Bölüm 3

1271 Words
— “Sahra, Sahra!” demesiyle Buğra’nın sesiyle kendime geldim. — “Buğra, ben çok özür dilerim… Kitaplara bakıyordum sadece, bu fotoğraf karşıma çıktı,” dedim, elimdeki fotoğrafla birlikte. — “Önemli değil,” deyip fotoğrafı elimden aldı. Fotoğrafta biri 5 yaşlarında bir erkek çocuğu, 1-2 yaşlarında bir kız çocuğu ve sarı saçlı, mavi gözlü, şık giyimli bir kadın vardı. Yanlarında da… babam! Tam bir mutlu aile tablosuydu. Anlaşılan, babam benim ve annemin yaşatamadığı mutluluğu, yeni ailesinde bulmuştu. Ya peki Buğra... o benim kardeşim miydi? Kalbimde bir kırılma hissettim. Bir an önce buradan çıkmam gerekiyordu, nefes alamıyordum. — “Ebru erken gelmiş. Beni evinize davet ettiğiniz için teşekkür ederim,” dedim ve hızla kapıya yöneldim. Buğra: — “Yemek yerdik beraber, Sahra. Yemekten sonra gitsen olmaz mı?” — “Teşekkürler... Gitsem iyi olacak,” dedim kısık bir sesle. Gözlerimde akmaya hazır yaşlarımı durdurmaya çalışarak evden çıktım. Merdivenlerden aşağıya indim ve kendimi dışarı attım. Sanki nefes alamıyordum. Nereye gittiğimi bilmeden yürümeye başladım. Artık gözyaşlarımı tutmak zorunda değildim. İstedikleri gibi süzülüyorlardı yanaklarımdan. Aklımda tek bir soru yankılanıyordu: “Kardeşim mi?” Fotoğraftaki o mutluluk… hepsinin gözlerinin içi gülüyordu. Babamın bize vermediği o sıcaklık, o aile hissi… Buna mı üzülmeliydim, yoksa Buğra’nın kardeşim olma ihtimaline mi, bilemedim. İlk defa bir erkeğe karşı böyle duygular hissetmiştim... ve o da kardeşim mi çıkmıştı? Bu karmaşık düşüncelerle bir saat boyunca yürüdüm. Babam, annemle boşandıktan sonra bir kez bile beni aramamıştı. Annem, babamdan söz etmeyi hiç istemezdi. Her babamdan bahsedişi bir yara gibiydi… kanamaya devam eden bir yara. Bu yüzden yıllardır babamla ilgili pek soru sormamıştım. Bildiğim tek şey, bizi terk edip başka biriyle evlendiği ve iki çocuğu daha olduğuydu. Hepsi bu. Üşümeye başladığımda bir kafe bulup oturdum. “Kalp yarasına en iyi sıcak çikolata gider,” diyerek sipariş verdim. Tam o anda telefonum çaldı. Arayan Ebru’ydu. — “Sahra, geldim ben. Hani nerdesin?” — “Ebru, ben bir kafeye oturdum. Birazdan geleceğim eve.” — “Tamam canım, görüşürüz.” Kendime biraz gelir gelmez, annemi aradım. — “Alo, anneciğim nasılsın?” — “Sahra! Aklımdan tam seni geçiriyordum. ‘Kızım ne yapıyor acaba?’ dedim. Sonra belki işi vardır diye aramak istemedim.” — “İyiyim anneciğim… çok iyiyim,” dedim ama sesim titriyordu. — “Sahra, ne oldu? Ağlıyor musun?” — “Yok anne… ağlamıyorum. Sadece seni çok özledim.” — “Güzel kızım benim, ben de seni çok özledim.” — “Hafta sonu yanına geleceğim anne. Cuma akşamına bilet bakacağım.” — “Tamam kızım, gel. İki gün de olsa hasret giderelim,” dedi annem. Konuşmayı kapattım. Babamla ilgili sorularım vardı. Bunları telefonda sormak istemedim. Yüz yüze, gözlerinin içine bakarak sormalıydım. ****** Ve işte İstanbul’daydım. Zor da olsa seviyorum bu şehri. Adımımı attığım an evimdeymişim gibi hissetmiştim bile. Kapıyı bilerek anahtarla açmadım, annem gelsin hemen sarılayım istedim. Kapı açılır açılmaz atladım annemin kucağına. Hayattaki tek şansım annem… Her zaman yanımda oldu. Sevgisini hiç esirgemedi benden. Baba sevgisi nasıl bir şey, hiç bilmiyorum ama anne sevgisi muhteşem bir şey! Annemin boynuna sarıldım, doya doya öptüm, kokladım. — “Hadi gel içeri! Sana en sevdiğin yemekleri yaptım,” dedi. — “Ooo yaşadık desene Nejla Sultan!” dedim gülerek. Masaya oturup bir güzel karnımızı doyurduk. Konuyu nasıl açacağımı bilemiyordum ki annem anladı bile. — “Sahra, sende bir şey var. Ne oldu, anlatacak mısın?” — “Hemen de anlarsın sultanım... Evet, babamı soracaktım. Anne, artık her şeyi bilmek istiyorum. Neler oldu, neden ayrıldınız? Ve neden ayrıldıktan sonra beni hiç aramadı? Bildiğin her şeyi anlatır mısın? Lütfen!” — “Nereden çıktı şimdi bu Sahra?” dedi, gözlerinin dolduğunu gördüm. — “Anne, lütfen... soruma cevap ver.” — “Peki,” dedi derin bir iç çekişle ve anlatmaya başladı: — “İkimiz de aynı üniversitede okuyorduk. Fakültelerimiz farklıydı. Ben Eğitim Fakültesindeydim, o Mühendislik Fakültesinde. Son sınıftayken arkadaş ortamında tanıştık. Önce çok iyi arkadaş olduk. Ben onu ilk gördüğüm anda âşık olmuştum ama ondan bir adım gelene kadar hiç belli etmedim. Arkadaşlık ilerledi, mezun olmaya yakın sevgili olduk. Her şey çok iyi gidiyordu. Mezun olduktan sonra o hemen özel bir şirkette işe başladı. Ben de bir yıl sonra atandım. Sonra evlenme teklif etti, evlendik. İki yılın sonunda sen dünyaya geldin. Sen bir yaşındayken bir şeyler değişmeye başladı. Toplantılar, mesailer, iş gezileri... Bitmek bilmedi. Kadınlar hisseder ama konduramaz. Ben de hissettim bir şeylerin ters gittiğini ama yakıştıramadım. ‘Yorgun, yoğun çalışıyor’ dedim kendime. Böyle iki yıl geçti... Nasıl da saftım! Meğer o kadınla görüşüyormuş. İşyerinden bir arkadaşı vardı. Kadını ben de 1-2 kere görmüştüm. Kadının kocası ölmüş, bir oğlu varmış. Kocası öldükten bir yıl sonra babanla görüşmeye başlamışlar ve benimle evliyken iki yıl boyunca devam etmiş bu ilişki. Baban bir gün geldi ve ‘Artık seninle olmak istemiyorum, hayatımda başka biri var,’ dedi.” Annem burada duraksadı. Anlatırken tekrar yaşıyor gibiydi. Gözlerinden süzülen yaşları görüyordum. Onu kesersem devam edemez gibi geldi. Bense sessizce ağlıyordum. Bir yudum su içti ve devam etti: — “Beynime balyoz yemiş gibi oldum. Kıyafetlerimizi topladım, seni de alıp dedenin evine geldim. Kısa sürede anlaşmalı boşandık. Hiçbir şey talep etmediğim için tek celsede bitti. Evden bir çöp bile almadım. Tek isteğim sendin. Seni alıp yeni bir hayata başladım. Sonra senin babanla görüşmeni istedim ama o da uzak durmayı tercih etti. Sonradan duydum ki, bizim oturduğumuz eve o kadını getirmiş. Boşandıktan hemen sonra evlenmişler. Hatta kadın o sırada hamileymiş. Bir kızı ve birkaç yıl sonra bir oğlu olmuş.” — “Çocuklar... Kaç yaşındalar peki anne? Adlarını biliyor musun?” diye sordum. — “Önce bir kızları olmuş, adını Güneş koymuşlar. Senden 3 ya da 4 yaş küçük olması lazım. Dört yıl sonra da bir oğlu olmuş. Onun adını bilmiyorum ama seninle arasında 8 yaş kadar fark olabilir,” dedi. Sonra gözlerimin içine bakarak: — “Evet Sahra, şimdi söyle. Neden soruyorsun bunları?” O an anladım. Buğra, annemin bahsettiği kadınla babam evlenmeden önce dünyaya gelmiş olmalıydı. Yani ilk eşinden olan çocuğuydu. İçim biraz rahatladı. En azından Buğra kardeşim değildi. Ama Güneş... Demek ki o, benim kardeşimdi. Ne hissedeceğimi bilemiyordum. Kardeşim gibi göremiyordum onu. İçimde daha önce hiç tatmadığım, karışık bir duygu vardı. — “Bir şey olmadı anneciğim, merak ettim sadece. Seni üzmek istemezdim ama bilmek istedim,” dedim. Annem derin bir iç çekti: — “Eskide kaldı artık. Üzülmüyorum. Sadece... senin baban hayattayken babasız kalmana üzülüyorum. Tek canımı acıtan bu.” — “Ben de babasızlığa alıştım,” dedim. Bu cümleyi kurarken içim burkuldu. Hayat, gerçekten çok garipti. O gece yatağıma geçtiğimde dönüp durdum. Uyuyamadım. Küçüklükten beri kafama bir şey takıldığında asla uyuyamam. Annemin anlattıklarını tekrar tekrar düşündüm. İzmir’e dönmek bile gelmiyordu içimden. Buğra’yla olmasını hayal ettiğim şey... başlamadan bitmişti. Buğra, kim olduğumu asla öğrenmemeliydi. Babamla karşılaşma ihtimali beni korkutuyordu. Bu düşünceler zihnimi kemirirken, sonunda yorgunluktan uyuya kaldım... ********** İzmir’e geleli 15 gün olmuştu. Ama Buğra’yla hiç karşılaşmamaya özen göstermiştim. Uzaktan gördüğümde hemen yön değiştiriyor, hızlıca uzaklaşıyordum. Bu yüzden hiç yüz yüze gelmemiştik. Artık Buğra’yı da eskisi kadar düşünmüyordum. Kendimi işime vermeye çalışıyordum. Yine bir akşam, işten dönüyordum. Asansör beklerken arkamdan bir ses duydum: — “Sahra, benden neden kaçıyorsun?” Arkamı döndüm ve hemen arkamda, o tanıdık güzel gözleriyle bana bakarken buldum onu. — “Yoo, kaçmıyorum. Kaçtığımı da nereden çıkardın?” dedim. — “Hımm... o zaman benimle bir kahve içersin dışarıda?” — “Ne zaman? Şimdi mi?” — “Tabii ki şimdi! Benden kaçmana müsaade edemem,” dedi gülümseyerek. — “Yok, kaçmıyorum ama bugün gelemem…” — “Hayır kelimesini kabul etmiyorum, gidiyoruz,” dedi kararlı bir ifadeyle. Bu kadar ısrardan sonra hâlâ “hayır” desem, gerçekten bir şeyler olduğunu anlamasından korktum. Sessizce kabul ettim. Mecburen ben önde, o arkada çıktık apartmandan...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD