Fatih'in karanlık yüzü

1281 Words
Ertesi gün Dizdar sabah namazından sonra avluya indi. Hava serindi. Taş konak sessizdi ama Dizdar’ın içinde fırtına vardı. Telefonunu çıkardı. “Rapor?” adamlarından biri kısa cevap verdi: “Ağam, Fatih temiz biri gibi görünüyor.Bir şey bulamadık " " Ama Enes ile çok yakındı. Ölmeden önce sürekli görüşüyorlardı.” Dizdar kaşlarını çattı. “Ne kadar yakın?” “Kardeş gibi. Enes İstanbul’a gittiğinde yanında o vardı. Trabzon’da birlikte iş kurma planları yapmışlar.” Dizdar sigarayı yaktı. “Başka?” “Enes öldükten sonra da psikiyatri kliniğine çok girip çıkmış. Ama hasta olarak değil… Bir doktorla samimi.” Dizdar’ın eli yumruk oldu. “Adı?” “Doktorun adı gizli tutulmuş ama özel bir klinik. Parayı Fatih ödüyormuş.” Telefon kapandı. Dizdar bir süre avluda yürüdü. Taş zemine basan adımlarının sesi konakta yankılanıyordu. “Enes’in en yakın dostu…” diye düşündü. “Enes öldü. Irmak çöktü. Ve Fatih tam o anda yanında.” Tesadüf müydü? Odasına geçti. Enes’in fotoğrafını masanın üstüne koymuştu. Yırtılmış parçaları birleştirmişti. Kendi kendine konuştu: “Enes… Sen iyi bir adam mıydın, yoksa herkes gibi miydin?” Fatih’in adı kafasında dönüp duruyordu. Ama net bir şey yoktu. Henüz. Akşamüstü Göktürk geldi. “Koç, adamlar rapor verdi.” Dizdar bakışını kaldırdı. “Konuş.” Göktürk omuz silkti. “Fatih düzgün çocuk gibi. Sabıkası yok. Ama Enes öldükten sonra psikoloji kliniklerine çok girmiş. Bir doktorla aşırı samimi.” Tufan lafa girdi: “Ben sevmiyorum lan bu herifi. Çok düzgün görünen adamdan korkacaksın.” Dizdar sigarayı bastırdı. “Daha derine ineceğiz.” Gece Irmak’ın odasının önünde durdu Kapıyı araladı Sadece durdu. Kızın içeride nefes alışını dinledi. “Eğer bu herif seni bilinmez bir boşluğa soktuysa onu kendi ellerimle mezara sokarım.” Ama henüz emin değildi. Fatih’in yüzü hâlâ “abi” maskesindeydi. O sırada Trabzon’da Fatih odasında tek başına oturuyordu. Irmak’ın eski fotoğraflarına bakıyordu. Telefonunda Irmak’ın numarası en üstteydi. Mesaj yazdı, sonra sildi. Kendi kendine fısıldadı: “Dizdar seni mutlu edemez. O seni anlamaz Irmak… Enes gitti ama ben buradayım.” Ama bu düşünceyi kimse bilmiyordu. Henüz. Dizdar üç gündür uyumuyordu. Aşiretin adamları Trabzon’a, İstanbul’a, Enes’in geçmişine kadar uzanmıştı. Telefonu hiç susmuyordu. Enes… Irmak’ın ilk aşkı. Yakışıklı, sessiz,kendi halinde , kimsenin düşman edinmeyeceği bir adam. Ama Dizdar için bu işte bir gariplik vardı. Bir adam düğün gecesi başından vurularak ölüyordu… Ve olay “intihar” denilip kapatılıyordu. Kimse cesedi görmemişti. Ne aile, ne Irmak, ne de savcı. Sadece bir kişi görmüştü. "Fatih." Tufan akşamüstü Dizdar’ın odasına girdi. Elinde kalın bir dosya vardı. “Trabzon’dan gelen bilgiler,” dedi. Dizdar dosyayı açtı. Fotoğraflar, ifadeler, tanık konuşmaları. “Bungalovda düğün gecesi. Irmak yukarıdaydı. Enes aşağıda. Silah sesi duyuluyor. Herkes panik. Ama kapı kilitliydi. Enes’i ilk bulan Fatih.” Dizdar’ın kaşları çatıldı. “Kimse cesedi görmemiş mi?” Tufan başını salladı. “Hayır. Savcı bile görmemiş. Aileye göstermemişler. Fatih morga girmesine izin vermemiş Irmak’ın.” Dizdar ayağa kalktı. “Nasıl yani?” “Ambulans gelmeden önce Irmak’ı yukarı çıkarmış. ‘Bakma, travma olur’ demiş. Sonra Irmak’ı alıp direkt yayladan konağa götürmüş. Cenazeye bile zorla indirmişler kızı.” Dizdar’ın içindeki damarlar attı. Dosyanın içinden bir ifade çıktı. Bungalov çalışanı, genç bir çocuk. “Silah sesi duyduk. Koştuk. Kapı kilitliydi. Fatih Bey kapıyı açtı. Enes Bey yerdeydi. Ama silah Enes’in elinde değildi. Sonra Fatih Bey herkesin dışarı çıkmasını istedi. ‘Aile meselesi’ dedi.” Dizdar satırları tekrar tekrar okudu. Silah Enes’in elinde değildi. Dizdar’ın Şüphesi arttı Dizdar masaya sertçe vurdu. “Bu adam o gece oradaydı değil mi?” Tufan başını salladı. “Evet. Trabzon’da değildi normalde. Ama düğünden bir gün önce aniden gelmiş.” Dizdar gülümsedi. Ama gülümsemesi soğuktu. “Tesadüf mü?” Tufan cevap vermedi. Ama ikisi de cevabı biliyordu. Dizdar pencereden Mardin gecesine baktı. Taş konaklar, karanlık sokaklar, ağır sessizlik. “Bir adam düğün gecesi ölür. Cesedi kimse görmez. Sadece bir kişi görür. O kişi kızı morgdan uzak tutar. Sonra kızın hayatına ilaç sokar. Onu kendine bağımlı eder.” Dizdar dişlerini sıktı. “Bu bir tesadüf değil. Bu plan.” Ama hâlâ kanıt yoktu. Sadece şüphe. Ve aşiret dünyasında şüphe öldürmek için yetmezdi. Dizdar’ın Kararı Tufan’a döndü. “Enes’in silahını bulun.” “Zor koçum. Polis kaydı kapalı.” “Bulacaksın.” Sonra ekledi: “Ve Fatih’in o gece telefon kayıtlarını, mesajlarını, kimle konuştuğunu.” Tufan başını salladı. “Bir de…” dedi tereddütle. “Ne?” “Fatih Enes’le çok yakındı. Hatta Enes’in en güvendiği adamdı. Bungalov rezervasyonunu bile Fatih yapmış.” Dizdar’ın gözleri karardı. O sırada Irmak avluda oturuyordu. Elinde çay, gözleri uzaklarda. Dizdar’ın ona baktığını bilmiyordu. O hâlâ Enes’in intihar ettiğine inanıyordu. O hâlâ Fatih’i kurtarıcısı sanıyordu. Ama Dizdar için artık tablo netleşmeye başlamıştı. Enes’in ölümü… Fatih’in ortaya çıkışı… İlaçlar… Irmak’ın bağımlılığı… Hepsi tek bir zincirin halkasıydı. Ve Dizdar o zinciri kırmaya kararlıydı. Üç gündür Irmak ilaç içmiyordu. Ve üç gündür konakta farklı bir hava vardı. Sabah güneşi Mardin taşlarının üzerine düşüyor, avlunun ortasındaki nar ağacı gölge yapıyordu. Irmak dizlerinin üzerine çökmüş, kahkahalarla gülüyordu. “Buseee! Saklanmayı bilmiyorsun, ben bulurum seni!” Dört yaşındaki Buse, Irmağ'ın ördüğü iki küçük örgüsüyle sütunların arkasına saklandı. “Bulamayacaksın!” diye bağırdı. Irmak gözlerini kapattı. “Bir… iki… üç…” Kızın sesi, konakta uzun zamandır duyulmayan bir neşeydi. Dizdar avlunun üst katındaki balkondan onları izliyordu. Elinde sigara vardı ama yakmamıştı. Sadece bakıyordu. Irmak’ın yüzü… Üç gün önceki solgun kız gitmişti. Gözleri parlaktı, dudakları kırmızı, yanakları hafif pembe. Gülüşü gerçekti. Buse sütunun arkasından fırladı. Irmak onu yakaladı, havaya kaldırdı. “Yakaladım seni küçük tavşan !” Buse çığlık çığlığa güldü. “Irmak abla , beni bırak!” Irmak kızı yere koydu, saçlarını düzeltti. “Bir daha saklan, bu sefer zor bulacağım.” Dizdar dişlerini sıktı. Boğazında bir düğüm vardı. “Rojda bir kere bile oynamadı lan şu kızla…” Kendi kendine fısıldadı.Sonra gülümsedi kıza bakarak. " Doğru kişi belkide " diyerek . Rojda… Buse’nin annesi. Konağın hanımı ama kendi kızına bile mesafeli. Soğuk, mesafeli, kıskanç kadın . Irmak ise üç günde çocuğun dünyası olmuştu. Dizdar sigarayı parmaklarının arasında çevirdi. “Benim çocuguma üç.gunde alıştın böyle kendi çocuğunu nasıl bırakacaksın ” İçinde tuhaf bir sıcaklık yayıldı. Ve bir korku. Irmak yere çömeldi. “Buse, sen saklan. Ben sayacağım.” Buse koşarak avlunun diğer ucuna gitti. Irmak gözlerini kapattı. Dizdar merdivenlerden aşağı indi. Ayak seslerini bastırarak avluya çıktı. Irmak onu fark etmedi. “On… on bir… on iki…” Dizdar sütunun arkasına saklanan kızına baktı. Buse parmağını ağzına götürdü. “Baba sus, saklanıyorum!” diye fısıldadı. Dizdar dudaklarını bastırdı, gülmemek için. Irmak gözlerini açtı. “Hazır mıyız?” Dizdar bir adım attı. “Hazırız.” Irmak irkildi. Arkasını döndü. “Dizdar…bey ” Adam ona baktı. Bakışı sertti ama içinde hayranlık vardı. “Buse’yi bulabilecek misin?” diye sordu. Irmak gülümsedi. “Kesin bulurum. O saklanmayı bilmiyor.” Dizdar Irmak’a baktı. Bir adım daha yaklaştı kıza nefesleri değdi birbirine . . " Mavi , bayağı mavi " dedi gözlerine bakarak .Irmak anlamayarak baktı " Efendim ? " " Gözlerin burdayım diyor " dedi adam sırıtarak. Irmak utandı yanakları kızardı bir adım geriye gitti. Sonra " Buse nerdesin " diyerek aramaya başladı kızı .Dizdar sırıttı yine kızın al al yanakları.Guzel dudakları. Gözleri .... Bu kızın içinde annelik vardı. Şefkat vardı. Oysa Rojda’da sadece gurur ve soğukluk vardı. “Bu kız… benim kızımın ihtiyacı olan kadın ” Bu düşünce onu ürküttü. Ama bir yandan da hoşuna gitti. Irmak Buse’yi buldu, onu kucağına aldı. Buse Dizdar’a döndü. “Baba, Irmak abla çok güzel saklambaç oynuyor.” Dizdar’ın gözleri kısıldı. “Öyle mi babacım , benimlede oynar belki ” Irmak utandı. “Buse acıktın mı ablacım .”diyerek soru sordu hemen laf karıştırmak için . Dizdar başını salladı sırıtarak. Ama gözleri hâlâ kızdaydı. “Sen bu eve çok iyi geldin güzel kız .”diyerek çıktı avludan Dizdar . Kalbi başka atıyordu ...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD