Yolum Seninle/ Moğollar...

2774 Words
Sanırım beş ya da altı yaşındaydım su altına merak salmaya başladığımda. Marinanın girişine devasa bir akvaryum yapılmıştı o zaman. Oldukça donanımlı su altı araştırmacıları destek olmuştu şirkete, amcam da bu yüzden hala akvaryumun şehre kazandırdıkları ile övünür durur. Bu şehre tatile gelen turistlerin uğrak yerlerinden biridir hatta. Her neyse; akvaryum açılışının yapılacağı gün geldiğinde çok huysuz olduğumu hatırlıyorum. Nesrin yengem ikizleri giydirmiş, sıra bana geldiğinde ise boncuk boncuk terler dökmeye başlamıştı. Aldıkları o bebe mavisi elbiseyi giymek istemiyordum. Bana anne ve babamın bir yolculuğa çıkıp kaybolduklarını söyledikleri günden sonra daha hırçın, ele avuca sığmaz, söz dinlemez bir çocuk olmuştum. Üstelik bunu bana söyleyen amcam ve babaannemler değil, bir akşam yemeğinde davetlimiz olan armatörlerden birinin patavatsız eşi olmuştu. "Cenazelerini teslim aldınız değil mi; öyle ülkeyi terk edip öldü diye gösterme durumu falan yok." demişti. Cenazenin ne demek olduğunu biliyordum. Dedemin kardeşi vefat ettiğinde bir cenaze töreni olmuştu. Kartal abim, Mehlika halayı toprağın altına gömdüler demişti. Annemle babamı toprağın altına koymuş olmaları düşüncesi beni öyle korkutmuştu ki o masada çığlık atarak ağlamıştım. Elbette o patavatsız insanların evimizden kibarca kovulması kaçınılmazdı. Hatta amcamın ömür boyu nefretini kazanmaları ve bir daha Türk denizlerinde çalışma fırsatı bulamamaları da. Ama ben hangi yaşa gelirsem geleyim; anne ve babasını kaybetmiş fakat; onların yokluğuna henüz bir anlam yükleyememiş bir çocuğun önünde öyle saçmalamayı patavatsızlıkla nitelendiremiyordum. Bana göre safi kötülüktü bu. Neyin hıncını, neyin intikamını benden almak isteyebilirlerdi ki? Ben ne yapmış olabilirdim onlara? Çünkü bu düpedüz düşmanlık, insafsızlıktı. Günlerce beni yatıştırmaya, meseleyi yumuşatıp aydınlatmaya çalışmışlar, beceremeyince de destek alamk zorunda kalmışlardı. Belki de yaşıtlarım arasında psikolojik destek alan tek çocuktum o dönemde. Ben şanslı olanlarıydım. Kim bilir nicesi böyle ağır kayıplarla kendi başına yüzleşmek zorunda kalmıştı. Şimdi restoranda ailemizin sürekli oturduğu masada akvaryumu seyrederken o gün amcamla konuştuklarımızı hatırlıyordum. "Ben senin için bir şey yaptım" demişti. "Annen ve babanın kaybolduğu denizden sana arkadaşlar getirdim. Onların yüzdükleri sudan çakıllar, mercanlar, deniz atları, rengarenk balıklar toplattım. Hepsini camdan kocaman bir akvaryumun içine koydum. Dedim ki benim güzel Mercan'ım ne zaman isterse gidip onları seyretsin, anne ve babasının aslında ne kadar güzel bir yerde olduğunu görsün istedim." İşte o konuşmanın ardından tek hayalim su altında bir yaşam sürmek oldu. Bunun mümkün olmadığını anladığım yaşlarda ise su altını iş edineceğim meslekleri araştırdım. Spor olarak serbest dalışı seçtim, madalyalar kazandım, su altı fotoğrafçılığında onlarca ödül aldım, bir çok araştırma dergisinde fotoğraf ve makale yayınladım. Ancak eğitimimi liman işletmeciliği üzerine almıştım. Bu aileye mensupsanız başka bir tahsil yapmanız pek de mümkün değildi çünkü. Her birimize tek bir eğitim aldırılır fakat hobilerimizde serbest bırakılırdık. İsteyen istediği sanat dalıyla ya da sporla uğraşmakla özgürdü. Kartal abim mesela uluslar arası bir kürekçiydi. İkizlerden biri müzikle, diğeri heykelle ilgileniyordu. Ama Giritli soy adına sahip bireyler olarak dördümüz de aynı sıralarda oturup, aynı eğitimleri almakla yükümlüydük. Tutkunu olduğumuz şeylerde serbest bırakıldığımız için kimse bu hususta isyankar olmamıştı. Dedeme göre tek fert olarak kaldığımızda dahi bu gemiyi yüzdürecek donanıma sahip olmamız gerekiyordu. Giritli Denizcilik sonsuza dek var olmak zorundaydı... Buraya geldiğimde ilk paylamamı kapıda Kartal abimden almıştım. Ancak iyi olduğuma, herhangi bir yara bere almadığıma kani olunca rahatlamış ve bugünkü toplantı için amcamı yumuşatmaya çalışmıştı. Zaten toplantıya katılmama sebebimi açıklayınca üzerime daha fazla gelmedi o da. Çünkü bugün annem ve babamın kaybolduktan üç yıl sonra tekne enkazları ile birlikte bulundukları gündü. Bir nevi ailemi sonsuza dek kaybettiğime artık emin olduğum gün. Tam 18 yıl önce alınan bu haber, bütün aileyi ikinci bir yas dalgasının içine sokmuştu. Ben her dalışta onları bulma umudumu kimseye açıklayamamıştım, sanırım ömrümün sonuna kadar da yalnız benimle gelecekti bu umut. İmkansız olduğunu bilecek, yine de peşinden gidecektim. - Akvaryumun bu ayki bakımları yapıldı mı? - Önümüzdeki hafta yapılacak kızım, neden sordun? - Mavi yengeçlerde belirgin kırmızı benekler var. Hastalık olabilir, ya da sudaki mineral dengesinde bozulma olmuş olabilir. Bakımı öne çeksek iyi olacak gibi duruyor. - Engin, Serdar beyi arayıp bakımı erkene çekmemiz gerektiğini söyle. Mümkünse ayrıntılı bir şekilde ilgilensinler. Gerekirse de ekipmanları yenisi ile değiştirsinler. - Pekii efendim. Restoranı kaç gün kapalı tutmayı planlıyorsunuz? - Kaç gün gerekiyorsa o kadar Engin. Hiçbir şeyi aksatmamalarını tembihle. Amcamdan direktifleri alan Engin abi masadan biraz uzaklaştıktan sonra Serdar beyi aramaya koyulmuştu. Yemeğin başındaki hırçınlığı durulup sakinleşen amcam ise bir şeyler söyleyememenin sancısını çekiyor gibiydi. - Mercan, bak güzel kızım. Ben senden sadece tek bir şey istiyorum o da; her ay düzenli olarak yapılan genel kurul toplantılarına katılman ve hisselerini yönetmen. Onun dışında hiçbir kararına karışmadım biliyorsun. Ama sen böyle yaptıkça şirket için alınması gereken hayati kararlar hep aksıyor. Tamam istemiyorsun anlıyorum ama sadece biz değil, şirket bünyesinde çalışan binlerce insanın da geleceği söz konusu. - Sizden bana vekalet etmenizi istiyorum ama kesinlikle kabul etmiyorsunuz amca. Daha ne yapabilirim* Alın yönetin hisselerimi, bir şey demiyorum ki. Ancak siz ısrarla alınacak kararlarda benim de söz sahibi olmamı istiyorsunuz. Ben bu işi yapmak istemiyorum, dahası kabullenemiyorum. Bana milyonlarca dolarlık bir servet bırakıp da kendilerini benden mahrum eden ailemin parasını yönetmek istemiyorum. Siz de biliyorsunuz ki harcamalarımı fotoğrafçılıktan ve milli takımdan kazandıklarımla yapıyorum. O paraya dokunmuyorum bile. O evde de sadece sizi sevdiğim için kalmaya devam ediyorum, bunu çok iyi biliyorsunuz. - Biliyorum kızım biliyorum. Ve belki bencillik olarak düşünebilirsin ama bu durumdan da çok memnunum. Açıkça söylemek gerekirse o evden seni gelinliğinle çıkarken görmek isterim. - Sanırım bu durumda başınıza kalacağım. - Zaten benim seni kimseye vereceğim yok abicim, adaylar işine baksın. Kartla abim kendince beni koruma altına aldığını düşünürken amcam bu muhabbetten pek de memnun değil gibi duruyordu. Lacivert takımına mükemmel uyan kravatını gevşetip bardağında kalan son birkaç yudumu da içtikten sonra bakışlarını bize çevirdi. Sanıım söyleyeceği şey, ikimizin de hoşuna gitmeyecekti. - İspanyol Marinero denizcilikle bir ortaklık anlaşması imzalayacağız biliyorsunuz. Marinero'nun büyük hissedarlarından Ziya Sancak'la görüştüm geçen gün. Ailelerin grupta daha güçlü olması gerektiğini söylüyor. Eğer çocuklarımız anlaşırsa bir evlilik bağı kuralım diyor. - Ama Kartal abimin zaten güzel giden bir ilişkisi var, evlilik hazırlığındalar. Yani Ziya Sancak umarım bilmiyordur bunu. Yani bilerek böyle bir şey... - Mercan, senden bahsediyorum. Tek evladı var, Serhat. Serhat ile senin evlenmeni istiyor. - Hah! Kartal abi duydun mu? Sanırım şu klasik Yeşilçam senaryolarından biri dönüyor şu anda. - Baba bizim elimizi güçlendirmek için böyle bir münasebete ihtiyacımız yok biliyorsun değil mi? Anne sen de bir şey söylesene. Olur mu öyle saçma şey ya. - Babanın sözlerini bitirmesini bekliyordum oğlum. Bana kalırsa da olmaz öyle şey. Ama Ziya beyden bu teklif gelmeden önce beni eşi Hümeyra hanım aradı. Mercan'cım siz Serhat'la daha önce İstanbul'da karşılaşmışsınız bir arkadaş ortamında. Seni çok beğenmiş ve bunu da ailesine karşı dile getirmiş. Tek çocuk olduğu için ailesi sürekli evlenmesi konusunda baskı kuruyormuş. O da hem seni tanımak istediği için hem de evliliğinizin ortaklığı güçlendireceğini düşündüğü için seninle ilgilendiğini söylemiş. Elbette onlar böyle istedi diye olacak bir şey değil bu. Bizden sadece sizin görüşebilmeniz için bir randevu ayarlamamızı istiyorlar. Kartal'cım sen de tanıyorsun Serhat'ı değil mi? Sen de Mercan'a fikir verebilirsin bu konuda. - Anne vallahi ikiniz de kusura bakmayın ama bu şekilde yürümez bu işler. Tamam belki böylelikle evlenip de mutlu olan çok vardır ama maddi temelli evlilikler gün gelip bozulmak zorunda kaldığında bundan sadece çiftler etkilenmiyor ki; hisse senetleri bile dibe vuruyor. Tamam Serhat'ı tanıyorum, iyidir, hoştur ama bu evlilik hayatında nasıl olduğunu bildiğim anlamına gelmiyor. Bırakalım Mercan nasıl istiyorsa öyle yapsın. - Allah razı olsun ya, masada benim de fikrimin alınması gerektiğini söyleyen biri var, ne güzel. Böyle bir görüşmeyi kabul etmiyorum. Ayrıca hatırlamıyorum ben Serhat diye birini. Kim bu manyak Allah aşkına ya, nasıl düşünebilir benim görücü usulü bir evlilik yapacağımı? Hem ben evlenmek istemiyorum ki. Evlenmezsem ortak mı olmayacaklarmış, olmasınlar. Para kaybetmekten mi korkuyorsun? Al hisselerimi istediğin gibi kullan işte. Ben bu konuşmayı duymamış gibi yapacağım tamam mı? - Mercan konuşmamız bitmedi, nereye gidiyorsun? - Benim için bitti. Hepinize afiyet olsun. Bu gece de beklemeyin beni Melike'de kalacağım. - Ama kızım babaanneni biliyorsun, akşam yemeğinde herkesi masada görmek ister. - Ona da neden gelmediğimi anlatırsınız bir zahmet. Gerçekten de inanılır gibi değildi. Yani yaşadığımız devir bir yana bana böyle bir sorumluluk yüklemeye kalkmalarını aklım almıyordu bir türlü. Kapıda bekleyen Engin abi bir şeylerin ters gittiğini anlamış ancak, o bile beni durduramamıştı. Arabama ulaştığımda hemen kontağı çalıştırıp marinadan çıktım. Bir an önce Melike'nin yanına atmayı planlıyordum kendimi. Hemen araç ekranından Melike'nin numarasını çevirdim. Melike bir terapist olmamasına rağmen benim ruhuma en iyi gelen insanlardan birisiydi. - Bebeğim ben de şimdi seni arayacaktım. Akşam geliyor musun, Aydın bahsetmiş sanırım. - Melike neredesin? - Ouww bir şey olmuş. Tamam ben şimdi adliyeden çıktım büroya geçiyorum. Orada buluşalım olur mu? - Tamam on dakikaya oradayım. Buluşunca konuşuruz. Melike eminim zorlu bir davadan çıkmıştı ama kesinlikle ben dahil hiçbir arkadaşını negatif bir sesle karşılamazdı. Onun alo demesi bile size dertlerinizi unutturacak kadar neşeliydi. Şu durumda da beni sakinleştirecek tek kişiydi ve benim yolumun ona çıkmaktan başka şansı yoktu. Tahmin ettiğim gibi on dakikada varmıştım Melike'nin ofisine. Taş binadaki bu ofise geldiğimde her zaman değişik bir huzur buluyordum. Basmakları tırmanıp ferah ofis alanına geldiğimde beni tatlı asistanı Özlem karşıladı. - Hoşgeldiniz Mercan hanım. Melike hanım beş dakika sonra burada olacağını söyledi. Beklerken bir şeyler içmek ister misiniz? - Teşekkür ederim Özlem'cim, ben Melike'yi beklerim. Nasılsın bakalım görüşmeyeli, nasıl gidiyor okul? - Bütün derslerimi verdim Mercan hanım, son senem artık hayırlısıyla. - Oo demek ki sen de en az Melike kadar iyi bir avukat olacaksın. Hadi bakalım, ben sana inanıyorum. - Çok teşekkür edeim Mercan hanım, çok incesiniz. Biz Özlem'le konuşurken taş merdivenlerde ince bir topuk sesi yankılanmaya başladı. Gelen elbette mekanın sahibinden başkası değildi. - Oy benim ince, uzun, su kuşu arkadaşım gelmiş, hoş gelmiş. Nasılsın balım, yemek yedin mi? - Hoş buldum canım, amcamlarla yemekteydim oradan geliyorum yanına. - Hımm mevzu anlaşıldı. O zaman şöyle yapalım; benim bu günlük işim bitti, bana geçelim akşama kadar biraz laflarız, sonra da bizimkilere katılırız olmaz mı? Özlem'cim sen de çıkabilirsin bu arada, keyifli hafta sonları diliyorum şekerim. O kaslı arkadaşına söyle seni üzmesin. - Pekala Melike hanım söylerim, Pazartesi görüşmek dileğiyle. Size de iyi günler Mercan hanım. Özlem'i uğurladıktan sonra Melike'yle birlikte ofisten ayrıldık. İkimiz de arabayla geldiğimiz için, ben arabamı burada bırakmayı tercih ettim. Öğlen yaşadığım ufak çarpışmadan sonra da zaten gergin hissediyordum. Bütün gece ve büyük ihtimalle hafta sonu da birlikte olacağımız için Melike ile aynı arabada seyahat etmemizde bir sıkıntı yoktu. Eve gidene kadar da sadece havadan sudan konuştuk. Eve girdiğimde ise sanki kendi evimdeymiş gibi giyinme odasına gidip üzerime giyebileceğim rahat bir şeyler seçtim. O da zaten günün yorgunluğunu atmak için çoktan duşa girmişti. Açık mutfağında buz dolabını karıştırırken elim biralara gitti ama Aydın'ın bugün özellikle tembihlediği üzere alkol kullanmamam gerekiyordu. Bu meseleye canım sıkılsa da portakal suyunu çıkarıp bir bardağa doldurdum. Birkaç yudum aldığım sırada zaten Melike de üzerini giyinip gelmişti. - Evett anlat bakalım bu gün hangi Giritli problemini masaya yatırıyoruz. - Sen böyle söyleyince de hep benim problemlerimi konuşuyormuşuz gibi hissettim. Ama bu kez mevzu hem çok saçma hem de çok büyük. Talibim var Meloş'um. Beni Sancak'ların veliahtı Serhat bey eş olarak seçmiş kendine. Aileleri araya sokmuş, İspanyol şirket ile kuracağımız ortaklıkta Türkiye tarafı olarak daha güçlü olacağımızı ileri sürmüşler. Amcam tabii bunu direk söyleyemedi de eğdi büktü lafı. İşte bir evlilik elimizi güçlendirir falan yol yapıyor aklınca. Anlamadım tabii, saf gibi diyorum ki; ama Kartal abim nişanlı, o nasıl evlensin? Kendimi bu manzaraya hiç oturtmuyorum görsen, öyle kendimden eminim. - Eee yuh ama. Ucuz Hint filmi mi çekiyoruz kızım? Sen ne dedin pekii, bu suratına bakılırsa pek iyi bir konuşma geçmemiş aranızda. - Kalktım geldim Meloş, ne diyeceğim Allah aşkına. Kabul edilebilir bir şey mi bu? Yok efendim Serhat efendi ile daha önce karşılaşmışız. Bana ne abi; isterse yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmesin. Ben böyle bir evlilik yapacak insan mıyım? - Değilsin aşkım. Sen benim tanıdığım en aklı başında, en şahsına münhasır insansın. Eminim onlar da kısa zamanda hatalarını anlayacaklardır. - Sıkıldım artık Melike. Bu ailenin sanki bütün geleceklerini benim üzerime kurmuşlarmış gibi davranmalarından bıktım. İstemiyorum diyorum, ne kadar imtiyaz varsa alın elimden. Beni bana bırakın, ben kendi işimle, uğraşımla zaten mutluyum. Ama iki laflarından biri sen bizim kıymetlimizsin, biz senden nasıl vazgeçelim, o nasıl söz Mercan, yüreğime mi indireceksin Mercan? İnan gerçekten çok sıkıldım artık. - Peki ne yapacaksın? Acaba şu derginin teklifini kabul etsen nasıl olur, bir süre buralardan uzaklaşsan hı? - İstiyorum ama ağrılarım bu ara sıklaştı. Yani onlara verdiğim sözleri tutamam diye korkuyorum. - Aydın bugün uğradığını söyledi. İlaç aldı yine yanına gelirse dikkat et alkol almasın dedi. - İspiyoncu pislik. - Şovcu da aynı zamanda. - Size de ayar vermek lazım ama bugün pek enerjim kalmadı. - Sen bize yorma o güzel kafanı canım benim. İnan kafan iyice çorba olur, deli çıkarsın. Konuyu kolayca dağıtıp yeniden bize zarar vermeyen, içimizi burkmayan konulardan konuşmaya başladık. Saatin nasıl ilerlediğini anlamamıştık bile. Hafif bir şeyler atıştırıp her zaman gittiğimiz mekana gitmek için hazırlanmaya koyulduk. Tabii ki eve gitmediğim için Melike'nin ultra ateşli gece elbiseleri dolabından giyinecektim. Yine de içlerinden en uygununu seçmeye çalıştım. Bir de yaklaşık on santim gibi bir boy farkımız vardı onunla. Zaten ekstra kısa olan elbiseleri benim üzerimde neredeyse tek parça üst olarak kalıyordu. Bugün ayağımda olan ayakkabılar akşam için de uygun olduğu için sıkıntı çekmedim. Kendimizce makyajlarımızı yaptığımızda ise çıkmak için artık hazırdık. Melike şimdiden playlistinden şarkı seçmeye başlamıştı. Bizim çocukluğumuzdan beri hayran olduğumuz guruplar vardı. Gökhan ve Aydın için Pentagram vazgeçilmezken; Melike ve Vildan Bulutsuzluk Özlemi fanıydı. Ben de babamın severek dinlediği Moğollar'a düşkündüm. Onlara ne kadar kızgın olsam da bilmediğim bir güç bana onların alışkanlıklarını sürdürmem için fısıldıyordu. Mekana girdiğimizde diğerlerinin çoktan toplanıp bir şeyler içmeye başladığını gördüm. Aydın her zamanki gibi kendinden emin bir şekilde oturmuş içerideki estetikli güzelleri süzüyordu. O her ne kadar buna mesleki deformasyon dese de; Melki'deki katil olma potansiyelini uyandırdığının farkında değildi. Yanlarına yaklaşıp "Selam gençler" dediğimizde öyle hızlı toparlanmıştı ki gülmeden edemedik. Tabii grubun en esprilisi ve patavatsızı olan Gökhan bu fırsatı da kaçırmadı. - Ulan adam; bu akşam buradan bize ne düşer modundan, şüphesiz ki Allah yolundayız moduna öyle hızlı geçti ki, içtiğim viskiden daha hızlı döndürdü başımı. Birader tarikat kur da müridin olalım. - Konuşma lan Allah'ın çirkini. Siz bakmayın ona bebeklerim, hoş geldiniz, sefa getirdiniz. Arkadaşım bize bir mojito bir de alkolsüz kokteyl getirir misin? - Gerçekten de mevzudan uzaklaşıp lafı değiştirme hızın baş döndürücü Aydın. Alkolsüz kokteyli umuyorum ki kendin için istemişsindir. - Avcunu yalarsın Merco. Sana en az üç gün alkol yok unuttun mu? - Öff çok sıkıcısın gerçekten. Eee böyle ortada mı oturacağız? - Güzelim bu akşamki konsept herkesi açmamış olacak ki gördüğün gibi sakin mekan. Biz kendi kendimize eğleniriz nasıl olsa, ha burası, ha loca farketmez diye düşündüm. - Eee tamam o zaman önce kim başlıyor? - Mercan bebeğim sen başla. Ben bugün hakimi ikna etmek için çok konuştum. Biraz boğazımı ıslatmam gerekiyor. Benim için sorun değildi. Sıramı savıp oturmak ve birbirinden çirkin sesli arkadaşlarımı dinlemek için can atıyordum nasılsa. O yüzden ekranın başına geçip şarkılardan bir tanesini seçtim. Elbette en sevdiklerimden ve söylemekten zevk aldıklarımdan biriydi. Şarkının introsu bittiğinde yönümü bizimkilere dönüp söylemeye başladım. Beni çağıran uçurum Uçurum oldu sevdan Kaçmam (kaçmam) Yok saklanmam başından sonundan Korur bizi zaman (zaman) Kim söylemiş son diye Olmaz diye, kanar diye Anlatma Anlamam Şarkının tam da burasında gözlerimi açmış ve beni dinleyenlere şöyle bir bakmak istemiştim. Ancak bizimkilerin oturduğu kısmın hemen arkasındaki birkaç kişilik gurup dikkatimi çekti. Gruptan ziyade içlerinden bir kşiydi aslında gözlerime takılan. Masalarına vuran mavi ışık sanki sadece onu aydınlatmak istermiş gibi ayrıntıcıydı. O ise ona anlatılanları dinlemek yerine gözlerini bana dikmiş, şarkının sözlerine eşlik ediyordu. Bir anlık bir duraksamanın ardından söylemeye devam ettim. Elbette o da benimle birlikte söylüyordu. Şarkı bitene kadar bir daha gözümü kapamadım. Sanki kaparsam o ışık ve ışığın aydınlattığı adam birden kaybolacakmış gibiydi... Aşk varken sözlerinde, düşlerinde Yeniden doğmak gibi nefesinle Çoğalıp sevginle İsteme Durdurma Kim söylemiş son diye Olmaz diye, kanar diye Anlatma Anlamam Büyüt beni gözlerinde, ellerinde Yeniden ses oldun Sözlerime, gücün saklı içimde Vursunlar Ağlamam İster bahar, ister ayaz Yolum seninle Duysun dünya, karşı dursun, düşsün peşime Şarkı bitti. Mikrofonu yerine koyarken de bizimkilerin yanına geçerken de gözlerimi ondan ayırmadım. Artık arkamı dönmek zorundaydım. Ancak görüş alanımdan çıksa bile uzun süre aklımdan çıkmayacağı kesindi... Gece boyunca akşam üzeri dalışlarımda şahit olduğum mavi ışığı düşündüm. Arkamı dönmek, onu bir daha görmek için tutuştum ama garip bir şekilde bana mani olan bir güce boyun eğdim. Masaya içkiler geldi, içkiler gitti, mekan insanlarla doldu, insanlar boşaldı ancak benim aklımdaki kalabalık bir türlü dağılmadı. Kimdi o adam? Bana neden bu kadar tanıdık geliyordu? Yüzü öyle aşinaydı ki, unutmuş olup da mahcup olmaktan bile korktum bir an. ama hayır; benim yüz hafızam o kadar zayıf değildi. Bir şey vardı o damada, farklı... çok farklı bir şey. Bana sanki uzun zamandır beni kovalıyormuş da sanki bu gece yakalamış gibi bakıyordu. "Buldum seni" diyordu gözleri. İşin garibi; ben de bulunmuş olmaktan pek de şikayetçi değildim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD