Birlikte ilk gezi ....

1119 Words
Sabah Trabzon’un gri bulutları denizin üzerine çökmüştü. Karadeniz dalgalıydı, rüzgâr sert esiyordu. Irmak aynanın karşısında durdu, gözlerinin altındaki morlukları kapatmak için hafif bir kapatıcı sürdü. Ama acıyı kapatacak hiçbir şey yoktu. Kahverengi mini eteğini ve omzu açık krem bluzunu giydi. Saçlarını düz bırakıp arkasından toka ile topladı. Gülmedi. Aynaya bile bakmak istemedi. Ne zaman gülmeyi unutmuştu, kendisi bile bilmiyordu.Dedesinin zoru ile Bugün Trabzon'u gezdirecekti , Dizdar'a. Aşağı indiğinde Dizdar, Göktürk ve Tufan o önünde bekliyordu. Dizdar siyah gömleği, siyah pantolonu , güneş gözlüğü takmıştı. Sigara yakmış, duvara yaslanmıştı. Irmak’ı görünce sigarayı dudaklarının arasından aldı, gözlerini üstünden ayırmadı. “Yine sikimsonik bir kıyafet amına koyayım,” dedi sinirle . Ama henüz kendine ait değildi bu kız karışmaya hakkı yoktu. Nehir neşeli bir şekilde koluna girdi. “Haydi Irmak, misafirlerimizi gezdireceğiz. Trabzon’u görmeden gidemezler.” Irmak sadece başını salladı.Zehra arkadaşına hüzünle baktı . . . Arabaya bindiler. Direksiyonda Göktürk, yanında Tufan vardı. Arka koltukta Dizdar ve Irmak yan yana oturdu. Nehir ve Zehra ön koltukta. Göktürk dikiz aynasından baktı. “Yenge, Program hazır: önce Sümela, sonra hamsi köy, üstüne sütlaç, akşam da sahil turu.” Irmak cevap vermedi. Tufan güldü sessizce “Abi kız bizimle konuşmuyor, seni sevmemiş olabilir.” adama doğru konuştu .Kızlar duymadı. Dizdar duydu dişlerini sıktı. “Kes Tufan.”dedi sertçe . Irmak camdan dışarı bakıyordu. Deniz gözlerine benziyordu; karanlık, dalgalı ve fırtınalı.Dizdar dönüp baktı kıza .Uzunca ve dikkatle . Arabadan indiklerinde sis dağın içine çökmüştü. Turistler fotoğraf çekiyordu. Nehir ve Zehra selfie yapmaya başladı. Irmak bir kenarda durdu. Dizdar ellerini cebine soktu. Dizdar yanına yaklaştı. “Konuşmayacak mısın bütün gün?” dedi. Irmak gözlerini ondan kaçırmadan konuştu. “Konuşacak bir şeyim yok.” “Misafiriz, gezdiriyorsun bizi. Bu kadar soğuk olmak zorunda mısın , Irmak ?;” Irmak acı bir tebessüm etti. “Ben soğuk değilim Dizdar bey. Dün size ne dedim kabul etmeyin dedim siz ne yaptınız? .” Dizdar kaşlarını çattı. “Bu evlilik olmazsa ticaret biter , baban kötü durumda maddi olarak .” “Dizdar bey konuşmak istemiyorum! .”diyerek kenara çekildi kız .Dizdar kız böyle yaptıkça daha çok yaklaşmak istiyordu. Sessizlik çöktü. Dizdar ilk kez ne diyeceğini bilemedi. Sümela manastırı 'nı gezdikten sonra hamsi köy için yola çıktılar tekrardan . Köye vardıklarında tahta masalar, deniz manzarası, balık kokusu vardı. Göktürk ve Tufan hemen oturdu. “Güzel yerler lan buralar , hep yeşil ,” dedi Göktürk. “Mardin kurağından sonra iyi geldi gerçekten.” Irmak masaya bile doğru düzgün oturmadı. Önüne gelen balığa bakmadı. Dizdar dikkatle izliyordu. “Yemiyorsun.” “Canım istemiyor.” “Biraz yemeyi dene İrmak ! ?”dedi sertçe. Irmak birden gözlerini kaldırdı. “Ben düğün istemediğimi söyledim dün neden ısrar ettiniz ? .” Dizdar soğuk bir şekilde gülümsedi. “Ben de düğün olacak dedim Irmak .” Irmak yumruğunu sıktı. “Benim fikrim önemli değil mi?” “Önemli tabiki Irmak , ama bu düğün olacak son söz hep benimdir .” Sözler ağırdı. Nehir araya girdi. “Irmak hadi sütlaç yiyelim, sen Karadeniz sütlacını çok severdin.” Irmak ayağa kalktı. “Benim sevdiğim her şey Enes’le öldü.” Masada ölüm sessizliği oldu. Göktürk başını eğdi. “Dizdae , işin çok zor lan ” Dizdar birşey demedi " Zamanı var zamanı " dedi sadece. . Sahilde küçük bir sütlaççıya gittiler. Karadeniz dalgaları masalara kadar vuruyordu. Irmak kaşığı eline aldı ama yemedi. Dizdar karşısında oturuyordu. “Enes’i nasıl kaybettin?” diye sordu birden. Irmak kaşığı bıraktı. “Konuşmak istemiyorum.” “Ben bilmek istiyorum.” Irmak gözlerini kapadı. “Düğün gecesi başına üç el silah sıkılmıştı..” Sesi titredi. Gözleri doldu iki damla yaş düştü Dizdar ilk kez gerçekten üzüldü.. " Başın sağolsun," dedi kısık sesle. Irmak cevap vermedi. . . Gezinin sonunda sahilde yürüdüler. Rüzgâr Irmak’ın saçlarını savuruyordu. Dizdar yanında yürüyordu. “Mardin'e gittin mi hiç ? ,” dedi Dizdar. Irmak durdu. “Hayır .”dedi kısa ve net “Güzeldir Mardin'de seversin ?” “Zannetmiyorum Dizdar bey ! ” Dizdar gülümsedi ama gözlerinde sertlik vardı. “Göreceğiz Irmak.” Irmak ona baktı, gözleri dolu doluydu. “Konusmak istemiyorum Dizdar bey lütfen " Dizdar iki defa bu kadar duvarları olan bir kadınla uğraşıyordu. Dizdar sessiz kaldı. Ama içinden bir şey yükseldi. Bu kadının inadı kırılmalı ama nasıl dedi kendi kendine.... Zehra ve Nehir, Göktürk ve Tufan ile sohbet ediyordu. Zehra burda cafe var gidelim diyince kabul ettiler diğerleri... Trabzon’un serin rüzgârı sahilden yukarı doğru tırmanırken, grup yayladan aşağı, denize bakan o eski taş kafeye doğru ilerledi. Irmak en arkadaydı. Yüzünde tek bir gülümseme yoktu. Ne konuşuyor, ne de sorulara doğru düzgün cevap veriyordu. Nehir koluna girdi. “Bir kahve içelim ya… Zehra'nın dediği yer burası ” dedi, hafif bir gülümsemeyle. Göktürk hemen onayladı. “İyi fikir. ” Tufan etrafa bakındı. “Burada sütlaç da varmış, hamsi köyün meşhur sütlacı . .” Irmak hiçbir şey demedi. Sadece başını salladı. Kafe eskiydi. Ahşap masalar, dalga sesleri, yosun kokusu… Ama Irmak için burası mezar gibiydi. Enes’le ilk kahve içtiği yerdi burası. Denize bakıp hayaller kurdukları masa hâlâ köşede duruyordu. Irmak masaya oturduğunda parmakları titredi. Gözleri o köşeye kaydı. Enes’in kahkaha attığı yer. Onun saçlarını rüzgâr savururken “Bir gün burada yaşlanacağız” dediği masa. Göğsü sıkıştı. Nehir fark etti. “İyi misin Irmak?” diye fısıldadı. Irmak cevap vermedi. Sadece ayağa kalktı. “Lavaboya gideceğim,” dedi. Kapıyı kapatır kapatmaz lavabonun kenarına tutundu. Aynadaki kız ona yabancıydı. Gözleri şişmiş, dudakları titriyordu. Elini ağzına bastırdı, hıçkırıkları duyulmasın diye. Ama dayanamadı. Sessizce ağladı. Kırık bir nefes gibi… “Enes…seni çok özledim gel lütfen gel ve beni kurtar ” diye fısıldadı. Gelinlik hayalini, çocuk hayalini, o masada kurdukları hayalleri düşündü. Şimdi başka bir adamın kuma’sı olacaktı. İstemeden bilmeden . Zorla. Dizdar onu uzaktan izliyordu. Irmak kalktığında, bakışındaki acıyı fark etmişti. Sessizce ayağa kalktı. Kimseye fark ettirmeden lavaboya doğru yürüdü. Kapının önünde durdu. İçeriden gelen boğuk ağlama sesi kalbine tuhaf bir ağırlık bıraktı. Bir süre kapıya yaslanıp dinledi. Kızın kırık nefesleri, titreyen sesi… Bu ağlama utangaç bir kızın nazı değil, paramparça olmuş bir kadının feryadıydı. Dizdar kapıyı araladı. Irmak aynada onu gördü, irkildi. Gözlerini sildi. “Özür dilerim… İyi değilim,” dedi. Dizdar içeri girdi, kapıyı kapatmadı ama kimsenin görmeyeceği kadar aralık bıraktı. “Burası… onunla geldiğim yer,” dedi Irmak, bakışlarını kaçırarak. “Enes’le…” Dizdar cevap vermedi. Sadece dinledi. “Ben burada kahve içerken o bana ev kurmayı anlatıyordu. Şimdi…” Sesi kırıldı. “Şimdi başka bir adamın hayatına zorla sokulacağım.” Dizdar aynadaki yansımasına baktı. Kendi sert yüzüyle Irmak’ın kırılmış yüzü yan yanaydı. “Ben zorlamadım,” dedi düşük bir sesle. Irmak acıyla güldü. “Ama kabul ettin.” Sessizlik çöktü. Dizdar’ın eli istemsizce yumruk oldu. Ama kızın yanına yaklaşmadı. Dokunmadı. Sadece izledi. Çünkü ilk defa… Bir kızın ağlaması kalbine böyle dokunuyordu ....
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD