dert dert değil ki

1750 Words
Başkomiserim... Böyle birisi yok! Hatta hiç olmamış gibi." "Nasıl olur? İmkânsız böyle bir şey!" "Maalesef beyefendi. Bir yanlış anlama olduğunu düşünüyorsanız, bir nüfus müdürlüğüne gidip sorun." "Birkaç prosedür var, onları yapmanız gerekiyor." "Nasıl bir prosedür ki?" "İlk önce yanınızda kimliğinizi kanıtlayabilecek her türlü belgeyi bulundurun. Bu belgeler, eski kimlik belgeniz, ehliyet, pasaport, evlilik cüzdanı veya size ait olduğunu kanıtlayan herhangi bir resmî belge olabilir. Yetkililere, nüfus kaydınızın yanlışlıkla silindiğini ama sizin hayatta olduğunuzu açıklayın. Nüfus memurları, durumu sistemden kontrol edecektir. Nüfus müdürlüğü, durumunuzu tespit etmek için bir dizi inceleme başlatır. İnceleme: Nüfus kaydınızın neden silindiğini araştırırlar. Sizden, yaşadığınıza dair ek kanıtlar istenebilir. Bu, hastane, okul, banka veya herhangi bir resmî kurumdan alınan belgeler, hatta tanık ifadeleri olabilir. Eğer nüfus müdürlüğü, kaydınızın yanlışlıkla silindiğini tespit ederse, nüfus kaydınız yeniden açılır, sistemde isminiz ve bilgileriniz yeniden oluşturulur. Bu işlemler tamamlandığında, size yeni bir Türkiye Cumhuriyeti kimlik kartı verilir. Eğer Nüfus Müdürlüğü sorunu çözemezse veya durum daha karmaşıksa, mahkeme yoluyla nüfus kaydının düzeltilmesi davası açılması gerekebilir. Ancak çoğu durumda, ilk adım olan Nüfus Müdürlüğü'ne başvuru bu sorunu çözmek için yeterlidir." "Şimdi gitsek hemen hallederler mi peki?" "Şu an saat 5'i geçiyor, mesai bitim saati. Bir de bugün cuma, pazartesiye kadar beklemeniz gerek. Bu süreçte mümkünse pek dışarıda dolaşmayın." "Anladım. Şimdi gidebilir miyim?" "Tabii, iyi günler Adar Ağa." "Ne kadar iyi bir gün anlatamam. Başıma gelmeyen kalmadı." Diye mırıldandım. "Sağ olun Başkomiserim, size de iyi günler." Deyip emniyetten çıktım. Şu Türkiye'de böyle bir şey ancak beni bulurdu zaten. Sanırım evrene mesaj atmıştım da evren 'al sana dert' demişti. Oflaya puflaya eve varmıştık bile. Cihan'a dönüp, "Bu işin arkasını araştır bakalım, belki yeni ihale için yapılan adi bir kumpastır," dedim. "Hemen ağam." "Ha, bir de bu akşam doktor ve yüzbaşı geliyor. Ona göre hazırlık yapılsın. Ama kahya ve yeğenine dikkat edin, tüm gözler üzerlerinde olsun. En ufak bir sorun istemiyorum." "Tabii ağam." Direkt konağa giriş yaptım, misafirlerin geleceğini anneme söylemem gerekiyordu. Çok sevinecekti, inşallah heyecana kapılıp halay çekmez. Annemin odasına girdiğimde Havin kahya da yanındaydı. Hiç bozuntuya vermeden gittim yanlarına. Sinsice sırıttığımı içimde saklayarak. ​ ​Anneme sakin ol der gibi kaş göz işareti yaptım. Rolünü unutma, Anneciğim, unutma. ​ ​"Annecim, akşama doktor hanım ile eşi yüzbaşı geliyor. Çocuklar da gelecekmiş, sevinirsin diye sana söylemeye geldim." ​ ​"Üff oğlum ya, onların burada ne işi var?" ​ ​"Anne, öyle denir mi misafire? Geliyoruz dediler, ben de başımla buyurun gelin dedim. Ne deseydim? 'Tedavinin bir halta yaramadı, bir daha gelmeyin' mi?" ​ ​"He oğlum deseydin ya! Canım arkadaşım Havin de olmasa beni anlayıp dinleyen yok." ​ ​Havin, "Ne demek, canım arkadaşım? Biz eski dostuz, neleri göğüsledik birlikte. Ne fırtınalar atlattık, değil mi? Bunu mu atlatamayacağız? İstersen ben uygun bir dille gelmeyin derim," dedi. Cümlesinin her kelimesi baldan tatlı, zehir gibiydi. Alaycı tonda annemin elini tutup bir de şov yapıyordu. Sanki dert ortağı değil, başımıza bela kesilmişti. ​ ​"Yok can dostum, tedaviyi bırakacağız artık. Gelmezler zaten yüzleri olmaz." ​ ​Havin, "Tabii can dostum, senin sağlığın hepsinden önemli," deyip annemin elini tutup destek olur gibi sıktı biraz. Destek olur gibi değil, sanki bir şeyin provasını yapıyordu. ​ ​Sonra da işlerim var deyip çıktı dışarıya. Kapıda durup bizi dinleyeceğinden o kadar emindim ki oynadığımız oyuna devam ettik. O dışarı çıkar çıkmaz annem yerinden kalkıp odadaki banyoya gidip ellerini yıkadı. Sanki dokunduğu yerden mikrop kapmıştı, midem bulandı der gibi bir surat ifadesi vardı. ​ ​Ben arkasından gülüyordum. O içeri geri geldiğinde yanağını öpüp oyuna devam ettik. ​ ​"Canım annem, Havin kahya ne kadar iyi görüyor musun? Sadece seni düşünüyor." ​ ​"Ahh, tabii oğlum. Kaç yıllık dostum o benim. Gözüm kapalı güvenirim ona." Annem bu sözleri söylerken gözleri parıldıyordu, adeta ‘oyunun tadını çıkarıyorum’ diyordu. ​ ​Annem bu sözleri söyleyince kapının önünden uzaklaşan adım sesleri geldi. ​ ​"Anne, sende ne cevherler varmış öyle! Nasıl oynadın öyle? Oskarlık bir performans sergiledin valla!" dedim. ​ ​Annem kuğu gibi zarif bir şekilde ellerini kaldırıp tırnaklarına baktı. Tırnaklarındaki ojeye de bakıyordu sanki, ‘bana yakışan budur’ der gibiydi. "Vardı zamanında bizde de böyle cevherler," diye kendini övdü. ​ ​"Anne, doktora söyleyeyim de daha da gelmesin." ​ ​"O niye ymiş o?" ​ ​"Az önce bana kızıyordun ya, onun ne işi var diye." ​ ​"Sen benden bayadır anne terliği yemiyorsun. Eşek sıpası, utanmıyor musun dalga geçmeye?" ​ ​"Tamam annecim, tamam, kaçtım ben," deyip kalktım yanından. Çok geçmeden Mustafa ile Kumru da çocuklarla giriş yaptılar konağa. O kadar mutlu gözüküyorlardı ki ne yalan söyleyeyim, imrendim açıkçası. Keşke benim kıvırcığım da olsaydı yanımda da beraber karşılasaydık. Lan, yine onu düşündüm ya. Çık aklımdan, çık, çık, çık, çık! Daldığım yerden Mustafa'nın bana seslenmesi ile çıktım. "Efendim kardeşim, bir şey mi diyordun?" "Yok kardeşim, sen iyi misin?" "İyiyim, iyi. Lütfen içeri geçelim, sofra kurulmuştur," deyip konuyu kapatmaya çalıştım ama zeki adam anlamıştır herhalde. "Sen öyle diyorsan öyledir," deyip daha da üstelemedi. Sofraya oturup yemeklerimizi yedik. Bana önemli bir telefon gelince izin isteyip masadan kalktım. Çalışma odama girdim. Biraz telefonda konuştuktan sonra telefon kapanıp kalkmaya hazırlanırken Mustafa odaya girdi. "Gel otur kardeşim," deyip koltuğu gösterdi. Çok sinirliydim, bir kimliğim olmadığı için bütün evraklarda sorun çıkıyordu. Bu iki günde kafayı yemezsem iyidir. O da anlamış olacak ki sordu. "Hayırdır? Seni ne sinirlendirdi bu kadar, burnundan soluyorsun?" "Manyakın biri beni nüfustan silmiş! Hiçbir şekilde, hiçbir yerde yokum, sanki hiç var olmamışım gibi." "Kim, niye yapsın ki böyle bir şey?" "İnan, ben de bilmiyorum ama araştıracağım." Biz konuşurken telefonuma bir mesaj geldi. Okuduğum anda gözlerim fal taşı gibi açıldı. Özel numara: "Beni merak ediyormuşsun tatlım. Beni bulman için önce sözünde durman gerekli." Adar: "Ne sözü? Sen de kimsin?" Özel numara: "Aaa, hemen de unuttun mu yoksa? Ne kırıldım ama şimdi..." Adar: "Gece gece belam mısın başıma?" Özel numara: "Evet, hem de en tatlısından. Beladan tatlısını görmedin herhalde sen." Adar: "Kimsin oğlum sen?" Özel numara: "Oğlum falan, ayıp oluyor ama nereden biliyorsun erkek olduğumu? Yoksa sesimi duyup aşık mı oldun?" Adar: "Bana bak baş belası, kimsen kimsin? Seninle uğraşacak vaktim yok benim." Özel numara: "Neden ama? Ben, benimle uğraş istiyorum. Başkasını rahatsız etmek istemem de." Adar: "LAN, sikerim senin belanı! Seninle mi uğraşacağım?" Kafayı yemek üzereyim ya. Dert bir değil ki, hangisiyle uğraşacağımı vallahi şaşırdım. En iyisi engellemek. Özel numara kişisini engellediniz. Mustafa: "Hayırdır kardeşim, ne oldu?" "Bilmiyorum ki, manyağın biri akşam akşam çattı işte bana. Zaten kafamda bin bir türlü dert var." Mustafa: "Halledilir her şey kardeşim, gönlünü ferah tut sen. Seni almaya geldim, kafan dağılır biraz." "Nereye?" "Hani kavga ettiğimiz tepe var ya, oraya. Senin de kafan dağılır biraz." Bu çok iyi olacaktı. Benim de nefes almaya ihtiyacım var. "Tamam kardeşim," dedim. Kumru ile çocuklar annemin yanında olduğu için biz de biraz hava alalım dedik. Tepeye çıkınca toprağın üzerine oturduk. Sessizce oturduk öylece. Ne o bana bir şey sordu ne de ben ona. Ne kadar orada öyle oturduk, bilmiyorum. Çok geçmeden Mustafa'nın sesini duydum. Mustafa: "Hadi kalkalım kardeşim, karımı yeni buldum, kaybetmek istemem." "Sen de amma hanımcı oldun kardeşim. Koy yumruğunu masaya, biraz ağırlığın olsun." Sanki sen yapıyorsun da... İç sesim yine formunda. Mustafa: "Yalnız, evdeki kedi değil, kaplan." "Bak, o konuda haklısın. Ne demişler? Allah'tan korkan huzurlu, hanımından korkan mutlu olur." İşte bu söz doğruydu. Hayret, iç sesim, sen beni haklı bulur muydun ya? Mustafa: "Haklısın kardeşim. Seni ne zaman göreceğiz bu sahalarda?" "Aslında hiç kimse yoktu ama geçen gün trafikte bir kızla karşılaştım, aklım hâlâ o zeytin gözlerde." Mustafa: "Geçmiş olsun kardeşim." "Niye öyle dedin ki?" "Anlarsın yakında." "Dur dur, sen sorunca aklıma geldi. Bu kız bana dedi ki: 'Senin gelmişini geçmişini nüfustan silerim, haberin olmaz, ayağını denk al!' dedi. Ben de sırf kızdırmak için 'Sen beni nüfustan sildiğin gün karım yaparım' dedim." Mustafa: "Sence olabilir mi?" "Sanmam ya." Mustafa: "Buluruz ağam, merak etme." Biraz daha tepede konuştuktan sonra eve geldik. Mustafa hiç konağa girmeden Kumru ile çocukları alıp evlerine geçtiler. Yüzbaşı'yı ve doktor hanımı gönderdikten sonra annemin yanına gittim. Uyuduğunu görünce alnına içten bir öpücük kondurdum. "Seni seviyorum annemmm," dedim. Odama gidince yatmak için hazırlandım. Yastığa kafamı koyup uyuyacakken telefonuma bir mesaj geldi. Mesajı açınca içimden bir küfür savurdum. Adar: "Lan amına koduğumun evladı, kimsin sen ya!" Kendi kendime konuştum. Özel numara: "Ama olmuyor böyle tatlım, engel falan..." Adar: "Kimsin lan sen? İlk seni bulayım, ayaklarından sallandırıp seni ısırgan otuyla her yerini yakayım da, gör sen!" Özel numara: "Ooo, bu çok ateşli bir plan! Ama benim yakışıklıya pek yakışmadı bu haller." Adar: "Ya sabır, ya sabır!" Özel numara: "Sen sabırı falan bırak da verdiğin sözü ne zaman tutacaksın?" Adar: "Lan, hatırlamıyorum ne söz verdim, amına koyayım. Hatırlasam üç beş katını veririm sana da neyse." Özel numara: "Hadi sen hatırlayana kadar bana müsaade. Rüyanda bol bol beni gör ama hallenme aaa. Benim rüyalarıma giren erkekler benden başkasını göremez, benden söylemesi." Adar: "Eyy Allah'ım, çattık gece gece. Sana halleneceğime gider kendi ihtiyacımı kendim görürüm." Sanki ben o kadar abazayım da! Özel numara: "Kırılıyorum ama." Bir de kırılıyorum demesi yok mu, deliriyorum. Adar: "Sence bu benim umurumda mı?" Özel numara: "Görürsün sen, ben sana bu lafları tek tek yedirmez miyim?" Bir de tehdit ediyor beni. Adar: "Allah'ını seversen yedir." Özel numara: "Çok pis kinlendim sana. Yalvartıp ayaklarıma kapanacağın günü bekle. Seni nüfustan silmekle kalmayıp kendime deli divane aşık etmez miyim?" Adar: "Ya ya, ben de öyle diyordum zaten. Manyağın biri gelsin de köpek gibi aşık olayım, haha! Çok beklersin. Dur, keyfim yerine geldi. Az bekle, güleceğim... Hahahahhahaha!" Özel numara tarafından engellediniz. Laaaan, o ne dedi? "Seni nüfustan silmekle" mi dedi? Ne yani, o mu ki? Yok canım, beni nereden bulsun ki... Bir de beni engellemiş, şuna bak. Biraz daha yatakta düşünüp durdum. En sonunda kendimi uykuya teslim ettim. Sabah uyandığımda telefonun mesaj sesiyle uyandım. Sabah sabah ne bu ses ya? Elimi komodinin üzerine koyup biraz telefonu aradım, bulamadım. Oflayarak kafamı kaldırdım. Baktım, telefon hiç orada değil. Sağıma baktım, soluma baktım, yok. Yine bir mesaj sesi daha. Baktım telefon şifonyerin üzerinde. Lan, bu telefon nasıl oraya gitti. Kendi kendine yürüme yeteneği mi kazandı şimdi de? "Eyy Allah'ım," deyip kalktım yataktan. Telefonu elime alıp bakaraktan geri yatağa döndüm. Yatağa uzanıp telefondaki mesajlara baktım. Hepsi de o deli manyaktan gelmişti. Özel numara: "Günaydın, gelecekteki erim." Adar: "Erim ne lan? Öyle şeyler mi kaldı ki?" Özel numara: "Hadi ya, uyan! Bak, bugün çok güzel bir gün." Adar: "Sayende en berbat gün. Hani sen beni engellemiştin? Ne oldu? Bir de niye özel numaradan yazıyorsun ki? Korkuyor musun?" Özel numara: "Saat 00:00 geçtiği için yeni bir güne başladık. Kırgınlıklar tamamen yok olmalı, değil mi ama?" Adar: "Ya ya, ne demezsin! Kimsin sen kardeşim?" Özel numara: "Kardeşim deme, lazım olur. Gelecekteki karınım işte."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD