Kael ‘i odadan gönderdikten sonra sırtımı kapıya yasladım ve gözlerimi kapattım. Sanki Kael hala buradaydı. Dudaklarıma dokunuşu, ellerini vücudumun her santiminde gezdirişini hissedebiliyordum.
Kendime gelmeye çalışarak gözlerimi açtım ve başımı iki yana salladım. Bir anda ona nasıl kapılmıştım böyle, aklım almıyordu.
O adamdan korkmalıydım.
Az önce gözlerimdeki korkuyu görmesine rağmen beni zorlayan, iradesiyle üzerimde baskı kuran adamdan uzak durmalıydım.
Ama…başaramıyordum.
Onun yanında kalbim korkudan hızlanmıyordu sadece.
Başka bir şey daha vardı.
Adını koyamadığım…
ama görmezden de gelemediğim bir şey.
Adımlarım cama doğru ilerledi ve pencereyi açtım. Gelen temiz hava zihnimi açmış biraz da olsa beni kendime getirmişti.
İçindeki o heyecan bir anda yerini huzursuzluğa bırakmıştı. Nefes alış- verişim değişmişti.
Başımı yavaşça kaldırdım.
Sessizlik…
fazla derindi.
Kulaklarımı zorladım.
Hiçbir şey yoktu.
Ama içgüdülerim bağırıyordu.
Yalnız değilsin.
Kalbim bir an duraksadı.
Sonra daha hızlı atmaya başladı.
Yavaşça arkamı döndüm.
Gözlerim pencereye kaydı.
Perde…
hafifçe hareket ediyordu.
Ama rüzgar yoktu.
Bir adım attım.
Ayaklarımın altındaki zemin bile ses çıkarmaya çekiniyor gibiydi.
Nefesimi tuttum.
Tam o anda—
tık.
Camdan gelen o küçük ses tüm vücudumu gerdi.
Gözlerim büyüdü.
Perde ağır ağır aralandı.
Ve karanlığın içinden biri içeri süzüldü.
Nefesim kesildi.
Şaşkınlık içinde gelen kişinin kim olduğunu anlamaya çalıştım fakat daha önce gördüğüm birisi değildi. Temkinli bir şekilde geriye doğru birkaç adım attım ve içimdeki korkunun sesime yansımamasına dikkat ederek konuştum. “Sen kimsin?”
Karşımdaki adam yüzümü inceledi ve dudakları alaycı bir edayla kıvrıldı. “Ben Alex fakat adımın senin için hiçbir önemi yok değil mi?” Bana doğru birkaç adım gelip bekledi. “Önemli olan beni kimin ve ne için gönderdiği.” Bu sefer tam önüme geldi uzaklaşmaya çalıştığımdaysa bileğimi tutup hareket etmemi engelledi. “Beni Alfa Darius gönderdi. Sevgili kızımı (!) öldür ve daha fazla başımı ağrıtmasına izin verme dedi.” Bu sözleri söyledikten sonra kahkaha attı.
Benden bir baş ağrısı olarak bahsetmişti.
Dişlerimi sinirle birbirine bastırdım öyle ki bir an dişlerim kırılacak sandım.
Karşımdaki adam birden ciddileşip belinden gümüş renginde bir hançer çıkardı. Bana doğru yaklaştırdığında bacak arasına tekme atıp pencereye doğru kaçtım ve tüm gücümle çığlık attım.
Adam hemen toparlandı ve hırlayarak üzerime gelmeye başladı. Etrafıma baktım fakat ne kaçacak yerim ne de kendimi koruyabileceğim bir şey vardı.
Çaresizlik içinde Kael in beni kurtarması için dua ettim.
Ve duam bir kez daha Ay Tanrıçası tarafından duyuldu.
Kapı büyük bir gürültüyle devrildi, Kael ise tüm öfkesiyle orada duruyordu.
Kısa bir an göz göze geldik fakat gözlerini hemen üzerimden çekti.
“Yanlış odayı seçtin.” Kael’in dudaklarından çıkan kelimeler bir uyarıdan daha fazlasıydı.
O bir tehditti, ve birazdan olacakları haber veren bir öngörüydü.
Bir anda adamın üzerine atladı ve onu benden uzaklaştırarak kapının oradaki duvara savurdu. Yumrukları ardı arkası kesilmeden adamın yüzüyle buluştu. Adam daha fazla ayakta duramayıp yere düştüğünde Kael bu sefer ona tekmeleriyle cevap verdi fakat öfkesi geçmiyordu.
Ben tekrardan donup kalmıştım.
Eşimin gerçek kimliği tekrardan gün yüzüne çıkmıştı.
Ellerinde bir sürü kan olan Alfa Karen… bu sefer eşi için ellerine kan bulaştırıyordu.
Kael’in yumrukları ardı ardına indi.
Her darbe…daha sertti.
Daha vahşi.
Adam karşılık vermeye çalıştı.
Ama Kael’in öfkesi…
insani değildi.
“Eşime dokundun.”
Bir darbe.
“Onu öldürmeye geldin.”
Bir darbe daha.
Adamın yüzü kan içinde kaldı.
Ama Kael durmadı.
Duramıyordu.
Göğsünden çıkan hırıltı odanın içinde yankılandı.
Bir anda adamı yakasından tutup kaldırdı.
Ve duvara çarptı.
Tahta çatırdadı.
“Kim gönderdi seni?”
Adam güldü.
“Geç kaldın…”
Yanlış cevap.
Kael’in yumruğu tekrar indi.
Tam o anda kapı açıldı.
Beta içeri girdi.
Durdu.
Manzarayı süzdü.
“Ben yokken eğlence başlamış.”
Kael ona bakmadan konuştu.
“Ronan onu zindana götür.”
Gözleri karardı.
“Ve konuştur.”
Bir saniye durdu.
“Ben de geliyorum.”
Kael bana kısa bir an baktı ve hiçbir şey söylemeden çıkıp gitti.
Tam o anda bir yandan kendimi Kael in kollarına atmak istiyordum bir yandan da buradan kaçıp gitmek istiyordum.
Fakat biliyordum ki nereye gidersem gideyim geçmişimden kaçamıyordum .
Bir süre yatağın üzerine oturup boş bir ifadeyle duvarı izledim. Ne düşünmem gerekiyordu, bilmiyordum. Bundan sonra ne yapacaktım onu da bilmiyordum.
Oturduğum yerden kalktım ve lavaboya gidip elimi yüzümü yıkadım. Yüzüme vuran soğuk su bir nebze de olsa beni kendime getirmişti.
Odadan çıktıktan sonra Kael kapıdan içeri girdi. Sesim içime kaçmış gibiydi ve sadece fısıldayabildim. “Kael!”
Kael direkt yanıma gelip beni kolları arasına alarak kollarını sıkıca etrafıma doladı. Bende ona karşılık vererek başımı onun boyun girintisine göndüm ve kokusunu derin derin içime çekti.
Her hücreme işlemesini ister gibi.
Burnuma dolan kan kokusuyla onu hızlıca ittirdim ve tüm vücudunu süzerek kokunun kaynağını bulmaya çalıştım.
“Sen iyi misin?”
Sesim titredi.
Kael bir an durdu.
Sonra yaklaştı.
Beni süzdü.
Sonra bir anda beni kendine çekti.
Kolları etrafımı sardı.
“Bu kan…”
Sesi kulağımın dibinde yankılandı.
“…benim değil.”
Gözlerimi kapattım.
Rahatladım.
Bir süre sonra banyoya girdi.
Su sesi odayı doldurdu.
Bekledim.
İstemeden.
Kapı açıldığında tekrar baktım.
Temizdi.
Ama aynıydı.
“Gel.”
Yanına gittim.
Elimden tuttu.
Beni yanına çekti.
Sarıldı.
Bu sefer…
yumuşaktı.
“Bu gece uyuyacağız.”
Sesi düşüktü.
“Yarın… her şeyi konuşacağız.”
“Kael kapı kırık?”
Ben söylemeden önce bu detayı hiç fark etmemiş gibiydi. Şaşkınlıkla kapıya baktı ardından omuz silkti.
“Sorun değil yarın ilk iş kapıyı yaptıracağım. Sen sadece uyu bizi kimse rahatsız edemez.”
Başımı sallayarak dediğini yaptım yaşadığım duygu yoğunluğundan gözlerimi açamayacak hale gelmiştim.
İtiraz etmedim.
Gözlerimi kapattım.
Kollarının arasında…
ilk kez güvende hissettim.
.…………………
Sabah gözlerimi vuran ışıkla uyandım ve gözlerimi kırpıştırarak açtım. Bir çift mavi göz gözlerimi kırpmadan beni izliyordu.
“Günaydın.” Diyerek sessizliği bozdum fakat Kael hiçbir şey söylemedi ve bir anda ayağa kalktı.
“Yapmamız gereken bir konuşma var, vakit kaybetmeyelim.” Yataktan kalktı ve hiçbir şey söylememi beklemeden kapıya doğru ilerledi.
Kısa bir an durakladı ve gözlerimin içine bakarak konuştu. Ofisim koridorun sonundaki oda. Vakit kaybetmeden gel.”
Sonrasında hiçbir şey söylemeyerek odadan çıktı.
Şaşkınlık içinde doğruldum ve hızlıca yüzümü yıkadım. Banyoda asılı ola temiz kuyafetlerin benim için olduğunu tahmin ederek giydim ve sonunda hazırdım.
Hızlıca Kael’in söylediği odaya girdiğimde çalışma masasına oturmuş ve elindeki kalemi döndürüp duruyordu. Beni görünce durdu ve eliyle işaret ederek konuştu.” Otur!.”
Başımı sallayarak oturdum.
Kael o kadar soğuk bakıyordu ki bu kalbimin sıkışmasına neden oluyordu. Bana o şevkatli halini görtersin istiyordum. Kollarının arasına girip her şeyden kaçmak istiyordum fakat yapamazdım.
Bu sefer kaçacak hiçbir yerim kalmamıştı.
“Sürünle ilgili bilmem gereken her şeyi anlat!” Kollarını masaya dayayarak bana doğru eğildi. “Sakın bu sefer de kaçmaya çalışma.” Bakışlarındaki kararlığı görünce sertçe yutkundum ve gözlerimi kaçırdım.
“Tamam anlatıcam “dedikten sonra bakışlarımı ellerime indirdim ve gerginlikten parmaklarımı birbirine dolayıp durdum.
“Susarak gerçeklerden kaçamazsın, kendi iradenle her şeyi anlat Elara.” Karşımda o kadar sert ve otoriter duruyordu ki onun otoritesi karşısında kendimi boyun eğmek zorunda hissediyordum. Derin bir nefes aldım ve konuşmaya başladım.
“Doğduğum gün bir cadı gelmiş ve bir kahenatte bulunmuş. Her şey o kehanetle başladı zaten.”
Kael kaşlarını kaldırarak sordu. “Ne kehaneti bu?”
Bu sefer gözlerimi Kael’inkilere çevirdim ve konuştum.
“Benim Kanlı Ay sürüsünün Alfasının eşi olacağımı söylediler. Kael Darkmore. İsmini bildiğim için şaşırmıştın hatırlıyor musun? Ben yıllardan beri eşimin sen olacağını biliyordum. Seninle çiftleştikten sonra Alfa Kral olacağını bildiğim gibi.”
Kael duydukları karşısında afallamış ve ne diyeceğini bilememişti. Bende hiçbir detayı atlamadan anlatmaya devam ettim.
“Babam bunu duyunca dehşete düştü. Tüm dünyanın senin karşında diz çökecek olmasını yediremedi. Bu yüzden beni lanetledi.”
Kael son dediğimi duyunca öfkeden gözleri buz mavisine döndü. Saniyeler içinde dibinde bitti.
Herkesin önünde diz çökeceği adam benim önümde diz çöktü.
Gözlerimi irileştirerek ona baktım oysa bu durumu hiç umursamayıp ellerimi avucunun içine aldı.
“Ne laneti Elara!” Dişlerini sıkarak bağırdı fakat öfkesinin bana olmadığının farkındaydım.
“Kurdumu lanetlediler Kael. 18. Yaş günümde eşimi bulmazsam eğer lanet gerçekleşecekti.”
Kael sinirle soluğunu verdi. “Elara şifreli konuşmayı bırak. Eğer o gün seni bulmasaydım ne olacaktı.”
İşte benim için cevaplaması en zor soru gelmişti. Gözlerim doldu ve bakışlarımı Kael den kaçırdım. Kael buna izin vermeyerek başımı kaldırıp onun gözlerine bakmamı sağladı.
“O gün tüm sürü kutlama yaptı Kael bende o sırada kaçabildim. O gün beni bulmasaydın Kanlı Ay ın batışıyla lanet beni ele geçirecekti ve kurdum beni öldürecekti.”
Bu Kael için bardağı taşıran son noktaydı. Masanın üstündeki her şeyi bir anda yere fırlattı fakat durmadı. Gözü dönmüştü ve gözleri değişmeye başladı. Bu Kael in kurdu olmalıydı. Kalktığım yerde doğruldum ve öfkesini umursamadan Kael’ e sarıldım.
“Çekil, Elara.” Diye bağırdı farkındaydım kontrolünü kaybetmişti. Beni öfkeyle ittirdiğinde belim masanın girintisine çarptı. Acıdan nefesim kesildi ve bir anda çığlık attım. Resmen nefesim kesilmişti. Gözlerimi kapatıp yerden kalkmaya çalıştım.
Kael ne yaptığını fark etmiş olmalı ki anında yanıma geldi ve beni kaldırdı. “Özür dilerim. Lanet olsun özür dilerim. İyi misin?” Başımı salladım ve yüzünü ellerimin arasına aldım.
“Sorun değil.” Diyerek onu yanağından öptüm. Kısa bir süreliğine de olsa biraz sakinleşmiş gibi oldu fakat uzun sürmedi.
“Ronan!” Diye bağırdı ve Beta anında içeri girdi. “Efendim Alfa.” Kael beni işaret etti. “Elara’yı odamıza götür biraz dinlensin benim sakinleşmem lazım.” Dedi. Beta başını sallayarak yanıma yaklaştı.
“Gidelim Luna.” Bana Luna demesine şaşkınlıkla baktım ve başımı sallayarak onu takip ettim.
Kısa bir an arkamı dönüp Kael’e baktım. Siyah kocaman bir kurt orada duruyordu gözleriyse buz mavisiydi.
Göz göze geldik ve ardından pencereden atlayarak ormana doğru gitti.
Kalbim sıkıştı fakat bu hissi görmezden gelmeye çalışarak Betayı takip ettim. Odanın önüne geldiğimizde Beta durdu ve “Dinlenin Luna.” Dedi başımı salladım ve tam odaya giriyordum ki kısa bir süre durdum.
“O ne zaman geri gelir?” Dediğimde omuzlarını silkti. “Normada olsa bir hafta gelmezdi fakat sizden 1 saatten fazla ayrı kalamaz Luna endişelenmeyin.” Diyerek gülümsedi.
Kırılan kapının yapılmış olduğunu fark ettim.
Rahatlatarak odam girdim ve bir duş almak üzere banyoya girdim.
Belki suyun vücuduma değmesi beni rahatlatabilirdi.