Ahuzer’in Anlatımından Devam
İnci'nin evine geldiğimizde her seferinde bu evin büyüklüğüne nutkum tutuluyordu. İçeri girdiğimizde İnci'nin anne ve babası evdeydi. Bizi gören Yasemin Hanım gülümseyerek, "Hoş geldiniz kızım," dediğinde ben de ona gülümseyip, "Hoş buldum Yasemin teyzeciğim, nasılsın?" dedim. "İyiyim kızım, sen nasılsın?" "Ben de iyiyim," dediğimde içeriden Haluk amcanın sesi geldi. Beni sesimden tanımış olmalı ki, "Ahuzer kızım gel içeri gel," dediğinde çekinerek içeri gittim.
Haluk amca bana gülümseyip, "Hoş geldin kızım," dedi. Gülümseyip, "Hoş buldum Haluk amca," deyip uzanıp elini öptüm. Yasemin teyze ve İnci de içeri girdiğinde, İnci babasına tripli bir tavırla yanından geçip salondaki tekli koltuklardan birine oturdu ve kollarını birbirine bağladı. Yasemin teyze de az önce Haluk amcanın kalktığı ikili koltuğa oturdu. Haluk amca, "Geç kızım otur," dediğinde ona gülümseyip ben de boş tekli koltuklardan birine oturdum.
Yasemin teyze, "Ahuzer kızım açsan hizmetlilere söyleyeyim senin için bir şeyler hazırlasınlar," dediğinde daha ben cevap vermeden İnci birden söylenmeye başladı: "Ooo maşallah, benden daha çok Ahuzer’i seviyorsunuz. Bu kadar seviyorsanız nüfusunuza alın!" Haluk amca İnci’yi daha çok sinir etmek için, "Alabilseydim alırdım, hep Ahuzer gibi bir kızım olsun istemişimdir; akıllı, uslu, terbiyeli bir kız," dediğinde İnci göz devirip, "O halde ben kalkayım da biricik üvey kızınla vakit geçir," dedi. Onun bu kıskanç hallerine gülesim geliyordu.
İnci salondan çıktığında ben de peşinden gitmek için ayaklandım. "Ben yanına gideyim Haluk amca," dediğimde Yasemin teyze ve Haluk amca kafasını sallayıp bana müsaade verdiler. Salondan çıkıp İnci'nin odasına doğru yürümeye başladım. Bu eve hiç yabancı değildim; İnci ile lise birinci sınıftan beri arkadaştık. Birbirimize sürekli gidip geldiğimiz için aileler de birbirini tanıyordu. Benim ailem İnci’yi kızı gibi görüyordu, İnci'nin ailesi de beni. O yüzden onlardan çekinmiyordum çünkü İnci'nin ailesi ne kadar zengin olsa da zengin-fakir sınıf ayrımı yapmazdı. Hatta okulda başarılıyım diye beni çok severlerdi; bu yüzden hep İnci'nin de benim kadar başarılı olmasını isterlerdi ama İnci tam tersi biriydi. Herkes bir şekilde ailesine baş kaldırır ya, o da böyle kaldırıyordu işte.
Odaya girdiğimde İnci çoktan kendine bir kıyafet seçmeye başlamıştı ama odayı bir o kadar da karıştırmıştı. Birçok elbiseyi önüne tutuyor, "Yok bu olmaz, bunun modası geçti," diyordu. Eline aldığı her kıyafette bir kusur bulup yatağa atıyordu. Ben de odasındaki tekli koltuğa oturmuş onu izliyordum. Neredeyse aradan kaç saat geçti bilmiyorum ama saat sekize geliyordu. İnci’yi izlerken uykum gelmişti resmen. Bu elindeki bilmem kaç bininci elbiseydi, ortalık savaş alanı gibiydi. İnci bir türlü elbise seçemediği için stresten saçı başı dağılmıştı. Yer yer bu hali o kadar komikti ki anlatamam. Sonunda pes edip yere oturarak isyanla, "Yok işte, giyebileceğim bir kıyafetim yok!" dedi.
Afalladım, hayretle "Yok mu?" dedim. Bana bakıp, "Evet yok," dedi ağlamaklı bir sesle. "Ben şimdi ne giyeceğim? Birazdan çıkmamız gerekiyor." Ayağa kalkıp, "Bu kalabalıkta nasıl kıyafet bulacağız bilmiyorum ama..." deyip gardırobuna doğru yürüyüp en köşede kalmış kırmızı kadife bir gece elbisesini çıkardım. Uzun kollu, sonuna doğru genişleyen, belden oturtmalı, aşağısı geniş dizine kadar gelen elbiseyi alıp baktığımda kafamı aşağı eğip yerde perişan bir şekilde oturmuş İnci’ye uzattım. "Al bunu giy bence, sana çok yakışır."
İnci buğday tenli, kahverengi uzun saçları ve ela gözleri olan biriydi. Tereddüt ederek elbiseye baktığında, "İnanıyorum bu sana çok yakışacak, bir dene," dedim. Ayağa kalkıp elimdeki elbiseyi alarak banyoya gitti. Giyip geldiğinde tam da tahmin ettiğim gibi ona aşırı şekilde yakışmıştı. İnci kendine bakıp, "Oldu mu?" dediğinde ıslık çalıp alkışladım. "Kızım adeta ateş ediyorsun, bayıldım, çok yakışmış!" Onun da içine sinmiş olacak ki değiştirmek yerine makyaj masasına oturup makyajını yapmaya başladı.
Sıra bendeydi. Ben de yerdeki kıyafetlere bakıp siyah, İnci’ninkine benzer ama göğüs ve sırt dekoltesi olan, saten kumaştan bir elbise seçtim. Ben de banyoya gidip elimi yüzümü yıkadıktan sonra üzerimdekileri çıkartıp elbiseyi giyerek odaya geldim. İnci çoktan makyajını bitirmiş, saçlarını dalgalandırıyordu. Beni görünce gözlerinde beğeni vardı. Hayranlık dolu bir sesle, "Kızım vallahi ne giysen yakışıyor," dedi. Gülümseyip, "Sana benzemişim canım," dediğimde o da gülümsedi. Saçları bitmiş olacak ki elindeki maşayı bırakıp ayağa kalktı. Artık İnci tam anlamıyla hazırdı.
Bana baktığında masaya oturup, "Çok hafif bir makyaj istiyorum ve saçlarım böyle kalsın," dedim. Kafasını sallayıp makyajımı yapmaya başladı. En sonda dudaklarıma bordo bir ruj sürdüğünde kendime aynadan baktım, güzel olmuştu. İnci neşeyle, "Çok güzel olduk kız!" deyip saate baktığında, "Ama geç kalıyoruz hadi çıkalım," dedi. İkimiz de çantalarımızı, siyah topuklu ayakkabılarımızı; ben siyah, o da kırmızı kürkünü giyip odadan çıktık. Haluk amca ve Yasemin teyzenin dışarıda bir işleri vardı diye çıkmışlardı.
Biz de bir taksiye binip bara doğru gittiğimizde İnci aşırı heyecanlıydı, elleri falan titriyordu. Ona bakıp, "Sen neden bu kadar heyecanlısın?" dedim. Fark etmem şaşırmış gibi bana bakıp, "Ne heyecanlısı? Heyecanlı falan değilim, her zamanki halim," dedi. Gözlerimi devirip, "Her zamanki halin mi?" dedim. "Evet, aşık olunca her zamanki halim," deyip şokla ona baktım. "Yoksa sen aşık mı oldun?" dediğimde İnci taksici amcadan utandığı için koluma vurup, "Ya sussana!" dedi.
Barın önüne varmıştık. İnip içeri geçerken İnci'nin kolunu tuttum. "Bana doğruyu söyle kızım, yine aşık oldun değil mi? Hatta aşık olduğun çocuk bu barda diye buraya geldik." Masum bir ifadeyle bana bakıp, "Yine her zamanki gibi zekanla işi çözdün," deyip boynunu bükerek, "Bana kızmadın değil mi? Çünkü birazcık seni kullanmış gibi oldum," dedi. Koluna girip, "Boş ver be kardeşim, belki sen hayatının aşkını bulursun ben de biraz kafa dağıtırım," deyip bara girdik.
İçerisi o kadar kalabalıktı ve müzik sesi o kadar fazlaydı ki İnci ile yan yana olmamıza rağmen birbirimizin sesini zor duyuyorduk. Bar kısmına yürüyüp birer içki aldığımızda İnci gözleriyle etrafı tarıyordu; sanırım hoşlandığı çocuğu arıyordu. Ben ise bardağımdaki içkiyle ilgileniyordum. Uzun süredir içmemiştim, daha doğrusu uzun zamandır bara gelmemiştim. Bardağımdaki içkiyi içip etrafa baktığımda şoka uğradım. İnsan bir bara gelince ne görmeyi bekler ya da pardon ne görmeyi beklemez? Mesela bana "İş yemeği var," diyen sevgilim Berk’in masalarda bir kızla sevişmesini beklemezdim.
Ya da acaba sarhoş mu olmuştum? Gözlerimi kapatıp açtığımda hâlâ karşımdaydı, hayal değildi, gerçekten görüyordum. Sarsak adımlarla onlara doğru yürüdüğümde, kızı masaya çıkarıp iç çamaşırını aşağı indirerek kafasını elbisesinden içeri sokmuş, vajinasını yalamaya başlamış olacak ki kız saçlarını çekip onu kendine bastırarak masada kalçasını hareket ettirerek inliyordu. Midem bulanmak üzereydi, bu gerçekten oluyor muydu? Sonra kafasını çıkarıp ıslanmış dudaklarıyla kızı öpmeye başladığında beni gördü. Şaşırmıştı o da aynı benim gibi. Dudaklarından ayrılıp "Ahuzer..." dediğinde kusmak istedim. O iğrenç dudaklarından benim adım döküldü diye hemen oraya kusmak istedim.
Masadan kalkıp yanıma geldiğinde ben hâlâ masadaki kıza bakıyordum, o da bana. Bir şey söylemedim, sadece şu an kaçıp gitmek istiyordum buradan. Adım attığım an kolumu tuttu. Çığlık atarak, "Bırak kolumu!" deyip kolumu çektiğimde etraftaki birkaç kişi bize dönmüştü. Sinirle devam ettim: "Sakın bir daha dokunma bana, senden nefret ediyorum!" Kaşları çatıldı. "Gel konuşalım, göründüğü gibi değil her şeyi yanlış anladın." Çıldırmak üzereydim, bir kızla sevişiyordu ve ben bunu yanlış mı anlamıştım? Ellerimi saçlarıma geçirip geri atarak öfkeyle, "Ne yanlış anladım lan orospu çocuğu, neyi?" dedim.
Sinirle bir kahkaha attım. "Akşam yemeği dediğin bu kız mıydı yoksa, ha?" Gözlerinin içine nefretle bakıp devam ettim: "Ama yok, sen şimdi her erkeğin dediği gibi 'Yoksa cinsel ihtiyaçlarımı mı karşılıyorsun, bu sizin doğanızda var' dersin değil mi lan şerefsiz?" dediğimde o da sinirlenmişti. Açıklama yapıp özür dileyeceğine öyle dediğinde güldüm. "O zaman bu iş burada bitmiştir, siktir git bir daha gözüm seni görmesin!" deyip arkamı döndüğüm an sinirle, sanki suçlu o değil de benmişim gibi konuştu: "O ihtiyaçları onun yerine sen karşılasaydın bunların hiçbiri olmazdı! Millete gelince orospu olup bana gelince istemezsen böyle olur. O yüzden beni boşuna suçlama. Bu halde kimse seni istemez zaten, seninle çıktığıma şükret sürtük!"
Söylemesiyle adeta sinir krizi geçirdim. Arkamı dönüp masada duran boş bardağı aldığım gibi kafasında kırıp erkekliğine bir tekme attım. "Siktir!" deyip elini penisine koyarak öne eğildiğinde sinirle konuştum: "Sen kimsin lan benim hakkımda böyle konuşuyorsun piç kurusu?" deyip elimi yumruk yaparak kafasına geçirip yürüdüm gittim. Az önce üç dört kişi bakıyordu ama şimdi bütün kalabalık dönmüş bize bakıyordu ama umurumda değildi.
Sinirle yürüyüp mekânın kapısına doğru yürürken bir erkeğe çarptım. Adamın elinde sanırım içki vardı ve bu benim üzerime dökülmüştü. Sinirle, "Önüne baksana hayvan herif!" deyip elimle elbisedeki içkiyi silerken kafamı kaldırdığımda gördüğüm adamla nutkum tutuldu. O kadar yakışıklıydı ki anlatamam. Tek kaşını kaldırmış bana eğlenen bir ifadeyle bakarak, "Özür dileyeceğine dediğin lafa bak," deyip üzerime eğilerek devam etti: "Farkındaysan ben sana değil sen bana çarptın ve senin yüzünden bu güzelim gömleğim mahvoldu."
Kaşlarım çatıldı. "Benim yüzümden mi?" deyip gülümsedim. "Tamam ben önüme bakmıyor olabilirim ama sen bakıyordun değil mi? Ne diye yolumun ortasında dikiliyordun?" Tehlikeli bir şekilde gülümseyip iyice yüzüme yaklaşarak, "Sözleriniz bu mahvolan gömleğimi geri getirmiyor hanımefendi," dedi. Gözlerim gömleğine kaydı, üzerinde kocaman kırmızı bir leke vardı. Tekrar gözlerine bakıp sahte bir mahcubiyetle yüzüne yaklaşarak, "Kusura bakmayın beyefendi ama yapabileceğim bir şey yok, o yüzden şimdi önümden çekilin," dediğimde hâlâ önümde dikiliyordu.
Sinirle, "Ya sabır, çattık!" deyip ona bakarak, "Alo oğlum duymuyor musun, çekilsene önümden!" dedim. Kahkaha attı. Gözlerim gülüşüne kaydığında bayağı güzel bir gülüşü vardı. Bana bakıp, "Anlaşılan kötü bir gün geçiriyorsun," dedi. Elimi kaldırıp alkışladım. " Vov Aferin sana dahi, nasıl anladın?" Tekrar yüzüme yaklaşıp, "Özel güçlerim var," dediğinde gülümsedim. Bu sefer de adamın gözleri benim gülüşüme takılmıştı. "Bir şeyler içelim mi?" dediğinde ona baktım. İçmeli miydim yoksa gitmeli miydim? Ya da Berk'in beni aldattığı gibi ben de onu mu aldatsaydım? Böylelikle sanki "beni kimse istemezmiş" sözlerinde haksız mı çıkarsaydım?
Gülümseyip ona yaklaşarak, "Benim aklımda daha iyi bir fikir var," dedim. Kulağına yaklaşıp, "Daha güzel, daha edepsizce," deyip yüzüne baktığımda ne demek istediğimi anlamış olacak ki gülümseyerek, "Yaramaz kız," dediğinde ben de gülümseyip "Ee ne diyorsun?" dedim. Yüzüme yaklaşıp, "Harika bir fikir diyorum." "O zaman," deyip dudaklarına doğru uzandığımda beni durdurup kulağıma doğru eğilerek, "Burada olmaz benimle gel," deyip kolumdan tutarak beni dışarı çıkarıp caddenin karşısındaki beş yıldızlı otele götürdü.