Trabzon Düğünü – Bir Yıl Önce
Trabzon’un rüzgârı hafif hafif Karadeniz’in dalga seslerini getiriyordu.
Güneş, sahile vuran mavi dalgaların üzerine düşüyor, altın rengi bir ışık yayıyordu.
Irmak beyaz gelinliğiyle evin bahçesinde yürüyordu.
Gözleri parlıyordu. Kalbi her adımda Enes için çarpıyordu.
O an sadece o vardı… Sadece Enes vardı.
Enes ise yanında dik duruyordu, siyah damatlığıyla, ama gözleri Irmak’tan ayrılmıyordu.
“Gelinim,” dedi, sesi titreyerek ama gülümseyerek.
“İşte benim … hayatımın anlamı.Seni seviyorum güzelim mavişim ”
Irmak utandı, yanakları pembeleşti.
“Ben… ben de seni seviyorum Enes,” dedi fısıldayarak.
Bahçe dolup taşmıştı.
Aşiret akrabalar, yakın dostlar, herkes horona durmuştu.
Kadınlar ellerini birbirine vuruyor, erkekler dizlerini kırıp hızlı adımlarla dönüyor, her adımda kahkaha patlıyordu.
Irmak ve Enes yan yana duruyor, birbirlerini tutuyorlardı.
Irmak, Enes’in elini sıktı.
“Bu günü çok bekledik sevgilim .”
Enes kafasını eğip dudağına hafifçe dokundu.
“Öyle güzelim öyle ..seni çok mutlu edicem ”
Ama bahçenin köşesinde bir gölge vardı.
Fatih…
Gözleri kızıl, bakışları keskin, ama hareketleri biraz dengesizdi.
Sabah erken gelmişti, ardından birkaç kadeh içmişti.
Kendisini belli etmiyordu, ama adeta içten içe çılgındı.
Bir yandan horonun ritmiyle başını sallıyor, diğer yandan en sevdikleri insanların mutluluğunu izliyordu.
“Kendi kendine sakin ol… Kimseye belli etme,” diyordu içinden.
Ama içki ve kıskançlık kanına karışmıştı.
Irmak, Enes’in koluna girip dönüyordu.
Kahkahalar, şarkılar, horonun ritmi…
Her şey ona sonsuz bir mutluluk hissi veriyordu.
Bugun yaşayacakları acıları ve kayıpları bilmiyordu.
O an sadece aşk vardı. Sadece Enes vardı.
Bütün gözler gelin ve damatta, ama Fatih’in gözleri gizlice onları tarıyordu.
İçinde karanlık bir plan belirmeye başlamıştı.
Ama o an için kimse fark etmedi.
Düğün bitmiş, horonlar durmuş, bahçe sessizleşmişti.
Irmak, beyaz gelinliğiyle hâlâ heyecan içindeydi.
Enes ise yanında, damatlığıyla gururlu ve mutlu bir şekilde gülümsüyordu.
Fatih, düğün boyunca gözden uzak bir şekilde yanlarına yaklaştı.
Enes’i hafifçe omzundan tuttu, sesini kısarak konuştu:
“Enes… Kardeş, düğün bitti. Balayı için bungalov evi ayarladım, ücreti ödedim. Sen bunları fazla düşünme, keyfini çıkar kardeşim.”
Enes gözlerini parlatıp başını salladı.
“Teşekkürler Fatih kardeş , ama bu gece tek düşündüğüm Irmak,” dedi gülümseyerek.
Fatih sessizce uzaklaştı, ama göz ucuyla onları takip ediyordu.
Irmak, Enes’in koluna girdi.
“Balayı evi… harika görünüyor,” dedi heyecanla.
Bungalov ev, Karadeniz’in kıyısında, küçük bir tepenin yamacında kurulmuştu.
Ahşap duvarları, küçük verandası ve ışıklarıyla romantik bir hava yayıyordu.
İçeri girdiklerinde Enes, Irmak’a dönüp gözlerinin içine bakarak gülümsedi:
“İşte seninle olacağım ilk gece… sadece sen ve ben.”
Irmak yüzünü ona yaklaştırdı, kalbi deli gibi atıyordu.
Enes dudağına hafifçe dokunmaya hazırlanırken…
Telefon çaldı.
Enes telefonu cebinden çıkardı, ekranda bilinmeyen numara arıyordu.
İkisi de irkildi. Irmak hafifçe geriye çekildi, dudaklarını ısırdı.
Enes telefonu açmak için aşağı indi.
Irmak bungalovun verandasında, hafif hayal kırıklığıyla arkasında duruyordu.
Ay ışığıyla aydınlanan ev, sessizdi.
Rüzgâr hafifçe sallanıyor, denizin dalga sesi uzaklardan geliyordu.
İçeride Irmak tek başına… Enes’in yukarıya dönmesini bekliyordu.
Irmak dudaklarını ısırıp Enes’in aşağı inmesini beklerken, birden üç silah sesi yankılandı.
Kalbi deli gibi atmaya başladı.
“Ne… ne oluyor?” diye fısıldadı kendi kendine.
O dakika sonra Irmak panikle bungalovun merdivenlerinden aşağı koştu.
Kapıya geldiğinde, kapının hemen önünde Fatih’i gördü.
“Güzelim, dur! Sen girme ne var bilmiyoruz şu an dur !” dedi Fatih hızlı adımlarla yaklaşırken.
Irmak bir adım geriledi, gözleri açıldı, şaşkın:
“Fatih abi! Sen… sen burada ne yapıyorsun?”
Fatih hafifçe gülümsedi ama sesi ciddi:
“Güzelim, kız arkadaşım ile yan bungalovdaydım. Sesi duyunca koştum, geldim kapı açıktı.”
Irmak adeta dondu. Ne diyeceğini bilemedi, gözleri kocaman açıldı.
Ama Fatih bir adım daha attı, kızı içeriye bırakmadı.
Irmak gerildi, biraz geri çekildi:
“Ama… ama ben Enes’i görücem abi ” diye itiraz etti, sesi titriyordu.
Fatih eliyle hafifçe kızı tuttu, bakışlarını ona kilitledi:
“Güzelim, bir adım bile gitmene izin vermem. Burada kalacaksın içeride ve var bilmiyorum.”
Irmak şaşkın, kalbi hızlı hızlı atıyor, Fatih’in neden burada olduğunu anlamaya çalışıyordu.
Ama o an, bungalovun kapısında sessizlik hâkimdi; rüzgârın sesi ve uzaktan denizin dalgaları dışında başka bir şey yoktu.
Fatih birilerini aradı..ve yarım saate sesler gelmeye başladı...
Kapıda Fatih ile dururken, uzaktan sirena sesleri gelmeye başladı.
Polis, savcı ve ambulanslar birden bungalovun önüne doluştu.
Irmak gözlerini kocaman açtı, ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.Fatih ile polisler girdi içeri , yüzü kapalı siyah ceset torbasında çıktı Enes .Irmak ağladı
" Hayır ,götürmeyin , hayır Enes uyan "
" Enes uyan ,ne olur ne oldu ."
" Fatih abi ne oldu ."
" Enesssssssss " diye çöktü gelinlik ile .
Ağladı anası babası ailesi koştu.
Enes'ten geriye bir kağıt parçası tek kaldı .
Ama kimseyi göremedi, Enes yoktu. Sadece bir küçük not vardı:
"Ben gidiyorum Irmak… Olmuyor…"
Kalbi sanki durdu.
Fatih ise kızı sıkıca tuttu, gözleri karardı ama ağzını açmadı.
Irmak, notu elinde tutarken titredi. İçinde hem korku hem boşluk vardı.
" Yapamaz, yapmaz o bana aşıktı, beni seviyordu"
" Hayırrrrrrr" diye bağırdı.
Fatih kucakladı hasteneye götürdü kızı. O günden sonra ölü gibiydi kız .Morga inmek istedi Fatih herkesi uyardı
" Travma kalır göstermeyin "
" Ben baktım kötü durumda"
" Kız iyice kötü olacak " dedi .
Sirena sesleri, polislerin adımları ve uzaklaşan ambulansın sesi arasında, bungalovun avlusu sessizliğe büründü.
Irmak hiçbir şey görememişti, sadece Enes’in gitmiş olduğunu ve ardında bıraktığı kısa notu hissedebiliyordu.
Fatih sessizce fısıldadı:
“Güzelim, iyi olacaksın.”
Irmak,sedyeye uzanmış notu hâlâ sıkıca tutuyor, gözleri dolu dolu bakıyordu.
Ama içten içe biliyordu ki, düğün gecesi bir anda kabusa dönmüştü.
Şimdiki Zaman....
Gece sessizdi.
Irmak banyoda duş alıyordu, su sesi odaya kadar geliyordu.
Dizdar kapıyı sessizce açtı. Adımları neredeyse duyulmuyordu.
Banyoya yaklaştı, kızın arkası dönüktü.
Kapıyı yavaşça kapattı ve kilitledi.
Su damlalarının sesi, kalbinin atışı ve aralarındaki sessizlik…
Dizdar bakıyordu kıza iştahla.
İçinde bir şeyler kıpırdanıyordu; hem merak, hem de çekim .
Irmak, arkası dönük olduğu için Dizdar’ın banyoda olduğunu fark etmedi.
Dizdar duşa kabin camını açtığı an Irmak döndü Dizdar çıplak bedenine iştahla baktı
" Dizdar bey, çıkın lütfen ne işiniz var burda "
Dizdar gömleğinin düğmelerini açtı ve çıkardı kıza bakarak
" Karım ile duş alıcam " dedi sesi boğuk ve kısıkdı .
Irmak çıkmaya çalıştı
Dizdar tuttu
" Şşşş, nereye güzelim ? "
" İstemiyorum şu an Dizdar bey , sonra "
Dizdar kızı çekti fayansa yapıştırdı
" Ben istiyorum ama , çocuk yapmak için bu şart güzelim! " diyerek kızı ters çevirip pantolonunu indirdi .
" Zevk al , keyfini çıkar ! " dedi kızın ensesine konuştu .
Eliyle sırtını ve kalçalarını okşadı .
Irmak hızlı hızlı nefes aldı verdi .
" İstemiyorum ama " diyerek dönüp baktı adama .
" İstersin Irmak , diyerek sırıttı adam saçını öne atıp sırtını öpmeye emmeye başladı. Irmağ'ın vücudu tepki gösterdi. Alev almaya başladı.
Dizdar sıkı sıkı sıktı göğsulerini kızın arkadan.
" Bak pişman olmazsın dedim sana "
" Gördün mü sende deli gibi istiyorsun "
diyerek kendini arkadan içine itti .
Irmak
" Ahhh " dedi ama zevk aldı. ....
Dizdar saçını elinde topladı hafifçe geri çekti .
" Bak işte böyle " diyerek git gel yaptı. Kız bir müddet sonra tutamadı kendini
inledi .Banyoyu su sesi ve Dizdar'ın hırıltılı sesleri , Irmağ'ın inlemeleri doldurdu.