Kapıyı açıp kenara çekildi.İçeriye girdiğimide son derece şık hazırlanmış amerkan mutfaklı bir salon vardı.Üst kata çıktığımızdaysa her birimiz için kendi banyosu olan odalar vardı.Hatta fazladan bir oda bile vardı.
-Burası size kalmış istediğiniz gibi kullanabilirsiniz.Bakma işiniz bittiyse asıl misafirlerinizin kalacağı yere gidelim dedi.Villadan çıktığımızda arka tarafına doğru yürüdük.Burada otel alanı bitiyor gibi gözüküyordu.Önümüzde devasa boyda betondan bir duvar üzerinde de yerlere kadar inen sarmaşıklar vardı.
Elena duvara doğru yürüdü.Bize dönüp eliyle takip etmemizi söyledi.Peşinden duvara doğru yürüryorduk.Tam ne kadar saçma ne yapmaya çalışıyorki derken sarmaşıkların arasına uzanarak yuvarlak lambaya benzer birşey tuttu.Lambaya benzemiyordu zaten lambaydı ama bütün hepsi yanarken o yanmıyordu.
Düşünmekten doğru dürüst yemek yiyememiştik.Hala tek kelam konuşmuyorduk.Herkes iletişimden ve temastan kaçıyordu.
Adel;
-Bu böyle devam edemez kızlar.Artık bambaşka bir yola giriyoruz hiçbirşey konuşmayacak mıyız?
Tuana;
-Evet haklısın.Sabahdan beri birbirimizden kaçıyoruz.Buna gerek yok.Sonuçta bu işi beraber yapacağız o yğzden birbirimizden utanmanın bir anlamı olduğunu düşünmüyorum.
-Haklısın dedim.Şuandan itibaren yapacaklarımızı birbirimizden başka kimse bilmemeli ve en zor anlarda bile birbirimize destek olmak zorundayız.
Meral;
-Bende katılıyorum ne yaparsak beraber yapacağız.Hem üç ay ne ki hemen biter. Başka şansımız yok.Buna değer mi değmez mı onu zamanla göreceğiz.
Kapının kilidi açıldığında sanki savaşa hazırlanır gibi dördümüzde ayağa kalmış kendinden emin birşekilde salonda dikiliyorduk.
-Hazır mısınız kızlar? Sizi götürmeye geldim.
Adel;
-Biz hazırız da sen niye bu kadar mutlusun.
Ege;
-Hiç. Sadece sayenizde bir maaş fazla alacağım.
Adel;
-Ne demek bu.
Ege;
-Otelin en gözde yerine personel buldum.Bir değil hemde dört tane birden.Sence ödül vermeden geçerler miydi.Bugün sizde gördünüz diye düşünüyorum.
Haklıydı.Bu sene patenci bulamamışlardı ve şimdi piyangodan dört ikramiye birden çıkmıştı.Tabiki de bir karşılığı olacaktı.
Adel;
-Zevzekliği bırak gidelim artık.
Otele vardığımızda hepimiz birer oda alıp yerleştik,duşlarımızı aldık ve yataklarımıza gittik.Sonuçta bugünden itibaren bir işimiz, maaşımız ve yatacak yerimiz vardı.Yarın eğitimimizin ilk günüydü ve dinlenmek şuan için en iyi şeydi.
Yavaşça lambayı çevirdiğinde gıcırdayarak bir kapı açıldı.Ağzımızı açmış şaşkınlıkla Elenayı izliyorduk.Duvarın öbür tarafına geçtiğinde güldü.
-Hadi ne bekliyorsunuz davetiye mi?
Hızlı hızlı kapıyı geçtik.Şaşkınlığım bir kat daha artmıştı.Karşımda uzaylı filmlerinden fırlamış mekiğe benzer inanılmaz bir tasarım harikası duruyordu.
Bu yuvarlan olarak hazırlanmış heryerinde camlar olan üç katlı bir binaydı.Binanın içinde havuz küçük bir bahçe lüks mobilyalar inanılmaz tasarımlar vardı.
Elena bize döndü;
-Sizin asıl çalışacağınız yer burası.Servet üstüne servet ekleyeceğiniz.Misafirlerin size ulaşmak isteyeceği sizi isteyeceği asıl yer.Burada elinizden kimler gelip geçiçek yada kimleri yöneteceksiniz görecekseniz.Sizin dünyaya hakim olduğunuz yer burası.
Böyle söylediğinde kulağa etkileyici gelsede konuşmasında hatta ses tonundan anlaşılacağı gibi çok da iyi birşeyden bahsetmiyordu.Bize bahsettiği güç hani şu ellerimizden geçen ilk önce bizim üstümüzden geçiçrk olması korkutucuydu.
Yinede insan dedikleirne kapılmadan edemiyordu.
Bizi tekrardan odasına götürüp plan listesini elimize verdikten sonra otelden çıktık.Ege'ni Adele'e verdiği parayla bir taksiye bindik ve eve geri dönüp eşyalarımızı topladık.Akşam Ege bizi otele geri bırakıcaktı.
Salonda oturmuş yeni hayatımızı düşünüyorduk.Okumak için buna değer miydi.Yada iyi bir gelecek için bu kadar ileri gitmeye gerek varmıydı.Geriliyordum.Beni neyin beklediğini bilmediğim için geriliyordum.
Sabah erkenden kalktık hızlıca kahvaltımızı yaptık ve Elena Hanımın odasına gittik.Bizi çalışacağımız restorana götürdü.İçeride bulunan dolapların birinden dört çift ayakkabı kutusu çıkartıp bize verdi.
-Giyin bunları.
Hepimiz ayaklarımıza patenleri giyip bekliyorduk.
-Öncelikle yerinizden yavaşça kalkmalısınız dengenizi nasıl korumanız gerektiğini bulmalısınız.
Hepimiz saldalyelerimizden destek alarak dikildik ama ayakta durmak imkansızdı.Ya kayıyor düşüyor yada dengede duramıyor sallanıyorduk.
Elena Hanım gayet sabırlıydı.
-İlk göreviniz bu bunu yapabilirseniz ilk adımınızı atmış olacaksınız.Acele etmeyin çok yavaş hareket edin.Seçmelerde yada olimpiyatlarda değilsiniz.Sizler zaten seçildiniz.Bunun bilincinde olarak hareket edin.
Yarım saatin sonrada denge kurmayı başarmış gibi duruyorduk.Bacaklarımız titresede Dikilebelcek pozisyona gelmiştik.
-Güzel.Şimdi ilk adımınızı atın.Atarken ayağınızı uzatmayın kaydırın ve bir yerde durdurmaya çalışın sonra diğerini kaydırın.Zor olduğunu biliyorum ama denemelisiniz.
Hepimiz denileni yaptık ya duramıyor karşıdaki masaya çarpıyorduk yada popomuzun üzerine ve ya dizlerimizin üzerine düşüyorduk.
-Acele etmeyin.Bugün gerekirse sadece bunu yapacağız ama öğreneceksiniz.En azından yürümeyi ve durmayı öğrenmelisiniz.
Bir yada iki saat geçmiş olmalıydı ki artık bacaklarım ağrıyordu.Kendimi o kadar sıkıyordum ki her düşüşümde acıyan yerlerim hissisleşmişti.Kızlarından aynı durumda olduğunu biliyordum.
Gözlerin yaşarıyordu.Dizlerim şimdiden mosmor olmuştu.Kalkmak istemiyordum.Elena Hanım okuduğu kitaptan kafasını kaldırıp bize baktı.
-Eğer bugün canınız acımazsa yarın yürüyemezsiniz.Şimdi odalarınaza dön,n ve yemeğinizi yeyin bir saat sonra gene burada buluşalım.
Patenleri çıkardığımda zincirleri kırılmış aslan gibi hür hissediyordum.Yere sağlam basabilmek harika birşeydi.Ama dizlerim o kadar çok acıyordu ki yürümek bile istemiyordum.Adım atarken her kıvırdığımda derim daha da çok geriliyordu.
Niyahet güç bela eve gelip kendimizi koltuğa attık.Hiç birimiz birbirimize bakmıyorduk.Taki Meral sessiz hıçkırıklarla ağlayana denk.Canının ne kadar acıdığını tahmin etmek imkansızı.
-Bu işten nefret ediyorum. dedi.
üçümüzde yanına yaklaşıp ona sarıldık.Hiç hesapta olmayan birşey varsa oda bir damla gözyaşının arkasında daha büyük bir sel hazırladığıydı.Bizlerde kurulu saat gibi hıçıkarak ağlamaya başladık.
Dışarıdan birisi bizi görseydi dram filmi çekiyoruz sanabilirdi.O kadar komik gözüküyorduk ki.Dizlermize dokunuyor, yüzlerimize bakıyor bulduğumuz en yakın kişiye sarılıyor, bağıra bağıra ağlıyorduk.
Aç karnımızı bile unutup tam bir saat ağladıktan sonra restorana geri döndük.Elena Hanım bütün ihtişamıyla aynı yerde oturuyordu.
Patenlerimizi giydikten sonra ellerimize birer tane tepsi verdi ve yavaş yavaş etrafında dolanmamızı istedi.En yavaş halimizle masaların arasında süzülmüyor adeta sürünüyorduk.
Günün geri kalanında bunu yapacağımızı bilmek bile beni delirtiyordu.Akşam saat on olmuştu ve biz artık kendimizden daha emin duruyorduk.Elena Hanım saatine baktı;
-Bugünlük bu kadar yeter.Yarın kaldığğımız yerden devam edeceğiz.
Bu gün sekizde başladık ama yarın onda başlayacağız.
Hepimize minik kutular uzattı.
-Bunların içinde yaralarınız için kremler var. Akşam sürmeyi unutmayın.Ha bir de içinde bir bakım kitapçığı birkaç makyaj malzemesi var.Evde inceleyin.Yarın birisini uygulayıp öyle gelin.İyi dinlenmeler.
Bu kadar ilk başlarda sizi cezbetse de zamanla fikriniz değişiyordu.
O sıcak kanlı seksi kadın gitmiş yerine dikdatör ve sert mizaçlı birisi gelmişti.İnkar edilemez olan tek şey hala seksiydi.
Eve dönüp dolapta bulduğumuz atıştırmalıklarla karnımızı doyurduktan sonra salonda duş alıp salonda buluştuk.
Yaralarımızı sardıktan sonra elimize aldığımız kitapçıklarla ilgileniyor denemele yapıyorduk.O kadar yorulmuştuk ki odamıza bile gidemeden koltukta uyuyakalmıştık.
Meral'in alarm kapatma huyu olmaması sayesinde uyuyakalmaktan son anda kurtuuk.
Hızla hazırlanıp restorana gittik.Bugün Elena Hanım kırmızı boyunlu midi boy bir elbise ve beyaz topuklu çizmeler giyiyordu.Saçlarını at kuyruğu yapmış ona erotik hava veren leopar deseni çerçeveli gözlüklerini takmıştı.Kadın taş bebeğe benziyordu.
Ona her bakışımızda içimiz gidiyordu.Hayran oluyorduk.Bugün elinde kıyafet çantası tutuyordu.Her gün aksesuarlarımız giderek çoğalıyordu.
-Burada bedeninize göre kıyafetler var.Her bir poşetin üzerinde adınız yazıyor.Giyinin dedi.
O odadayken giyinmek biraz nahoş gözüküyordu.Birbirimize bakıyorduk.
Adel;
-Burada mı?
Elena;
-Evet.Bir sorun mu var?
Adel;
-Sizin yanınız da mı?
Elena biraz gerilmişti.
-Evet sorun ne?
Adel;
-Hiç birşey.
Elena;
-O zaman acele edin.
Hızla üzerlerimizi çıkardık.Birbirimizi bir yıldır iç çamaşırlarımızla görmeye alışmıştık ama bir başkasının yanında bunu yapmak çok zordu.Arkamı dönüp yokmuş gibi davranmaya çalıştım.Üstümdeki gömlek bana biraz dardı eteğim ise fazla kısaydı.
Elena Hanım tek tek incelemeye başladı.Bana geldiğinde kollarımla bedenimi sarıyordum.Çenemden tutup yüzümü yüzüne doğru kaldırdı.Makyajımı inceliyordu.
Yakından bakıldığında çok daha güzeldi.Yaşının kaç olduğunu bilmiyordum ama çok genç duruyordu.
-Kollarını indir.Dediğini yaptım.
Gözleğimin üst iki düğmesini açtı.