Bölüm: İKİ DOST

2590 Words
Ahuzer’in Anlatımından Devam İncilerin evine geldiğimde kapıdaki korumalar beni tanıdığı için sıkıntı çıkarmadan içeri aldılar. Kapıyı çaldığımda ise evin görevlisi Gülbahar kapıyı açtı. Bizim yaşlarımızda, en fazla bizden bir iki yaş büyük; kahverengi saçları, onunla uyumlu kahverengi gözleri, sevimli yüz hatları vardı ve benden uzun, güzel bir kızdı. Bana gülümseyerek "Hoş geldin Ahuzer," dediğinde ben de ona gülümseyip, "Hoş buldum Gülbahar, İnci evde mi?" dedim. Kafasını sallayarak, "Evet odasında," deyip kapının önünden çekilerek geçmem için müsaade ettiğinde içeri girip "Tamam teşekkürler Gülbahar," dedim ve İnci’nin odasına doğru yürüdüm. Kapıyı tıklatıp içeri girdiğimde İnci yatakta pijamalarıyla oturuyor ve nedense depresyonda gibi görünüyordu. Gözleri, burnu kızarmış; dudakları da hafiften şişmişti ve yanında da peçeteden bir dağ vardı. Ağlamış mıydı yoksa hasta mı olmuştu? Kafasını kaldırıp beni gördüğünde gözleri dolu dolu, titreyen sesiyle "Ahuzer!" deyip kollarını açtı. Hızla yanına gidip ona sarıldığımda o da bana sarılıp başını omuzuma koydu ve yüksek sesle ağlamaya başladı. Bir süre saçlarını okşayıp sırtını sıvazlayarak ağlamasına izin verdim. Yarım saat öyle ağladıktan sonra kollarını tutup yüzüne bakarak, "Kuzum ne oldu?" dediğimde ağlamıyordu ama hıçkırıyordu. Bana bakıp birden sinirle, "Sen dün akşam nereye kayboldun ha? Beni orada yalnız bırakıp hangi cehenneme gittin?" dedi. Ona üzgün bir ifadeyle bakıp, "Sana haber vermeden gittiğim için üzgünüm ama neler oldu inanamazsın. O yüzden ilk sen söyle sonra ben anlatayım," deyip onu baştan aşağı süzdüm; berbat görünüyordu. Ellerini tutup, "Ne oldu kuzum neden ağlıyorsun? Birine bir şey mi oldu, niye ağlıyorsun?" dedim. Tekrar ağlamaya başlayıp, "Başıma ne geldiğine inanamazsın ya! Neden hep böyle şeyler benim başıma geliyor Ahuzer?" dedi isyan dolu bir sesle. O böyle ağladığı sürece aklıma iyi şeyler gelmiyordu. "Kızım ne oldu söyler misin? Sen böyle ağlayınca aklıma hiç de güzel şeyler gelmiyor." Gözyaşları içinde bana bakıp burnunu çekerek, "Yok Ahuzer yok, ben bu utançla yaşayamam. Sen en iyisi beni öldür ya da ben mi kendimi öldüreyim?" deyip etrafa bakarak, "Şuralarda bir yerde bir halat yok mu? Kendimi asayım da kurtulayım bu utançtan," dediğinde kaşlarımı çattım. Bu kız beni çıldırtacaktı; neden doğru düzgün anlatmıyordu şunu? Böyle yaptıkça daha çok korkuyordum. Sinirli bir sesle, "İnci şu olayı doğru düzgün anlat yoksa çok fena olacak!" dediğimde, ne hatırlamışsa yanakları kıpkırmızı olup dolu dolu gözlerle bana bakıp isyanla, "Ne mi oldu? Sevdiğim adama rezil oldum! Rezil olmayı bırak, kendimi küçük düşürdüm ya! Bir insan kendini bu kadar rezil eder mi ya? Artık adam hayatta beni sevmez ve haklı da; ben de kendim gibi rezil bir insanı sevmem," dediğinde kaşlarım çatık bir şekilde onu dinledim. Hâlâ tam olarak anlatmamıştı; ne olmuştu da rezil oldum diyordu? "Nasıl rezil oldun, ne oldu ki? Şu olayı adamakıllı anlat." Hıçkırarak, "Üstüme gelme ya, hâlâ hatırladıkça kendimden utanıyorum resmen," deyip elindeki peçeteyle burnunu silip bir dağ gibi oluşturduğu peçete yığının üstüne attı. Ellerini tutup, "Tamam güzelim üstüne gelmiyorum ama kurban olayım sen de şu olayı düzgün anlat," dedim. Burnunu çeke çeke bana bakıp, "Anlatacağım ama sakın dalga geçme yoksa çok fena olur," dedi. Kafamı sallayıp "Tamam dalga geçmeyeceğim, anlat artık," dediğimde elini elimden çekip yüzündeki saçları iterek tereddüt eder gibi bana baktı. Alt dudağını dişleyerek, "Dün gece sen beni bırakıp hangi cehenneme gittin bilmiyorum ama sen yanımdan uzaklaşır uzaklaşmaz ben de, biliyorsun oraya üye olduğum için VIP bölümüne çıktım. Oradaki barmene de 'Şu kişi gelirse onu VIP bölümüne gönder' dedim," deyip devam etti: "Onun geldiğini oradaki kızlardan duydum. VIP bölümüne gitmiş, ben de seni orada bırakıp gittim ama keşke hiç gitmeseydim, seni orada yalnız bırakmasaydım." "Önemli değil canım sen devam et anlatmaya, ee VIP bölümüne çıktın ne oldu?" Kafasını kaldırıp, "Biliyorsun yukarısı aşağısı gibi değil; hem VIP odalar var hem de sadece VIP üyelerinin kullandığı salonda bir bar var. Yukarı çıkıp yanlışlıkla odalara girmiş gibi yapıp odalarda onu aradım ama hiçbir odada değildi. Salonun sonuna doğru yürüdüğümde tek başına bar bölümünde oturup içki içiyordu. Biraz da dalgın gibiydi. Ben de bar kısmına yürüyüp ona iki sandalye uzakta oturdum. Eşyalarımı yanımdaki koltuğa bırakıp bir ballı viski söyledim. O da votka içiyordu. Ben de beş bardak art arda ballı viski içtiğimde kafasını kaldırıp bana baktı," dedi heyecanlı bir sesle. "İnanabiliyor musun Ahuzer, neredeyse bir aydır gittiği o mekâna gidiyordum ve o beni daha o gün fark etmiş, bana bakmıştı. Genelde o mekâna gelip içer ve gider, hiçbir kıza baktığını bile görmedim ama bana bakmıştı," deyip kızaran yanaklarıyla devam etti: "Bana bakıp gülümseyerek 'Tadı güzel herhalde' dediğinde hafiften sarhoş olduğum için baygınca başımı sallayıp 'Evet çok güzel, tavsiye ederim. Peki sizinkinin tadı güzel mi, bana tavsiye eder misiniz?' dediğimde gülümseyip, 'Böyle sert bir içkiyi senin gibi güzel bir kadına tavsiye etmem' dedi. Yanaklarım kızararak 'Neden?' diye sorduğumda bardağının içindeki votkayı sallayıp buzları birbirine değdirip bana bakarak 'Çarpabilir' deyince gülümseyip ben de elimdeki bardağı göstererek 'Ben tavsiye ederim, sizinki gibi çarpmaz' dediğimde gülümsedi. Dudaklarıma bakarak 'Tadına bakmak isterim' dediğinde ayağa kalkıp onun yanına gidip yanındaki sandalyeye oturarak ona baktım. O da bana bakıyordu. Bardağı uzatıp 'Buyur tadına bakabilirsin, eğer beğenirsen kendine de sipariş edersin' dedim." Susarak gözlerimin içine baktı. "Yani kim bana diyorsa 'kalk git adamın yanına', daha tam sarhoş olmamıştım ama çok hafif kendimden geçmiştim ki onunla bu kadar rahat konuşabildim, yoksa asla utançtan konuşamazdım." Ben sadece susuyordum. İnci’nin gerçekten alkol direnci yüksekti, çabuk çabuk sarhoş olamıyordu. Büyük bir şişe votka içse bile sarhoş olur ama sabah olunca dün akşam ne olmuşsa hepsini hatırlardı. Sustuğumu gören İnci devam etti: "Adam da neredeyse benden beter içmişti ama o hâlâ gram sarhoş olmamıştı. Elimdeki bardağa bir bakış atıp bana baktı. 'Tadına bardaktan bakmak istemem' deyip dudaklarıma yaklaşarak fısıldadı: 'İznin olursa bu dudaklardan bakmak isterim'." Yanakları kızararak sustu ve kafasını eğdi. Merakla ona bakıp, "Ee sonra ne oldu? Hadi detaylı bir şekilde anlat ve utanma, biliyorsun ben her zaman senin arkandayım," dedim. Çünkü biliyordum ki benim anlatacaklarım onunkinin yanında hiçbir şey değildi; o belki bir adamla öpüşmüştü ama ben birlikte olmuştum. Kafasını kaldırıp utançla, "İzin verdim. Biliyorum vermemem gerekiyordu ama hoşlandığım adam bana o kadar yakın olunca kendimi tutamadım. Alkolün verdiği cesaretle kafamı salladığımda adam dudaklarımı öptü. İlk başta bir öpücük kondurup geri çekildi ama o an ben ondan daha fazlasını istediğim için ona uzanıp dudaklarını öptüğümde o da elini belime atıp beni kendi kucağına çekerek öptü. O..." deyip gözlerimin içine bakıp devam etti: "Ahuzer ben ilk kez böyle hissediyorum. Adamın öpüşü o kadar güzeldi ki sanki şu ana kadar hiçbir erkekle öpüşmemişim de ilk kez onunla öpüşüyordum. O kadar etkiledi öpücüğü beni. Sanki onu da etkilemiş gibi fısıltıyla bir şey söyledi ama ne dedi anlamadım," deyip sinirle ekledi: "Ama ben o güzel anın içine edip adamın üzerine kustum!" Ağlamaya başlayarak devam etti: "Salak midem! Dursun dursun da adam beni öpünce ihanet edip adamın üstüne çıkarsın bütün alkolü!" dediğinde ağlasam mı gülsem mi bilemedim ama en çok gülesim geliyordu. Kendimi daha fazla tutamayıp bir kahkaha attığımda ağlamaya devam ederek beni azarladı: "Gülme ya! Zaten hatırladıkça kendimi öldürmek istiyorum, o kadar salağım ki resmen kendimi rezil ettim!" Gülmemi durdurmaya çalışarak, "Affedersin, bir anlık boşluğuma geldi kusura bakma," deyip yanaklarımın içini ısırarak sordum: "Ee ne oldu? Adam ne yaptı sen onun üstüne kusunca?" Gözyaşlarını silerek bana bakıp, "İnanmayacaksın ama adam üstüme kustun diye sinirleneceğine öfkeyle bana bakıp 'Öpücüğüm bu kadar mı mideni bulandırdı?' dedi. Şoka uğradım! Akşam yemeğimle birlikte içtiğim alkol adamın üzerindeydi ama onun düşündüğü öpüşünün benim midemi bulandırmasıydı, inanabiliyor musun?" Şaşkınca ona bakıp, "Gerçekten mi?" dediğimde kafasını sallayıp, "Gerçekten kızım, ben de şok oldum tabi. Sonra mahcup bir ifadeyle alkol çarptı diye kustuğumu söyleyip başımı boynuna gömdüm. Yoksa beni etkilediğini, hatta öpücüğünün aklımı başımdan aldığını söyleyince adam beni üzerinden indirip, 'Ben bir lavaboya gidip geliyorum, sen de sakın bir yere kaybolma' deyip lavaboya gitti. Üstünü temizleyebildiği kadar temizleyip yanıma geldi ve bana bakarak, 'İyi görünmüyorsun, gel seni eve bırakayım' dediğinde itiraz etmedim. Adama zaten rezil olduğum için kendimi berbat hissediyordum. O yüzden onunla birlikte çıktık oradan. Ben evimi tarif ettiğimde beni korumalara emanet edip kendisi geri gitti," deyip bana bakarak isyan etti: "İşte olan bu! Yani ben anlamıyorum, insanlar normalde gayet normal tanışır ama ben sevdiğim adamın üstüne kusayım... Vay ben böyle şansın içine sıçayım ya! Ben bir daha onun suratına bakamam, hatta onu görmeyi geç, ben bu utançla yaşayamam!" Güldüm. "Kızım sen var ya, seninki unutulmaz olmuş işte! Artık adam seni istese de unutmaz," deyip kahkaha attığımda küskün bir ifadeyle kollarını birbirine bağlayarak kaşlarını çatıp bana baktı. "Sana dalga geçmeyeceğim dedim değil mi, ne diye dalga geçiyorsun? Ve ayrıca hepsi senin hatan, neden beni bırakıp gittin?" deyip beni baştan aşağı süzüp sinirle sordu: "Hem sen hangi cehenneme gittin çabuk anlat!" Ona tereddütle bakıp çekingen bir sesle, "Anlatacağım ama sakin ol ve lütfen saydırmanı da anlattıktan sonra yap," dediğimde kafasını sallayıp "Tamam anlat hadi," dedi. Derin bir nefes alıp, "Bar kısmına gidip ilk içkimizi içtiğimiz zaman gözüm barın arka masalarında bir kişiye takıldı. Görünce resmen şoka uğradım ve hayal gördüğümü zannedip oraya doğru gittim. Bir de ne göreyim; sözde sevgilim olan puşt herif masaya oturttuğu esmer kızı çiğ köfte yer gibi yiyordu," dedim yüzümü buruşturarak. Aklıma geldikçe midem bulanıyordu. İnci karşımda ağzı bir karış açık bir şekilde duyduklarını idrak etmeye çalışıyordu. Kendine gelmeye çalışarak, "Sen ciddi misin? O orospu çocuğu gerçekten seni aldattı mı?" Kafamı sallayıp "Evet," dediğimde yüzüme iyice bakıp, "Ee sen ne yaptın peki?" dedi. Güldüm. "Ne yapacağım, ağzına sıçtım. Beni aldattığını gördüm diye oturup ağlayacak halim yoktu. Gerçi umursamadan çekip gidecektim ama kendisi puşt değilmiş gibi bana 'sürtük' dediğinde kafasında bardağı kırıp malum bölgesine tekme attım." İnci kahkaha attı. "Aferin kız sana, iyi yapmışsın o şerefsize!" Ben de güldüm. "Şerefsiz hem de ne şerefsiz! Ben kendi gözlerimle görmüşüm ama karşıma geçmiş 'göründüğü gibi değil' diyor. Ve bana diyor ki 'Sen verseydin de tatmin etseydin beni de başkasına bakmasaydım, herkese veriyorsun da bana vermiyorsun' dediği an beynime kan sıçradı resmen. O yüzden öyle ağzına sıçtım yoksa bir şey yapmayacaktım ama o bilerek kaşınmıştı." İnci sinirle, "Vay orospu çocuğu, sik beyinli pezevenk!" deyip ağzına geleni saydırdı. Öyle bir saydırıyordu ki ağzım açık kalıyordu; sinirlenince aşırı yaratıcı küfürler üretiyordu. "Sikin kopsun piç Berk!" deyip yüzünü buruşturarak, "Berk Varoğlu'ymuş... Berk Yokoğlu! Namus yok, edep yok, zeka yok, şeref yok, yok da yok!" deyip bana bakarak, "Bence ailesi yanlış soyadı seçmiş," dediğinde kahkaha attım. Kafamı sallayıp, "Bence de ona Yokoğlu daha çok yakışır ama şöyle düşün; Berk Varoğlu... Ne var? Şerefsizlik, namussuzluk, puştluk, piçlik... Varda var. Bir de bu yönden bak," dediğimde o da kahkaha attı. "Bak işte böyle olunca soyadını layığıyla taşıyor," dediğinde ikimiz de güldük. Sonra durup bana baktı: "Ee peki sen ne yaptın? Üzülmedin mi, o senin dört yıllık sevgilindi sonuçta." Düşündüm, gerçekten üzülmüş müydüm? Şöyle bir bakınca aslında üzülmemiştim. Berkle hiçbir zaman tam anlamıyla sevgili olmamıştık, hatta beni o kadar etkilemiyordu ki bu dört yıl boyunca bir kere bile onunla yatmamıştım. Evet yakışıklı mıydı, yakışıklıydı hakkını yemeyeyim ama beni etkilemiyordu. Hatta şöyle bir düşününce onunla nasıl bu kadar sevgili kaldım doğrusu garip. Ben galiba onu sevmiyormuşum, yeni fark ediyordum. Sadece her zaman yanımda olmaya çalıştığı için onu seviyordum, aşık değildim. Bunu da dün gece anladım; eğer aşık olsaydım beni aldattı diye perişan olmam lazımdı ama benim ağlayasım bile gelmiyordu. Hatta dün akşamki adamı düşündükçe heyecanlanıyor, kanım kaynıyordu. O adam bile Berk’ten daha fazla beni etkilemişti. Kafamı hayır anlamında salladım. "Hayır üzülmedim İnci. Galiba ben Berk’i sevmiyormuşum, yeni fark ettim. Onları öyle görünce beni aldattığı için üzülmedim; ben böyle bir şerefsize dört yıl boyunca nasıl tanıyamadım diye üzüldüm ve sinirlendim." Koluma dokunup gözlerimin içine bakarak, "Boş ver zaten puştun tekiydi, sen daha iyilerine layıksın," dedi. "Sonra ne oldu yani onları gördükten sonra nereye gittin, ne yaptın?" Hatırladığım şeyler beni utandırdığı için kafamı eğip utana utana anlatmaya başladım. "Bir sinirle barı terk ederken biriyle çarpıştım ve elindeki içki onun gömleğine ile benim üzerime döküldü. Kafamı bir kaldırdım İnci, adamı görmen lazım! Resmen Yunan tanrıları gibi aşırı yakışıklıydı. Ama ben sinirli olduğum için adamla tartışmaya başladık falan... Sonra biz bu adamla otele gittik ve yattık," dedim. Hepsini detaylı bir şekilde anlatmıştım. Benim ile İnci’nin arkadaşlığı böyleydi; ne yaşarsak yaşayalım utanmadan birbirimize anlatırdık. Şok olmuştu, yanlış anlamış gibi "Galiba ben yanlış duydum, sen az önce biriyle yattım mı dedin?" Kafamı sallayıp kafamı eğdim. "Yok doğru duydun, gerçekten biriyle yattım." Hâlâ şoktaydı. "Şaka yapıyorsun değil mi?" "Hayır şaka yapmıyorum." Bana bakıp sordu: "Adam kimdi, tanıyor musun, adını falan biliyor musun?" Kafamı hayır anlamında sallayıp, "Hayır bilmiyorum. İkimiz de sormadık birbirimize ve ikimiz de tanımıyorduk birbirimizi, sadece yattık o kadar." Bana bakıp, "Kızım gülsem mi ağlasam mı bilemiyorum. Sen kafayı mı yedin? Tanımadığın bir adamla nasıl yatarsın ya? Salak mısın, adam ya sapıksa, ya tehlikeli biriyse, ya katilse? Nasıl güvenip onunla otele gidersin ya, kafayı mı yedin?" dediğinde acaba ona onunla yatmayı ben istediğimi söylemeli miydim? Bence söylemesem daha iyiydi yoksa her an beni boğabilirdi. "Öyle birisi değildi, hatta inanamayacaksın ama adam bana hayatımın en güzel saatlerini yaşattı. Ve zaten bir daha karşılaşmayacağız, yani bir daha denk gelmeyiz, bir gecelik bir şeydi o kadar." İnci her ne kadar sinirli olsa da, "Neyse sana kızacak durumda ya da konumda değilim çünkü ben de adamın üstüne kusmasaydım ben de onunla yatardım büyük ihtimalle. Ama ben her şeyin içine ettiğim için olmadı," dediğinde kahkaha attım. Hâlâ daha adamın üstüne kustuğuna inanamıyordum. Ayağa kalkıp koltuğun üzerindeki kıyafetlerimi alarak, "Neyse güzelim ben şimdi eve gidiyorum, sen de dinlen. Daha fazla o anı düşünüp kendini üzme, belki bir daha onunla karşı karşıya gelmezsin," dediğimde "Ama ben onu görmeden ne yapacağım ya?" dedi. Afalladım. Şaşkın bir sesle "İnci, sen bu adama aşık olmadın değil mi?" dedim. Yanakları kızardı, utangaç bir sesle "Aşık oldum mu bilmiyorum ama aklımdan çıkmıyor. Hele ki beni öptüğü andan beri hâlâ dudaklarını dudaklarımda hissediyorum, bir saniye aklımdan çıkmıyor," dediğinde anlamıştım. Yanına gidip omuzuna dokunarak, "İncim, sen galiba aşık olmuşsun," dediğimde ağlayacak gibi oldu. Titrek bir sesle "Biliyorum ve benim bir daha onun yüzüne bakamamam beni mahvediyor," dediğinde ona sarıldım. "Ağlama güzelim, belki o adam da sana aşık olmuştur. Sen değil miydin 'hiç kimseye bakmıyor' diyen? Sana baktığına göre demek ki onu etkilemişsin," deyip ona göz kırparak devam ettim: "Gerçi bu güzellikle etkilemeyeceğin erkek yok, orası da ayrı konu." Ağlamasını durdurup düşünür gibi sordu: "Sence gerçekten onu etkilemiş olabilir miyim?" Hızla kafamı sallayıp, "Bence kesinlikle etkilemişsindir, o yüzden sakın kendini üzme. Hem adam zaten üstüne kustun diye bir şey de dememiş. Eğer kızsaydı bence seni orada bırakıp giderdi ama seni evine kadar getirmiş." Sessizleşti, belli ki dün geceyi kafasından geçiriyordu. Kafasını kaldırıp bana bakarak, "Ahuzer sen böyle konuştukça umutlanıyorum, yapma böyle," dedi. Güldüm. "Bence umutlanmalısın. Bak bilirsin benim içgüdülerim kuvvetlidir ve ben o adamın da senden etkilendiğini düşünüyorum," deyip ayağa kalkıp banyoya gittim. Üzerimi değiştirip İnci'ye bakarak "Neyse canım ben eve gideyim, pazartesi görüşürüz ve sen de sakın canını sıkma," dedim. Kafasını sallayıp "Tamam, çantan askıda, eşyaların da içinde," dedi. Odasındaki askıdan çantayı alıp içine baktığımda telefonum dahil her şey içindeydi. "Teşekkür ederim canım, ben gidiyorum, görüşürüz. Ve son kez söylüyorum; sakın kendini üzme. Akşam seni görüntülü arayacağım, eğer ağladığını anlarsam seninle kötü bozuşuruz." Bana sevimli bir şekilde bakıp, "Aslında boşuna eve gitme. Ben zaten Sevim teyzeye mesaj attım, 'Ahuzer bir gün daha yanımda kalabilir mi, yarın akşam gelir' dedim. Annen de kabul etti o yüzden boşuna gitme. Az kalsın sana söylemeyi unutuyordum! O yüzden çantayı bırak da yanıma gel, biraz daha dertleşip uyuruz," dediğinde bir şey demedim. O zaten anneme haber vermişti. Çantayı bırakıp yatağa doğru yürüdüğümde elini kaldırıp durdurdu. "Önce dolabımdan bir pijama takımı giy. Ben de kendi abur cubur kasamı patlatıyorum ve birlikte pijama partisi yapıyoruz," deyip yataktan çıktı ve çekmecesinden abur cuburları çıkarmaya başladı. Ben de onun dolabından lacivert bir pijama takımı çıkarıp banyoya gidip giydim. O da her şeyi karşılıklı puf koltukların arasındaki masaya koymuştu. Bana bakıp "Hadi gel, bugün kalorinin dibine vuruyoruz!" deyip ağzına bir cips attığında ben de yanına gidip oturdum. Birlikte yiyip içip saatlerce sohbet ettik.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD