9. Bölüm

2180 Words
İyi okumalar dilerim... Melinda Kurt'tan anlatım... Şaşkınlık; Demir gayet ciddi bir hareketle elini bana uzatmıştı. Ne yapacağımı şaşırmış bir halde ona bakarken yanıma gelip elimden sıkıca tutup beni bahçeye çıkarttı. Seri adımlarla arka bahçeye doğru yürürken bende onun ritmine ayak uydurmaya çalışıyordum. Aniden duraksadığı an bende geriye doğru sendeledim. Demir kolumdan tutup düşmeme engel olurken bahçe koltuklarını işaret etti. Ona en uzak koltuğa oturup beklemeye başladım. Demir karşımdaki koltuğa oturup sıkıntıyla soluk aldı. Gözlerimin içine bakıp "düşündüğüm kadar olmayacak bir şey bu" dedi birden bire. Benimle değil de, kendi kendine konuşur bil haldeydi. Gözlerimin içine bakıp "neden bu kadar zor bir kadınsın?" diye sordu. Şaşkınca onun yüzüne bakarken "neden böylesine imkansız bir karakterin var? Ulan karşında konuşacak kelime bulamıyorum". Hayretle kaşlarım havalanırken dilleri lal olan bir tek o değildi. Gerçekten ne söylemem gerektiğini bende bilmiyordum. Demir yerinden kalkıp sıkıntıyla etrafında bir sağa, bir sola volta attı. Aniden bana doğru döndüğünde yerimden sıçramıştım. Demir "korkuyorsun benden. Sadece korktuğun için buradasın". Kaşlarımı çatıp "ne için burada olacaktım başka. Allah aşkına senin benimle derdin ne Demir?". Yanıma gelip "zorsun zor, en az benim kadar zorsun". Yerimden kalkıp "manyak mısın sen? Gerçi akıl sağlığının bozuk olduğu her halinden belli. Ulan esas senin benimle ne derdin var?". Demir sıkkın bir soluk alıp "bu gözler için ömrümü veririm sadece". Duyduklarımla şoka uğrarken ağırca yutkundum. Demir burnumun ucuna kadar girip "gözlerinin kahvelerine göm beni Melinda. Mezarım olsa bile razıyım. Yeter ki bu gözlerin içinde olayım". Sarsılmıştım. Ellerim uyuşmuş, bedenim karıncalanmaya başlamıştı. Refleks olarak başımı sağa sola doğru sallayıp gözlerinin içine baktım. Demir iki eliyle yüzümü avuçlayıp "zaman vereceksin ve buradan asla gitmeyeceksin. Buna izin vermem anladın mı? Senin benden gitmene asla izin vermem". Demir anlıma derin bir öpücük kondurmuş ve hızla arkasına dönerek ön bahçeye doğru yürümüştü. Şaşkınca onun arkasından bakarken birkaç adım attım ama yine sendeledim. Aysel hanım yanıma gelip "iyi misin kızım?" diye sorduğunda başımı olumsuzca salladım. Aysel hanım sıkıntıyla soluk alıp beni kalktığım bahçe koltuğuna oturturken ön bahçeden güçlü bir motor sesi ve onu takip eden acı lastik bulunduğumuz alanı inletmişi. Aysel hanım "biraz kendine gel, sana geri kalan her şeyi ben anlatacağım". Kuruyan dudaklarımı dilimle ıslatıp "bu adam bana aşk mı?". Aysel hanım "sakinleş ilk önce. Olan biten her şeyi sana sakince anlatacağım kızım". Başımı sallayıp "ben çok şaşkınım Aysel hanım. Kendi ile savaşıyor gibiydi. Hali, tavrı çok farklıydı ve ne yapacağımı şaşırdım".   Aysel hanım "gel kızım benimle sana göstermek istediğim bir şey var" diyerek yerinden kalktı. Bende yavaşça ayaklanıp onu takip ettim. Mutfaktan içeri girip hole geçtik. Oradan da merdivenlere yönelip evin en üst yani çatı katına çıktık. Aysel hanım bir kapının önünde durup bakışlarını bana çevirdi. Derin bir nefes alıp "bu kapıdan içeri girdikten sonra fikrin değişir mi bilmem. Sadece şunu bil Demir senin için kendi ile gerçekten de savaşıyor". Başımı usulca sallamıştım. O odada ne olduğunu bilmiyor ve deli gibi merak ediyordum. Aysel hanım yavaşça kapıyı açıp geçmem için önümden çekilirken derin bir nefes alıp odaya yavaş adımlarla girdim. Başımı kaldırıp etrafa baktığım an, hayatımın şokunu yaşadığımı hissediyorum. Duvarlar habersiz çekilmiş resimlerimle doluydu. İstemsizce gözlerim dolarken Aysel hanım "Demir sen gelmeden önce, her gece bu odada uyur, burada zaman geçirirdi. Bu resimlerin arasında seni yaşar, sanki yanı başındaymışsın gibi hissederdi". Ağırca yutkunup yine resimlere bakmaya başladım. Bir sene öncesine ait olan resimler de vardı aralarında. Sonra duvar dibinde duran sehpaya takıldı gözlerim. Üzerinde boş parfüm şişelerim ve en sevdiğim tişörtüm duruyordu. Şaşkınlıkla "burası, bu şişeler, bu en sevdiğim tişörtüm. Aysel hanım baştan anlatın her şeyi lütfen" dedim. Aysel hanım sallanır koltuğa oturup "gel kızım harfi harfine her şeyi anlatayım sana" diyerek yanına çağırdı. Odada oturacak başka koltuk yoktu ve ben de önünde bağdaş kurarak oturmuştum. Aysel hanım "bir uçuk sene önce, eski eşin Tarık buraya geldi". Duyduğum isimle kaşlarım çatılırken Aysel hanım devam etti. "Demir sıradan bir iş adamı değil kızım. Tüm şehirde illegal kumar salonları olan, yeraltı dünyasının tek lideri konumunda". Ağırca yutkunup "mafya yani öyle mi?" diye sordum. Aysel hanım "mafya demesek daha doğru olur". Kaşlarım yine istemsizce çatılmıştı. Derin bir nefes alıp "bunun başka bir anlamı var mı ki?". Aysel hanım "kızım Demir bile isteye bu yollara girmedi. Sen de sabırla bekle ve dinle". Başımı sallayıp sustum. Aysel hanım "Tarık buraya geldiğinde her şeyini kaybetmiş biriydi. Demir borcunu ödemesi için ona uzun vadede bir süre verdiği halde o seni teklif etti". Duyduklarımla midem yine kasılmıştı. Bir adam nasıl olur da namusunu bir kumar borcu için harcar? Bir koca aşkımsın dediği kadını nasıl olur da mal gibi satar? Gözlerim istemsizce dolarken Aysel hanım "Demir bu teklifi duyduğunda öldüresiye dövdü Tarık'ı. Kapıda gördüğün o kadar adam zor aldılar elinden. Sonra yine ve yine seni teklif etti. Demir en son seni uzaktan izletmeye ve böyle ufak ufak fotoğraflarını almaya başladı". Aysel hanım gözünden akan yaşı silip "onun maksadı seni korumaktı aslında. Tarık'ın bir tek Demir'e borcu yoktu. Öylesine kaybetmiş ki kendini, nereye saldıracağını şaşırmış. Demir hep uzaktan izledi seni. Ama gönül bu ferman dinlemiyor dedikleri aşka tutuldu işte". Şaşkınlıkla dinliyordum karşımdaki kadını. Bu olanlara tahammül etmek zaten imkansızken bir de bu aşk olayı çıkmıştı ortaya. Aysel hanım "çok tartıştık Demir ile. Böyle olmaz, seni bu şekilde eve getirmesine hep karşı çıktım ama görüyorsun işte karşı koyulmuyor". Aysel hanım yere eğilip iki eliyle yüzümü avuçları. Tebessüm ederek "benim oğlum sana kör kütük aşık oldu kızım". Aldığım nefes soluk boruma takılmış ve öksürmeye başlamıştım. Aysel hanım endişe ile ayağa kalktığında kolundan çekerek onu oturttum. Derin bir nefes alıp "peki böyle aşk olur mu Aysel hanım? İnsan sevdiğine böyle zulüm eder mi hiç?". Aysel hanım "haklısın kızım. Demir'i çok uyardım ama önüne geçemedim. Şimdi sana sev, onu anlamaya çalış demek sana haksızlık bunu da biliyorum. Sadece zaman diyorum yavrum. Belki zaman düzeltir her şeyi". Bakışlarım yine fotoğraflarımı bulmuştu. Koca odanın içini kaplayan sayısızca fotoğrafım. Her biri özenle çerçevelenmiş ve duralda milim boşluk kalmamacasına asılmıştı. Yerimden kalkıp yine etrafa baktığımda iç geçirmeden edemedim. Bu öğrendiğim gerçeklerden sonra anladığım tek şey buradan bir kaçış yolumun asla olamayacağıydı... *** Bir hafta sonra... Bu eve geldiğimden beri ilk kez bu denli boşluk hissetmiştim. Demir bir haftadır sabahları oldukça erken çıkıyor, bazı geceler geç geliyor, bazı geceler ise gelmiyordu. Mümkün olduğunca karşılaşmıyorduk. Aysel hanım bana telefonumu geri vermişti. Demir istediğim kişi ile telefon aracılığıyla görüşebileceğimi ama asla bu evden gidemeyeceğimi iletmişti. Neyse ki Selim'e ulaşıp başıma gelenleri doğru dürüst anlatmıştım. Her ne kadar gelmek istese de onun hayatını riske atamazdım. İş yerine istifa ettiğimi ve çalışacak durumda olmadığımı söylemesini ayrıyeten rica etmiştim. Şimdi ise akşamın sessizliğini dinliyordum. Arka bahçede mis gibi havayı solurken Merve bir kardeş gibi yanımda oturuyordu. Bir anda "Melinda" diye seslenen Demir ile yerimizden sıçradık. Arka bahçeye geldiğinde derin bir soluk alıp "burada mıydın?" diye sordu. Merve yanımdan kalkıp "hoş geldin abi bir şey ister misin?". Demir başını olumsuzca sallayıp sadece benim gözlerimin içine baktı. Merve yanımızdan giderken Demir ağır adımlarla karşımdaki tekli koltuğa yanaşıp oturdu. Sadece gözlerime bakması beni rahatsız etmeye başlamıştı. Yerimde rahatsızca kıpırdandığım an "bir şeye ihtiyacın var mı?" diye sordu. Aslında kaçıp gitmeye demek geliyordu içimden fakat onun deli öfkesini tekrar yaşamak istemiyordum. Aysel hanım de bana anlattıklarını ve özellikle o odanın varlığını Demir'e söylemememi rica etmişti. Sıkıntıyla soluk alıp başımı olumsuzca sağa sola doğru salladım. Orta sehpaya uzanıp bir dal sigara aldım ve acele ile dudaklarımın arasına sıkıştırdım. Çakmağı elime alamadan ucunda beliren ateş ile duraksadım. Demir tebessüm ederek beklerken sigaranın ucunu yakıp geri çekildim. O da yanıma oturduğunda daha çok huzursuz olmuştum. Demir "çok sigara içiyormuşsun. Kuşlar söyledi" dedi. Yüzümde beliren alaylı gülümsemeye mani olamadım. Başımı sallayıp "söyle o kuşlara kezzap içmediğime dua etsinler" diyerek karşılık verdim. Demir sıkkın bir soluk alıp "neden anlamıyorsun Melinda?". Başımı ona çevirip "seninle tartışıp bir tokat daha yemek istemiyorum Demir. Çünkü sevgi şiddet barındıramayacak kadar kutsal bir duygudur. Hele ki aşk". Demir sessizliğe gömülürken "ayrıca geçen gün evin içinde bana fahişe diye bağıran o kadın sevgilim olduğunu söylemişti. Yanlış hatırlamıyorum değil mi?". Demir gittikçe gerilirken "başka bir kadına bunu yaşatmaya hakkın var mı?" diye sordum. Demir başın geri atıp derin bir nefes aldı. Ağırca yutkunduğunu inip kalkan adem elmasından fark etmiştim. Demir "o kadın benim sevgilim değil Melinda. Asla hayatıma dahil ettiğim bir kadın değil". Aslında merak etmiştim. O kadar güzel bir kadındı ki, kıskanmamak elde değildi. Alımdı havası, dik duruşu ve kusursuz vücudu gerçekten de merak etme sebebim olmuştu. Oturduğum yerde biraz daha dikleşerek "hayatına dahil olmayan o kadın nasıl evine, hatta yatak odana kadar girebiliyor Demir?". Sorduğum bu soru biraz kaba oldu sanırım. Ama Demir kızacağına erkeksi bir kıkırdamayla gülüp "ne o hesap mı soruyorsun?" diyerek karşılık verdi. Kaşlarımı çatıp "hayır sana inanmama nedenlerimi yüzüne çarpıyorum. Anlayana tabi". Demir başını bana çevirip derince gözlerimin içine baktı. Kolunu koltuğun üst kısmına yaslayıp "kısa bir süre ilişkimiz oldu. Ardından hamile kaldığını söyledi". Kaşlarım hayretle havalanırken Demir devam etti "bebeği doğurmasını istediğim halde lafımı çiğneyip aldırmış". Hayretle havalanan kaşların sinirle çatılırken Demir "onu öldürmediğime dua etmeli. Babası eski iş ortaklarımdan biri. Sadece onun hatırına hala daha nefes alabiliyor. Onunla olan geçmişim bu kadar basit işte". Ardından derin bir sessizliğin içine gömüldük. Bir kadın nasıl olurda kendi canından olan bir parçayı söküp atabiliyor? Bir kadına verilmiş en kutsal hazine değil midir annelik? Sinirle soluk alıp "keşke daha çok parçalasaydım o geri zekalıyı. İnsan minicik bir cana nasıl kıyar ya?". O an kendimi tutamamıştım. Gerçekten öyle büyük bir öfke hissediyordum ki içimde yanaklarıma ateş basmıştı. Evliliğimin ilk yıllarında bilmeden bebeğimi düşürmüştüm. Aylarca onun vicdanı ile kavrulmuş, hayata küsmüştüm adeta. Hele ki ellerimle toprağa verdiğim bebeğimin acısını düşünmek bile istemiyorum. Sıkkın bir soluk alıp "neyse zaten mutluluğu hak eden bir kadın değilmiş" dedim. Bana göre böyle kadınlar mutluluğu hak eden insanlar değildi. Bir katilden farkı yoktu benim için. Demir "şu hayatta karşı koyamayacağım tek şey evlat Melinda". Bunu söylerken öyle uzak bakmıştı ki, sanki gözlerinde hüzün, yüzüne özlem çökmüştü. Bu gece gördüklerime inanmakta çok zorlanıyordum. Bu eve geldiğimden beri belki de ilk kez bu kadar samimi bir konuşma geçmişti aramızda. Saçlarımın üzerinde onun elini hissettiğim an irkildim. Demir "benden kaçman canımı yakıyor ceylan gözlü kadın. Benden uzak durman nefesimi kesiyor". Ne diyeceğimi bilemeden sadece sessizce gözlerinin içine baktım. Çünkü ağzımı açıp olumsuz bir şeyler söylersem yine o lanet hallerine dönecek diye korkuyordum. Sadece yerimden kıpırdanıp "şey benim karnım acıktı. Bir şeyler yiyeceğim" diyerek ayağa kalktım. Demir tebessüm ederek "kaç bakalım nereye kadar kaçacaksın" dediğinde ise onu duymazlıktan gelip kendimi mutfağa atmıştım. Aslında öyle çok karnım aç değildi fakat Aysel hanım yine muhteşem yaprak sarması yapmıştı. Buzdolabına yönelip sarma tenceresini elime aldığımda "bana da servis çıkar mısın?" diyen Demir'in sesi ile duraksadım. El mahkum başımı sallayarak mutfak tezgahına koymuştum tencereyi. Arkamı dönüp "yanına yort çıkartıyorum sadece, başka istediğin bir şey var mı?". Demir başını olumsuzca sallarken bende işime yoğunlaştım. Alt tarafı sarma yiyecektik hepsi bu. Servisleri hazırlayıp mutfak masasına koydum. İki çatal alarak masaya geçip bir sandalye çektim. Demir hala daha ayakta beni izlerken başımı kaldırıp "otursana ne diye dikiliyorsun başımda?". Demir karşımdaki sandalyeyi çekip oturmuş ve eline çatalı alarak sarmadan yemeğe başlamıştı. Sessizlik içinde yemeğimizi yerken Demir'in telefonu çalmaya başladı. Elindeki çatalı bırakıp masanın üzerinde duran peçeteyle ağzını sildi. Ceketinin iç cebinden telefonunu çıkartıp ekranına baktı. Gergin bir soluk alıp ayağa kalktı ve yanımdan giderken "söyle" dediğini duydum. Ben sarmalarımı yemeğe kaldığım yerden devam ederken büyük bir gürültü ve onu takip eden cam patlama sesi duydum. Korku ile kendimi yere bırakırken Demir anında yanımda bitmişti. Kolumdan tutarak beni ayağa kaldırmış ve hızla mutfaktan dışarı çıkartmıştı. Merdivenlere yönelip deli gibi çıkarken silah sesleri artmaya başladı. Demir beni kendi odasına götürürken giyinme odasına yönlendirip içeri soktu. Korku ile ağlamaya başladım. İlk kez böylesine yoğun silah sesi duyuyordum. Demir iki eliyle yüzümü avuçlayıp "sakın korkma, ben gelene kadar bu odadan çıkayım deme anladın mı?". Başımı usulca sallarken o aniden anlımdan öpüp "korkma sakın, ağlama daha fazla". Yine anlıma dudaklarını bastırmış ve kapıyı kapatarak odadan çıkmıştı. Duyduğum sesler gittikçe artarken ellerimi kulaklarıma bastırıp yere çöktüm. Aklıma gelen önemli detay ise Aysel hanım ve Merve'ydi. Endişem daha çok büyürken kırılan camların sesleri içimi ürpertiyordu. Hala daha kesilmemiş olan silah sesleri korkmama neden olurken merakımı da kabartıyordu. Neyin nesiydi bu olaylar? Bu adam gerçekten de pislik bir adam mıydı? Sesler yavaşça kesilmeye başladı. Ne kadar zaman sürdü hiçbir fikrim yoktu ama bana saatler gibi geldiği kesindi. Ellerimi kulaklarımdan çektiğimde bu sefer de eve çöken sessizlik beni tedirgin etmişti. Dışarıda neler olup bittiğini bilememek delirme sebebim olacaktı. Kısa bir süre sonra yavaş gelen adım sesleri kalbimin hızla çarpmasına neden olmuştu. Çünkü Demir böyle bir olay sonrası kesinlikle yavaş adımlarla gelecek biri gibi değildi. Aynı yavaşlıkla odanın kapısı açıldığında korku ile gözlerimde ardına kadar açıldı. Kapıda beliren suretin Demir'e ait olması rahatlamama sebep olurken aniden kalkıp refleks olarak ona sarıldım. Demir "bitti güzelim, korkma artık" dedi. Sesi fazlasıyla yorgun geliyordu. Vücudumu ondan çekmek isterken belime doladığı kolu izin vermemişti. Derin bir nefes alıp "Aysel hanım ve Merve güvende mi?" diye sordum. Demir "merak etme herkes iyi" dediğinde başımı usulca geri çektim. Anlında biriken ter damlacıklarına baktım. Ardından elime bulaşan kaygan sıvı huzursuz etmişti beni. geri çekildiğimde ilk olarak ellerime baktım. Gördüğüm şeyle gözlerim kocaman acıkılırken aniden başımı kaldırıp kapıda bayılmak üzere olan adama baktım. Kollarımı beline sarıp "Demir vurulmuşsun" dedim. O an anlını anlıma yaslayıp "sakın gideyim deme Melinda. Sakın beni bırakayım deme"... Bölüm bitti...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD