"Kahretsin yine derse geç kaldım! Hep o aptal sarışın yüzünden. Gelmese olmuyordu sanki. Hayır, yani o değil. Bir sürü de olay oldu. Ah Serkan ah! Sen nasıl kovarsın beni evden. Sen kimsin ki?" diye söylene söylene hızlı adımlarla dersliğe doğru ilerliyordu Nisa. Gerçi pek kovulmuş sayılmazdı. Daha çok kendi evi terk etmişti ama böyle olduğunu düşünmek ona olan öfkesini taze tutuyordu. Sonuçta direkt kapıyı göstermese de yaptığı kabalık bundan daha beterdi,
Ders çoktan başlamış olmalıydı ki koskoca binada yankılanan tek ses Azmi Hoca'sının sesiydi. Muhtemelen yine kapıyı açmış ve öyle ders işliyordu.
Garip bir tarzı vardı Azmi Hoca'nın. Hayat felsefesi çok basitti mesela. "İşime yaramayan hiçbir şeyi hayatıma sokmam" derdi neden kravat takmadığı sorulduğunda. "Sıcak tutmuyorsa işimi görmüyordur." derdi ardından. Dersine geç girebilirdiniz mesela ama çaktırmamak şartı ile. Kendisi söylemişti bunu. “Bana görünmeyin, ne yaparsanız yapın" demişti bir keresinde. Her defasında elinde 1lt kola ile derse girer, çift blok ders bitene kadar da şişenin dibini görürdü. Adamın içtiği tabii ki kimseyi ilgilendirmezdi, şayet doksan dakika boyunca geğirmeseydi. Sözün özü rahat bir adamdı.
Nisa nefesini tutup kapının arkasına saklandı ve Azmi Hoca tahtayı doldurup kapıya arkasını dönene kadar sessizce bekledi. Vakti geldiğinde ise küçük ve yavaş adımlarla içeri girdi. Güneş her zamanki gibi en önde oturmuş tahtadakileri not ediyordu defterine. Nisa'nın geldiğini fark edince eşyalarını toplayıp o da en arkaya, Nisa'nın yanına geçti ve oturur oturmaz hesaba çekti arkadaşını.
"Neredesin kızım sen? Saat kaç? Nerdeyse ders bitecek. Meraktan öldüm. Telefonuna da cevap vermedin. Ne senaryolar ürettim şurada birkaç dakika içinde. Haberin var mı senin?" Gerçekten de endişeli görünüyordu Güneş. Ama nereden bilebilirdi ki böyle olacağını?
"Hiç sorma dur anlatacağım. Sen imza attın mı yerime?"
"Attım, attım ama üç buçuk attım. Az önce listedeki piyangodan sen çıktın soru çözmek için."
"Hadi ya! Zaten bende şans olsa… Ee.. Ne yaptın peki?"
"Demin lavaboya gönderdiniz ya dedim. Bir iki kafasını kaşıdı, hatırlamaya çalıştı. Sonra da boş verip başkasını kaldırdı. Tam zamanında geldin."
"Oy safım benim ya. Seviyom lan ben bu hocayı." derken Güneş'in yanaklarını sıktı Nisa ne gerek vardıysa.
"Neyse onu boş ver de neler oldu bir bilsen!" diye devam etti Nisa parmaklarını Güneş'in yanaklarından çekerken. Güneş ise merakla anlatacaklarını bekliyordu. Nisa tam olaya giriş yapacaktı ki Azmi Hoca kulağına gelen seslerin yönüne çevirdi bedenini. Nisa'yı görünce burnunun ucundaki gözlüklerini işaret parmağı ile geri ittirip bakışlarını ona odakladı.
"Nisa Hanım! Geldiğinizi duymadım. Hazırlanın bir sonraki soru sizin için."
"Hass...tayım hocam, kalkmasam olmaz mı?"
"Bence gayet iyi görünüyorsunuz."
"Dışı sizi içi beni yakar hocam. Kısmetse başka zaman artık." deyince sanki az önce hiç onunla konuşmuyormuş gibi döndü arkasını Azmi Hoca ve bir şeyler yazmaya devam etti. O sırada Güneş de meraktan çıldırmış halde Nisa'yı dürtüyordu.
"Bırak şimdi onu da anlat ne oldu?" diye üsteleyince, Nisa da olan biteni anlatmaya başladı arkadaşına. Güneş şaşkınlıkla dinliyordu onu.
"Kızım deli misin sen? Yapılır mı öyle şey? Neticede adamın sevgilisi. Laf ettirir mi sandın? Sen olsan izin verir miydin? Ayrıca adamın sevgilisinden ayrılma sebebine hiç girmiyorum bile."
"Bir sus, Allah aşkına Güneş! Farkındayım alenen saçmaladım. Bir ara banyodan bornozla çıkıp sen ne diyorsun diye karşısına geçmemek için kendimi zor tuttum. İnanabiliyor musun? O Serkan olacak adi herif ağzını açıp beni savunmak için tek bir kelime söylemedi. Onun beni aşağılamasına izin verdi.”
“Çünkü o adi herif senin değil onun sevgilisi. Ne yapsaydı, ayağına barışmak için bir fırsat gelmişken geri mi tepseydi?”
“Sen ne ara avukatı kesildin o bal gözlü ayının?” diye hayretle arkadaşının gözlerinin içine baktı Nisa. Duyduklarına inanamıyordu. Kendi can dostu geçmiş karşısına o adamı savunuyordu.
"Valla, kusura bakma ama gerçekler acıtır. Ayrıca hiç yalandan yere ‘Adam beni kovdu’ diye ağlama, sen evi terk etmişsin.”
“Ne yapsaydım acaba? Sana bir şey söyleyeyim mi? Emin ol beni o evden kovsa bu kadar ağırıma gitmezdi.” derken çok samimi görünüyordu Nisa. Belli ki gerçekten bu durum gücüne gitmişti. "Neyse boş ver, Güneş! Hakikaten, artık bunları konuşmak istemiyorum. O ayı da ne yaparsa yapsın artık umurumda bile değil. Ben daha parmağımı bile kıpırdatmam.” dedi ve arkadaşına origamiden yaptığı beyaz gülü uzatıp, “Hem iyi tarafından bak. Yeniden birlikteyiz ve ben Ferdi gecelerimizi çok özledim.”
“Bir gece de mi?”
“Bir gece mi? Bir ömür gibi geçti.” Derken gözlerini devirdi Nisa. Ardından kıkırdamaları sınıfın içinde yayılınca Azmi Hoca gözlüğünün ardından sessiz bir uyarı çekti ikisine.