye hazırlanıyorum”
Yüzünde hoşnutsuz bir ifade belirdi. Silahını eline aldıktan sonra bana doğru geldi ve tam karşımda sert bakışlarıyla dikildi. “Aklından bile geçirme. Sen burada kalıyorsun”
Öyle mi? Peki buna neye göre karar veriyordu? Zıpkınımı kaldırdım ve tam göğsünün üzerine tuttum. “Neyse ki söz dinlemek gibi bir alışkanlığım yok, yakışıklım”
Parker ilginç bir adamdı. Onun dişe diş göze gözdü. Silahını kaldırdı ve aynı şekilde göğsümün üzerine tuttu. “Bir daha düşün istersen, meleğim” Anlaşılan söz konusu benimle inatlaşmak olduğunda bile bu alışkanlığından vazgeçmeyecekti. Ama ben de öyle kolay lokma değildim hani.
“O silahın içinde hiç mermi olmadığını bir bebek bile anlar, Parker. Sen silahını boş tutan polislerdensin. Hani şu sadece ihtiyaç anında şarjörü dolduranlar polislerden. O yüzden,” Zıpkının güvenliğini indirdim. “Sen, ben ve dolu silahım şimdi aşağıya iniyoruz. Ama tabi yanına biraz da kurşun filan almak istersen ben sana engel olmayayım”
Parker’ın her zamanki homurdanmalarından biri duyuldu. Artık alışmıştım bu seslere. İşin ilginç yanı, hoşuma gitmiyor da değildi hani.
Yakışıklım silahını hızla doldurduktan sonra sessizce odadan çıktık ve yavaş adımlarla salona doğru ilerlemeye başladık. Önce sessizce merdiveni indik, ardından salonla mutfağı ayıran koridorda durup içerden gelen sesleri dinledik. İçerden ne olduğunu tam olarak anlayamadığımız sesler geliyordu. Muhtemelen hırsız etrafı karıştırıyordu. Anlaşılan beceriksiz bir hırsıza denk gelmiştik.
“Ben mutfak kapısından dışarı çıkacağım,” diye fısıldadı Parker başıyla mutfak tarafını göstererek. “Ön tarafa dolanıp, kapıdan tekrar gireceğim”
“Çıplak ayakla?”
Gözlerini devirdi “Evime giren hırsızlara karşı hala yeteri kadar tecrübe edinemediğim için üzgünüm” diye fısıldayarak ters bir cevap verdi.
“Hiç sorun değil yakışıklım. Gelecekte birkaç kez daha evine gizlice girerim. Sana da tecrübe olur”
Tekrar gözlerini devirdi. Ne? Bu tartışmayı kendi başlatmıştı. Benim tek istediğim mesleğimin adını kirleten sersemle tanışmak ona ne kadar kötü bir hırsız olduğunu söylemekti.
“Konuya odaklanır mısın, Vera? Ben ön tarafa dolanıp geleceğim. Sen de burada bekle ve ben sana söylemeden sakın ortaya çıkma”
Ne yani? Beni eğlencenin dışında mı tutacaktı. Erkelerin hepsi böyleydi. Egolarını tatmin etmek için biz kadınları dışarda tutardı. Oysaki tarih boyunca erkeklerin hayatta kalmalarının tek sebebi kadınlar olmuştu. Biz olmasak tüm paralarını yeni çoraplara harcarlardı.
“Son kez söylüyorum. Yerinde kal, Vera”
O öyle düşünmeye devam edebilirdi. Benim için sorun teşkil etmiyordu. Ama tabi ki onu dinlemeyecektim. Ben kendi kurallarıma göre oynardım.
Parker beni son bir kez daha uyardıktan sonra arkasını döndü ve yavaşa adımlara mutfağa doğru ilerledi.
Hep burada saklanacak değildim. Zamanı gelince elbette saklandığım yerden dışarı çıkacaktım. Ama sadece bir süre daha burada kalabilirdim. Parker’ın ön tarafa dolaştığına emin olana kadar.
Bu yüzden Parker’ın adımlarını kafamda canlandırmaya çalıştım. Mutfağa giriş ve hızla arka tarafa açılan kapıya ulaşıp, sessizce kapının kilidini çözecekti. Bu çok zor olmayacaktı çünkü bu evin kilitleri cidden berbattı. Bu tarz kilitlerden nefret ediyordum. Biraz uğraşmak daha eğlenceliydi. Daha sonra gıcırdayan kapıyı çok az bir miktar açıp ve aralıktan dışarı süzülecekti. Soğuk bir anda yüzüne çarpınca kollarını etrafına dolayacak ve beş saniyeliğine bile olsa titreyecekti. Sonra sıra silahını yerinden çıkarmaya gelecekti. Arkasında tuttuğu silahı öne getirecek, iki eliyle kavrayıp ön tarafa doğru sessiz adımlarla ilerleyecekti. Bu büyük ihtimalle yalnızca 1 dakikasını alacaktı. İçimden 60’dan geriye yavaşça saymaya başladım. 60, 59, 58,… 45,… 40,… 30,… 15,… 4, 3, 2, 1. Parker sonunda ön kapıya ulaşmış olmalıydı. Kapı açık olduğu için tek yapması gereken onu biraz itmek ve sessizce tekrar içeri girmekti. Bu da benim için yerimden çıkma zamanının geldiğinin işaretiydi.
Yaslandığım duvardan yavaşça uzaklaştım ve sessiz adımlarla salona doğru ilerledim. Adımlarımı saydım tek tek. Merdivenlerden salona tam 20 adımda ulaşmıştım. 20 adımın sonunda salonun girişinde duruyordum. Adamımızda tam görüş alanımda duruyordu.
Üzerinde ki siyah deri ceket ve siyah dar kot karanlıkta bile seçiliyordu. Yere eğilmiş bir şeylerle uğraşıyordu. Ne yapıyordu sahi o orada? Biraz daha iyi görebilmek için birkaç adım daha ilerledim. En sonunda hırsızımızın uğraştığı şey gözüme çarpmış oldu. Kırık abajuru mu tamir ediyordu o?
“Kırdığı abajuru tamir eden tek hırsız sensin sanırım” diyerek orada olduğumu belirttim. Adamımız sıçrayarak yerinden kalktı ve iri iri açılmış gözlerle bir bana bir de ona doğrulttuğum zıpkınıma baktı. Dehşete düşümü ya da paniklemiş gözükmüyordu ki bunlar yakalanan bir hırsızın vereceği ilk tepkiler olurdu. O daha çok şaşırmış ve kafası karışmış gözüküyordu.
“Sen kimsin?” diye sordu. Ne biçim bir soruydu bu?
“Bunu sana benim sormam gerekmiyor mu? İçeri gizlice giren sensin sonuçta!”
Aklı daha da karışmış gibiydi. Benimde duygularım fena halde karışıktı. Ne tuhaf bir hırsızdı bu böyle? Onu daha iyi inceledim. Geniş bir alın ve sarı saçlardan başka hiçbir şeyi net göremiyordum yüzünde.
“Arkadaşımın evinde olduğuna ve bana silah doğrulttuğuna göre, hayır tatlım”
Tatlım mı? Ne çabuk samimi olmuştuk böyle! Birazdan da bana evlenme teklifi filan edecekti herhalde.
“Arkadaşım olup olmadığına ben karar vereyim istersen” diyen Parker, 3. Bir ses olarak aramıza katıldı.
Adam bu sefer hızla arkasına döndü. “Lanet olsun! Burada neler oluyor Parker?” diye haykırdı.
Tanışıyorlar mıydı bunlar? Kaç tane daha hırsız tanıyordu bu adam?
“George?” diye sordu şaşkın bir ses tonuyla.
George mu? Ben bu ismi nereden hatırlıyordum? Parker silahını indirip arkasını döndü ve gidip ışığın düğmesine bastı.
“Bu kadında kim ve siz ikiniz niye beni öldürmeye çalışıyorsunuz?” diye şaşkın bir ses tonuyla haykırdı. Gözlerim yüzünün tam halini gördüğünde kim olduğunu anlamıştım. Meğerse, benim değil de Parker’ın meslektaşıymış.
“Sen evime neden gizlice girdiğini açıklarsa ben de sana gerekli cevapları veririm, seni aptal!”
Gerçekten de aptaldı. Kim bir polisin evine girerdi ki? Ben bile o kadar aptal değildim. Tamam, yanlışlıkla iki kez girmiş olabilirdim ama anahtar kelimenin altını çizmek istiyorum . YANLIŞLIKLA!
“Kapıyı birkaç kez çaldım,” Ah! Demek ki gerçekten de kapı çalıyormuş. “Kimse açmayınca ben de kendi kendime açtım. Bu arada, o kilitleri bir an önce değiştir. İçeri benden önce bir hırsız girmediği için şanslısın”
Burası kendimi tutamayıp kahkahayı bastığım noktaydı. “Evet Parker,” dedim gülmeye ara verip “İçeri polis arkadaşından önce bir hırsız girebilirdi. Daha dikkatli olmalısın!”
Parker sert bakışlarını bana çevirdi. Anlaşılan bunu hiç komik bulmamıştı. Neyse ki bununla ilgilenmiyordum. Bana göre oldukça komikti.
“Sen kimsin?” diye sordu George tekrardan. Onunda adımla kutsanmasının zamanı gelmişti.
“Adım Vera,” dedim elimi ona uzatarak. “Parker’ın tam zamanlı kurtarıcı meleğiyim. Kendisi hala maaşımı, sigortamı ve yol paramı yatırmadığı için geçici süreliğine burada kalıyorum.”
George’un gözleri hafifçe kısıldı. Elini yavaşaca uzatıp benimkini sıktığında yüzünde şüpheli bir ifade vardı. “Tam adının Veronica Roza Glazkov olma ihtimali var mı?” diye sordu.
Hafifçe güldüm Parker ve onun bitmek bilmeyen merakı başıma bela olacağı benziyordu. “Arkadaşın çoktan adımı biliyor, yakışıklım! Desene bir hayranım daha var! Evet, George, tam adım bu. Ama lütfen bana Vera de. Parker bazen lanet kadın diyor ama sen yine de Vera de”
George elini geri çekti. Yüzünde hala o şaşkın ifade vardı. Aklının içinde cevaplanmayan bir sürü soru olduğuna emindim. Zaten buraya geldiğimde beri zamanımı soruları cevaplayarak geçiriyordum.
“Seninle daha önce tanışmış mıydık?” diye sordu.
Neden bu evde ki erkekler benimle tanışır tanışmaz bu soruyu soruyordu. Hayır, bu gelmiş geçmiş en klasik numaraydı da ondan soruyordum. Bu numaralar ben de işe yaramazdı yani.
“Belki,” diye mırıldandım. Büyük ihtimalle. Aslında, tam olarak kesinlikle!
“Onu şehir merkezimde ki evimde gördün, George,” diyerek açıklamaya başladı. “Beni omzundan vuran hırsız Vera’ydı.”
Ah lütfen! Başarılarımdan bahsederek beni utandırıyorsun Parker!
“Ne yani?” diye sordu George daha şaşkın bir ses tonuyla “Şehir merkezinde ki evine giren hırsızı yakalayıp, ormanda ki evine mi attın?”
Ah Tanrım! Buna gülmeyecektim de neye gülecektim. Uzun süreli bir gülme krizine girdim anında. Kendime engel olamıyordum. Hele Parker’ın yüz rengi hızla kırmızıya dönmeye başladığında bunu yapmam daha da zor olmuştu. Bu George’u her geçen saniye daha da çok seviyordum.
“Saçmalama George!” diye çıkıştı Parker. “Sadece Vera’nın benim evlerime gizlice girmek gibi bir alışkanlığı var”
İkisi de benim suçum değildi ki! Tesadüflerle dolu ilişkimizi bu kadar küçümsememeliydi. Ben sadece kurbandım! “Eh,” omuzlarımı silktim “Demek ki cazibenle öyle etkilemişsin ki beni ,yakışıklım, dönüp dolaşım yine senin yanında almıştım soluğu”
Gözlerini üzerime dikti. Aynen şöyle diyordu bakışları ‘gerçekten mi?’ Evet, gerçekten.
“Bana biri neler olduğunu anlatabilir mi?” diye sordu George.
Parker yine söylenmeye başladı. “Off ya! Sen niye geldin ki? Ne güzel uyuyordum ben! Sabahların suyu mu çıktı?”
George gözlerini devirdi “Bazılarımız bir işi olduğunu hatırlayıp nöbetlerini tutmak zorunda dostum!”
“Beyler,” diyerek araya girdim. “Lütfen tartışmanıza ben mutfağa gittikten sonra devam edin. Zira bu saatte sizin sidik yarıştırdığınızı izlemek hiç de ilgi alanıma girmiyor. Ben gidip bize kahve yaparken siz de ne konuşacaksanız konuşun”
Sonra tek kelime daha etmeden yanlarından ayrıldım. Mutfağa girdiğimde içeride ki soğuk hava hızla yüzüme çarptı. Anlaşılan Parker kapıyı açık bırakmıştı. Zıpkınımı tezgahın üzerine bıraktım ve gidip kapıyı sıkıca kapattım. İçerisi çok geçmeden tekrar eski sıcaklığına dönmüştü.
Önce kahve kupalarını çıkardı ve ardından ısıtıcıya su koyup, kahve kavanozunu yerinden çıkardım.
Acaba Parker George’la birlikte geri döner miydi? Buraya yalnız olacağımı bilerek gelmiştim ama şimdi onun gittiğini düşünmek beni açıkça korkutuyordu. Burada olmasına öyle alışmıştım ki, bana öyle çok güven veriyordu ki bu duyguyu kaybetmek istemiyordum. Ama giderse de ona kal diyemezdim. Gitmesi gereken bir işi vardı. Belki arada sırada gelir beni ziyaret ederdi. Kendi yolumu çizmeden önce onu mutlaka bir kez daha görürdüm, değil mi?
Isıtıcıda ki su ısınana kadar kendi kendime o yokken neler hissedeceğimi düşünüp durdum. Isıtıcıdan suyun kaynadığını haber veren o kısa tık sesi duyulduğunda ise bu düşüncelerin oldukça saçma olduğuna karar verip işime geri döndüm. Sonuçta Parker sonsuza kadar yanımda olmayacaktı. Onsuzluğa bir şekilde alışmam gerekiyordu.
Onsuzluğa… onun için hissetmeye başladığım şeyler beni ürkütüyordu. Bu güzel adam içime işlemeye başlamıştı. Onu korumak için ondan uzak durmalıydım ancak o tüm duvarlarımı tek tek yıkıyordu.
Sıcak suyu kupalara doldurdum ve hepsini bir tepsiye yerleştirip salona doğru yol aldım. İçeri girdiğim de ilk duydum şey George’un eğlenceli bir ses tonuyla “Seni şanslı piç kurusu!” diye haykıran sesiydi.
Erkek muhabbeti ilginç olabiliyordu!
“Ee?” diye sordum “Ona benimle tanışmana sebep olan o güzel hikayeyi anlattın mı? Sen gerçekten de şanslı bir piç kurususun, Parker Robinson!”
George keyifli bir kahkaha attı. “Dostum üstüne bir de küfür ediyor! Söylesene Vera, kız kardeşin filan var mı? Ona söyle istediği zaman evime gizlice girebilir”
Anlaşılan benim eğlenebileceğim bir şeyler konuşuyorlardı. “Maalesef George. Ama söz bir daha ki sefere senin evine gireceğim”
Parker ani bir hızla öfkelendi. “Bir daha kimsenin evine girmeyeceksin. Ben seni korumaktan bahsediyorum sen hala macera peşindesin!”
Niye bu kadar kızıyordu ki? Alt tarafı espri yapıyordum. Bazen gerçekten de canımı sıkıyordu.
“Onu nasıl korumayı planlıyorsun ki?” diye sordu George. Bunu gerçekten de nasıl yapacaktı? “Onu araştırdım. Hakkında hiçbir bilgi yok. Üstelik daha neden saklandığını bile doğru düzgün bilmiyorsun. Onu burada tutarak koruyamazsın. Bir gün gidecek. O zaman ne yapmayı düşünüyorsun?”
George bu konuda haklıydı. Bir gün mutlaka gidecektim. O zaman beni nasıl koruyacaktı ki? Onun bu koruma düşüncesinden vazgeçmesi gerekiyordu, benimde tek başıma savaşmaya.
“Bir yolunu bulacağım,” dedi Parker. “Eğer bana her şeyi anlatsa bu daha kolay olurdu tabi ama ben yine de bir yolunu bulacağım”
Yani kendini illa öldürtecekti. Neden sadece evinde kalmama izin vermiyordu? Kira almayan bir ev sahibi olarak da beni koruyabilirdi.
“Parker haklı, Vera,” George. Erkek dayanışmasının ortasında kalmıştım resmen. “Her şeyi anlat ki sana yardım edebilelim”
Çoğul mu kullanmıştı o? Kaşlarımı kaldırıp, soru soran gözlerle ona baktım. Bunlar birken iki etmişti resmen. “Ne?” diye sordu George “Arkadaşıma yardım etmeyeceğimi düşünmedin, değil mi? Öyle bir şey olmayacak. Hadi bize her şeyi anlat. Senin de haklı olduğun konular var. Eğer dediğin adamlar söylediğin kadar tehlikelilerse en iyisi onlara çok fazla bulaşmamak. Ama bu adımlarını takip edemeyeceğimiz anlamına da gelmez. Kim olduklarını, ne yaptıklarını bilirsek en azından sana yaklaştıkları an haberimiz olur.”
İyi bir noktaya değinmişti. Biraz istihbarat işime gelebilirdi. Yine de onları tehlikeye atmanın düşüncesi bile beni dehşete düşürüyordu.
“Yapamam” dedim.
“Yapabilirsin, Vera” dedi Parker “Sadece anlat. Söz veriyorum peşlerine düşmeyeceğiz. Sadece kim olduklarını bilsek yeter. Neden bu kadar endişe ediyorsun ki? Biz kendimizi koruyabilecek kadar iri ve çirkin adamlarız. Merak etme”
Hafifçe güldüm. İri konusuna katılabilirdim ama çirkin konusunda ciddi bir kavga çıkarabilirdim. Bu adamların ikisi de birinden seksiydi. Tabi Parker benim gözümde her zaman daha iyi olacaktı. Onu sadece dış görünüş olarak tanımıyordum ben. Onun kalbini de tanımaya başlamıştım ve bu ona hayır dememi imkansız hale getiriyordu.
“Madem söz veriyorsunuz,” diyerek söze başladım. İkisinin de gözleri kocaman açıldı ve göz bebekleri irileşti. Sırlarımı öğrenmeye ne kadar da meraklılardı. “Bu güzel hırsızın hikayesini duymaya hazırsanız anlatmaya başlıyorum”
“Yani artık patronunun adını öğrenebilecek miyim?” diye sordu Parker.
Güldüm. “Aslında, Parker,” dedim gizemli bir ses tonuyla “Garvil Andronikov hakkında bundan daha fazlasını öğreneceksin”