1 sene önce 🥀🥀
Enes’in cenazesinden sonra Irmak bir daha aynı kız olmadı.
Konuşmuyor, gülmüyor, kimseyle göz göze gelmiyordu.
Gece uyumuyordu.
Gündüz yemek yemiyordu.
Sürekli mezarlığa gidiyor, toprağa dokunuyordu.
İsmail bey korkmuştu.
“Bu kız kendini öldürecek,bir şey olacak torunuma” diyordu.
Ve o günlerde yanından ayrılmayan tek kişi Fatih’ti.
Fatih her sabah konağa gelirdi.
Elinde çay, tatlı, bazen çiçek.
“Kuzeniz biz ,” derdi.
“Enes gitti , ama ben buradayım.”
Irmak çoğu zaman cevap vermezdi.
Ama yalnız kalmaktan korktuğu için onu kovmazdı.
Bir gün Irmak mezarlıktan geldiğinde dizleri titriyordu.
Gözleri bomboştu.
Fatih onu odasına götürdü.
Yatağa oturttu.
“Bunu iç güzellik,” dedi.
Küçük beyaz bir hap.
“Ne bu?” diye sordu Irmak.
“Doktorun verdiği sakinleştirici.
Sadece uyuman için.
Bak, ben de kullanıyorum bazen.”
Irmak tereddüt etti.
Ama o an her şeyi bırakmak istiyordu.
Hapı içti.
O gece Irmak deliksiz uyudu.
Aylar sonra ilk kez rüyasız bir uyku.
Sabah uyandığında başı hafifti ama içi boştu.
Acı, keskinliğini kaybetmişti.
Fatih geldi.
“Nasıl hissettin?” diye sordu.
“Daha… sessiz,” dedi Irmak.
Fatih gülümsedi.
“İyi, güzelim ben hep yanındayım unutma ”
O günden sonra her akşam aynı hap, bazen farklısı .
Fatih getiriyordu.
“Bunu içmeden uyuma,” diyordu.
Irmak zamanla onsuz uyuyamaz oldu.
İçmezse titriyor, ağlıyor, Enes’i görmüyor rüyada ve onu sayıklıyordu.
Fatih bunu gördükçe dozunu kendi kafasına göre artırıyordu.
“Çok ağlıyorsun, iki tane iç,” diyordu.
Çünkü acıyı hissetmekten korkuyordu kız .
Bir gece Fatih kendi kendine şöyle dedi:
“Bu ilaç , Irmağ'ı bana getirecek .
Bu kız ilaca, ilacda bana bağlayacak .
Enes yok artık ...”
Irmak’a dokunmuyordu Fatih .
Ama zihninde onu “kendine ait” görmeye başlamıştı.
Aylar geçti.
Irmak soldu.
Gözleri daha boş, gülüşü daha yapay oldu.
Enes’in fotoğrafına bakarken ağlamıyor, sadece bakıyordu.
Bazen ise içli içli ağlıyordu...
Sanki acı uyuşmuştu.
Ama bağımlılık büyüyordu.
Şimdi Dizdar bilekteki jilet izine bakarken bunu bilmiyordu.
Ama o izler sadece Enes’in ölümü yüzünden değildi.
Bir yıl boyunca acı bastırılmış, ruh uyuşturulmuş, kız yalnızlığa itilmişti.
Ve Fatih, Irmak’ın en kırılgan anında onun yanında olan tek erkek olarak hafızasına kazınmıştı.
Şimdiki Zaman .....
Fatih konağa sabah erken saatlerde geldi.
, Mardin’in taş avlusu sessizdi.
Dizdar , Tufan , Göktürk ise geçecekti .
Dizdar odadan dosyaları alıyordu.
Irmak indi
Göktürk ve Tufan'a kısa bir günaydın diyip geçip gitti. .
Çay alıp ,
İrmak avlunun bir köşesinde oturuyordu.
Elinde çay vardı ama içmiyordu.
Gözleri uzaklara dalmıştı.
Konak kapısı açıldı , Göktürk ve Tufan baktı tip tip Göktürk;
" Geldi yine sik adam" dedi
Fatih adamlara başı ile selam verdi geçti kızın yanına .Irmak ayağa kalktı sarıldı .
En zor zamanın tek dostuydu güya " Fatih " ...
Fatih yanına oturdu.
Sesi yumuşaktı.
“Bugün dönüyorum güzelim ,” dedi.
Irmak başını kaldırdı.
“Dayım ile mi ?”
“Evet. İşler var. Ama seni yalnız bırakmam.Merak etme güzelim ”diyerek etrafa baktı
Dizdar yokken ,
Ceketinin iç cebinden küçük bir kutu çıkardı.
Elini İrmak’ın avucuna kapattı.
“Bunları kullan,” dedi fısıltıyla.
“Bak, sana çok iyi geliyor. Ben burda yokum artık, ama bunlar seni sakin tutar.Ben ara ara getiririm sana güzelim .”
Irmak kutuya baktı.
Aynı ilaçtı.
Enes’ten sonra verdiği.
“Doktora gittin mi ki Fatih abi ?” diye sordu.
Fatih gülümsedi.
“Gittim. Aynı şeyi verdi. Sen içmeden uyuyamıyorsun zaten , hem kötü olma güzelim .Sonuçta bu adamı tanımıyorsun senin yanında olmayabilir.”
Irmak tereddüt etti.
Ama sonra başını salladı.
“İyi ki varsın abi,” dedi.
Ayağa kalktı, sarıldı.
Fatih kızın saçlarını okşadı.
“Ben hep buradayım. Unutma.”
Avlunun köşesinde Tufan vardı.
Sigara içiyordu.
İrmak’ın avucuna bırakılan kutuyu net görmüştü.
Kutunun üzerindeki eczane etiketi dikkatini çekti.
Fatih’in sarılışını da.
Kızın Fatih'e davranışını da.
Kaşlarını çattı.
“Bu işte bir pislik var,” diye düşündü.
Ama ses etmedi.
Irmak odasına çıktı.
Kutuyu komodinin üzerine koydu.
Bir tane aldı.
Elinde tuttu.
Enes’in fotoğrafına baktı.
“Seni görmek için içiyorum, Enes ” diye fısıldadı.
Hapı içti.
Gece yine aynı masadaydılar.
Dizdar ve Göktürk içiyordu.
Tufan sessizdi.
Dizdar sigarayı yaktı.
“Fatih mi geldi ben bugün odadayken lan adamlar dedi ?” diye sordu.
“Geldi Koç , birde ” dedi Tufan.
“Bir şey daha var.”
Göktürk döndü kafa salladı, onaylar gibi.
“Ne oldu lan?” dedi Dizdar .
Tufan eğildi, sesi kısıldı.
“Bugün Irmak’a ilaç verdi koçum.”
Dizdar’ın kaşı kalktı.
“Ne ilacı lan ?”
“Küçük beyaz kutu. Eczane etiketi vardı. Gizlice verdi. Sarıldılar falan.”
Dizdar’ın eli bardakta dondu.
“Ne ilacı lan sikerim bu adamın belasını ne iş karıştırıyor lan bu piç ?” diye sertçe sordu.
“Bilmiyorum. Ama kız çok samimi gibi davrandı. Kutuyu alır almaz odasına çıktı.”
Göktürk kafa salladı.
“Belki sakinleştirici falandır. Bu adam çok fazla yengenin etrafinda abi , uzaklaştır derhal. ”
Tufan başını salladı.
“Yok. Bu normal değil. Adam doktor gibi davranıyor. Kıza ‘bensiz bunları kullan’ dedi.Duydum lan ”
Dizdar sigarayı bastırdı.
Gözleri karardı.
“Fatih…bir şey varsa sikerim seni ” dedi sadece.
İçinde bir şey kırıldı.
İrmak’ın ona değil, Fatih’e güvenmesi.
O ilaç ne ilacı diye düşündü.
“Bir bokun varsa , zaten gıcıktım sana yedi sülaleni sikmezsem banada adam
demesinler ” diye düşündü.
Göktürk gülerek
“Lan bizi de bekle , bende hiç sevmedim o piçi lan ” dedi.
Ama Dizdar gülmedi.
Dizdar bardağı masaya bıraktı.
“Yarın o kutuyu bulacağım.”
Tufan baktı.
“Bul at bana koçum, doktor tanıdık var gösteririz ?”
Dizdar gözlerini kısmıştı.
" Tamam koçum" dedi sonra devam etti .
“Fatih’in Irmak’a ne yaptığını öğreneceğim.”
Sonra sessizce ekledi:
“Ve eğer ona dokunmuşsa…
mezarı o Enes’in yanına kazılır.”
Sinirle kalktı içki bardağını kafaya dikti.
" Ben gidiyorum" diyerek hızlıca gitti .
Konağın koridorları sessizdi.
Sadece eski taş duvarların içindeki saat tik takları duyuluyordu.
Irmak uyuyordu.
Nefesi düzenliydi, yüzü yine çok güzeldi.
" Nasıl bu kadar güzel olur insan ?" dedi fısıltı ile adam .
Dizdar kapıyı sessizce araladı.
Ay ışığı odanın içine düşüyordu.
Bir an durdu.
Kızı izledi.
Yastığa sarılmıştı, çocuk gibi.
Saçları yana düşmüş, dudakları hafif aralıktı.
“Seni bu bataklıktan kurtarcam güzelim merak etme ,” diye düşündü.
Yavaş adımlarla komodinin yanına geçti.
Çekmeceyi açtı.
Takı kutuları, bir Enes küçük fotoğrafı, küçük bir tespih…
Sonra…
Küçük beyaz bir kutu.
Dizdar’ın parmakları sertleşti.
Kutuyu aldı.
Eczane etiketi vardı.
Doktor ismi silinmişti ama ilaç adı okunuyordu.
Telefonunu çıkardı.
Kutunun fotoğrafını çekti.
Fotoğrafı Tufan’a attı.
“Yarın doktorla konuş.
Bana dön.
Bu ne ilacı?”
Mesaj gönderildi.
Kutuyu tekrar yerine koydu.
İrmak’ın yüzüne baktı.
Bileğindeki kesik izine.
Enes'in fotoğrafını yırttı .
Çöpe attı
“Senin kocan benim artık , ama bu ilaç ne bulacağım merak etme . Of ulan of.
Ve o herif sana kim bilir ne yaptı.”
Elini kızın saçına götürdü ama dokunmadı.
Bir adım geri çekildi.
Kapıyı kapatırken arkasına bir kez daha baktı.
“Eğer sana oyun oynadıysa…
onu toprağa ben gömerim.”
Koridora çıktı.
Sessizlik tekrar konağı yuttu.
Ama Dizdar’ın içinde artık sakinlik yoktu.
Ertesi sabah
Tufan sabah erkenden dışarı çıktı.
Mardin’de tanıdığı özel bir psikiyatrist vardı.
Sessiz, pahalı, aşiret adamlarının işlerini bilen bir doktor.
Kutunun fotoğrafını gösterdi.
Doktor kaşlarını çattı.
“Bu ilaç ağır,” dedi.
“Genç bir kadına uzun süre verilmesi doğru değil.”
Tufan eğildi.
“Ne yapar?”
Doktor ciddi bir sesle konuştu:
“Uzun kullanımda kabuslar, halüsinasyonlar, duygusal bağımlılık ve intihar eğilimi yapar.
Travma yaşayan birine verilirse gerçeklik algısını bozar.”
Tufan’ın eli yumruk oldu.
“Yani?”
Doktor netti:
“Kızın gördüğü rüyalar, krizleri, ağlamaları bu yüzden olabilir.
İlaç acilen kesilmeli.”
Tufan teşekkür etti ve konağa döndü.
Akşamüstü Dizdar avluda tek başına sigara içiyordu.
Tufan yanına oturdu.
“Doktorla konuştum.”
Dizdar bakışlarını kaldırmadı.
“Konuş.”
Tufan sesi kısık konuştu:
“İlaç ağır psikiyatrik. Kabus, bağımlılık, intihar eğilimi yapıyor.
Doktor dedi ki kızın gördüğü rüyalar bundan.
Ve acilen kesilmeli.”
Dizdar’ın sigarası parmaklarında söndü.
“Fatih…” dedi dişlerinin arasından.
" Senin ecelin benim oğlum ! "
" Senin götünden kan almazsan banada Dizdar demesinler ! "
Gece oldu.
Herkes uyuyunca Dizdar tekrar Irmak’ın odasına girdi.
Kutuyu aldı.
İlaçları tek tek çıkardı.
Sonra cebinden başka bir kutu çıkardı.
Basit bir vitamin.
Folik asit.
Hapları birebir benziyordu.
Ağır ilacı çöpe attı.
Kutunun içine folik asit koydu.
Kutusunu tekrar kapattı.
Komodine bıraktı.
Irmak hiçbir şey anlamayacaktı.
İçmeye devam edecekti.
Ama artık zarar görmeyecekti.
Dizdar odasına döndü.
Telefonunu çıkardı.
Aşiretin adamlarını aradı.
“Fatih’i araştırın.”
“Son bir yılda ne yaptıysa, hangi doktora gitti, kime para verdi, kimle görüştüyse istiyorum.”
“Gizli olacak.”
“Bana rapor verin.”
Telefonu kapattı.
Ayna karşısında durdu.
Gözleri karanlıktı.
“İrmak’a bir şey yaptıysan…
ölmüşlerinin yanına bir mezarda sana kazılır bu saatten sonra bu kız benim sorumluluğum lan ! ”