Bölüm 7

697 Words
Nisa araladığı göz kapaklarının arasından, uyumadan önce komodine bıraktığı telefonunu bulup saatine baktı. Gün henüz yeni doğmuştu. Eğer tekrar uyursa derse geç kalabilirdi ki öyle bir lüksü kesinlikle yoktu. Bu yüzden uykusundan feragat edip yattığı yerden kalktı ve ayaklarını sürüyerek mutfak tezgahına yöneldi. Bu defa kahvaltı hazırlama sırası ondaydı. Geçen sefer Serkan'ın hazırladığı o mükellef sofraya rakip olma niyetindeydi. Hatta çok daha iyi bir iş çıkartmalıydı. İlk iş olarak krep yapmaya karar verdi ve sıvadı kollarını Nisa. Serkan'ın sevip sevmeyeceği konusunda hiçbir fikri yoktu ama krep sevmeyen bir insanoğlu olduğuna da ihtimal vermedi doğrusu. Belki de kendisi çok sevdiği için böyle düşünüyordu. Her neyse... Krepleri pişirdikten sonra kızartmak üzere hazırladığı patates ve patlıcanları da tavaya döktü. Ardından hazırladığı domates sosunu da kızartmaların üzerinde gezdirip ekmekleri ısıtmak için tost makinasına yöneldi. Kayısı kıvamında haşladığı yumurtaları ve envai çeşit kahvaltılığı da masaya yerleştirdikten sonra iki adım geri çekilip şaheserini baştan aşağı süzdü. Gördüğü tablo karşısında kendisi ile gurur duymuştu. Kesinlikle iştah açıcı bir natürmort tablosunu andırıyordu kurduğu sofra ve şüphesiz Serkan küçük dilini yutacaktı. Masanın son rötuşlarını da atıp Serkan'ı uyandırmaya gitti Nisa fakat o kadar derin uyuyordu ki kaldırmaya kıyamadı. Onca aksiyondan sonra iyi bir uykuyu hak etmişti Serkan. Kahvaltı biraz daha bekleyebilirdi. Nisa kendine kahvaltılıklardan bir tepsi hazırlayıp Serkan'ın yattığı kanepenin karşısındaki berjere yerleşti. Serkan ile şenlendirdiği manzaranın eşliğinde kahvaltısını ederken gözlerini onun üzerinden alamıyordu. Bir an bu yaptığından utanıp gözlerini adamdan kaçırsa da bir şekilde bakışları yine Serkan'ı buluyordu. Huzurla kapanmış gözleri, tebessüm eder gibi hafifçe yayılan dudakları, dizlerinin arasına sıkıştırdığı elleri, uzun boyu, kaslı olmasa da fit sayılabilecek vücudu... Nisa usulca üzerinde gezdirdiği bakışlarıyla Serkan'ı zihnine kazırken bir yandan da bu yaptığının saçmalığından gem vuruyordu kalbine. Ona aşık değildi, olamazdı da. Bir kalp iki sevdaya ev sahipliği yapamazdı elbette. Aynı yürekte iki adam olmazdı. O halde neydi bu hissettikleri? Onu izlerken hızlanan nabzına neden engel olamıyordu? Neden huzur dolu gözleri onu da çekiyordu derinine, kapalı olmasına rağmen üstelik? Peki neden çekmeye çalışsa da alamıyordu bakışlarını Serkan'ın üzerinden? Sadece gecenin bir yarısı onu düşünüp peşinden gittiği için mi? Onun yüzünden dayak yediği için mi? Oysa Serkan'ın da doluydu kalbi... İki dolu kalbin neresine sığardı ki aşk? Saçmalık... Hayır, aşık falan değildi Nisa! Olamazdı da... Sadece ona acıyordu. Sebebi mi? Kesinlikle kendisi yüzünden dayak yediği içindi, sevdiği kadının hayatından çıkıp gitmesine sebep olduğu içindi, onun da yüreğine aşk acısını kendi elleriyle bıraktığı içindi. Sadece sebep oldukları için Serkan'a vicdan azabı duyuyordu. Başka da bir açıklaması olamazdı. Nisa hissettiği tüm bu saçmalıkları bir kenara itip ayağa kalktı. Biraz daha oturacak olsa kalbi iradesinden sıyrılıp özgürlüğünü ilan edebilirdi ki buna izin veremezdi Nisa. İkinci bir platonik aşkı taşıyabilecek kadar güçlü değildi. Önce tepsiyi mutfağa bıraktı ve üzerini giyinmek üzere banyoya yöneldi. Evden çıkmadan önce de küçük bir kağıda not yazıp masanın kenarına bıraktı ve okula gitmek üzere çıktı evden. Nisa her ne kadar Serkan'ı uyandırmamak için kapıyı usulca kapatmaya çalışsa da Serkan duyduğu tıkırtının üzerine gözlerini araladı. Yattığı yerden doğrulamak istedi fakat karnında hissettiği sızı ile gece midesine yediği tekmeyi hatırlayınca yatağa yığıldı tekrar. Ardından eli istemsizce göz altındaki morluğa gitti. Neyse ki ilk zamanki kadar sızlamıyordu. Serkan yavaş hareketlerle tekrar doğrulmaya çalıştı yerinden. Nisa'nın hâlâ evde olduğunu düşünüyordu. Bakışlarını yatağa çevirdi fakat yatak boştu. Lavabonun ışığı da yanmıyordu. Gitmiş olmalıydı. Biraz daha doğrulup ayağa kalktı ve kahvaltı sofrasına değdi bakışları. Enfes bir sofra ile karşı karşıyaydı. Üstelik Nisa onun için krep yapmıştı. Uzun zamandır hasret kaldığı krep... Neşe hiç sevmezdi krepi ve Serkan ne zaman ondan yapmasını istese geri çevirirdi bu isteğini. Serkan canını acıtan hatıralardan sıyrılıp guruldayan midesinin sesine kulak verince onu daha fazla bekletmemeye karar verdi ve yüzünü yıkayıp masaya oturdu. O sırada bardağın hemen kenarındaki not kâğıdı ilişti gözüne. Avucuna alıp okumaya başladı. "Dersim erken olduğu için çıkıyorum. Çok derin uyuyordun, kıyamadım. Kahvaltı senin için... Birlikte etmek isterdim ama başka zaman artık..." Serkan istemsizce yüzüne yerleşen sırıtmaya engel olamadı. Baş belası onun için enfes bir kahvaltı hazırlamıştı. Üstelik birlikte etmek istediğini de özellikle not etmişti. 'Deli bela ama yüreği güzel kız' diye iç geçirdi Serkan. Kalbi ısınmıştı. Fakat ona karşı hissettiği bu sıcak şeyin ne olduğuna anlam veremedi. Sonuçta o Gamze'yi seviyordu. Muhtemelen bu hissettiği de arkadaşça bir teşekkür anlamı taşıyordu. Daha ötesi mümkün değildi.   
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD