14.Bölüm

2148 Words
Parker “Burada daha kaç saat beklemeyi düşünüyoruz?” diye sorarak belki de bugün sekseninci kez söylendi “Ya da belki de bizi birkaç gün daha burada tutmayı planlıyorsundur” Ona cevap filan vermedim. Takmadım bile onu. İşime konsantre olmak bana her açıdan daha mantıklı bir seçim gibi gelmişti.  George için durum öyle değildi. Çünkü saçmalamaya devam etti. “Aslında, bu işi günlerce uzatmazsın. Çünkü öyle bir durumda Vera’na geç dönmüş olursun” Gördünüz mü? Size saçmalıyor demiştim. Durumu baştan özetlemem daha iyi olacaktı sanırım. George’la birlikte Gavril’in peşine düşmemizin 4.günüydü. Bugün, sonunda, Gavril’in evini öğrenmiş ve adamın evinin önünde pusu kurmuştuk. Maksadımız adama yaklaşmak değildi tabi. Sadece, belki ondan en az bizim kadar nefret eden birilerini buluruz diye umuyorduk. Ancak sabahtan beri bu dileğimizi yerine getirecek birisi çıkmamıştı karşımıza. Aslında, evden kimse çıkmamıştı. Biz de sekizden beri burada bekliyorduk o nedenle. Şimdi saat altıydı. “Biraz susar mısın, George?” diyerek çıkıştım ona “Ayrıca her on dakikada bir bana Vera ile ilgili laf atmaktan vazgeç. Liseli kızlar gibi davranıyorsun!” Şu an ihtiyacım olan son şey onun Vera’dan bahsedip durmasıydı. Dikkatimi toplamaya çalışıyordum ve bu hiç de yardımcı olmuyordu. Aslında George’a bir konuda hak veriyordum. Ben de bu işin bitmesini istiyordum. Sonra da Vera’nın yanına gidecektim. Son dört gündür bu anı bekleyerek yaşamıştım. Duygularım allak bullaktı ama ben kendimi mutlu hissediyordum. Sanki böyle kalbim kullanılmamaktan toz tutmuştu da uzun zamandır, Vera gelip onun tozunu almıştı. Değişik duygulardı işte. Öyle anlamsızdı… Yine de elime birkaç ipucu geçmeden vazgeçmeyecektim. Lanet psikoloğuma bile bundan bahsetmemiştim. Sadece bana ‘bu mutluluğun sebebi güzel bir bayan olabilir mi?’ diye sorduğunda omuzlarımı silkip, ‘belki olabilir’ demiştim. Daha önce de söylediğim gibi, özel hayatımı insanlarla konuşmaktan hoşlanıyordum. Özellikle hiçbir işe yaramayan deli doktorlarıyla. Bana bir an önce şu lanet raporu verirse çok mutlu olurdum. Onunla gerçekten artık yollarımı ayırmak istiyordum. “Susamam,” diyerek çıkıştı George. Bir anda öfkelenmişti. Menopoza filan mı girmişti bu? Bu ani duygu değişimlerini ancak bu şekilde açıklayabiliyordum çünkü. “Lanet olası 10 saattir buradayız Parker! Hiçbir sonuç elde edemedik. Hadi artık şu arabayı çalıştır da gidelim. Sen Vera’na kavuş ben de evime!” İşte yine Vera’dan konuşmaya başlamıştı! Onu bunu bir daha yapamayacak şekilde susturacaktım! Yani susturabilirdim, eğer tepki verme şansım arabanın açık penceresinden gelen bir sesle bölünmeseydi. “Vera’yı nereden tanıyorsunuz ?” diye sordu ses. İrkilerek döndüm ve açık pencere camından bize bakan adamı dikkatle inceledim. Uzun boylu ve yapılı bir adamdı. Yüzünde sert bir ifade vardı ve her halinden Gavril’in hırsızlarından biri olduğu belli oluyordu. “Esas sen kimsin?” diye sordum şüpheyle. Gavril’in yalakalarından biri olabilirdi. Vera’nın başını daha fazla belaya sokma riskini göze almayacaktım. “Eğer Vera’ya zarar verirsen kıçına tekmeyi basacak olan kişi. Ama arkadaşın ondan senin ‘Vera’n’ olarak bahsettiğine göre ona zarar vermeyecek birisin.” Aferin! Bulmacayı çözmüştü. Ancak ben hala ihtiyacım olan cevabı alamamıştım. “Sen bana Vera’yla ne alaka olduğunu söylemediğin sürece benden tek kelime alamazsın” diyerek direttim. Bu taktiği Vera’dan öğrenmiştim. Bir cevap istiyorsan, bir cevap vermen gerekiyordu. Ya da Vera’nın yöntemiyle ayak işlerini yapman gerekiyordu. Adam, ellerini arabanın üzerine yerleştirerek öne doğru eğildi. “Bak,” diyerek fısıldadı “Bana onun yerini söylemeni istemiyorum. Bilmezsem herkes için daha iyi. Çünkü Gavril delirmiş durumda. Vera’yı bulup, canını almadan rahat etmeyeceğe benziyor. Ben sadece iyi olup olmadığını bilmek istiyorum. Devamı benim değil onun sorunu.” Gözlerimi kısarak adamı inceledim. Vera’nın yerini bilmek istemiyordu. Bize Gavril’in planlarından bahsediyordu ve Vera’nın iyi olup olmadığını merak ediyordu. “Sen Zack misin?” diye sordum bir kez daha düşünmeden. Vera o gece bize Zack’ten bahsetmişti. Hayatı boyunca sahip olduğu tek dostu olduğunu eklemese, bu herife fena halde kıl olabilirdim. Neyse ki meleğim bu ayrıntıyı atlamamıştı. “Evet,” diye sordu Zack şüpheli bir ses tonuyla. “Adımı nereden biliyorsun?” “Vera söyledi” Ona güvenebileceğimi biliyordum. Eğer Vera ona güveniyorsa, ben de güvenebilirdim. Üstelik, yardım alabileceğim başka birini daha bulmakla zaman kaybetmek istemiyordum. “Vera’nın yerini biliyorsun yani. Peki ama sen kimsin? Bu hala cevaplamadığın bir soru, dostum” Ona alabileceği en net cevabı verecektim. Bu yüzden cüzdanımı elime aldım ve ona rozetimi gösterdim. “Bu kızın polislerle derdi ne? Onları çekiyor resmen? Son işinde onlardan birinin evine girmişti!” Öyle mi? Bak bunu hiç bilmiyordum işte! George “İşte o polis,” diyerek açıklamaya başladı ve başıyla beni işaret etti “Bu polis” Zack’in yüzünde saf bir şaşkınlık ifadesi vardı. Bu hikaye insanların üzerinde bu tarz bir etki yaratıyordu. Bunu inkar etmiyordum. Kader insanlara tuhaf şeyler yapıyordu işte. Kim derdi ki evime iki kere giren bir hırsız hayatımı bu kadar değiştirecek? “Bu nasıl iş be!” dedi Zack. Hala şoktaydı. “Güzel hırsız yine belayı kendine çekmiş anlaşılan. Neyse, ona zarar vermediğin sürece sorun yok. Sadece ona ortalarda görünmemesini söyle. Gavril çok öfkeli. Onu bulmadan rahat etmeyecek. Siz de artık gitseniz iyi olur. Arabayı fark etti ve kontrol etmem için beni gönderdi. Ona içerdeki kızlardan birine kafayı takan iki sersem olduğunuzu söyleyeceğim. Şimdi tüyün” Belki de çok fazla bilgi alamamıştım, ama şimdilik öğrendiğim bana yeterdi. Gavril denen bu adam elbette açık verecekti. Ben de onun açığını bekleyecektim. “Ve,” diyerek konuşmaya devam etti Zack “Ona iyi bak. Eğer canını yakarsan, seni bulur canını yakarım!” Sonra arkasını dönüp gitti. Zack… bunun için uyarmana bile gerek yoktu ki! Ben hayatımı onu korumaya adamıştım bile zaten! * Gavril’in evinin önünde ayrıldıktan sonra tekrar merkeze dönmüştük. Edindiğimiz sınırlı sayıda bilgiyi son bir kez daha kontrol edecektik. Zack, Gavril, Vera… bunların hepsini birbirine bağlayan bir şey olmalıydı. Zack, Vera’nın en yakın arkadaşıydı. Gavril, Vera’nın annesiyle evlenmiş ve sonra da onu öldürmüştü. Peki Gavril’e bu cesareti kim veriyordu. Nasıl bu kadar rahattı? Şimdiye kadar neden yakalanmamıştı? Vera onun cehennemde bir zebani olduğunu ve asıl korkmamız gereken kişinin şeytanın kendisi olduğunu söylemişti. Peki kimdi o şeytan? Tüm bunlar hala cevap bulamamış sorulardı. Ancak hepsini tek tek cevaplayacak ve Vera’nın özgürlüğüne giden yolu bulacaktım. “Bugünlük bu kadar!” dedim George’a dönmeden ve hızla ayağa kalkıp, ceketimle telefonumu elime aldım. “Seninle bütün gün sürünen benim ama iş bittiğinde güler yüzünle ödüllendirdiğin kişi güzel hırsızın. Sağol dostum, sen bir numarasın!” Yüzümü mü görmek istiyordu? Tamam, görüyordu işte! Umarım sinir olmuş bakışlarımı görmek ona yetmiştir. Çünkü bir sonra ki adımda göreceği şey yüzüm değil, yumruğum olacaktı. “Tamam be kızma!” diyerek ellerini yüzünün önünde açtı. Yüzünü koruması önemliydi tabi. “Hadi git sevgiline” Sevgilim mi? Hmm… bu terime alışabilirdim sanırım. George’u daha fazla dinlemedim ve merkezden çıkıp, meleğime doğru yol aldım. Vera Saat neredeyse on olmak üzereydi ama Parker hala gelmemişti. Onunla dün konuştuğumda bu akşam burada olmuş olacağını söylemişti ama on tam olarak da akşam sayılmazdı. Neredeydi bu adam? Acaba kaza filan mı yapmıştı? Yok canım! Saçmalama Vera! Büyük ihtimalle işten çıkamamıştı. İyi de bana niye haber vermemişti? Ben günde seksen defa ararken hiç sorun yoktu. Ancak bugün aramayacağı tutmuştu. Başına bir şey mi gelmişti? Ya Gavril onunla kaldığımı öğrenmişse? Kahretsin! Bu çok ama çok kötü bir ihtimaldi. O zaman işte Parker’la birlikte ölürdük. O nereye giderdi bilmiyorum ama benim cehennemin dibini boylayacağım kesindi. Mutfakta oturmuş, karanlıkta kahvemi yudumluyordum. Masanın üzerinde yanan tek bir ışıktan başka hiçbir şey yoktu. Elektrik olmadığından değil. Sadece karanlığı seviyordum. Mum ışığında oturmak ve karanlığın içinde yok olana kadar sessizlikle konuşmak hoşuma gidiyordu. Kahvemden bir yudum aldım ve Parker’ın neden gelmediğini düşünüp yaptığım strese daha fazla dayanamayarak masanın üzerinde ki sigara paketini açıp içinden bir tane çıkardım. Gavril’in evini ilk terk ettiğimde, sigarayı bırakma kararı almıştım. Ancak yakışıklım bana uzun süre yetecek kadar sigarayı geri de bırakıp giderek bunun berbat bir fikir olduğunu bana hatırlatmış olmuştu. Sigarayı masanın ortasında yanan muma yaklaştırdım ve mumun alevini kullanarak yaktım. Önce uzun bir nefes aldım. Sanki o duman boğazımdan aşağı inip ciğerlerimi zehirlediğinde dertlerimin üzerini de bir nebze olsun kaplıyordu. Ya da sigaranın aptallaştıran bir yan etkisi vardı. Bilimsel açıklamadansa kendi bulduğum o çok havalı açıklamayı tercih ediyordum. “Neredesin Parker?” diye söylendim kendi kendime ve son üç dakikadır on beşinci defa telefonumu kontrol ettim. Ancak yine haber yoktu. Sigaramdan bir nefes daha çektim ve dumanı yavaşça üfledim. Sigara dumanın üzerime sinmesine aldırmıyordum. Bu gül kokma meselesi ben de gerçekten de hastalık haline gelmişti. Hiçbir şey o yoğun gül kokusunu bastıramıyordu. Zaten bastırmasını da istemiyordum. Çünkü ben gül koktukça annemi yanımda hissediyordum. Bu bana inanç veriyordu. Yaşamak için inanç. Gavril onun hayatını mahvetmişti. Benimkini elimden alamayacaktı. Önce kapının açıldığını duydum. Sonra da adımı… “Vera?” Yaşasın! Yakışıklım gelmişti. Hızla yerimden kalktım ve mutfaktan çıkıp salona doğru ilerledim. Parker, elinde valizi kapının önünde duruyordu. Yüzünde onu olduğundan da yakışıklı gösteren harika bir gülümseme vardı ve o gülümsemesi hiç silinmeden içimi eriten bakışlarla bana bakıyordu. Ama hemen üzerine atlamayacaktım! “Bekletilmekten hoşlanmam, yakışıklım. Neden geciktin?” Parker’ın gülümsemesi gittikçe daha da çok genişlemişti. Anlaşılan sorduğum soru ona benim anlayamadığım bir zevk veriyordu. Valizini olduğu yerde bıraktı ve birkaç büyük adımda salonu aşarak bana doğru geldi.  Gözlerinde ki tutkulu bakışlar beni hem deli gibi korkutuyor hem de alev alev yanmama sebep oluyordu. Bu adam çok başka bir şeydi ya! Yanıma gelir gelmez güçlü ve çevik bir hareketle beni çekip aldı. Kaslı kolu sertçe belime dolandı ve bana kaçacak hiçbir alan bırakmadı. “Bu pek hoş bir hoş geldin olmadı, meleğim” diye fısıldadı usulca. “İstersen yukardan zıpkınımı alıp gelebilirim. Benim için problem değil. Tabi tercih edersen ateşli silahları da oldukça iyi kullanıyorum” Dudakları yukarı doğru kıvrıldı. Resmen gözlerimi onlardan alamıyordum. O dudakların benimkilere işkence yaptığı o anları bir türlü unutamıyordum. Ondan uzak durmalıydım ama yapamıyordum işte. Beni yine öpmesini istiyorum. Bana dokunmasını… işin sonunda ona aşık olacaksam da umurumda değildi. Zaten ondan iyi kimi bulacaktım ki aşık olmak için? “Benim aklımda başka bir şey vardı” diyerek cevap verdi Parker. Aklından neler verdiğini öğrenmek için şu an öl dese ölürdüm. Ama umarım öl demezdi. “Öyle mi? Ne geçiyor aklından yakışıklım?” Yüz ifadesi iyice keyiflendi. Gözleri hınzır bir parıltıyla aydınlandı ve yüzünü benimkine doğru daha çok yaklaştırdı. “Daha yakın bir karşılama” Ah! Kollarında bayılsam ne yapardı acaba? Birazdan kollarında bayılacaktım. “Ne kadar yakın mesela?” diye sordum oyunbaz bir edayla. “Mesela bu nasıl?” uzandım ve yanağına küçük bir öpücük kondurdum. “Benim aklımda ki tam olarak bu değildi, meleğim” Senin aklındakinin bu olduğunu biliyordum. Ama artık biraz da senin aklını kaybetme zamanının geldiğini düşünüyordum. Haksız mıydım? “Peki ya bu?” diye sordum ve bu sefer çenesine yakın bir noktayı öptüm. “Kısmen,” diyerek karşılık verdi Parker “Ama hala benim aklımda ki değil” Gözlerimi gözlerime diktim. Çocuk gibi oynuyorduk birbirimizle. İki hafta önce beni elleriyle öldürmek isteyen adamın şimdi böyle sevimli olması ve beni bu şekilde baştan çıkarması oldukça hayret vericiydi. “Belki de bana göstermelisin yakışıklım,” diyerek daha çok yaklaştım ona “Aklından geçenin ne olduğunu tam olarak anlatırsan, bundan sonra seni hep öyle karşılayabilirim” Bir insan nasıl bu kadar harika gülebilirdi? Gülerek öldürecekti resmen beni. O gülüşün altında eriyecektim resmen. O güldükçe ruhum çekiliyordu. Ona doğru çekiliyor ve kalbimi de yanında sürüklüyordu. “Zevkle meleğim” diye mırıldandı Parker ve bir saniye bile düşünmeden bana yakın karşılamak nasıl olur uzun uzun gösterdi. Dudakları benimkilerin üzerinde ustaca hareket ediyor ve tüm kontrolümü yerle bir ediyordu. Sadece dört günde onu ne kadar çok özlediğimi fark etmem çok zamanımı almamıştı. Dudaklarının tadı, ben son kez öptüğünden beri hala hafızamdaydı. Ve şimdi o anılarımı tazelerken sanki bir daha unutmayacağıma emin olmaya çalışıyordu. Diğer eli saçlarımın arasındaydı. Onları sıkıca kavramıştı ve bana nefes alacak alan bırakmıyordu. Sanki o benim nefesim olmuştu. Kalplerimiz aynı anda atıyordu. Ve her bir kalp atışıyla aramızda ki tutku daha da çok artıyordu. Parker hızla geri çekti kendini.  Nefes nefeseydi. Beni sıkıca tutuyor ve inatla bırakmıyordu. “Seni bırakmayı hiç istemiyorum meleğim ama eğer biraz daha bu koca adamı beslemezsen kollarına bayılabilir” Başımı geriye atarak keyifli bir kahkaha patlattı. Bu koca adam oldukça tatlıydı aslında. Ve istediği yemekse, ben karnını bir güzel doyuracaktım. “Şanslısın ki yemek yapmayı biliyorum. Hadi gel, sana yemek yaptım. Değerini bil çünkü öyle herkes için bir şeyler pişirmem” “Öyle mi?” diye sordu oyunbaz havasını bozmayarak “Başka ne yeteneklerin var bakalım?” Aslında çok özel bir yeteneğim vardı… ama bunu ona söylemeli miydim, bilimiyordum. “Aslında,” diyerek konuşmaya başladım. Hala kollarının arasındaydım. Ellerimi geniş omuzlarının üzerine yerleştirdim. “Aslında bir şeyler dikmeyi severim. Gavril asla kendi kıyafetlerimi almama izin vermezdi. Ben de bir gün bir dikiş makinası çaldım ve onu odama gizledim. O günden beri sahip olduğum her şeyi kendim diktim. Tabi ayakkabı konusunda yapacak bir şeyim yok. Onları hala indirimden satın almak zorundayım” Parker hayret dolu gözlerle bana bakıyordu. “Beni şaşırtmaya devam ediyorsun, meleğim. Bakalım hakkında daha neler öğreneceğim” Dudaklarım keyifle kıvrıldı “Yemek yerken sana belki sırlarımı açabilirim, yakışıklım. Hadi gel, kollarımda bayılman hiç de hoş olmaz” Sonra onu elinden tuttum ve mutfağa doğru sürükledim. Ne derler bilirsiniz, erkeğin kalbine giden yol, midesinden geçer.  
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD