Poyraz
Tüm gece yatağımda dönüp durmuş, en sonunda dayanamayıp, erkenden kalkarak kahvaltıya dâhi oturmadan kendimi Çınarlı köyüne atmıştım. Ne bulmayı bekliyordum bilmiyorum ama sadece Ahsen'i görmek istiyordum.
Bir hafta önce patlak veren kavga yüzünden üzüm toplama işlemi sekteye uğramış, kavga yüzünden işçilerinde çalışma düzeni bozulmuştu. Dayak yiyerek işe gelemeyenlerin açığını kapatmak kolay olmadığı gibi, birde Çınarlı köyünden pek çok kişi yevmiyeyle bile olsa hasata gelmemişlerdi.
Kavgayı çıkaran adamın kim olduğunu, nasıl biri olduğunu bulamamak ekstra sinir bozucuydu. Öyle bir tarif ediyorlardı ki adamı sanırsın terminatördü yani...
Bu olayda, babamda anlamsız bir şekilde gurur yapmış, adamlarının dövüldüğünün (bir kişi tarafından dövüldüğünün ) duyulmaması için jandarmaya gitmemize müsade etmemişti. Yani işin özeti, biz işleri yeniden düzene sokana kadar bir hafta geçmişti üzerinden. Diğer taraftan, çalışmaya gelmeyenler arasında Ahsen'de yoktu. Yani onu tekrar görme hayallerim, kim olduğunu bilmediğim bir serseri yüzünden engellenmişti.
Bende daha fazla dayanamayacağıma kanaat getirip, erkenden kapısının önüne tünemiştim. Tehlikeliydi biliyorum. Ama bu benim Ahsen'i bir kez dahi olsa görme ihtimalime karşı duyduğum yoksunluktan alıkoymuyordu. Evinin adresini öğrenmek hiç zor olmamıştı. Amcasının adını verince herkes alacaklısı olduğumu düşünüp açık adres vermişti. Kahyanın sorup soruşturduğu zaman nasıl bir adam olduğu az çok şekillenmişti kafamda, ama yine de bu kadar işe yaramaz biri olması, birde bunun farkında olmaması inanılır gibi değildi.
Sabah baya erken sayılabilecek bir saatte Ahsen'in evinde hareketlilik başladı. Evin arka tarafından dolanıp, istinat duvarının dayandığı ve evin mahremiyetinin güzelce perdelendiği yere adeta kamp kurmuştum. Muhtemelen, daha önce kimse gelip evi böyle gözetlemediği için alçak duvar için pek bir önlem almamışlardı. Ara ara arkamı kollayıp keskin nişancı edasıyla evi izlemeye başladım.
Ahsen, erkenden uyanıp benimde olduğum tarafa doğru dolanarak, ahır olduğunu tahmin ettiğim yere girdi. Kafamı uzatıp dursamda, ahırın dışına çıktığı zamanlar haricinde pek bir şey göremiyordum.
Suları doldurdu, kovalarla başka bir bölüme gidip yem saman taşıdı. Tekrar gelen gürültü ve seslerden kümes olduğunu anladığım yere girip, hayvanların kapılarını açarak küçük çitle çevrilmiş olan alana hayvanları serbest bırakıp, onlarlada tek tek ilgilendi.
Tüm bunları, senkronize bir şekilde hiç bir sıra atlamadan sanki hep yapıyormuş gibi nizam ve intizam içinde yapıyordu. Ben ise hipnotize olmuş gibi gözümü üzerinden bir an olsun ayıramıyordum . Sabahın köründe, üzerinde eski alelade kıyafetler olmasına rağmen hala çok güzel görünüyor ve yaptığı ağır işlere rağmen zarafetinden hiç birşey eksiltmiyordu. Dikkatimi çeken bir başka detay ise evde kahyanın dediğine göre kendi yaşıtında bir kız, ondan birkaç yaş küçük bir oğlan, yengesi ve amcasıyla yaşıyor olmasına rağmen tüm işleri Ahsen kendi başına yapıyordu.
İşlerini tamamlayıp, elinde yeni sağılmış süt kovası ve küçük bir kaseye koyduğu yumurtalarla etrafına hiç bakmadan eve girdi.
Sonrası herkesin uyanma vakti olduğu ve tehlike arz edeceğini düşündüğümden yeniden arabaya binip filmli camlarında rahatlığı ile arabada oturmaya devam ettim.
Çalan telefonumla birlikte babamın adını görür görmez gerilmiştim. Muhtemelen şirkete gitmediğimin haberi ulaşmıştı. Ona yalan söylemek gibi bir niyetim yoktu. Ahsen'in tavrına göre fazla uzatmayıp bu konuyu biran önce babamla konuşmak, bir neticeye bağlamak istiyordum. Niyetim gönül eğlendirmek değildi elbette.
Babamın aramasını cevaplayıp onunla daha sonra konuşmak istediğimi belirtip kapattıktan sonra arabanın içinde oturmaya devam ettim.
Amcası olacak adam saat onu geçerken, sallana sallana evden çıktı. Kısa bir süre sonra da yengesi yanında kızı ve oğluyla birlikte evden ayrıldı.
Beş on dakika sonra ise elinde bidonlarla birlikte gelen daha önce de yanında gördüğüm kızlar yanlarında orta yaşlı bir adamla geldiler. Neşeli sesleri taa arabaya kadar geliyordu. Ahsen ailesini bu kadar işe yaramaz olmasına rağmen gerçekten onu seven arkadaşlara sahip olması çok güzeldi. Adamı eve davet edip Ahsen'de elinde kaplarla dışarı çıktı. Muhtemelen su doldurup gelene kadar babasının yanında durması için gelmişti o adamda.
Kızlar evden ayrılıp güle oynaya yola çıktılar, bende peşlerinden tabi. Hem kızları takip edip hemde dikkat çekmemek baya zordu . Çınarlı köyü bizim köy kadar kalabalık ve gelişmiş olmasa da yol üstünde tek tük insan eksik olmuyordu. Kendimi biran için aksiyon filminde gibi hissettim. Aslında pek şikayetim olduğu söylenemezdi. Çünkü Ahsen arkadaşlarının yanında gerçekten farklı davranıyordu. O soğuk, yabani insanlara uzaylı görmüş gibi bakan kızdan eser yoktu resmen. Sürekli konuşuyor sesini alçak tutmaya çalışsada kızlarla gülüyor eğleniyordu. Onun bu neşeli halleri, tatlı enerjisi farkında olmadan benim bile yüzümde gülümsemeye neden oluyordu.
Güle, oynaya çeşmenin başına vardılar. Suyun başında olan bir kaç kızı bekleyip, sıranın kendilerine gelmesini sabırla beklediler.
Sularını doldurup, gene sohbet muhabbetle dönüş yoluna koyuldular. Yol boyunca önlerine çıkan hemen herkesle merhabalaşıp hal hatır sordular. Genelde yanındaki zayıf, iri gözlü yerinde duramayan ve yanlış duymadıysam Seher diye seslendikleri kız konuşuyordu, ama Ahsen'le diğer kızda başını sallayıp yada gülümseyerek ona eşlik ediyorlardı. Kapılarının önüne gelince birbirlerine sarılarak vedalaştılar. Babasının yanına bıraktıkları adamda kızların yanına gelerek birbirlerine gene görüşme sözleri verip uzaklaştılar.
Ahsen'in bir daha dışarı çıkıp çıkmayacağını bilmediğimden eve dönmeye karar verdim Birilerine yakalanmadan önce gitsem iyi olacaktı.
Yani uzaktanda olsa görmüştüm.
Haa bu onu deli gibi görmek isteyen kalbim için yeterli değildi. Ama yapabileceklerim sınırlıydı şuan için. Kendi kendime en kısa zamanda tekrar gelme sözü vererek arabaya doğru yürüdüm. Tam arabaya binmek için yönümü arabaya çevirmiştim ki ön tekerin inmiş olduğunu gördüm.
Hay aksi...
Sırası mıydı be? Hemen telefonu çıkarıp kahyadan yeni bir araç getirmesini istedim. Telefonu kapatıp arkamı dönmüştüm ki Ahsen'in hızlı adımlarla evden çıktığını gördüm. Arka kapıdan çıkarak tahta çitli kapıyı çekip arkasını dönünce karşı karşıya kaldık...
Beni karşısında görmenin şaşkınlığıyla önce kaşları havalandı ardından hızla çatıldı.
Bu saate kadar idare edip gitmek üzereyken yakalanmakta bahtsızlığın kaçıncı seviyesiydi bilemiyorum.
"Senin ne işin var burada?" diye sordu kendini toparlayıp sertleşen sesi ve yüzüyle.
"Şey merhaba" diye cevapladım elimi koyacak yer bulamayıp enseme doğru sararken. Bir taraftan da burada bulunmama bahane düşünmek için zaman kazanmaya çalışıyordum.
Yapmaya çalıştığım şeyi fark edip kötü kötü baktı. Ama uzatmak mı istemedi, yok acelesi mi vardı bilmiyorum yanımdan geçip gitmek için hamle yaptı.
İki adımda önüne doğru yürüyüp gitmesine engel oldum. Madem yakalandık bu fırsatı iyi değerlendirmeliydim değil mi?
"Dur bi dakika" diye seslenip önüne geçince, iki adım geriye çıkıp aramıza mesafe koydu.
"Ne istiyorsun çabuk söyle" dedi kollarını çaprazlarken "İşim var gideceğim"
"Şey. şeyi soracaktım ben" dedim kıvranırken. Ulan okulda edebiyat dersinde onlarca makale yazmış, bölgeler arası ödül kazanmıştım. Ama kızın karşısında iki lafı bir araya getiremiyordum.
"Haah" dedim sevinçle. Aklıma gelen ilk şey döküldü ağzımdan. "Mahir... evet Mahir diye birini tanıyor musun? Söylediğim isimle duruşu bozuldu . Bakışlarını sağa sola kaçırdı.
Elbette kavga çıkaran adamın kim olduğunu babama rağmen araştırıp öğrenmiştim. Sadece onun gibi bir adamın mülkümün etrafında dolaşmaması için bir tedbirdi bu. Önlemimi alıp sokmayacaktım bir daha. Yüzünü görmesemde, nasıl bir şeye benzediğini bilmesem de adını, sanını öğrenmiştim.
Peki ya Ahsen'in tuhaf tavrı? Korkmuş muydu? Tedirgin mi olmuştu yoksa?
Benimkide laf... Elbette onun gibi bir psikopatın ismi de varlığı gibi rahatsız etmişti muhtemelen. Tanımadığı topraklarda bile olay çıkaran kendi yaşadığı köyde kim bilir neler yapardı?
"Tanımıyorum" dedi göz teması kurmadan.. "Kimdir necidir bilmem ben"
Bilmezdi tabi onun gibi, evinden bile doğru düzgün çıkmayan, işinde gücünde uğraşan bir kızın böyle adamlarla ne işi olurdu?
"Anladım" dedim yüzünü dikkatle incelerken
Çok güzeldi bee.
Su gibiydi.
Tertemiz dupduru.
Üzerindeki eski kıyafetlere rağmen değerli bir inci gibi parlıyordu. Kehribarı andıran iri ela gözleri, ilk gün saklamaya çalışsa da gördüğüm bakır rengi uzun saçları, yüzüyle orantılı biçimli burnuyla usta bir sanatçının elinden çıkmış bir sanat eseri gibiydi. Onu ilk gördüğümde onun gibi pek çok güzel kız gördüğümü söylemiştim kendimi ikna etmek adına, ama şimdi bu kadar yakından dikkatli bakınca halt etmişsin diyordum. Yoktu onun gibi güzeli. Kaşlarını çatarak bakması bile farklıydı. Her hareketi, her tavrı kendine has özel ve güzel geliyordu gözüme. Ben kendi kendime Ahsen'e güzellik methiyeleri düzerken "Yoksa başka birsey gidiyorum" dedi gitmek için tekrar hamle yaparken.
"Ahsen" dedim tekrardan onu engellerken.
İsmiyle seslenmiş olmama afallasa da çabuk toparladı. "Bak" dedi parmağıyla beni işaret ederken "Ne istiyorsun bilmiyorum? Ama eğer gerçekten birini arıyorsan soracağın yer köyün kahvesi tamam mı? Burada benimle böyle konuşman doğru değil. İnsanlar görüp yanlış anlayabilir"
"Tamam" dedim sakince "Ben sadece görünce selam vermek istedim."
"Yahu sen niye selam vereceksin ki bana? Ben seni tanımıyorum, tanımak da istemiyorum anlıyor musun? Şimdi çekil önümden gitmem lazım! "dedi gitmek üzere yönelirken.
Tamam bu biraz sert olmuştu, ama en başından beri tavrı bu yöndeydi. Ahsen'in yabancı olan herkese karşı davranışlarının bu yönde olduğunu bilmesem belki yanlış anlardım. Fakat bu hali ona karşı daha fazla ilgi duymama neden oluyordu.
Arkasını dönüp hızlı adımlarla gitmeye başlayınca,
"Belki ben seni tanımak istiyorumdur" dedim bir cesaretle. Niyetimi açık etmeliydim değil mi?
Netlik istiyorsa buyursundu.
Söylediklerimle adımları aniden durdu. Sertçe arkasını dönüp karşıma dikildi. O güzel burnunu havaya kaldırarak üstten bir tavırla,
"Sen kendini ne zannediyorsun? " diye sordu. "Kızların yanında terslemedim diye mi bu cesareti gösteriyorsun?
Ne sandın? Zenginsin ağa oğlusun diye hemen kollarına atlayacağımı filan mı düşündün ?Benim senin gibilerle işim olmaz tamam mı? Şimdi git buradan başımı belaya sokma benim."
"Ahsen ben gerçekten seni zor durumda bırakmak istemiyor"_ cümlemi yarıda bırakan sesle sustum.
"AHSEN!!"
Hemen yanıbaşımızdan gelen sesle Ahsen'in gözleri büyüyüp korkusu ayan beyan açığa çıktı. Hiç tanımadığı insanlarla bile üstten üstten korkmadan konuşan kızı tedirgin eden kişinin kim olduğunu görmek için, bende arkamı dönüp sesin geldiği yöne doğru bakışlarımı çevirdim. İçimden bir ses işlerin sarpa saracağını söylüyordu...