Kar taneleri havada asılı kalmıştı. Sessizlik ölümü çağırıyordu. Sesler gölgelere sığınmıştı. Korku sarmıştı bedenleri, nefeslerle içeri giriyor, her soluyanı zehirliyordu. Küçük bir ses geldi. Kalede sesinin çıkmasına izin verilen tek kişiden gelmişti bu küçük ses. Boşlukta yankılandı, duvarlara çarptı, odalarda gezindi kendini ilk bulduğu boşluktan dışarı atmaya çalışan esir bir bebek gibi kurtuldu kızın dudaklarından. Acı bir inlemeydi bu sesin nedeni. Kız çok acı çekiyordu. “Lütfen dayan küçüğüm,” diye mırıldandı Ba’al. Kızın bedenini hızlıca kontrol etti. Burnundan akan siyah, katrana benzeyen kanı elinin tersiyle hızlıca sildi. Siler silmez kanın yerini yenisi aldı. Sildi. Yeniden kanadı. Sildi. Bu kez de alnında açılan bir kesikten kan akmaya başladı. “Asig,” diye seslendi Ba’al.

