Bölüm 6 - IV

1747 Words
Nisa belini kavrayan büyük ellerden kurtulmaya çalışırken bir yandan adama tekme atıyor bir yandan da ağzını onun ellerinden sıyırıp çığlık atıyordu fakat her defasında onun kuvvetli kollarına karşı çaresiz kalıyordu. Adam onu durması için uyarsa da Nisa'nın o an konsantre olduğu tek şey bir an önce kaçmaktı. Fakat uzun çırpınışların sonunda adamın elinden kurtulmayı başaramayacağını anladı ve bu defa bir umut yalvarmayı denedi. Belki insafa gelirdi adam. "Lütfen! Yalvarırım bana bir şey yapma! Lütfen! Bırak beni gideyim." Nisa'nın uzun çırpınışlar sonucu yorgunluktan bitkin düşen bedeni bir süre sonra sakinleşince adam yavaşça kollarını gevşetip Nisa'yı serbest bıraktı. Bir anda boşluğa düşen Nisa kendisini yerde, kaldırım taşlarını seyrederken buldu. Bütün gücünü adamdan kurtulmaya çalışırken harcamıştı ve ne kaçacak ne de kendini koruyabilecek takati kalmıştı. Sadece korkudan boğazında düğümlenen nefesini ciğerlerine çekmeye çalışıyordu. O da hiç kolay değildi. Ayağa kalkmayı denediyse de kendini yeniden yerde, dizlerinin üzerinde buldu. Aynı el bir kez daha omzuna değdiğinde son gücüyle acı bir çığlık attı Nisa. Bir umut sesini birilerine duyurabilirdi. Öyle de oldu. O sırada karşı kaldırımda yürümekte olan bir delikanlı koşarak yanlarına geldi. Nisa'nın omuzlarındaki eli tutup adamı ayağa kaldırdı ve gözüne okkalı bir yumruk indirdi. Hiç beklenmedik bir anda gelen yumruğun kuvveti ile bu defa adam kendini yerde buldu. Her ne kadar Nisa böyle olmasını istemediyse de bu durum bir çeşit intikam sayılabilirdi. Yerde yüz üstü yatan adamın üzerine eğilen delikanlı kendini Nisa’ya siper edip gürledi. "Rahat bırak kızı!" Nisa, artık güvende olduğunu hissedince biraz olsun kendine geldi. Ayağa kalkıp onu kurtarmaya gelen delikanlının arkasına saklandı ve yüzü koyun yerde yatan adama dikti bakışlarını. Bedeni oldukça tanıdık geliyordu ama korkudan şoka giren beyni gördüklerini yorumlayabilecek kadar yerinde değildi. O sırada yerde yatan adamdan acı bir inleme duyuldu. "Nisa! Dinle lütfen! Ben..." "Sen benim adımı nerden biliyorsun pis sapık! İşin gücün kalmadı, beni mi takip ediyorsun? Psikopat herif!" "Nisa! Dinle lütfen! Ben..." dese de Nisa'nın dinlemeye hiç niyeti yoktu. Tek istediği bu adamın layığını bulmasıydı. Korkudan sarsılan bedenini yatıştırmaya çalışırken önünde duran kahraman delikanlının kükreyen sesini duydu Nisa. "Sen ne cins bir manyaksın lan! Ne istiyorsun savunmasız kızdan." deyip karnına bir tekme daha indirdi yerde yatan adamın. Adam aldığı yeni darbe ile bir kez daha inlemişti. Muhtemelen darbe midesine gelmiş olacaktı ki ağzına gelen ekşi su öksürmesine sebep oldu. Son kez durumu açıklayabilmek için ayağa kalkıp Nisa ile yüz yüze gelince bu defa çığlığı basan Nisa oldu. "Serkan!" "Serkan ya Serkan! Kızım sen beni öldürmeye yemin mi ettin?" deyince az önce Serkan'ı yere indiren delikanlı araya girdi. "Bir dakika! Siz bu adamı tanıyor musunuz?" "E... Evet!" derken şaşkınlığı diline yansımış ve kekelemesine sebep olmuştu Nisa'nın. O gece evden çıkarken o kadar umursamaz görünüyordu ki Serkan, peşinden gelebilme ihtimalini hiç düşünmemişti. Delikanlı ise hiç tanımadığı bu genç kızın güvende olduğundan emin olmak istiyordu. "Çekinmeyin! Eğer sizi rahatsız falan ediyorsa söyleyin lütfen!" deyince Serkan adama yaklaşıp omzundan destek alarak ayakta kalmaya çalıştı. "Dur, kardeşim Allah aşkına! Sapık falan değilim. Biz tanışıyoruz." deyince delikanlı şüpheli bakışlarını Nisa'ya çevirdi. Ondan bir onay bekliyordu. "Evet, tanışıyoruz. Ben gerçekten çok özür dilerim. Kusura bakmayın ben karanlıkta... Yani onu göremeyince... Sapık sandım. Gerçekten kusura bakmayın." Serkan Nisa’yı ilk kez bu kadar utanmış bir halde ve ‘özür dilerken’ görüyordu. Gerçi bugün evde ondan dilediği özrü de düşününce Nisa için pek de iyi bir gün sayılmazdı. "Önemli değil! Ben sadece yardım etmek istemiştim. Eğer bir sorun yoksa..." derken, adamın sözünü kesen Serkan oldu. "Yok kardeşim yok. Ama helal olsun sana da... Keşke herkes senin kadar duyarlı olsa..." "Ne demek abi. Ben insanlık görevimi yaptım. Senden de özür dilerim. Biraz morarttım ama... Kusura bakma artık." "Eh! Biraz öyle oldu ama sorun değil. Bilemezdin. Malum, bu zamanda ilişkilerin, kavgaların ya da olayların arasına giren üçüncü şahıslara pek hoş şeyler olmuyor. Adam yanlışlıkla elinde kalsa müebbet yiyebilirsin. O yüzden sen yine de temkinli ol, kardeşim." "Yine de bir kadına yanlış yapılıyorsa müdahale etmezsem adamlığımdan utanırım. Her neyse! Size hayırlı geceler..." dedikten sonra elini havaya kaldırarak vedalaşan delikanlı yanlarından uzaklaştı. Nisa ise çekingen adımlarla Serkan'a yaklaşıp tam önünde durdu. Ayak parmaklarının ucunda yükselip Serkan'ın gözünün altındaki morluğa uzattı elini. Önceleri dokunup dokunmamakta kararsız kalsa da iradesi dışında değiverdi parmakları Serkan'ın elmacık kemiklerine. Muhtemelen birkaç dakika içinde morluk yayılacak ve gözü bir yumruk kadar şişecekti. Parmaklarını usulca morluğun üzerinde gezdirirken bir an önce müdahale etmesi gerektiğine karar verdi. Ardından bakışları değince birbirine bir adım geri gitti Nisa, bakışlarını Serkan'ınkilerden kaçırmak için. "Kötü görünüyor. Buz koymamız lazım." "Evde buz torbası vardı." "Tamam, gidelim hadi" deyip valizine uzandı Nisa. Serkan bu durumdayken davet bekleyecek değildi. Ona yardım etmesi gerekiyordu. Neticede dayak yemesinin sebebi biraz da kendisiydi. Hem o da can sıkıntısına takip etmemişti ya Nisa'yı. Muhtemelen eve götürmek için düşmüştü peşine. Fazla düşünecek bir şey yoktu işte. Bir an önce gidip pansuman yapması gerekiyordu Serkan'ın şişmekte olan gözüne. Bir eliyle valizini çekiştirirken omzunu da Serkan'a destek etti ve ağır adımlarla eve kadar yürüdüler sessizce. "Sen çekyata uzan, ben buz torbasını alıp geliyorum." dedi Nisa valizini vestiyerin yanına bırakırken. Serkan onu onaylayıp salona yönelince o da buzdolabına gitti ve buz torbasını aldı, ardından çekmeceden kuru bir havlu çıkarıp çekyata, Serkan'ın baş ucuna oturdu. "Biraz canın yanacak ama uzun sürmez. Soğuğa alışınca geçer." derken sesi oldukça ikna ediciydi Nisa'nın. Serkan soğuk buzu yanağında hissedinceye kadar da inanmıştı hani ona ama buzun keskin soğuğu yumruk yediği bölgeyi zonklatınca acıyla inledi Serkan. O inleyince Nisa'nın da yüreğinden anlamsız bir parça kopuverdi. "Şşşş! Birazdan geçecek. Sabret lütfen!" "Yanlış anlama ama… Sen nereden çıktın karşıma? Seni tanıdığımdan beri başıma gelmeyen kalmadı. Bir dayak yememiştim, o da oldu." "Ben mi dedim sana gece vakti peşimden gel diye?" "Şuraya bak arkadaş! İyilik de yaramıyor. Başına bir şey gelir diye endişelendik işte insanlık yapayım dedim ama etmez olaydım. Dayak yemişim, bir de üzerine laf yiyorum." "Benim ne suçum var? Gece gece nerden bileyim peşime düşeceğini. Vaktiyle gitmeme izin vermeseydin bunlar gelmezdi başına." "Aman ne de kabul ederdin ya? İnatçı keçi!" "Ben mi inatçıyım? Sen kız başıma gece gece gitmeme izin ver. Sonra vicdanına yenil, usul usul peşimden gel. Sonra ben suçlu olayım. Oh, ne ala!" "Kapıyı mı kilitleseydim yani?" "Gerekirse evet." "Tabi sonra tırnaklarını suratıma geçirseydin. Ah! Yavaş ol biraz. Canım yanıyor." "Özür dilerim." derken elini anlık bir refleksle geri çekti Nisa. "Canını yakmak istememiştim. Ben sadece..." "Tamam, tamam. Sen devam et. Zaten acısı da geçmeye başladı." "Sana söylemiştim." derken yumuşamıştı Nisa'nın sesi. Dikkatlice Serkan'ın gözünün üzerinde gezdiriyordu torbayı. Öyle özenle yapıyordu ki işini uzaktan bir gören olsa cerrahi bir ameliyatta zannedebilirdi onu. Oysa amacı sadece mümkün olduğu kadar az acıtmaktı Serkan'ın canını. Hoş birkaç saat önce şu torbayı eline verseler çok daha farklı şeyler olabilirdi. Nisa elini Serkan'ın yüz hatlarında gezdirdikçe tenine değen avucu istemsizce terliyordu. Buz torbası tutuyor olmasına rağmen alev alev yanıyordu avucunun içi. Serkan'ın hissetmemesi için bildiği ne kadar dua varsa ardı ardına sıraladı. Hele bakışları... Serkan'ın gözlerine değdikçe çarpmaya başlayan kalbine bir türlü anlam veremiyordu. Âşık olacak hali yoktu herhalde romantikliğin yanından bile geçemeyecek olan bu adama. Yine de duygu hakimiyetini kaybetmemek için elindeki buz torbasını Serkan'ın avucuna tutuşturup ayağa kalktı. "Şimdi sen bu torbayı güzelce tut, ben hemen döneceğim." deyip çantasında bulundurduğu ağrı merhemini almak üzere valizine yöneldi. Aceleyle topladığı çantası öylesine karışıktı ki içinde merhemi bulmak neredeyse imkansızdı ama Nisa kararlıydı. Ağrısını dindirecekti Serkan'ın o merhem. Uzun bir uğraş sonucu merhemi bulup Serkan'ın yanına yöneldi Nisa. Ancak Serkan çoktan uykuya dalmıştı bile. O da merhemi daha sonra sürmek üzere sehpanın üzerine bırakıp mutfağa yöneldi. Elleriyle yaptığı kekten birkaç dilim alıp pencerenin önündeki berjere yerleşti. Ardından kulaklığını takıp telefonundan okul radyosunun frekansını girdi. Kulağına gelen ses konuşuyor olsa da daha çok esniyor gibiydi. Neredeyse bıraksalar mikrofona sarılıp horlaya horlaya uyuyacaktı. Nisa duyduğu bu mayhoş ses ile esnemeye başladı. Dj her zaman olduğu gibi kendisine gelen mesajları dinleyicilere iletiyor, onların birbiri ile iletişim kurmasına aracı oluyordu. Neredeyse gelen mesajların hepsi üniversite öğrencilerine aitti. Birbirine laf atıp sataşanlar, geçirdikleri keyifli vakti dinleyicilerle paylaşmak isteyenler, açlıktan dert yananlar ve vazgeçilmez aşk ilanları... O güne dek hiçbir itiraf almayan Nisa o gece Dj'in dudaklarından dökülen satırları duyunca şok geçirdi. Ya birileri alay ediyordu onunla ya da daha önce hiç farkına varmadığı gizli bir hayranı vardı. Ama bu ihtimal dahi olamazdı. "Sevgili dinleyenler. Şimdi okuyacağım mesaj ismini göndermek istemeyen bir arkadaştan gelen aşk itirafı. Ben sıradaki şarkıyı fizik bölümü birinci sınıfının en güzel kızı olan Nisa'ya armağan etmek istiyorum. O onu sevdiğimi bilmiyor ve ben yüzüne söylemeye çekiniyorum. Belki bir gün konuşacak cesareti bulurum kendimde. Evet canım dinleyicilerim. Karşımızda oldukça çekingen bir arkadaşımız var. Ben buradan kendisine sesleniyorum. Bence hislerini bir an önce onunla paylaşmalısın. Belki cesaret ettiğinde çok geç kalmış olabilirsin. Aşk bekletmeye gelmez. Ve şimdi bir başka mesaja geçiyoruz." Nisa bu duyduklarına bir anlam veremedi. Kendisine hayran olan gizli bir aşık... Öyle olsa şimdiye kadar fark etmesi gerekirdi. Ondan hiçbir şey kaçmazdı. Demek ki saklanmayı iyi bilen biriydi bu. Ya da ciddi ciddi birileri onunla alay ediyordu. Telefonunun mesaj kısmını açtığı gibi mesaja karşı cevap yazdı Nisa. Belki sinirden, belki heyecandan parmakları titriyordu. Kim olabilirdi ki bu gizli aşık? "Evet arkadaşlar. Şimdi size sürpriz bir mesaj okuyacağım. Az önce gelen itirafa muhatabından bir cevap aldık. Selam ben Fizik’ten Nisa. Az önce gelen mesajı dinledim. Bana âşık olan arkadaş her kimse çekinmesine gerek yok, adam yemiyoruz neticede. Ayrıca eğer biri benimle alay ediyorsa bunu ona çok fena ödetirim. Ooo... Bu bir meydan okuma sanırım. Bu işin sonu nereye varacak çok merak ediyorum doğrusu. Şimdi sizlere özel bir şarkı gönderiyorum. Az sonra buradayım, sevgili dinleyenlerim." Nisa şarkıyı dinlerken ağırlaşan göz kapaklarını güçlükle açık tutmaya çalışıyordu. Mesajına gelecek olan cevabı merak ediyordu. Asıl merak ettiği ise bu kişinin gerçekten var olup olmadığıydı. Hoş olsa bile onun için hiçbir anlamı olamazdı. Yüreği başkasına aitti ne de olsa. Tek merak ettiği kendisini Nisa'nın güçlü hislerinden saklayabilen zekanın kime ait olduğuydu. Kısa bir süre sonra mesajına cevap aldı ama beklediği gibi değildi bu cevap. "Nisa! Ben seninle alay etmiyorum. Kim olduğum da önemli değil. Ben seni uzaktan sevmeye razıyım. Belki bir gün cesaret eder karşına çıkarım. O zamana kadar hoşça kal." Artık söyleyecek bir sözü yoktu Nisa’nın. Duygularını açmaya cesaret edemeyecek olan bir adamla asla ciddi bir ilişki düşünemezdi. Adam dediğin ne istediğini bilecek ve sevdiğinin aşkını elde etmek için ne gerekirse yapacaktı. Cesur ve güçlü olacaktı. Kesinlikle böyle bir sünepeyle işi olmazdı. Vakit kaybından başka bir şey değildi o gece olanlar. Nisa az önce yaşadıklarını zihninin karanlık bir köşesine kilitleyip kulaklıklarını çıkardı ve kirli tabağı makineye atıp Serkan'ın boş kalan yatağının üzerine bıraktı kendini. Bir an önce bu lanet günün bitmesini istiyordu. Sadece huzur dolu bir uyku çekmekti tek istediği. Yavaşça kapadı gözlerini ve kendini uykuya teslim etti.  
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD