Koruyucu

2084 Words
Ardından Eray ve Ege ye bakıp "Pozisyonunuzu alın. Bu kez işiniz daha zor olacak. " demişti. Eray atılıp " Usta lütfen affedin bizi." demişti. Ama Usta affetmeyecekti çünkü sorumluluklarını yerine getirmeyip onlar için çok özel olan bir şeyi kaybetmişlerdi. Ustadan ses çıkmayınca ikisi de kabullenip aralarında yirmi santim boş bırakarak mekik pozisyonu almışlardı. "600 tane başlayın. Küçük hanım sende saymaya başka." demişti Usta olduğu yerden. Duyduğu sayı karşınında ikisi birden " Kaç!" diye bağırmışlardı. Usta istifini bozmadan " 600." diye tekrar etmişti. Ege isyan eder gibi " Her zaman 250 yapıyorduk ama." diye konuşmuştu. Irem sesini çıkarmadan olayları izlemekle yetinmişti. Usta ellerini arkada birleştirip " 620 oldu." demişti. Eray ve Ege birbirine bakmış ve pes etmişlerdi. Usta hala ikisine bakarken Ireme " Başla küçük hanım." demişti. Onlar mekik çekerken Irem de saymaya başlamıştı. Ilk iki yüzü çok zorlanmadan yapmışlardı. Ama sonrasıdan zorlandıkları her hallerinden belli oluyordu. Yüzlerinden akan ter yerde küçük bir göl yapabilecek kadar çoğalmıştı. Irem dayanamayıp "Usta bu kadar yetmez mi? Daha 150 tane var. " diye konuşmuştu. Usta kafa olumsuz anlamda kafa sallayıp devam etmelerini söylemişti. En sonunda bitirdiklerinde kendilerini yere bırakmışlardı. Usta kapıya doğru yürüyüp "Dinlenmek için beş dakikanız var. " demiş ve kapıyı kapatıp gitmşti. Irem koşarak onların yanına gitmiş ve yanlarına çömelmişti. Zar zor nefes alıyorlardı. "Su su var mı burda getireyim." demişti Irem telaşlanarak. Ikisinden de ses gelmeyince ayağa kalkıp etrafı aramaya başlamıştı. Ağırlıkların oraya gittiğinde boş şişeler bulmuştu ama su bulamamıştı. Kapıya doğru koşup dışardan getirmeyi düşünmüştü. "Bekle." Ege nefesini düzenleyip Iremi çağırmıştı. Irem elindeki şişelerle yanlarına gelip tekrar diz çökmüştü. Ikisi de sırt üstü yerde yatıyorlardı. Ege elini kaldırıp su şişelerinden birini almıştı. Kapağını açıp ellerinden su çıkartarak doldurmuştu. Irem gözlerini kocaman açıp daha neler görebilirim diye düşünmüştü. Ege elindekini Eraya doğru uzatıp başka bir şişe almış ve onu da doldurmuştu. Ikisi de aynı anda kalkıp oturmuşlar ve şişeyi alıp suyu içmeye başlamışlardı. Irem hala gözleri kocaman açık bir şekilde onlara bakıyordu. " Beni korkutuyorsun şöyle bakmayı bırak." demişti Eray. Irem zar zor kendine gelip normal bir şekilde onlara bakmaya başlamıştı. Kendini suçlu hissediyordu en başından kolyeyi almasaydım veya Ege'yi takip etmeden direk kolyeyi verseydim böyle olmayacaktı diye düşünmüştü. " Özür dilerim benim yüzümden oldu." demişti kendini tutamayıp. Eray elinde ki bitmiş şişeyi bırakıp ona bakmaya başlamıştı. "Senin suçun değil. Kolyenin ne işe yaradığını bile bilmiyorsun. Onu kaybeden bizdik sıra bizdeydi ve biz onu koruyamadık. " demişti Iremin üzülmemesi için, fakat gerçekten onun suçu değildi. " Kimsenin suçu değil tamam mı. Kolyeyi koruma sırası benim takımımdaydı. Ve ben salak gibi tutup yanında okula getirdim. Tek suçlu benim." Ege dayanamayıp birden patlamıştı Kapı sesini duyduklarında kapıya doğru bakmışlardı. Usta içeri girip kapıyı kapatmıştı. Yanlarına gelip "Dinlendiniz mi bakalım." demişti. Irem oturduğu yerken kalkmış ve Ustanın yanına gitmişti. Tam konuşacağı zaman Usta ona eli ile susmasını söylemişti. " Benim odamın yerini bulabilir misin küçük hanım." Yüzünü İrem'e dönmeden konuşmuştu. Irem biraz düşünüp "Bulabilirim." demişti. Usta ona gitmesini söyleyip Eray ve Ege'nin yanına doğru ilerlemişti. Irem başka bir şey demeden odadan çıkmış ve Ustanın odasını bulmaya çalışmıştı. Yukarı doğru çıkarken her katta onu izleyen kişiler görmüştü. Kimisi kendi aralarında konuşuyor kimisi dikkatlice onu süzüyordu. Bulundukları yer karışık değildi her kapının farklı bir şekli olduğunu fark etmişti. Şekiller kapıların üstünde logo gibi asılmıştı. Bazılarında su sembolü vardı bazılarında ateş bazılarında toprak bazılarında ağaç. Bunlar en alt kattaydı yani Ustanın Eray ve Ege ye ceza verdiği katta. Bir üst katında beyin, kanat , bulut ve hayvan tarzı şeyler görmüştü. Bir üst katta denizkızı, pegasus, medusa gibi mitolojik canlıların bulunduğu kapılar görmüştü Diğer katlara çıkmamıştı çünkü Ustanın oldası olduğunu düşündüğü kapıya gelmişti. Kapıyı açıp içeri girdiginde doğru yere geldiğini görmüştü. Kapıyı kapatıp beklemeye başlamıştı. Beklerden odayı incelemeyi de ihmal etmemişti. Odanın çoğunluğuna kahve tonlarının hakim olduğu bir tarafda içi tamamen dolu olan bir kitaplığın olduğunu görmüştü. Çok hoş diye geçirmişti içinden. Düzenli kahve tonları olmasına rağmen ferah duruyordu. Biraz daha bekledikten sonra kapı açılmıştı. Usta içeri girmiş ve yerine oturmuştu. Ardından da Eray ve Ege girmişti. Usta üçüne birden bakıp konuşmaya başlamıştı. " Size kızsam mı yoksa bilmeden yaptığınız şey için sizi takdir mi etsem bilemiyorum." demiş ve devam etmişti. "Şöyle ki yıllardır aradığımız kişi hiç beklemediğimiz bir zamanda karşımıza çıktı. Yada çıkmadı kendi bize geldi. Hayat böyledir çocuklar siz yolun sonuna geldiğinizi düşünürsünüz ama tanrı ben burdayım der." demiş ve soluklanmak için susmuş ve gözlerini kapatmıştı. Eray olanları aklında tartmaya başlamıştı. Yıllardır aradıkları kişi biz, yıllardır kimi arıyorduk diye düşünmüştü. Aklına gelen şeyle gözlerini kocaman açıp Ireme doğru bakmaya başlamıştı. Egenin de aklından aynı şeyler geçiyordu. Bulmak için her yeri aradıkları kişi onun yaptığı bir sorumsuzluk yüzünden bulunmuştu. Eraya dönüp bakmaya başlamıştı. Eray da ona baktığında ikisi aynı anda Ustaya dönüp. "Koruycu Irem miymiş. " diye bağırır tonda konuşmuşlardı. Olayların dışında kalan Irem ne olduğunu anlamaya çalışmıştı. Bir gün içerisinde yeterince olay yaşadım diye düşünmüştü. Koruyucunun ne demek olduğunu bilmiyordu. Usta gözlerini açıp Ireme bakmış ve " Sen KORUYUCUsun Athena'nın torunu Irem Yılmazsın. Burda gördüğün bütün insanların benim de dahil liderimizsin. " Kamera şakası diye düşünmüştü Irem daha dün sıradan bir insanken şimdi karşısındaki yaşlı adam ona lider olduğunu söylemişti. " Anlamadım." demişti Irem. Hem ne koruyucusuydu neyi koruyacaktı kafası çok karışmıştı. "Kafanın karıştığının farkındayım küçük hanım ama zamanla anlamanız daha kolay olacaktır." demişti Usta . Eray ve Ege transa girmiş gibi şaşkın bir şekilde onlara bakıyorlardı. Usta sözlerine devam etmiş "Eray onu evine götür. Bugün yeterince yoruldu. Ayrıca yarın tekrar geleceksiniz. Öğrenmen gereken bir çok şey var." demişti. Eray kafasını hızlıca sallayıp kendine gelmeye çalışmıştı. Bir süre sonra Ustanın odasından çıkıp merkez dedikleri yerin çıkışına doğru yürümeye başlamışlardı. Ege onlar giderken arkalarından seslenmisti. " Eray bırak benim diğer görevleri yapmam gerek." demiş ve koşarak en alt kata doğru gitmişti. Eray Ireme dönüp "Gidelim." demişti. Merkezin çıkışına geldiklerinde kapıyı direk açıp çıkmışlardı. Arabaya bindiklerinde hala sesiz durmuşlardı. Taki Eray sessizliği bozana kadar. " Hala inanamıyorum. Koruyucuyu 30 40 yaşlarında biri olarak düşünmüştüm. Ama sen çok gençsin." " Koruyucu ne demek oluyor neyi korumalıyım. Kafam çok karışık." demişti Irem isyan eder tonda. Eray derin bir nefes alıp konuşmaya başlamıştı. " Neyi korumalısın tam olarak bende bilmiyorum. Kime sorsan farklı cevap verir. Kimisi kolyeleri kimisi de kolye sahiplerini koruman taraftarında. Ama bana göre kolyelerin korunması gerek. Çünkü bize güçleri veren şeyler onlar. " demişti. Iremin aklında bir sürü soru oluşmaya başlamıştı. " Peki benim de sizin gibi gücüm olacak mı?" demişti aklına gelen sorulardan seçip. Eray yandan ona bakıp kafa sallamıştı. " Güçlerin olacak hemde çok fazla bizim bir gücümüz var mesela. Ben sadece ateş elementiyim. Ama sen bütün elementler ve diğerlerini kontrol edebileceksin. Bunları öğrenmen gerek bu yüzden eğitim almaya başlayacaksın. " demişti. " Eğitimler ne zaman başlayacak. Ve beni kim çalıştıracak? Öğrenmesi zor mu? Günde kaç saat çalışmam gerek. " yaşadığı heyecan yüzünden aklındakileri hızlıca saymıştı. Eray küçük bir kahkaha atıp sorulara cevap vermeye başlamıştı. Bir yandan da Iremin gösterdiği yoldan onun evine doğru arabayı sürmeye devam etmişti. "Bak şimdi eğitimler en geç üç dört güne başlar diye düşünüyorum. Seni sadece ateş elementinde ben çalıştıracağım. Diğer güçler bende olmadığı için o güçlere sahip kişiler ile iletişim kurman gerek. Zor değil tabi senin istmene bağlı ne kadar zor olduğunu düşünürsen o kadar zor öğrenirsin. Ve kaç saat çalışman gerektiğini bilmiyorum. " demiş ve arabayı durdurmuştu. Kendi kapısını açıp arabadan çıkmış ve Iremin kapısını da açmıştı. " Ben kendim açabilirdim." demişti Irem. Eray Iremin saçını karıştırmış ve "Tamamen koruyucu olmadan seninle daha çok uğraşmam gerek." demiş ve devam etmişti " Koruyucu olduktan sonra sana saygılı davranmam gerek Ustadan yeni bir ceza almak istemem." demişti. Ceza kelimesini duyunca Irem'in kaşları çatılmıştı. " Neden size sürekli ceza veriyor ki? Koruyucu olduğumda size ceza vermesine izin vermeyeceğim." demişti. Eray bir iki adım geri çekilip ona bakmaya başlamıştı. " Disiplinli olmamız gerek ve soğuk kanlı ne zaman ne olacağı belli olmuyor. Biz sitem ediyoruz ama verdiği cezaların hepsi bizi güçlendiriyor." demişti. Irem anladım der gibi kafasını sallamıştı ve tekrar bir soru daha sormuştu. " Sen ateş elementi değil misin. Bu da güç sayılmaz mı?" demişti. Eray biraz düşünüp cevap vermişti " Evet ama güçlerimizi gizli kullanmamız gerek. Üstelik bizden daha güçlü biri geldiğinde sadece özel güçlere güvenmek biraz aptallık oluyor. " demişti. Anladım dermiş gibi mırıldanmıştı Irem. Eray yanına gelip tekrar saçını karıştırmış ve " Eve çıksan iyi olur hava da karardı zaten yarın okulda görüşürüz. " demişti. Irem başını sallayıp oturdukları binanın kapısına doğru yürümeye başlamıştı. Kapıyı açıp içeri girmeden arkasına dönüp Eraya bakmıştı. Arabanın içinde bekliyordu. Kapıyı kapatıp asansöre binmişti. Ikıncı kata basıp beklemeye başlamıştı. En sonun da eve geldiğinde kapıyı açıp içeri girmişti. Pencerenin önüne gelip aşağı baktığında Eray'ın arabayı daha yeni çalıştırdığını görmüştü. Duvarda asılı saate baktığında ailesinin gelmesine onbeş dakika kadar bir şey kaldığını görmüştü. Odasına girip hemen üzerini değiştirmişti. Saçını ikili örüp elini yüzünü yıkamıştı. Mutfağa geçip dolaptan atıştıracak bir şeyler bulup yemeğe başlamıştı. Sabahtan beri yemek yemediği için karnı açılmıştı. Kapı sesi duyunca ailesinin geldiğini anlamıştı. Yanlarına gidip hoş geldin dedikten sonra elindeki çubuğu yemeye devam etmişti. Kanapeye bağdaş kurup onları izlemeye başlamıştı. Babası kanapede oturmuş başını ovuyordu. " Bu adam neden durmadan bir yerlere gitmek zorunda ki?" demişti babası. Irem anlamamış bakışlara ne olduğunu sormuştu. Babası güvenliğini yaptığı adamın sürekli isi yüzünden ordan oraya gittiğini söylemişti. Ve ardından yorgun olduğu için herkese iyi geceler dileyip uyumaya gitmişti. Annesi de gittikten sonra Irem de daha fazla durmayıp odasına gitmişti. Bugün birçok duyguyu aynı anda yaşamıştı. Hem korku hem de şaşkınlık peşini bırakmamıştı. Ama günün sonunda koruyucu olacağını hiç düşünmemişti. Yatağına yatıp yanında ki sarılmak için koyduğu yastığa sıkıca sarılıp uyumaya başlamıştı. Sabah kalktığında annesinin kahvaltı hazırlandığını görmüştü. Saat yediye geliyor du okula gitmek için hala bir buçuk saati olduğunu görmüştü. Erken mi kalktım acaba diye düşünmüştü. Annesi ona bakmış ve " Bugün erkencisin daha zaman vardı." demişti. Irem annesinin doğradığı salatalıktan bir dilim alıp ağzına atmıştı. " Neden erken kalktım bilmiyorum ama iyi ki de erken kalkmışım sizinle kahvaltı yapabileceğim." demişti. Kahvaltılarını yaptıktan sonra babası evden çıkıp işe gitmşti biraz sonra da annesi gidecekti. Irem siyah pantolon ve kırmızı üstü olan okul formasını gitmişti. Saçlarını düzleştirip açık bırakmıştı. Okula daha kırk kırk beş dakika vardı. Şimdi çıksa yirmi dakikaya yakın okulda bekleyecekti. Buna rağmen çantasını alıp evden çıkmıştı. Kulaklığını kulağına takıp en son indirdiği şarkıyı açmıştı. Okula vardığında çok fazla öğrenci olmadığını görmüştü. Sınıfa çıkıp yerine oturmuş ve kafasını sıraya koyup uyumaya devam etmişti. Gözlerini açtığında Eray'ın da önündeki sıradan ona doğru dönmüş ve kafasını ona dönmüş bir şekilde uyuduğunu görmüştü. Onu uyandırmadan kafasını sıradan kaldırmıştı. Saate baktığında dersin başlamasına onbeş dakika kaldığını görmüştü. Irem Eraya doğru yaklaşıp burnunu sıkmıştı. Iki üç saniye sonra Eray nefes alamayıp uymamıştı. Ireme bakıp " Ne güzel uyandırma yöntemlerin varmış bir ara bana da öğret. " demisti. Irem gülmüş ve kafa sallayıp onaylamıştı. Eray oturduğu yerden " Bugün yine merkeze gideceğiz Usta seninle konuşmak istiyormuş." diyip oturduğu yerden kalkmıştı. Irem yine kafasını sallayıp "Eve geç katılmadığım sürece sorun yok." demişti. Eray elini Irem'in kafasına koyup görüşürüz dedikten sonra sınıftan çıkmıştı. Okul çıkışı Irem, Eray ve Ege dünkü bindikleri arabaya binip merkeze doğru yola çıkmışlardı. Merkezin bulunduğu çıkmaz sokağa geldiklerinde arabadan inip yürümeye başlamışlardı. Duvarın oraya geldiklerinde Eray yine önceki gibi duvara eli ile dokunup açmıştı. Merdivenden indiklerinde yine aynı şekilde kapıyı açmışlardı. Üçü beraber Ustanın odasına doğru gelip kapıyı çaldıklarında içeri girmişlerdi. Usta onlara bakıp " Nasıl koruyucu olduğunu öğrenmek ister misin?" demişti. Ustanın sorduğu soruya Irem kafasını sallayarak onaylamıştı. Usta yerinde biraz haraket edip konuşmaya başlamıştı. "Bundan yaklaşık 300 yıl önce Sophia adında bir genç varmış sizlerden bir kaç yaş daha büyük. Şans eseri ormanda bulduğu büyük gösterişli taşı ona vereceği güçlerden habersiz almış ve süs eşyası yapmaya karar vermiş. Taşı aldıktan sonra garip olaylar başlamış. Bazen sokak hayvanları evinin kapısının önünde asker gibi duruyorlarmış. Bazen ise elementler, onun farkında olmadan istediği şeyleri yapıyormuş. Sophia çevresinde zekası ile tanınan biriymiş. Yani bu olayların bulduğu taştan sonra başladığını anlamış. Bunu kullanmaya karar vermiş. Taşı parçalara ayırıp kolye haline getirmiş. Yaklaşık 200 adet kolye yapmış. Ardından yavaş yavaş güçleri öğrenmiş. Kolyeleri canından çok sevdiği sonuna kadar güvendiği 6 kişiye dağıtmış. Sophia ilk ve en güçlü koruyucuydu ondan sonra gelen koruyucular güç patlaması yaşayarak öldüler. Senin anneannen yani Athena Sophia'nın soyundan geliyor. Ama o güç patlaması yaşamadı çünkü ona verilen güçleri kontrollü bir şekilde yönetti. Ve ardından kayboldu. Biz onu çok aradık ama malesef bulamadık. Ölmüş olduğunu düşünüyoruz." demiş ve susmuştu. Irem konuşmamıştı çünkü duyduklarını aklında sinidirmeye çalışıyordu. "Bir dakika o zaman Iremin de güç patlaması yaşama riski var." Eray aklına gelen şeyi söylediğinde Irem Eraya bakmıştı. Doğru söylüyordu 300 yıldan beri sadece Sophia ve anneannesi Athena yaşamamıştı. Usta boğazını öksürerek temizleyip konuşmaya devam etmişti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD