Derya

1918 Words
Derya Benim adım Derya. Annemin adımı koymasının ardında hüzünlü bir hikaye yatıyor. Annemin, biri Hülya, diğeri Derya adında ikiz kız kardeşleri varmış. Hülya teyzem sadece 9 gün, Derya teyzem ise bir buçuk yaşına kadar yaşamış. Ama ne yaşamış ki hiç büyümemiş. O zamanlar, onunla yaşıt olan kuzeni büyüyüp serpilirken, o hep iki aylık bir bebek gibi kalmış. Beyninde su toplanmış. Annem hep şöyle derdi: “Keşke hastanede doğmuş olsalardı, belki yaşama şansları olurdu.” O dönemde yollar yokmuş, araba yokmuş. Hastaneye gitmek bile neredeyse imkansızmış. Biraz da insanların umursamazlığı, "geçer gider" hesabı yüzünden kulak ardı edilmiş galiba. Annem çocukluğumuzda anlatırdı; en çok dikkatimi çeken şey, Derya teyzem bayıldığında, bayıldığı yere çivi çakmalarıymış. Ne faydası varsa... Bu cehalet, bu bilmemezlik ne kadar kötü bir şey. Dedem gurbetten uzun zaman gelmemiş. Bir gün gelmiş ve nasıl olmuşsa, Derya teyzemi doktora götürmüşler. Doktor, “Ümidi kesin, bu çocuk çok yaşamaz,” demiş. “Beyninin arka kısmında su toplanmış.” Hiçbir ilaç da vermemişler. Anneannem hala gözyaşları içinde anlatır: “Ağlamasına dayanamazdım da zorla bulduğum çocuk aspirinini kaşıkta suyla eritip içirirdim.” derdi. Dedem Rusya'ya çalışmaya gidince, Derya teyzem bir buçuk yaşında vefat etmiş. Kışın en soğuk zamanıymış, bir buçuk iki metre karı yara yara cenazesini götürüp diğer ikizinin yanına defnetmişler. Dedem döndüğünde ilkbaharmış ve hiçbir şeyden haberi yokmuş. Elinde sadece Derya teyzeme aldığı bir çikolatalı gofret varmış. Diğer çocuklarına almamış. Onun öldüğünü duyunca yıkılmış. Bir keresinde anneme sormuştum: “Anneciğim, dedem bir tek çikolatayı Derya teyzeme almış ya, hiç kıskandın mı?” Annem hiç düşünmeden cevap vermişti: “Keşke o yaşasaydı da ben ömrüm boyunca hiç çikolata yemeseydim.” İnsan çikolatadan vazgeçer mi? Annem, vazgeçerdim, demişti. Hasta olmadığı sabahlar onu yanlarına alıp severlermiş. En çok bu zoruna gitmiş annemin. Bir sabah uyanıyorsun ve her şeyiyle ilgilendiğin kardeşin yok. Elbiseleri var ama o yok. Buna yürek değil, can bile dayanmaz. Annem eskiden hep, “Yaşasalardı şimdi şu yaşta olacaklardı,” diye anlatır. Kardeş acısı bambaşka bir şey galiba. Annem başlarda adımızı koymak istememiş, aklıma geldikçe acı çekerim diye. Ama sonra onların adını yaşatmak istemiş. Benim adım da bu yüzden Derya olmuş. Belki adımın hikayesi acıklı, ama ben bu ismi en güzel şekilde yaşatırım. Ne dersiniz? Annemle babam bir kaza sonucu melek oldular. O günden sonra anneannem sahip çıktı bize. Biz de en iyi şekilde hayırlı evlat olabilmek için uğraşıyoruz. Biz üç kardeşiz; İkizim Hülya ve abim Kerem de bizimle birlikte yaşıyor. Abim Kerem nişanlı. Bir ay sonra düğünü olacak, sonra kendi evine geçecek. Ablamla ben evde kaldık galiba. Bu halimizle de kimse almaz ki bizi. Niye mi öyle diyorum? Korkudan. Ablam da ben de kara kuşak karateciyiz. Yanımıza bir erkek yaklaşsa kesinlikle yumruğundan nasibini alır. Geçen gün anneannem ikimizi de karşısına alıp konuştu: “Yeter artık, kaç yaşına geldiniz, evlenemediniz! Koskoca Mardin'de size talip olup da dayağınızı yemeyen kimse kalmadı.” İkimiz aynı anda: “Ama anneanne...” “Susun bakayım, size söz hakkı tanıyan olmadı. Bundan sonra birini dövdüğünüzü, birine yumruk değil, şöyle elinizin tersiyle bile değdiğini duyarsam tüm hakkımı haram ederim size.” “O süt hakkı değil miydi anneanne?” “Sus, şımarma karşımda! Kurudunuz kaldınız evde, alan da yok ki sizi başımdan. Söz verin bana; kimseye bulaşmayacaksınız, karşınıza çıkan kısmetle 'ı'mı 'ı'mı etmeden evleneceksiniz!” İkimiz aynı anda: “Söz sultanım!” dedik. “Oh be, sonunda kurtulacağım sizden!” Hülya: “Hayırdır kız, sen niye bizden kurtulmak istiyorsun bakayım? Bizi evden atıp yeni dede mi bulacaksın yoksa kendine?” “Şu terbiyesizin sözlerine bak! Ayıp ayıp! Ben sizi böyle mi yetiştirdim? Kurudunuz kaldınız evde başıma!” deyip terlikleri peşimizden fırlatması bir oldu. Ablamla kaçarken çarpışıp yere düştük. Az önce arkamızdan terlik atan anneannem bize “Siz iflah olmazsınız” bakışı atıp alt kata kumrulara indi. Neyse ki bu aralar çocuklarla uğraşıyor da bize sarmıyor öyle. Bugün o kadar sıcak ki Mardin sıcağı bazen hiç çekilmiyor var ya. Sabahtan beri uğraşmadığım insan kalmadı. Ben böyle "lütfen" diyorum, o tam tersini yapıyor. Bir de “Seni oğluma alayım” diyen teyzeler var. “Üç çocuğum var, ilk kocamı satırla öldürdüm” deyince hortlak görmüş gibi kaçıyorlar. Ben ne dedim ki şimdi bu insanlara? "Nüfus dairesi burası teyzeciğim, evlendirme dairesi değil” desem de aynı devam ediyor. Bir keresinde bir teyze beni şikayet etmişti, hatta polis falan gelmişti. “Beyefendi, suçumu söyler misiniz?” “Merkezde öğrenirsiniz, lütfen zorluk çıkarmadan yürüyün.” Ellerime ters kelepçe takıp hükümet binasından çıkmıştık. Sanki azılı bir katil gibi beni almaya üç araba ile gelmişlerdi. Ablam avukat ama şu ana kadar hiç faydasını görmedim. Niye mi? Polisler o gün ellerimi kelepçeleyip karakola götürmüşlerdi. Ablamdır, avukattır, yardım eder umuduyla onu arattırmıştım. Ama keşke yoldan geçen birini getirseymişim, daha kolay çıkarırdı vallahi beni. Karakola geldiğinde esip gürledi: “Siz benim kardeşimi ne hakla alıkoyarsınız? Bir de ters kelepçe ile! Hepinizi dava edeceğim!” Öyle bir bağırıyor ki anlatamam, polisler bile ne yapacaklarını şaşırdılar. “Aha!” dedim, “Yaşasın, canım ablam beni kurtaracak!” Aslında ilk başta şu soruyu sorsa ne o kadar olay olurdu ne de başka bir şey: “Kardeşimin suçu ne memur bey?” “Hanımefendi, sakin olur musunuz lütfen? Kardeşiniz cinayet suçlaması ile burada.” Gözlerimi olabildiğince açtım: “Ne cinayeti ya?” Hülya: “Ne cinayeti beyefendi? Kardeşim birkaç kişi dövmüştür ama o kadar!” Memur: “Adam dövmek de var işin içinde! Bu kaçıncı kızım, vallahi bıktık senden!” Hülya: “Bırakın şimdi siz onu da, kimi öldürmüş de cinayet suçlamasından gözaltında?” Memur: “Üç çocuğunun babasını satırla doğramış.” Bunu duyan ablam gülme krizine girip: “Hahahah! Kusura bakmayın memur bey, haha, bu burada biraz daha kalsın, herkese aynı yalanı söylemez bir daha, akıllanır. Hahahahaha!” diyerek arkasına bile bakmadan çekip gitti. Durumun gerçeğini öğrenen polis memurları da gülme krizine girdiler. Kendine gelen memur, zorla konuşarak: “Bu kaçıncı sizi burada ağırlamamız? Bak, eğer biri senin yüzünden en ufak bir şikayette bulunur, 'bu bana yan baktı' derse, 3 gün nezaretten çıkarmam seni. Ona göre! Hadi kaybol şimdi gözümün önünden!” O günden sonra gelen teyzelere daha öyle demedim. Bu sefer bekar olduğumu öğrenince oğullarını, yeğenlerini nüfus müdürlüğüne yollamışlar. Nereden baksanız 30-40 kişi mülakata gelmiş gibi benimle görüşmeye gelmişlerdi. Bu sefer de onlar kavga edince yine ben karakolluk oldum, bir de demezler mi, “Hepimize randevu verdi” diye. Utancımdan kafamı kaldıramıyordum. Ne kadar durumu izah etmeye çalışsam da dinlemediler. Bu sefer ablamı değil de Kumru'nun abisi Atakan abiyi çağırmıştım, belki ablamdan insaflıdır diye. Ama nerede! Onun da ablamdan kalır yanı yokmuş. Üç saat beni nezarette bekletti. Sonra “Hadi yine iyisin, kıyamadım sana” deyince, ayaklarımı yere vura vura çıktım karakoldan. Tüm manyaklar beni buluyor, memurluğum da yanacak bunların yüzünden. Ey Allah'ım, şimdi ben ne yapsam yaranamıyorum kimseye. Galiba en bahtsız bedevi benim şu hayatta. Bir kere yüzüme gül be... Çok mu şey istiyorum senden? Arabamı yeni aldım, daha alalı bir hafta bile olmadı. Bu zamana kadar alt komşumuz Kumru’nun arabası ile idare ediyorduk. Allah razı olsun, bir gün bile naz etmedi. Ne zaman ihtiyacımız olsa o halletti. Onun yaşadıkları hiç kolay şeyler değil. Ben olsam onun kadar katlanamam galiba. Öyle sonsuza kadar beklemek falan bana göre değil, önce bir aklımı başımdan alacak birini bulayım da... Akşam olmuş, saat tam beşte işten çıktım. Eve gidip üzerimi değiştirecek, ayaklarımı uzatıp bir Kore dizisi açıp onu izleyeceğim. Umurumda bile olmaz vallahi kimse. Arabaya bindim, müziği açıp kendi kendime şarkı söyleyerek gidiyordum. Dört yol ağzına gelince, sağ tarafımdaki araba sinyal falan vermeden önüme kırdı. Diğer yola dönecekken arabaya çarptım. “Lan senin yapacağın işi de yaptığın işi de...” deyip indim arabadan. Benim arabanın ön kaputu baya baya düşmek üzereydi. “Lan vicdansız, bir hafta oldu bu arabayı alalı! Ne olur sanki adam gibi sürsen. Daha taksitleri duruyor,” deyip kendi kendime söylenirken, diğer arabadan bir zebani, daha doğrusu zebani gibi bir adam gelmiş bana dikleniyor. Neymiş efendim, önüme niye bakmazmışım? “Lan sen yat kalk dua et anneanneme, yoksa pestilini yere serer, haşatını çıkarırdım vallahi.” “Ulan sen ehliyeti kasaptan mı aldın, hırto!” “Kadınlara niye araba verirler ki?” “Bana bak, dağ kaçkını, ağzını topla yoksa çok pis toplarım!” O sırada yanımıza bir adam geldi, sözde bizi ayırmaya çalışıyor ama kendine faydası yoktu. Biraz zaman geçince arabadan biri daha indi. “Ben sana gününü gösterirdim de, dua et anneanneme söz verdim. O yüzden çek arabanı!” Yardıma gelen adam beni tutuyor, karşıdaki manyağa sahip çıkacağına. Dağ kaçkını adam bir de parmak sallaması yok mu? “Bana bak, it oğlu it! O parmağı bir yerine sokarım, siktir git lan!” “Hanım ablam, ne olur sakin ol! Bak, ağam arabada. İnerse beni öldürür.” “Başlatma lan ağana falan!” Bir de ağam diyor. Adama dönüp: “Hırtapoz, çek arabanı şuradan!” “Bana bak kızım, kadın başına bana diklenme. Buradan eve topal halinle gidersin!” “Ne oluyor lan burada? Ne bu tantana?” Sesin geldiği yöne baktım. O an göz göze geldik. Zaman durdu. Dünya etrafımızda dönmeyi bıraktı. Sadece o vardı ve ben. Gözlerinin içine baka kaldım. Kalp atışlarımın ritmi değişmeye başladı. Sanki hasta oluyordum. En kısa zamanda Kumru'ya bir gözüksem iyi olacak galiba. Yoksa bu çarpıntı hiç hayra alamet değil. Kendine gel kızım, ömründe bir defa gördüğün adama aşık falan olayım deme! Aaa... İçimden üçe kadar saydım. Bir, iki, üç... Bu savaşa girmeden çıkmak lazımdı. “Hadi kızım, bütün odunluğunu konuştur,” dedim kendi kendime. “Ne bakıyorsun öküzün trene baktığı gibi? Tiyatro mu oynatıyoruz burada?” Adının Hazar olduğunu öğrendim. Adam, “Ağam, ayıramadım,” dedi. Hazar: “Ağam, kusura bakma. Bu deli karı yandan geldi, vurdu arabama.” Lan bir de kendisini haklı gibi anlatmadı mı? “Lan, trafik kurallarını bilmiyorsan yola çıkmayacaksın! Sağa dönüyorsan sinyal vereceksin, kafana göre dönemezsin!” “Doğru mu lan dedikleri?” Adam: “Şey, ağam...” “Ney lan? Adam gibi kullanmasını bilmiyorsan çıkmayacaksın trafiğe! Bütün masrafları karşılıyorsun. Bir daha çıkma karşıma.” Adam: “Affın olur ağam, bağışla. Hemen karşılıyorum.” “Lan sizden gelen ne ki, ne olsun istemem! Haydan gelen huya gider,” deyip arabama doğru gittim. Arkamdan onun dediğini duydum: "Kadın değil, baş belası," dedi. O bana dedi, değil mi o lafı? Lan, yedirmez miyim ben o lafı sana? “Ne dedin sen, ne?” Gülerek cevap verdi: “Kadınlar diyorum, hepsi birer çiçek.” Bir de dalga geçiyor. Alay eder gibi bana bakıp: “Ya, öyle mi?” “Evet öyle, kıvırcık!” Kaşlarımı kaldırdım. Bu zamana kadar bana “kıvırcık” diyen herkes nasibini almıştır. ben salatamıyım da kıvırcık diyorsunuz“Kıvırcık ha? Bana bak, ağa mısın ağa bozuntusu musun nesin? Çek arabanı, çizerim façanı!” “Çekmezsem ne olur?” “Senin gelmişini geçmişini nüfustan silerim, haberin olmaz. Ayağını denk al!” dedim. Sanki içinden bir şeyler düşündü ve o laflar çıktı ağzından: “Sen beni nüfustan sildiğin gün, karım yaparım seni.” Duyduğum an yüzünde şeytani bir sırıtış belirdi. Ona yaklaştıkça yaklaştım. “Aslında yakışıklı adam, etkilenme kızım, etkile,” diye mırıldandım içimden. Aramızda milimler kaldı. Gözlerimiz birleşti, nefeslerimiz birbirine değiyordu. O an, sanki bütün dünyanın nefesi kesilmişti. “Çok büyük konuşuyorsun, ağa bozuntusu. Bir o kadar da boş konuşuyorsun,” dedim. “Ben boş konuşmam. Dediysem yaparım, kıvırcık.” “Hımm, bak... Bırakmam peşini. Önce nüfustan silerim, sonra da kocam yaparım,” deyip dudaklarına daha da yaklaştım. Sıcak nefesi dudaklarıma değdi. İşte o anda, tüm dünyam altüst oldu. Dudaklarımı onunkine değmesine milimler kala durdum. Tam öpeceğimi sandığı anda o büyülü anı yarıda bıraktım. Nefesi bile hızlanmıştı, göğsü hızla kalkıp iniyordu. Dudaklarımı dudaklarına sürtmeden, sanki bir ateşi tenine değdirir gibi yanından geçip gittim. Hadi şimdi gerisini o düşünsün...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD