BENİM ŞEHRİM ONA HAYATTI

2694 Words
 6.BÖLÜM BENİM ŞEHRİM ONA HAYATTI Kalbim acıyordu. O bilmiyordu, ona olan aşkım; kalbimi yaralıyordu. Bir gülüşü vardı kalbimi hızlandıran, bir bakışı vardı kalbimi alevlere bırakan... Lavların arasından bile bile yürüyordum bile bile yapıyordum bunu kendime. Her seferinde o gülüşünün tuzağına yakalanıyordum. Çağırıyordu beni, koşa koşa gidiyordum ben de o ateşe... bile bile ona koşuyordum işte... O beni sevmiyordu ben ise ona ateşe koşacak kadar aşıktım... Uçaktan ineli üç saat olmuştu. Annemlere hala kızgındım. Barlas'a da kırgındım, gerçi o kadar tanımadığım adama kırgın oluşum en çok da kalbimi yaralıyordu. Kandırılmıştım resmen. Evin balkonunda oturmuş karşıyı izlerken babam seslenmişti ama cevap vermemiştim. Konuşasım yoktu. Gidesim vardı, bu lanet şehirden. "Prensesim, hala kızgın mısın bize?" babam usul usul yanıma yaklaşmış beni kollarının arasına almıştı ama ben ne sarılıyordum ne de yüzümdeki o soğukluğu değiştirmiştim. Tepkisiz bir şekilde öylecene karşıya bakmaya devam ediyordum. Buraya ilk adımı attığım an komşular başıma üşümüştü. Onlara sıcak bir sarılış versem de içten içe gülesim bile yoktu. Babam bu sefer saçlarımdan öpünce gözlerim istemsizce kapandı. "Hasretinden annen mahvoldu güzel kızım? Sana hasret çekmek istemememiz normal değil mi?" "Madem o kadar hasret çekiyordunuz yanıma gelirdiniz baba. Kendi evinize, yaşadığım eve..." bıçak açmayan dudaklarımı aralandığımda kırgınca konuşmuştum. "Bizim evimiz burası bebeğim." dedi düzeltme yaparcasına. Derin iç çektim. "Yapma baba!" diye yakındım başımı ona doğru çevirirken. "Ben nedenini bilmiyor muyum sanki? Teyzemi kaybetti o evde. Kaçmak istediniz çünkü acı veriyordu." "Sarışın'ımın orada güzel anısı çok azdı kızım. Orada kaldıkça mahvolacaktı, gözümün önünde erimesine izin veremezdim." konuşurken bile anneme kıyamıyordu, acısı hala tazeymiş gibi anlatıyordu. Çok seviyordu annemi, onun eriyişine dayanamayacak kadar çok hem de. "Başka bir ev tutardınız baba? İllaki oradan gitmek istemezdiniz." hala ikna etmeye çalışıyordum. "Çok soru sordun yine. Hadi kalk bakalım! Sarışınım yine harlanmasın! Bu yaşlılık iyice çekilmez yaptı." babamın şikâyet ve serzenişiyle anında annem arkamızda biterken elinde bir adet terlik ve yüzünde ise öfke vardı. Tereddütle dudaklarımızı ısırdığımız zaman babam sessizce bana bir şeyler fısıldadı. "Boşuna demiyorum annenin kulakları uzun diye... mutfaktan bizi duyacak kadar keskin duyusu var." Kırgınlığım anında geçince gülmemek için dudaklarımızı ısırdım. Doğruydu ama annemin duyuları keskindi. Babam anında yalaka moduna girdi. "Sarışınım, karıcığım." iki adımda yanında bitince ona sarılıp saçlarından öptü. Annem hala elinde terlikle duruyordu. Babam çaktırmadan terliği almaya çalışıyordu ki annem anında fark ederek terliği babamın bacağına fırlatmıştı. Acıyla inleyen babam içeriye kaçarken annem arkasından söylenerek yakalamaya çalışıyordu. Deli gibi kahkaha atıp ikisinin atışmasını izlerken babamın hala iltifatları annemi yumuşatmaya yetmiyordu. O sırada art arda gelen bildirimlerle kaşlarımı çattım. Masa durmadan bildirim sesiyle titrerken ağzımdan bir "Oha!" kaçtı. Telefonu elime aldığım gibi mesajlara bakarken Enes'in bir grup açtığını ve adının da ÇİKOLATA AVARESİ KAÇAĞINI YAKALAMA OPERASYONU' koyunca gözlerim yuvalarından fırlayacak gibi oldu. Buket: Arıyorum da açmıyor kaçak. Ay başına bir şey gelmiş olabilir mi? Üç saat dersteydim çıktığımda kayboldu sanki. Süveydaaaa! Enes: Kaçak buradaysan ses ver! Kızım seni öldüreceğim artık! Süveyda? Arda: Çikolata avaresini boşuna aramayın. Uçaktadır şimdi o. Enes: Ne? Buket: Ne uçağı? Arda abi uçaktan korkar nasıl uçakta ya! Arda: Sonay ablalarla gitti, Şırnak'a. Çikolata avaresi şu an öfkeden köpürüyordur. Bu mesajlar iki saat önce atılmıştı ve hemen yeni mesajlar altta duruyordu. Yeni mesajları okuyacakken bir mesaj daha gelmişti. Buket: Aha çevrimiçi çevrimiçi. Süveyda çabuk buraya gel! Öldüm ben burada meraktan! Enes: Orada mı kalacaksın artık Süveyda? Okul ne olacak? Buket: Ne diyorsun be sen Enes! Hayatta bırakmam ben onu! Kıyamam çok merak etmişler beni? Buket şu an güldüğümü görse canıma okurdu. Süveyda: Geldim geldim. Sakin olun relax. Annemlerin oyununa geldim. Biliyor musunuz Barlas da işin içindeymiş. Enes: Barlas ne ayak lan! O kim lavuk! Enes'cim lütfen gelecekteki eşime laf etmesen mi? Ayıp oluyor. Tabi ki bunu yazmamıştım anında soru yağmuruna tutarlardı beni. Yine de Barlas'ıma laf getiremezdim. Süveyda: Lütfen pilota lavuk deme Sonuçta patronum bir nevi. Senin patronun Ömer değil miydi? Oraları karıştırmasana iç ses! Barlas'ım patronum o kadar. Enes: Lan salak mısın sen kızım! Lütfen dedi bir de! Ay bana bir şeyler oluyor anneciğim! Bir fenalık bastı. Buket: Kız Süveyda Patron Ömer beydi, o pilot pilot! Ayrıca lütfen ne ya? Kafana darbe yemedin değil mi? Darbe yedim ama kafama değil kalbime yemiştim. Süveyda: Aşk olsun ya Ben lütfen demiyor muydum hiç? Yalandan üzülmüş gibi mesajın sonuna üzgün emoji eklediğimde yanıma kalbimi yerinden çıkacak gibi artıran adam oturunca elim ayağım birbirine girdi. Ellerim anında klavyeden çekilirken gelen mesajları okuyamadan okundu olarak gözükmüştü. Yangın çağrısı olan bakışları bana değdi. Ardından bana bakmayı sürdürürken zorlulukla yutkundum. Ne işi vardı burada? "Mesajlara o kadar dalmışsın ki geldiğimi bile fark etmedin." bozulmuş muydu o? Barlas gelmişti ve ben bunu fark edememiştim. Barlas gelecekti ve ben bunu fark edemeyecektim? "Neden buradasınız?" diye sordum onun yerine. "Geldiğime pek sevinmemiş gibisin galiba?" tek kaşını kaldırdı. O ne demekti? Ben onu görecektim ve sevinmeyecektim öyle mi? Büyük yalandı. Kalbim yerinden çıkacaktı neredeyse ve Barlas sevinmediğimi söylüyordu. Öyle bir sevindim ki ama kızgınlığımı göstermem gerekti. Tek kaşımı kaldırdım onun gibi. "Sevinmem mi gerekiyordu?" "Aksine bana kızgın olmanı bekliyordum?" "Kızgın değil miyim?" dedim anında. "Pek belli olmuyor?" dedi düz bir sesle. "Size kızgınım!" dedim bu sefer de hafif ona yaklaşırken. Gözleri yetiyordu kalbimi hızlandırmaya. Ben ne yapacaktım? Onu gördüğümde hep böyle mi olacaktım? "Sonay komutanın dediğini yaptım diye mi? Ben de emir kuluyum." dediğinde sanki bu işten sıyrılmak ister gibi bir hal vardı. "Sen iş dışında da emirlere uyar mısın?" sen dedim yine! Dudaklarımı tedirginlikle ısırdım. "Hostes Hanım benden hoşlanmıyor olabilirsiniz ama Sonay komutana da karşı çıkmam." Hoşlanmıyorum mu? Bilerek yapıyordu değil mi? Sinirlendirecekti beni en sonunda. "Annem kendini at bir yerden dese atacak mısınız yani?" "Atmam." dedi beni şaşırtarak. "Zamanında atmışlığım var ve bu çok acı vericiydi?" dediğinde bakışları bir an uzaklara daldı. Daha sonra bakışları alev simgesi olan yüzüğe gitti. Diğer eliyle o yüzüğü çevirip dururken annem ve babam yanımıza geldi. Barlas saygıyla ayağa kalkıp baş selamı verdiğinde annem komuta vererek oturmasını söyledi. Çekinerek oturduğunda bir başka yanını daha gördüm o an. Başkasının yanında bu ben de dair, rahatken annemlerin yanında kaskatı kesiliyor, geriliyordu. "İlk göz ağrım bizi biraz yalnız bırakır mısın?" annemin ricasıyla istemeye istemeye kalkarken dışarıya çıkmıştım. Benim mezarım olan şehir Şırnak'tı ve ben yine buraya gelmiştim. *** Evlerin arasından ilerlerken gördüğüm kızla yerimde duraksamak zorunda kaldım. Bu kız beni görürse tüm mahalleyi de uyandırırdı. Özellikle o çıyan anası yok muydu? İki dedikodu yapmadan bırakmazdı. Tam arkamı dönüp sessizce gidecekken evin önünde halı yıkayan kızı, beni gördüğü gibi içeriye geçerken gözlerimi büyüttüm anında. Bu kadın tuttu mu da bırakmazdı şimdi. "Anam Süveyda burada! Anne anne Sonay komutanın kızı gelmiş!" İçerden çıkan çıyan ağzında sakızla adımı seslendi. Yüzüne masumdan bir gülüş ekleyip kadına döndüğünde sevinmiş gibi haykırdı. "Rojan teyze! Seni gördüğüme ne kadar sevindim!" yalan valla yalan. Bir gram sevinmedim. "Kız valla özlettin kendini." der demez bana sarılırken mecbur bende sarıldım. Ah ah ben de bundan korkuyordum işte. "Hoş gelmişsin, gelmezsin sanıyordum?" dedi kızı. İnan valla benim de gelesim yoktu ama işte ne yaparsın anamın oyunları durmuyor. "Niye gelmeyim canım? Annem burada yaşıyor, farkındaysan?" imayla sırıttım. "Beş senedir hiç uğramıyorsun ya, o yüzden dedim?" ay akılsız bıdığa bak sen! Büyümüş de bana laf sokuyor? "Ay gel gel bir kahvemi iç?" diyen anasıyla hayır diyecekken kolumdan çekiştirdiği gibi içeriye sürüklerken kızına halı yıkamasına dönmesini söyledi. İçeriye geçtiğimiz gibi isteksizce uzun koltuğa otururken şimdiden sıkılmıştım. Çıyan anası da yanıma otururken başlamıştı konuşmaya. "Okul bitti mi kız? Var mı birileri? Söyle çekinme ablanım ben senin?" yuh be teyze! Dakika bir gol koyuverdin kalene. Az bir soluklanaydım hele! Ben derdini bilmiyor muyum senin? Oğluna ayarlatacak. Oldu canım başka! "Bitmedi." diye çıkıştım sertçe. "Daha dört yılım var!" dedim iki yılım kalmasına rağmen. "Yengen gibi ne çemkiriyorsun kız? İyi ki bir soru sorduk!" kaşlarını çatmış suratını ekşitmişti. Kaşlarımı yukarıya doğru kaldırdım. "Çünkü çok salakça soru tarzın var teyzeciğim." bana ne hem üzülürse. Yetti yani her teyzenin klasik sorularından. Yüzü kızardı sonra da eski haline dönerken umursamazlığa yattı. Ardından kalkıp mutfağa geçerken "Kahve nasıl içersin z kuşağı ergeni?" diye sormuştu. Ve bizim mesai başlamıştı. Bir saat. İki saat geçmişti ve hala buradaydım! Kimsenin aramayacağı tutmuştu. Hiç mi merak edilmedim yani! Allah'ım ne olur kurtar beni bu çıyandan yalvarırım! Dayanamıyorum artık, hücrelerim eksildi çenesinden. "Bir kek daha?" diye sorduğu an telefonum çaldı. Telefonun çalmasına hiç bu kadar sevinmemiştim. Telefona sarıldığım gibi tanımadığım numarayla karşılaşınca ağlayacaktım resmen. Tam reddedecektim ki açma kararı aldım çünkü bir yabancı bu çıyandan daha iyiydi. Açtığım gibi hevesle "Alo?" dediğimde tanıdık sesi duyduğum an öksürmeye başladım. Gözlerim kocaman olurken Rojan teyze endişeyle suyu uzattı ama o suyu içmeyip ayaklandığımda öyle bir sesle bağırmıştım ki kendi sesimden ben bile nefret etmiştim. "BARLAS! Allah seni karşıma çıkardığı yetmiyormuş gibi yardımıma da koşturdu. Hiç bu kadar güzel koşuş görmedim ben!" büyük ihtimalle deli olduğumu, kafayı yediğimi düşünecekti. Düşünsündü çünkü şu anda tam da kafayı yemek üzereydim. "Ne diyorsun hostes sen?" sesi kızgınca çıktı. "Gel beni kurtar diyorum!" gelecekteki kocam. "Neredesin sen?" diye sorduğunda "Konum atıyorum hemen!" diyerek telefonu kapatmadan konum attım. Şu an o kadar rahatlamıştım ki şakırdamak istiyordum neredeyse. "Yakınmış, on dakikaya ordayım." deyip telefonu yüzüme kapattığında sinirle homurdandım. "Ama bari telefon açık kalaydı? Daha çok konuşurduk? Daha çok sesini duyardım?" kolumda bir acı hissettiğimde "Ah." deyip Rojan teyzeye döndüm. "Ne yapıyorsun teyzecim ya? Kolumu deştin!" "Kim kız o oğlan?" göz kırparak sormasıyla "Yavuklum!" dedim bir anda. Henüz öyle değildi ama olacaktı. "Kız sevdiceğin mi vardı senin? Aboo!" "He teyzecim yavuklum var." deyip sinsice sırıttım. On dakikanın ardından Barlas'ın gelişiyle kapıda karşılamıştım. Karşılamayıp da ne yapacaktım? Yavuklum gelmiş ne de olsa. Onu gördüğüm gibi heyecanlanırken gözleri bana değdi. Ardından sorgular gibi "Ne yapıyorsun burada hostes hanım? Sonay komutanı merakta bırakmışsın?" dediğinde aradığının farkında bile değildim. O kadar şişirmişti ki başımı... "Kim geldi kız?" içerden Rojan teyzenin sesi gelince dudaklarımı tedirginlikle ısırdım. Söylemekte çekiniyormuş gibi başımı yere eğerken "Şey..." dedim mırın kırın ederek. Parmaklarımla da oynadım mı tamamdır bu iş. "Ne oldu ne isteyeceksin?" sert sesiyle başımı yavaşça yukarıya kaldırdım. Utanmış gibi ve aceleci davranarak "Valla bana kızma, ben söyledim ama laf anlamaz bu kadın?" dediğimde içimden sinsice sırıtıyordum. Barlas anlamayarak kaşlarını çattı. "Neye kızmayım hostes? Neyi söyledin?" dediğinde çıyanın geleceğini bilerek daha hızlı davrandım. Yanına yaklaşarak sır veriyormuşçasına "Sen aradın ya beni? Sevgilim sanmış olabilir? Ne kadar sevgilim değil desem de inanmadı. İnanmaz bu teyzecim? Şey..." dedim yine bakışlarımı kaçırırken. "Ney?" dedi sabırsızca. "Biraz onun yanında rol yapsak, oyun yani... çünkü bırakmaz seni de. Ağzından laf almadan da bırakmaz. Biliyorum huyunu. Sadece beş dakika bile olsa yeterli." dedim çocuk gibi. Ters ters baktığı sıra içerden Rojan teyze gelirken gördüğü Barlas'la "Buyur evladım?" demişti benimki olduğunu anlamışçasına. Bir yandan da Barlas'a bakıyordum. Oyunumu bozarsa çok pis diline düşerdim. Barlas genzimi ovalayıp "Süveyda'yı almaya geldim." dedi. Adımla seslendi ama bu? Yavuklum mu diyeydi? Dese fena olmazdı. "Sevgilisin değil mi? Telefondaki?" Ah teyzecim niye bu kadar heveslisin ya! Ne olur bozmazsın ne olur? Bana öyle bir bakıyordu ki... Bir anda kollarının arasına çekilirken neye uğradığımı şaşırdım. Bana sarılıyordu ona sarılmış haldeydim. Kalbim hızlı atıyordu. Nefesim kesildi. İmayla yüzüme bakarken şirince sırıttım. Kulağıma doğru eğilince "Ne yapmaya çalıştığını anlamadım mı sandın?" dedi fısıltıyla. Aboo anlamış mıydı gerçekten de? Tedirgince sırıttığımda oyunumu da bozmamıştı. "Evet sevgilimi almaya geldim? Telefonlarıma dönmeyince meraklanmıştım. Sonunda telefonumu açınca da alayım dedim." "Evlilik var mı oğlum?" başladık. Biz kaçalım en iyisi. Kolumu dürttüğümde gidelim manasında gözlerine bakarken tınlamadı. Sohbete başladığında anlamıştım yine iki saat geçeceğini ve Barlas da bunu inadıma yapmıştı. Ben şimdi iki saat daha mı çekecektim bu kadını? Kendi tuzağıma kendim düşmüştüm resmen. ** "Ben sana dedim! Dedim Barlas? Bırakmaz diye al bak o iki saat üçe döndü!" bugün nevrim dönmüştü. Ayakta bile zor duruyordum. Başıma ağrılar girdi aneyyyy! Aha bu oğlan kanıma girdi de inandım. "Ben ne bileyim bu kadar dedikoducu olduğunu! Hep senin suçun! Sen o oyunu yapmasaydın!" sözünü hızla kestim. "Şimdi suçlu benim öyle mi?" inanamayarak tüm suçu üzerine yıkarken bir yandan da başımı ovalıyordum. "Öylesin! Kadına bile sevgili olduğumuzu ima etmişsin, ne hakla yaptın bunu? Açıklasana bana hostes hanım? Çok merak ediyorum gerekçeni ve bu bir daha gerçekleşirse umurumda olmazsın anladın mı? Bu sevgi işleri senin sandığın kadar basit değil hele ki oyuna alet edilecek bir duygu hiç değil!" çok kızgındı. Gözlerinden ateş çıkıyordu resmen. Valla yavuklum şu an seni dinlemek isterdim ama başım öyle ağrıyor ki küçük bir sese bile tahammülüm yok. Başımı omzuna yasladığım sıra sözü yarıda kesildi yine. Kaskatı kesilirken uyuyacak yumuşak bir yer arıyordum, o yer de omuzlarıydı. En rahat yeriydi. Gözlerimi yumup "Sessiz olur musun uyuyacağım!" dediğimde pişkin bir kişi gibiydim şu an. Daha çok yaslanıp ellerimi de kollarının arasına geçirirken sessizleşmişti iyice. Herhalde idrak edememişti hala. Ah Barlas'ım böyle bir güzelliği bulmuşum kaçırır mıyım zannediyorsun? "Hostes Hanım sınırlarımı aşıyorsunuz! Bir daha olmasın lütfen!" dediğinde sert bir şekilde başımı omzundan çekmişti. Mahur bir şekilde ona bakarken huysuzca söyleniyordum. "Aman ne kıymetli bir omzun varmış! Alt tarafı biraz yastık niyetine kullanacaktım!" "Oraya yaslanamazsın!" dediğinde sanki orası başkasına aitmiş gibi keskin bir şekilde söylemişti. "Neden tapusu varmış oranın!" Süveyda Allah'ını seversen sus. Dilin niye durmuyor senin ya! "Tapusu benim zaten. İstemiyorum yaslanmanı! Sen hep böyle mi davranırsın?" hoşnutsuzdu. Yüzünü ekşittiğinde burada durmaktan bile rahatsız gibiydi. "Kafamın estiği gibi desek daha doğru olur Pilot bey. Hayat kısa dilediğimiz gibi yaşayamayacaksak niye varız? O kaşlarını çatmayı da kes pilot bey! Erken emekliğe ayrılacaksın sonra." gülerek kaşlarını indirmeye çalıştığımda bana öyle bir bakıyordu ki... o an ruhumu teslim edesim vardı ona. "Sen burada ne yapıyorsan yap ben gidiyorum yeterince kafam şişti zaten bir de seni dinleyip de bu kötülüğü kendime yapamam." ayaklanıp doğrulduğu sırada ofladım gıcıkça. "Aşk olsun yani? Beni burada tek başıma mı bırakacaksın? Sıkılırım ama ben?" "Bundan bana ne! Geç oldu zaten evine git." "Gideyim de kim bırakacak beni? Motorum yok, ev çok uzakta kaldı." aferin Süveyda şimdi de burada kalması için ajitasyon yapmaya başladın. Sinirle derin bir iç çekip bakışlarını yukarıya kaldırdığında o bakışları hep benim üzerimde olsun istemiştim. Gözlerine karşı zaafım olmuştu sanki. Baktıkça bakasım geliyordu. "Tamam!" dedi dişlerinin arasından. Daha Sonra yerine otururken sevinç çığlığı patlattım. "Sessiz olacaksın ama?" diye tembihlediğinde kendime hiç güvenmiyordum bu konuda ama yine de onayladım. Sessizlik bana uzun gelmeye başladığı dakikalarda kendimi tutamadım. "Elinde çok yüzük var hepsinin bir anlamı var mı?" bakışlarım ellerine gitti. Barlas ışık hızıyla ellerine bakarken durgunlaşmıştı. Hele ki bir yüzüğe öyle derin öyle acıyla bakıyordu ki o an o acıyı ondan söküp atasım vardı. Onun acısını gördükçe benim canım yanıyordu. "O alev simgeli olan yüzüğün hikayesi var sanırım?" susmalıydım. Cidden artık susmam gerekti. Ama susarsam da bu şehir üzerime üzerime gelecekti. "Hani sessiz olacaktın!" bu sus demekti. Önüme döndüm ve parmaklarımla oynarken gözlerinin odağı bana yönelmişti. "Sen niye bu şehre gelmek istemiyorsun, ailenle kavga edecek kadar ne yaşadın benim şehrimde." Benim mezarım olan şehir onun doğuşuna şahitti. Onun şehri bana ölümken ona hayat olmuştu. Kanım çekiliyordu. Soğuk soğuk terliyordum. Şakaklarım buz gibiydi. Nefesim kesilirken "Anlatamam." dedim güçsüz bir sesle. "Tamam, sormuyorum. Sakinleş. Gözlerini bana çevir. Bana odaklan." sakin bir sesle konuşup çenemden tuttu. Kendine doğru çevirirken gözlerini gördüğüm an yutkundum. Barlas Kozeli... gözleri bana hayat veren adam olmuştu. Kendime o kadar şaşıyordum ki, kısa zamanda ona âşık olmam iyi değildi. İçimde yavaş yavaş büyüyen duygu benden izinsizce büyüyordu ve ben bunu engelleyemiyordum. Barlas Kozeli akşam bir operasyona katılacaktı. Onunla beraber annem ve babam da orada olacaktı. Yüreğim onlar için sıkışırken şimdi de bu ağrıya biri daha eklenmişti. Âşık olduğum adam Barlas Kozeli'ydi ağrının adı... "Alev... " diye fısıldadı. Sesi geçmişin acısına gitmiş gibi boğuktu. "Alev'i unutmamak için tasarlattığım yüzüktü. Bizi temsil eden aslında adını unutmamak için yaptırdığım adıydı." Gözlerindeki hala sevgiyi gördüğümde canım yandı. Aşıktı. Hala ona aşıktı. Belliydi, gözlerinden anlaşılıyordu. Hiçbir zaman kalbine yerleşemeyeceğim adamın kalbinde o vardı. Silikti belki de... Ama hala varlığı oradaydı. "Hala seviyor musun?" sorarken bile ciğerim paramparça oldu. Barlas acı dolu bir tebessüm dudaklarına yayıp kafasını kararsız bir edayla salladı. "Hostes Hanım, sevsem ne değişir sevmesem ne olur. Kalbime hançeri batırıp giden kadının enkazında cebelleşiyorum. Şimdi çıkıp gelse... Her şeyin mantıklı bir açıklaması var dese... Aşkından ölsem de affetmem. Açıklamalar zamanında yapılmalıdır. Geciken bir açıklama neyi değiştirir ya da eskiye döndürür mü, sanmıyorum! " açıklaması beni şaşırttı. Bu konuda sorduğum soruya tersleyip bağıracağını sanmıştım ama öyle olmadı. Bana ilk defa kendinden bir parça anlattı. Canımın yandığını belli etmesem de gözlerim beni ele veriyordu. "Sevdin mi çok güzel seviyorsun Barlas Kozeli... O kadının yerinde olmak isterdim. Senin değerini anlamayan kadına karşı ben bu sevgiye öyle güzel sahip çıkardım ki... Yazık etmiş size." Çıkardım. Ondan bile daha çok severdim seni...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD