Katilin davetlisi

1476 Words
Garip bir şekilde bir korku filmi'nin tam ortasında gibiydim. "Baba bunu sana kim yaptı ? Afra'nın bahsettiği mafya babasının kim ve neden bize yalan söyleyip kolum kırıldı dedin ?" Babam aniden elini çekti. "Odana git!" dediğinde, "Baba sen bugün çok garip davrandığının farkında mısın? Hem bugün hastanede bana önemli bir şey söyleyecektin, yoksa parmağınla mı alakalı?" dedim. "Yeter artık! Sana odana git dedim!" diye sinirli bir şekilde bana bağırması beni korkutmuştu. Hiçbir şey söylemeden odadan çıktım. Karanlık salonda sandalyeye oturup yüzümü sıvazladım. Neler oluyordu böyle? Babama bunu kim yaptıysa öğrenecektim. Sonunda bana ne olacağı umurumda bile değildi; babam nasıl bir şeye bulaştı bilmeliydim. **** Sabah erkenden evden çıkıp evdekilerin hiçbirine görünmeden işin yolunu tutmuştum. Bütün gece uyumadığım için gözlerimdeki koyu halkaları kapatmak için epeyce bir uğraşmıştım. İş yerine yakın bir yolda taksiden inip yürümeye başladım. Yürümeyi seviyordum, bu yüzden taksiyle direkt iş yerine gitmiyordum. Kaldırımda yürürken yanımda geçen kırmızı bir Broadway'dan, "Onlar arkadan havlar Rav-rav-rav-rav-rav-rav-rav..." sesi yünelerek yavaşça yanımdan geçince suratımı buruşturdum. "Siz sabah sabah içecek kadar ne yaşıyorsunuz acaba"Telefonumun çalmasıyla dikkatimi telefonumun müziğine vererek çantamdan çıkardım. Tanımadığım numara baktım, sonrada etrafıma. Acaba o katil olabilir miydi? Telefonu açıp kulağıma yaklaştırdığda, "İyi günler efendim, size özel..." deyince gereksiz bir reklam olduğunu anladım. "Kapat çeneni, hiçbir şey bana özel değil!" deyip telefonu yüzüne kapattım. Yanımdan geçen iki genç kıza baktım; kol kola girmiş,gülerek konuşutorlardı. "Hayat bu kadar güzel değilken neye gülüyorlar bunlar? " diye homurdandım. Gerçekten sanki bugün herkes beni delirtmek için sokağa çıkmıştı. Yada ben babamdan ötürü böyleydim. Neyse ki Kahramanoğlu holding'e geldiğimde, Güvenlik görevlisi Semih'e günaydın bile demeden geçtim. Kusura bakma Semih, bugün hiç konuşacak durumda değilim. O da hiç konuşmayınca , şaşkınlık omzumun üzerinden ona baktım. Bana neden günaydın dememişti? Üstelik çok üzgün gürünüyordu. Belli ki bugün onun içinde zor geçiyordu. "Semih, sen iyi misin?" diye sordum dayanamayarak. "Nasıl iyi olayım ki Duygun hanım?" "Neden böyle dedin, bir şey mi oldu?" Semih konuşamadan,"Duygun!" diyen sesle arkamı dündüm. Oya bana seslenmişti; en iyi iş arkadaşlarımdan biriydi."Nerdesin sen? Neden telefonlarına cevap vermiyorsun?" Dün o katil yüzünden telefonumu sessize almıştım, sonra da babama olanlardan dolayı hiç aklıma gelmemişti. "Bir şey mi oldu? Semih de surat asmış," dedim arkamdaki Semih'i işaret ederek "Ersin Batık dün hastanede kimliği belinmeyen biri tarafından hastanenin önünde boğazından kesilerek öldürülmüş,"Derince yaşadığım şaşkınlığın haddi hesabı yoktu. "Ne? Nasıl?" Bir dakika, dün bende oradaydım! O zaman o katilin öldürdüğü kişi Ersin Batık mıydı? Kahretsin! İyide neden? Bildiğim kadarıyla Ersin bey kötü işlere bulaşacak biri değildi. "Bugün cenaze töreni var. Haldun bey ve daha bir sürü iş insanı orada olacak." Ay ben şok! bu nasıl olur ? Benim şu anda mutlu olmam gerekmiyor muydu? Peki ben ne hissediyorum? Hiçbir şey. Belki de onunla beraber hastaneye gitseydim başına bunlar gelmeyecekti. Bir dakika, saçmalama kızım! Senin hayatın zaten yeterince iç karartıcı, bir de bu vicdan yüküyle hiç toparlayamazsın. Evet, benim hiç bir günahım yok! Ben sadece babama gitmiştim. "Çok şaşırdım, peki cinayeti işleyenle ilgili bir bilgi var mı?" dedim hiçbir şey bilmiyormuş gibi, "Bilmiyorum. O sırada kameralar bazukmuş ve tek bir görgü tanığı varmış, oda Alzaymır hastası olan bir kadın.Olay esnasında verdiği ifadeyi hatırlamıyor. Polisler kadının tarif ettiği gibi birini aramak için harekete geçmişler ama ailesi, kadının söylediklerinin gerçek olamayacağını, kafasında kurduğu şeylere inanarak anlattığını söylemiş.Polislerde bu tarifi bırakıp çevredeki kameralardan bir ipucu bulmaya çalışıyor." Benim bu adamı bulup Ersin Batık'ı neden öldürdüğünü öğrenmem gerek. Bu adam bir psikopat olabilir, zaten öyle görünüyordu. Psikopatlar kurbanlarını öldürmeden önce sülalesine kadar araştırıyorsa... Yok daha neler! Sıradaki kurban ben miyim? "Anladım. Haldun bey burada değil demiştin, doğru mu?" "Evet, Neden sordun?" "Benim dışarı çıkmam lazım, önemli bir işim var.Beni idare et, zaten Haldun Bey de burada değil," dedim. "Ama..." "Sonra konuşuruz," deyip hüngür hüngür ağlayan Semih'e aldırmadan dışarı çıktım. Aklıma gelen düşüncelerle ne yapacağımı bilemedim. Ya o katil babamın parmağını kesen kişiyse? O cinayetin işlendiği esnada babam da dışarıdaydı. Nereye gideceğimi ve o katili nerede bulacağımı bilmiyordum. Telefonumun çalmasıyla düşüncelerden sıyrıldım. Yabancı bir numara... Yine sabahki kasınsa bu sefer cidden sakin kalamayacaktım. Telefonu kulağıma yasladım "Ali?" dedim ve dinledim. Bu geçen gün numaramı verdiğim hemşireydi. Önemli bir şey hakkında konuşmak istediğini söyleyip kapatmıştı. Acaba bir terslik mi vardı? Aceleyle bir taksiye binip hastaneye gitmek için yola koyuldum. Bütün yol boyunca düşündükten sonra hastaneye geldiğimde, taksiye ücreti ödeyip hastaneye yürümeye başladım. Kan verdiğim odadan içeri gireceğim sırada birine çarptım. "Pardon,"dedim ve iki adım gerileyerek bana çarpan kişiye baktım. Yaşlı, uzun boylu, beyaz saçlı ve siyah takım elbiseli bir amcaydı. Sanırım çok zengindi; Kolundaki markalı saat fark edilmeyecek gibi değildi. Bana bakarken gözleri dolmuştu. Neden? Bana çarptığı için mi? "İyi misiniz?" diye sordum ama cevap vermedi. Arkamdan Çağla'nın sesini duydum: "Abla, senin burada ne işin var?" Yanında Rana da vardı. Onun burada ne işi vardı? Ona önünde bulunduğumuz odayı gösterdim. "Burada ufak bir işim vardı." Çağla, "Salim bey, siz iyi misiniz?" dediğinde affaladım. Salim de kimdi? Bu arada Salim de hâlâ tık yoktu. "Siz tanışıyor musunuz?" dedim. Çağla, " Salim bey, hastanemizin sahibi," deyince bir kez daha yanılmadığımı anladım. O saati almak her yiğidin harcı değil. Bu amca zengindi. "Bu da benim ablam Duygun," dedi canım kardeşim bizi tanıştırmak adına. Nihayet Salim denen adam bana elini uzatıp "Memnun oldum," deyince bende nezaketten uzattığı elini tutup "Ben de" dedim ve hemen elimi geri çektim. Bu Salim denen adam neden sürekli gözlerimin içine bakıyordu? "Rana senin burada ne işin var ?" dedim. Rana, "Burada işe başlıyorum," deyince az kalsın kahkaha atacaktım. Amcam'dan sonra oğlu Deniz, Deniz'den sonra da diğer kuzenim Yiğit Ata burada hademe olarak çalışmaya başlamışlardı. Kardeşim Çağla staj yapıyordu. Bir de Rana...Sahi o ne yapacaktı? Çaycılık falan mı ? Acaba Salim bey, ailecek ona hizmet ettiğimizi bilse ne tepki verirdi? "Ne iş yapacaksın?" dedim."Hastanenin kafeteryasında çalışacağım," dediğinde yine şaşırmadım. "Neyse ben gideyim," deyip yanlarından geçip odaya girdim. Dün kanımı alan hemşireye benimle ne konuşmak istediğini sordum ama hemşire; bana emin olamadığı için emar girmem, bir ara tekrar hastaneye gelmem gerektiğini söyleyip odadan çıkmıştı. Bu ne şimdi? Neden böyle dedi ki? Endişelenmem gerekir mi? Neyse, bir ara emar için gelirim. "Ne biçim bir hemşire bu?" dediğimde sağımda bir erkek kahkahası duydum. Yavaşca o tarafa döndüğümde; genç, yakışıklı, mavi gözlü ve beyaz önlüklü... Bir doktor olduğunu tahmin ettiğim adam vardı. Ben bu adamı nasıl fark etmedim ki? "Merhaba ben Bartu Arslan," deyip bana elini uzattı.Ne bu ya ? Bugün herkesin benimle tanışası gelmiş gibi. Yine nezaketten eini tutarak, "Ben de Duygun Kırç," dedim. Hâlâ gülüyordu ve hâlâ elimi tutuyordu. "Çok güzelsiniz," dediğinde dediğinde affaladım. "Tanıştığıma memnun oldum olucaktı," diyerek onu düzelttim. Elimi çektim ama o hâlâ gülüyordu. "Tanıştığımıza memnun oldum ve gerçekten çok güzelsiniz," dedi. "Siz acaba bana mı yürüyorsunuz?" diye itiraf ettim. Bu sefer gür bir kahkaha atıp, "Karşılık alacakmıyım?" deyince cidden bu adamın bana yürüdüğünü anladım. "Benim çok önemli bir işim var, gitmem gerek," deyip geriledim. "Yine gel , sana bir kahve ısmarlayayım," dedi. Cidden kaçmam gerek. "Bir dahaki sefere kesin, " deyip bu garip ortamdan ayrıldım. Dışarı çıktığımda Yiğit Ata'yı gördüm. Bana doğru yürüyordu. Kuzenim diye demiyorum, çok yakışıklıdır. Uzun siyah saçları, kaslı kolları ve ela gözleriyle çekici biridir. Bir dakika...O katilin de gözleri elaydı. Ben bu bilgiyi nasıl hatırlıyorum? "Duygun, sevgilin iki saattir seni otoparkta bekliyormuş, Hemen gitmezsen senden ayrılacak mış, " dediğinde far görmüş geyiğe dündüm. Ne sevgilisi ? "Ne sevgilisi? Benim sevgilim yok!" Hayatı zerre umursamayan kuzenim,"Ben bilmem, git kendin sor," deyip yanımdan geçti. Otoparka ilerledim ve karşıdaki adam gerçekmi diye gözlerimi kısıp baktım. Valla o! O katil adam tam karşımdaydı. Giyidiği beyaz gömleğin inceliği yüzünden tüm düğmeleri belli oluyordu. Bu sefer motorsikletle değil, sırtını yasladığı kocaman siyah bir arabayla gelmişti. Ona doğru yürüdüm.Dün bütün yaşadıklarımızı unutup, "Sen bana hangi hakla sevgilim diye hitap edersin? Ersin Batık'ı neden öldürdün? Beni öldüreceğin için mı araştırdın? Ne istiyorsun?" diye soludum sinirle. "Sevgilim demeseydim beni aradığın halde ben olduğumu anlamayacaktın. Ersin Batık gözüme çok batan biri olduğu için...Seni öldürmeyeceğim ve senden de bir şey istemiyorum," dediğinde içime bir rahatlam geldi ama Ersin hakkındaki bahane çok saçmaydı. Gülerek bana elini uzattı: "Hadi tanışalım artık." "Af buyur?" dedim."Beni merak ettiğini biliyorum," diyerek elini gösterdi. Elini sıkarak "Duygun Kırç," dedim. "Barın Atay Şiril," dediğinde, "Vay anasını," demek geldi içimden. "Ben bir sekreterim," dedim; hâlâ elim elindeydi. "Ben de bir katilim," dediğinde şaşırmadım. "27 yaşındayım," dedim yaşını merak ederek. Kısa bir süre baktı ve "32 yaşındayım," dedi. 18 dese inanırdım. "Ne kullanıyorsun?" dedim dayanamayarak. Bir kaşını yuları kaldırdı. Saçmaladığımı anlayınca hemen toparlayıp elimi çektim. "Neden geldin?" bana bakarken arabayı gösterdi. "Seni bir yere götürmeye geldim." "Sebep?" Arkasını dönüp arabaya bindi. Açık camdan beni süzdü. "Gideceğimiz yere uygun giyinmişsin." Üzerimde siyah mini bir elbise, siyah kabanım ve siyah topuklularım vardı. "Cenazeye mi ?" dedim. "Düğüne," dediğinde şok oldum. Hiç konuşmadan arabanın yan tarafına geçip oturdum. "Sakın sorgulama," dedim. Eğer gerçekten bir düğüne gidiyorsak, halay çekti atmaktan başka bir şansım yoktu. "Hay hay," dediğini duydum. Ben gerçekten ne yapıyorum? Ailem öğrense şok olurlardı. Benim gibi sıradan bir kadının, Barın Atay Şiril denilen bu adamın yanında ne işi vardı?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD