-3-

1147 Words
"Sen o çocuğu tanıyor musun?" diye sordum meraklı gözlerle ona bakarak. Konuşma tarzına bakılırsa pek sevmiyor gibiydi. "Bir önemi yok, boş ver." dedi geçiştirerek fakat yüzümdeki merak ifadesini görünce gözlerini kıstı. "Neden bu kadar merak ettin ki?" Anlık sorusu üzerine afalladığımı hissettim. "Merak falan etmedim! Öylesine sordum sadece. Neyse ben sınıfa gidiyorum."  Hemen arkamı dönerek koridorda hızlı adımlarla yürümeye başladım. Sınıfa girdiğimde yine her zamanki gibi sessizce yerime geçtim. Bu sınıfın hayaleti olmayı seviyordum. En arkada oturup milleti dikizlemek eğlenceli oluyordu. Hem seni rahatsız eden de olmuyordu. Matematik hocası sınıfa girince camdan atlama isteğiyle pencereye baktım. Ağlayarak ders çalışan bir tip olduğum doğruydu. Oflayarak kafamı sıraya gömdüm. -"- Savaştan çıkmış bir hisle eve doğru yürüyordum. Bir miktar kafamı hissetmediğim de doğruydu. Bu durum matematik dersinden sonra her sefer yaşanıyordu. Öyle ki rutine dönüşmüştü. "Melek?!"  arkadan gelen tanıdık sesle geriye döndüm. Okulumuza transfer olan yeni çocuklardan biri oluyordu kendisi. Bizim ayı gibi bağıran sınıf arkadaşlarımızın yanında yakışıklı kaldığı için bütün okulun dikkat merkezi olmuştu arkadaşları ve kendisi. İşin anlam veremediğim kısmı sürekli benimle ilgilenmesiydi. Kızlar arasında dolaşan 'bu çocuk bu tipsizde ne buluyor?' laflarını duyuyordum sık sık. Okulda pek çok görünmezdi. Göründüğündeyse son model arabasıyla dikkatleri üzerine toplardı.  Soğuk  tavırlarımdan rahatsız olmuyordu ve bu da çok garipti.  Acaba derdi neydi? Umarım kızlardan birisiyle aralarını yapmamı istemezdi. "Nasılsın? Matematik dersi nasıl geçti?" "İyiyim teşekkür ederim. Matematik... hiçbir şey anlamadım dersem daha doğru olur." dedim bıkkınca. "Şey soracaktım: Bir yerlere gidip ders çalışalım mı? Anlatırım ben sana konuyu. Matematiği severim, bilirsin." Dedi göz kırparak. Derslere katılmayarak bunu nasıl yapıyordu acaba? Biz okul yollarında sürünüyorduk resmen. Özel hoca falan tutmuş olmalıydı. "Nerede mesela?" Birinin yardımına ihtiyacım vardı ve umarım doğru kişinin kapısını çalmıştım. "Benim bildiğim bir kafe var, hem çok sakindir. Tabii sen de  istersen." Dedi gülümseyerek. Hoş çocuktu gerçekten ama okulda popüler kızlar varken neden ben diye düşünmüyor da değildim. "Tamam, konuşuruz o zaman."  Hafifçe el sallayarak tekrar yoluma devam ettim. Arkamdan "iyi misin?" diye seslendiğinde  sesine karşılık kafamı olumlu anlamda salladım. Aslında değildim. Bugün tanımadığım birisinin yanında dayaksı cümleler işitmiştim, müdürün iki kısımlı azarlarına maruz kalmıştım ve annemi özlemiştim. Bir de matematik vardı... Nihayet sürünerek eve vardığımda ilk işim odama çıkıp yüzüstü yatağa uzanmak olmuştu. Sebebini bilmediğim şekilde o çocuk aklmdaydı. Muhtemelen onu bir daha görmeyecektim. Acaba Polat'ın ağzını mı arasam? diye geçirdim içimden. Yok daha neler?! Düşüncelerimden kurtulmak adına gözlerimi sıkıca kapatarak uyumaya çalıştım. -"- Telefonuma gelen mesaj sesiyle uykulu gözlerle etrafa baktım. Sağ elimle komodinin üzerinde duran telefona uzanmaya çalıştım. 'Aşağıda bekliyorum. Kitap almana gerek yok ben hallettim. Ha ben Sarp bu arada ;)" Bir, numaramı nereden bulmuştu? İki, neyden bahsediyordu? Kafamı bir iki dakika kurcaladıktan sonra verdiğim sözle kendime geldim. Aslında adını yazmasaydı takmayacaktım. Evet, unutmuştum. Apar topar yataktan kalkarak dolabın karşısına geçtim. Çok fazla zamanım ve aşırı dağınık dolabım yüzünden elime geçen ilk sade elbiseyi üzerime geçirdim. At kuyruğu saçlarımı açarak omuzlarımdan aşağı sarkıttım. Dün düzleştirdiğim için kendimi tebrik etmeliydim. İlk kez iyi bir iş çıkarmıştım. Makyaj yapmadan çantama defter, kalemleri atarak ayakkabılarımı giyindim. Bir nota 'arkadaşımla ders çalışmaya gittim. Eğer bugün gelirsen mutlaka ara.  Seni seviyorum' yazarak masanın üzerine bıraktım.  Babamın anlam veremediğim yurt dışını seyahetleri olurdu sık sık. Bazen ofiste kalırdı, uzun süren toplantıları olurdu fakat işini her daim evden uzak tutardı. Yine dün kayıplara karışmıştı ve telefonunu açmıyordu. Artık bu durumdan bıktığımı hissediyordum. Dışarı çıktığımda arabasına yaslanmış Sarp'ı gördüm. Bu çocukta alışamadığım tek şey samimi olmamasıydı. Bilmiyorum belki de bana öyle görünüyordu. Fazla incelediği için rahatsız olmuştum. "Daha ne kadar bekleyeceğiz?" diye sordum etrafıma bakarak. Suratımdaki ifadeni görür görmez öksürerek boğazını temizledi. "Pardon, dalmışım.  Çok güzel olmuşsun bu arada."   Önden geçerek arabanın kapısını açtı benim için. Sadece kafamı sallayarak arabaya geçtim. Apar topar hazırlandığım halimle beni güzel bulduğuna göre hasta falan olması gerekiyordu. Çünkü nezaket ve iltifatlara çok uzak olan bir insandım. -""- Hava neredeyse kararmıştı fakat biz hâlâ matematik çalışıyorduk. Artık rakamları görmekten fenalık geçirecektim neredeyse. Sonunda pes ederek kafamı masaya yatırdım. Gözlerimi kapatmama rağmen havada rakamlar uçuşuyordu. Çık artık hayatımdan matematik belası. Ayrıca Sarp dediği kadar varmış matematikte. Onun gibi hafızam olsaydı üniversiteyi garantilerdim bu sene. "Tamam, bu günlük yeter o zaman" diyen Sarp masayı topluyordu. İşini bitirdikten sonra telefonunu kurcalamaya başladı. Kendi halime yanıyordum ben aslında. Çok açtım... Geldiğimizden bu yana sadece bir tane çay içmiştik. Bense okuldan gelip direkt yatmıştım. Keşke yemek yeseydim. Hâlâ kafamı masaya yatırmışken birisinin masaya oturduğunu hissettiğim gibi kafamı yavaşça kaldırdım. Bir çift kahve renkli gözle karşılaştığımda neye uğradığımı şaşırmıştım. Bu sabah gördüğüm siyah takım elbisesi hâlâ üzerindeydi. Bakışlarını Sarp'a çevirerek derin ses tonuyla konuştu: " Kuzen babana söyle adamlarını çeksin."  Sarp bir bana, bir de kuzenine bakarak seslice yutkundu. Sanırım herkes onunla tanışıyor bir şekilde. Üstelik çocuğun kuzeni. Ben niye tanışamadım arkadaş şimdiye kadar? İkisinin de bakışlarında burada fazlalık olduğumu hissetmiştim. "Sarp, her şey için teşekkürler. Ben de kalkıyordum zaten. İyi günler." Bir şey söylemesine izin vermeden çantamı toplayarak kalktım. Onun bakışlarını üzerimde hissettiğimdeyse içimi korku sarmıştı. Kalkarken yüzüne anlık baktığımda kalp atışlarımda garip değişimler oldu. Sakin, Melek. Bakışlarıyla ödümü koparmayı nasıl başarıyordu? Cidden garip birisiydi. Hemen kafeden çıktığımda dışarıdan bir taksi çevirmek istedim fakat araba bile az geçiyordu. Ben de otobüs durağına kadar yürümeye karar verdim. Hem yoldan atıştırmalık bir şeyler alırdım. -"""- En fazla  yarım saattir yürüyordum ve topuklu ayakkabılarla biraz zor oluyordu. Eskiden hep spor giyinen insan birden bire hiç pantolon giyinmez olmuştu. Elbise giyinmeyi saçmalık bulan kızın dolabında şimdi pantolon yoktu. Etrafımdakilere garip diyordum ama onlardan farkım yoktu. Belki de anneme özeniyordum. Belki fazla olurdu. Onu anımsatan şeyler yapmaya çalışıyordum sürekli. Yine de onun yerini asla dolduramıyordum. Artık durağa az kalmıştı. Sokak lambalarının turuncu ışıkları etrafı aydınlatıyordu. Sarp ne diye yalnız gitmeme izin vermişti? En azından sonra konuşuruz derdi ve beni evime bırakırdı. Sinirle yürümeye devam ettim. Apar topar çıkabilirdim ama peşimden gelebilirdi sonuçta.  Yan sokaktan çıkan iki kişiyle yolumuz kesiştiğinde refleks olarak duraksadım. Kalbim hızlı atmaya başlayınca istemsizce nefesimi tuttum. Kafamı yere eğerek yanlarından geçtiğimde birisi kolumu tutarak kendine çevirdi. "Bırak!" diye bağırarak hemen geriye çekildiğimde sırtım duvarla buluştu. Çok güzel köşeye sıkışmıştım. "Yardım edin!" diye bağırdım son ses. Alayla birbirilerine bakarak güldüler. "Ne istiyorsunuz? Para mı? Alın cüzdanım.."  Titreyen ellerimle çantamdan çıkardığım cüzdanı uzattım fakat almamıştılar. Onun yerine aradaki mesafeyi azalttılar. Korkuyla çantamı koruma amaçlı sallamaya başladım fakat elimden aldığı gibi yere fırlattı. Sürekli uyanmaya çalıştığım kabustaymışım gibi hissetmiştim. Sürekli ellerinden çıkmak için çabalıyor, kendimi duvarla onların arasından kurtarmaya çalışıyordum. Kendimi kaybetmiş şekilde ellerinden kurtulmaya çalışsam da boşa çabaladığımın farkındaydım. Ve rüyadaymış gibi hissettiğim için işin korkunç gerçekliğinin henüz farkında değildim. Bir anda ellerimin boşaldığını hissettim. Gözlerimi olduğunca geniş açarak önüme baktım. Buradaydı... Gerisi dumanlı bir kesit gibi hafızama kazınmıştı.  Serserilerden biri yerdeydi fakat öbürü boşluktan yararlanarak suratına yumruğu geçirmişti. Elini burnuna götürerek bir iki adım geriledi. Ben de arkadan koşarak ona vurmaya çalıştım lakin anlamadığım şekilde kendimi yerde bulmuştum. Kulaklarımda basınç varmış gibi hissediyordum. Sesler net değildi, görüntü bulanıktı. Gökyüzünde dizilen yıldızların parıltısı bulanıktı. Gözlerim kapanmadan önceki son görüntü, gökyüzünü kapatan yüzüydü.  ***
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD