Taş dehlizin ortasında, havada asılı kalan o son cümlenin ağırlığıyla tek başıma kalakaldım. "Şimdi çekil önümden, tek bir saniye bile sesini duymak istemiyorum!" Ayak sesleri... O hırslı, sert, taş zemini döverek uzaklaşan botlarının sesi koridorun kemerli duvarlarında yankılandı, sonra manastırın avlusundaki tipinin uğultusuna karışıp bitti. Geriye sadece yüzüme bir tokat gibi çarpan o buzdan sessizlik kaldı. Bir de göğsümün tam ortasına saplanan o zehirli hançer. Kımıldayamadım. İki elim masanın soğuk, çatlak tahtasına dayalı halde, başım önüme düşmüş öylece dikildim. Sırtımdaki hücum yeleği sanki tonlarca ağırlıktaydı; omuzlarıma binmişti bütün dağ. Ciğerlerime çektiğim hava keskin bir jilet gibi boğazımı parçaladı. "İyi bok yedin Teoman," dedim kendi kendime. Sesim dehlizin karanl

