"Ya tamam bırak lan artık!" diyerek silkti sarışın oğlanın can simidi gibi sarıldığı kolunu ileriye savururken. Neredeyse yarım saate yakın yürümüşlerdi. Ama hala sanki Mahir koşarak geri dönecekmiş gibi sıkıca tutuyordu sarışın delikanlı gözünün akına kan oturmuş arkadaşını. Kesinlikle emindi bırakırsa geri dönerdi bu manyak.!
Yol üzerinde yapılmış hayratlardan birinin yanında durduklarını görünce o tarafa adımlayıp kollarını sıvayarak hırsla elini yüzünü yıkamaya başladı. Değen soğuk su elinin üzerinde yer yer soyulup berelenmiş derileri sızlatsa da umursamadan yüzüne çarpmaya devam etti. Belki Mahir'in kaynayan öfkesini de soğuturdu bu buz gibi akan su.
Aslında sabah çok güzel başlamıştı özellikle Mahir için. Ahsen'le ayrıldıktan sonra sabah ezanları okunurken eve varmış anne babasının uyuduğundan emin olarak usulca yatağına süzülmüştü. Yeni uykuya dalmak üzereydi ki annesinin sesiyle bıkkın bir nefes verip doğrulmuştu daha doğru düzgün ısıtamadığı yatağından. Uyku haramdı artık bir süre. Kalkmam etmem diyecek olsa bilirdi annesi tepesine ekşiyecek saatlerce konuşacaktı. Gözlerini ağır ağır kapatıp açarak uyku moduna geçmiş olan bedenini açmak için süre tanımıştı kendine. Ardından kalkıp eli yüzünü toparlayıp kahvaltıya inmişti.
Tüm kahvaltı annesinin nerede olduğunu, eve saat kaçta geldiğini öğrenme çabasıyla geçmiş, Mahir annesini ataklarını ustalıkla geri çevirip babasıyla iş üzerine konuşmuştu bir süre. Elinde olan teslim edilmesi gereken ufak tefek montajlardı masanın konusu.
Sonrasında ise bugün kendine kafa izni verdiğini söyleyip, annesinin yüzünü göremediğine dair söylemlerini, başına koyduğu öpücükle bertaraf ettikten sonra evden çıkarak Kemal'in evine uğramıştı.
Kemal'in diğer köye üzüm toplamak için yevmiyeye gittiğini öğrenince, Ahsen'in de birgün önce bahsettiği üzüm bağını hatırlayıp yola düşmüştü. Niyeti ufaktan etrafta göz gezdirip nazlı yarinin çalıştığı yeri kolaçan ettikten sonra kimselere görünmeden geri siktirolup dönmekti. Ama ne var ki daha üzüm bağını göremeden yol üstünde iki üç tane denyonun Kemal'i hırpalayıp , itip kaktıklarını görünce ipi koparmıştı.
Kemal Mahir'in tek arkadaşıydı. Bu köye geldikleri günden itibaren Mahir'den herkes köşe bucak kaçarken korktuğu halde biraz merak biraz tereddütle yanaşmış, ondan bir tersleme görmeyince de peşinden ayrılmamıştı. Yaşlı bir annesinden başka kimsesi olmayan Kemal'i Mahir'de zamanla benimsemiş, köyde gezip dolaştığı, ardını kolladığı, ailesi ile tanıştırıp evine soktuğu tek arkadaşı olmuştu. Köyün diğer gençleri de Mahir'den deli gibi korkar bir o kadar da saygı duyarlardı ama Kemal başkaydı.
Aslında Mahir hiç bir zaman arkadaş canlısı olmamıştı. Ama Kemal'i bir kaç sefer dalga geçip hor gördüklerine şahit olup, onunda boynunu büktüğünü görünce onu koruma iç güdüsüne bürünmüş, belki de hiç sahip olamadığı kardeşinin yerine koyup abilik yapmak istemişti. Velhasıl kelam Kemal Mahir'in bir yerde kırmızı çizgisiydi...
Onları gördüğü ilk an aslında uzaktan izlemek niyetindeydi. Kemal'in kendisi olmadığı zamanlarda başının çaresine bakması gerektiğini düşünüyordu. Çünkü Kemal Mahir'i ne zaman yanında yöresinde görse olmadık hareketler yapıp, ondan aldığı güvenle önüne gelene taşkınlık yapıyordu. O yüzden biraz geride kalıp problemini çözmek için ne yapacağını izlemeye başladı.
Bi yere kadar iyi idare ediyordu aslında. Ama ne zaman ki delikanlı el kol hareketleriyle sakince derdini anlatırken adamın alayla elinin tersi ile attığı tokat Kemal'in yüzünde patladı, Mahir'in de o zaman gözüne siyah bir perde indi.
Bazı hareketler vardır insan hiç konuşmasa dahi o tavrın, o hareketin insanı aşağılamak için yapıldığını en aptal olanın bile kolayca anlayacağı şekilde olan bir hareket. Bu tokatta onlardan biriydi işte. Zira çok büyük bir yanlış yapmadıktan sonra genç bir delikanlıya kimse tokat atamazdı Mahir'e göre. Bu genç bir delikanlı için fazla onur kırıcı bir davranıştı, hele de etrafta onun bu hareketine sırıtan yavşaklar varken.
Ehhh... O tokat atanın elini kırıp götüne sokmayan Mahir'e de adam demesinlerdi bu saatten sonra.
Mahir ne kadar ailesi dışında kimsenin ne yaptığı, nasıl davrandığı ile ilgilenmese de ellerine güç geçtiği zaman insan oğlunun nasıl kolayca yoldan çıktığını, kendinden güçsüz olanı ezmenin zehirli tadına vardığında nasıl ahlaki değerleri hiçe saydığına defalarca kez tanık olmuş biri olarak her zaman kayıtsız kalamıyordu. Duruşundan bakışından hal ve tavırlarından, o eğreti duruşu metrelerce öteden seçer ve o güç zehirlenmesi yaşayan insanı eliyle, eliyle yapamaz ise diliyle içine çıkamayacak hale getirmeden bırakmazdı. Hele de ki sevdiği kardeş dediği adama yapılan bu hareketi asla alttan alamazdı.
Gene sağ gözü seğridiği hâlde paldır küldür mevzuya dalmamış, bütün insaniyetlik, anlayış, hoşgörü, feraset tüm sikik terimleri bünyesinde barındırarak adamlara yaklaşıp delikanlıyı neden sıkıştırdıklarını soracak kadar politik davranmıştı.
Cevap mı?
Yüzüne aşağılar bir bakışla işine bakması söylenerek küfür yemek olmuştu. Mahir'de etten kemikten bir insandı neticede ve güzellikten anlamayanın kafasını sürterek öğretmek konusunda da ayrıca mahirdi.
Sonrası ise daha hızlı gelişmişti. Adam tekrardan Kemal'in yakasına yapışıp bu sefer ayaklarını yerden kesince Mahir'in başka bir yüzüyle tanışmak zorunda kalmışlardı. Allah var niyeti delikanlının kimsesiz olmadığını dair göz dağı verip, ellerinden alıp uzaklaşmaktı ama ne zaman ki kalabalık olmalarına güvenip ellerinde sopalarla küfür ederek üstüne yürüdüler, tüm medeniyeti kenara itip anladıkları dilden cevap vermişti. Aslında birer tane vurup yoluna bakacaktı, nazlı yari kavgaya karıştığı zaman çok üzülüyor sabahlara kadar gözyaşı döküyordu, ama arkasından dolanıp başına vurdukları sopa tüm şirazesini kaydırmıştı.
Ondan sonrasını hatırlamıyordu zaten. Bulanıktı gerisi, parça parça zihninde oynuyor, film fragmanı gibi ara ara küçük kesitler sunuyordu hafızası.
Bi ara adamların kesik kesik iniltileri gelmişti kulağına.
Sonra ...sonra gözü bir ara yerde yatana ilistiğinde kanla birlikte dişlerini tükürdüğünü görmüştü. Alnında keskin bir ağrı vardı mesela en son kafa attığı adamın burnu fena acıtmıştı. Kemal'in yalvararak onu uzaklaştırma çabasını hatırlıyordu. Şimdi olaylar gözünün önüne bir bir düştükçe bu mal çocuğun yaptığı her hareket hırsını daha da körüklemekten öteye geçmiyordu.
"Kes lan ağlamayı!"dedi burnundan solurken. "Yoksa tüm sinirimi senden çıkarırım."
"Sinirine tüküreyim" dedi Kemal gözünün yaşını silerken. "Ne bitmez sinir varmış?
Mahir'in sağ gözü sinirle yeniden atmaya başlayıp yönünü kendisine doğru dönünce.
"Tamam lan bakma şöyle deli deli "dedi telaşla hıçkırığını tutmaya çalışıp.
"Sen ne halt etmeye eğilip bükülüyorsun onların karşısında haa?" diye bağırdı.
"Madem borcun var niye bana gelmiyorsun? Ne diye iki orospu çocuğunun seni itip kakmasına izin veriyorsun?" Bağırınca ağrısı yeniden zonklama ile yerini belli edince hırsla elini başının arkasına atıp yumurta büyüklüğünde şişliğe bastırdı elini gözlerini yumarak.
Ulan 'Cahit amca canımıza okur' diye bağırmasaydı niyetine almıştı sokacaktı sopayı o piçin münasip bir tarafına...
"Söyleyemedim işte" dedi sesi titrerken. "Daha kaç kere toparlayacaksın arkamı? Kaç kere başını belaya sokacaksın benim yüzümden? Feride teyzenin yüzüne bakamıyorum artık."
"Haa benden istemek gururuna dokunuyor, o itin sana hakaret etmesi dokunmuyor öylemi?! Helal olsun sana!" Bizde kardeşimiz var sırtımızı yaslayacağımız diye övünüyoruz" dedikten sonra yönünü köy yoluna çevirip tekrar yürümeye başladı.
O yürüyünce Kemal'de arkasından "Mahir yanlış anladın gardaşım " deyip hem yetişmeye çalışıp o adama borcunun olmadığını başkası yüzünden el değiştirdiğini anlatmaya başladı.
İşin aslı ilk gün çalıştığı yevmiyesini borca say deyip vermemişlerdi .Oda madem borç bitsin deyip sesini çıkarmamıştı. Ama ikinci günde aynısı olunca işin rengi değişmişti. Adamlar bildiğin emeğine çökmek için onu bunu bahane etmişti.
"Yahu dursana bir vallahi anlattığım gibi bak!" deyip koluna tutundu nefes nefese. "Söyleyecektim valla söyleyecektim. Hatırlasana aradım seni, sende müsait olmayınca gelince konuşalım dedin. Seninde işin uzayıp gelemeyince kendim hallederim sandım Mahir. Ama yine bir boku beceremedim sensiz gördüğün gibi" deyip ayağını yere sürtüp mahcubiyetle başını eğdi.
Mahir başını gökyüzüne çevirip burnundan sesli bi soluk verdi. Bu herifi dövmesi gerekiyordu aslında. Laftan sözden anlamıyor olur olmaz gurur yapıyordu puşt.
Bakışlarını delikanlıya çevirince kaçak göcek kendisine baktığını gördü. Şu hali yaramazlık yapıpta annesinden azar bekleyen küçük bir çocuktan farksızdı. Sinirini muhafaza edemeyip başını çevirip güldü bu sefer. Onun güldüğünü görünce sırıtıp boynuna atlayarak sarıldı bu sefer Kemal. Kolu başının arkasındaki şişliğe çarpınca acıyla inledi.
"Tamam lan sırnaşma hemen" deyip belli etmemek adına kollarını söktü boynunundan.
"Çok mu acıyor" dedi gözleri yeniden sulanırken.
"Çok değil" dedi ağrısını gözardı ederken. "Bir kaç saate kalmaz birşey . Sende sil şu yüzünden şu bakışı alırım ayağımın altına."
" Sen benim gardaşımsın lan. Senden bişey saklayabiliyor muyum sanki? Sıçtığım boku haber veriyorum biliyorsun" dedi gözünün yaşıyla ağız dolusu gülümserken. "Söylemesem de gelip enseliyorsun zaten durumda görüldüğü üzere"
"Bir daha bi kendi kafandan iş yap, olanı biteni saklamaya çalış o zaman görüşürüz seninle" dedi sesini de yüzünü de ciddi tutmaya çalışarak.
"Vallahi yapmam" dedi abartılı bir sesle ellerini havaya kaldırarak. "Hele o heriflere yaptıklarını gördükten sonra kitabıma yanlışım olmaz sana".
Elini göğsüne vurup saygıyla başını eğdi. "Abimsin"
"Yürü lan zevzeklenme " diyerek yönünü köy yoluna çevirip omuzundan tutup öne doğru itekledi. Kemal yönünü Mahir'e doğru dönüp geri geri yürümeye başladı .
"O değilde o nasıl bir yumruktu gardaşım adamın hafızası formatlandı resmen amına koyayım. En son anne beş dakika daha diye sayıklıyordu adam"
Hem gülerek hem kavgadaki adamların hallerini konuşarak ellerinde yaktıkları sigarayla tekrardan yürümeye başladılar. Şu anda en büyük sıkıntısı Mahir'in eve gidip üzerindeki kavga ettiği yüz metre öteden anlaşılan kıyafetleri nasıl annesine görünmeden değiştireceğiydi. Bu sefer feci kafa açacaktı Feride hatun. Birde bu işin Cahit bey boyutu vardı onu düşünmek dâhi istemiyordu. Her ne kadar ona 'şunu yapma, bunu etme' diye ufak tefek öğütler verip her şeye karışmasada Cahit beyin tersi pisti ve Mahir babasının o yüzüyle pek karşılaşma taraftarı değildi.
Bir taraftan konuşup diğer taraftan yürümeye devam ettiler konuşmalarını yanlarına duran arazi aracı bölene kadar. Arabanın camları inince Kemal gayri ihtiyari Mahir'e doğru yanaştı.
"Hayırdır gençler nereye böyle?" dedi camdan başını uzatan adam gülümseyerek.
"Çınarlı köyüne gidiyoruz" dedi Mahir soğuk temkinli bir sesle. Önce Mahir'de gezdirdi bakışlarını ardından yan yan Mahir'e sokulan diğer sarışın delikanlıda.
"Nerden geliyorsunuz böyle? Üstünüz başınız da dağılmış"
Mahir'le Kemal bir tur bakıştı adamın şüpheci sesiyle.
Mahir normal koşullarda' işine bak dayı' diyerek adama postasını koyardı ama hem uykusuzluk birde üstüne kavga eklenince hafiften yorgunluk çökmeye başlamıştı. Uğraşamayacaktı kimseyle.Tek isteği eve gidip biraz dinlenmekti.
Yine de ağzını açıp adamı tersleyecekken Kemal lafı ağzından alıp "Biz bahçeden geliyoruz" dedi telaşla. "Arkadaşım ağaçtan düştüde üstü başı o yüzden bu halde"
Mahir beceriksizce yalan uyduran arkadaşına sinirle bakınca, oda gözlerini belertip sussun diye işaret etti. Ulan kavga edip efor harcayınca anlaşılan beynine de yorgunluk çökmüştü bu herifin.
Dövdükleri adamların bunları aramaya çıkmış olabileceği aklına gelmiyor muydu acaba bu bedeni fazla gelişmiş ama aklı ortalama seviyede olan delinin?
Mahir kendisini onaylasın diye gözlerini ayırıp duran arkadaşına son kez bakıp " Evet öyle oldu" diye homurdandı.
Adam tekrar laf atacakken "Amca artık gidebilir miyiz?" diyen huysuz ses böldü muhabbeti. Mahir uzun boyunun getirisiyle arabanın içinde oturup sıkıntıyla telefon karıştıran delikanlıyla göz göze geldi.
Mahir, genç yaşına rağmen bindiği arabayla, üzerindeki kıyafetlerin kaliteli olduğu her halinden belli olan temiz yüzlü, beyaz tenli yakışıklı delikanlının ne kadar asil göründüğünü düşündü. Bazı insanlar gerçekten çok şanslı doğuyordu. Hani Allah iki iyiliği bir yerde vermezdi? Hangi gavat uydurdu ise o lafı, tutup bu adamı gözüne sokmak lazımdı.
Poyraz ise, sert erkeksi çehrenin süslediği gök mavisi gözlerin yanı sıra, serseri bir edayla alnına dökülmüş olan ama üstü başının dağınıklığına tezat aşırı yakışıklı görünen adamın, dalgalı saçlarının esmer teniyle ne kadar uyum içinde olduğunu düşündü. İstanbul'da olsa onlarca kız peşinden koşardı kesinlikle.
Onlar birbirlerini dikkatle incelerken kaderin onların yollarını tekrar tekrar keşiştireceğinden habersizlerdi.
Halil bey "Hemen hareket edeceğiz yeğenim" diyerek gençlere döndü. "Köye daha epey mesafe var" dedi gençleri tekrardan süzerken. "Madem arkadaşın da kaza atlattı hadi binin de götürelim sizi" dedi.
Mahir "gerek yok biz gideri__" diyecekti ki lafını arkadaşının "tamam" diyen sesi böldü.
Bu sefer o ' ne yapıyorsun' der gibi baktı sırıtan arkadaşının yüzüne. Kemal arkadaşının koluna girip sanki zor yürüyormuş gibi yanına sokulup destek olunca "Ne bok yediğini sorabilir miyim?" diye tısladı.
"Bir an önce gidelim şurdan. Kabak gibi duruyoruz arazinin ortasında. Adamlar bizi aramaya başlamışlardır çoktan" diye fısıldadı abartı hareketlerle Mahir'e yardım etmeye çalışırken. "Hem yoruldum ya bu gidişle eve akşama anca varırız" dedi arkadaşını oturtup üzerini düzeltir gibi yaptı.
"Kemal" dedi Mahir sakin bir şekilde başını yana eğip sırıttı. Ne kadar sakin görünse de bu deli bakışı Kemal çok iyi biliyordu.Bu ilk fırsatta ağzına sıçacağım bakışıydı.
"Senin ben " diyince "Ehe ehee seni şakacı. Kusura bakmayın düştü ya ağaçtan biraz agresif " diyerek hızla arabanın öbür tarafına dolandı.
Onlar arabaya binince araç hemen hareket etti. Halil bey hem arabayı kullanıp hemde sık sık dikiz aynasından gençlere özellikle Mahir'e bakıyordu. Mahir bakışlarını pencereden dışarı çevirsede sürekli kendine dönen gözlerin elbette farkındaydı. Adamla bakışları bir kez daha kesişince Mahir bu sefer gözlerini çekmedi. Onun bu sessiz meydan okuması Halil Bey'in hoşuna gitti. Delikanlıya samimi bir gülüş verip önüne döndü.
"Gözlerin çok güzel dedi" dürüstçe. Esmer tende mavi göz sık gördüğüm bişey değil. Yıllar önce tanıdığım birini hatırlattı bana gözlerin. Yanlış anlama."
"Sıkıntı yok" dedi Mahir içten içe rahatlarken. "Anneme benzediğimi söylerler" dedi. "Gözden yana yani"
"Anladım maşallah..."
"Aslında Çınarlı köyündeki hemen herkesi tanırım" dedi yeniden delikanlıyı konuşturma umuduyla."Bu delikanlıya biraz aşinayım" Bakışları ile Kemal'i gösterirken "Ama seni daha önce hiç görmedim"
"Pek durmaz köyde" diye atladı Kemal. "Genelde ilçeye gidiyor çalışmaya."
"Öyle mi ne iş yapıyorsun peki?"
"Marangozum " dedi Mahir kısa ve öz. Bir an öne eve gidip yatmak istiyordu. Başı ağrıyordu ve yorgunluğu iyiden iyiye belli etmeye başlamıştı. Kemal lafı tekrardan alıp "Bakmayın siz onun dümdüz marangozum dediğine. Kendisi sanatkardır, eline bi odun parçası verin onu eşşsiz bir sanat eserine dönüştürür" dedi evladı ile gururlanan bir baba edasıyla.
Mahir gereksiz ayrıntı veren arkadaşını arabadan atsa ne kadar hasar alabileceğini hesaplarken sinirli bir soluk bırakmakla yetindi.
"Maşallah "dedi tekrardan "Nasıl olurda haberdar olamayız senin gibi bir ustadan?" adamın sesi gerçekten ilgili geliyordu.
"Burada büyümedim" dedi Mahir "Bi kaç yıl oldu buraya yerleşeli."
Halil bey anladığına dair mırıldandı yeniden.
Muhabbet bir süre daha devam etti. Adam sorular sordu çoğunlukla Kemal yanıtladı. Poyraz elinde telefon oflayıp puflayarak konuya hiç dahil olmadı. Yirmi dakikalık yolculuğun ardından köyün girişine geldiklerinde
"Biz burda inelim" dedi Mahir. "Zahmet verdik sağolun"
"Ne zahmeti gençler yolumuzun üstüydü" diyerek yanıtladı Halil Bey babacan bir tavırla.
"Mobilya işimiz olursa çalışmak isterim seninle. Arkadaşın o kadar övdü ki merak ettim doğrusu. Arasak ne diye bulacağız seni?"
Bakışlarını kısa bir süre Kemal'e çevirip "Arkadaşımın dediği gibi pek köyde durmuyorum" dedi arkadaşım kısmını bastırarak."Genelde ilçeye giderim ama Mahir'i arıyorum derseniz herkes gösterir bizim imalathaneyi"
"Tanıştığıma memnun oldum Mahir Usta" dedi Halil bey delikanlının elini sıkarken. Kuvvetle elini kavrayan gencin ne kadar babayiğit olduğunu düşündü. Babasının da böyle heybetli bir adam olduğunu anlatırdı annesi. Halil bey daha çocuk yaşlardayken vefat ettiği için pek hatırlamıyordu ama bu uzun boylu bileği kuvvetli delikanlıyı görünce babası gelmişti nedense hatırına.
Delikanlılarla vedalaşıp aracı bir kez daha hareket ettirdi. Son kez dikiz aynasından gençlere bakmak istediğinde Mahir'in Kemal'i tekmeleyerek peşinden koştuğunu gördü. Bu ketum delikanlı arkadaşının herşeyi anlatmaya çalışan hallerinden pek memnun olmamıştı demek ki. Bu görüntü gülümsemesine neden oldu.
Şimdi eve gidip siniri geçsin diye çiftliğe atla dönmeyi isteyen abisinin yanına gitmeliydi. Birde yol boyu ağzını bıçak açmayıp, surat astıran yeğeni vardı tabi. Görende Karadeniz'de gemileri battı sanırdı.