Rutin kırılması

726 Words
Zamanın bize ne getireceğini bilemeyiz: Kimisi için iyi, kimisi için kötü...Geleceği göremediğimiz için bizi neyin beklediğini yanlızca yaşayarak öğreniriz. Her zamanki rutinde ilerleyen, gerçekleşmeyecek rüyalardan uyanırken yine kendimi yataktan düşerken buldum. Bu sefer cidden çok acıdı; umarım gerçekten kalça kemiğimi kırmamışımdır."Yine mi?" diyen kuzenim Afra, Biz üç kızın kullanmak zorunda kaldığı odamızın sol tarafında, pencere kenarındaki aynada kırmızı ruj'unu sürüyordu. Hep aynı zenginlik ve sefa içinde yaşadığım, sonunda herşeyin kaybolduğu rüyalarımdan bahsederken, "Siz ne zaman evinize dönüyordunuz?" diye sordum."Hiçbir zaman" diye karşılık verdi bana.Afra'nın yanındaki, benden iki yaş küçük olan kız kardeşim Çağla, aynada kendine yer açmaya çalışırken, "Bir süre daha bizdelermiş" deyince, "Kızım sen hiç mi alınmıyorsun?" dedim. Çağla " Valla yok, bunlarda alınmaca gücenmece yok," dediğinde Afra ile aynı anda güldük. Afra, "Senin bu sabah önemli bir toplantıya katılman gerekmiyormuydu?" deyince bendeki ampuller yeni yeni aydınlanmaya başladı ve bir hışımla yerden kalktım."Allah kahretsin, bittim ben!" Haldun denen o şeytan herif canımı alacak. Ani kalktığım için başım dönmeye, gözlerim bulanık görmeye başlamıştı ama bunu düşünecek vaktim yoktu! Zaten bu aralar iş yoğunluğundan olsa gerek, sık yaşadığım bir şeydi bu. Bu evde on dört kişi yaşıyorduk.Bu on dört kişiden eve en çok para getiren ben olduğum için, tek banyoyu kullanma önceliği hep bendeydi. Bu işi nasıl aldığımı hâlâ anlamazken, "Bir ara onu da düşünürüm," deyip kulağımın arkasına atmıştım; sanırım çok güzel olduğum içindi. Bugün için dikey beyaz çizgili buz mavisi bir gömlek ve siyah mini etek tercih etmiştim Ayaklarımda her zamanki siyah topuklu ayakkabılarım vardı. Makyajımı da tamamladıktan sonra yaka dekoltemin fazla olduğunu görünce trençkotumu üzerime geçirip kemerini bağladım.Evden çıkınca geri açarım; amaç babam görmesin yeter. Odadan çıktığımda ben hariç herkes yemek masasında kahvaltı yapıyordu.Babam her zamanki gibi sinirli ve aksiydi. Yengem, kahvaltı masasını tek başına hazırladığı için bize saydırırken amcam onu sakinleştirmeye çalışıyordu. Bu evde sekiz yetişkin kız yaşıyordu ama hiç birimiz ona yardım etmek için kılımızı bile kıpırdatmıyorduk. Bu çok büyük bir haksızlıktı, biliyorum; ama evimize ekmek getirmek boynumun borcu. Kusura bakma yenge, şansını gelinden yana kullanmak zorundasın. Yemek yemeye bile vaktim olmadığı için ağzıma küçük bir dilim peynir attım. "Ben kaçtım!" dedikten sonra kendimi dışarı attım. Yengemin arkamdan konuştuğunu işittim ama hiç umurunda bile değildi. Trençkotumun kemerini açtım; millet bu güzelliği görmeliydi.İlk bahar yeni geldiği için hava o kadar da soğuk değildi.Bu güzelliği millete tanıtmak amacıyla ilk mekanım olan dolmuşa bindim. Cidden ben bir holdingde CEO sekreterliği yapıyordum; bu kadar da fakir değilim aslında ama buradaki amacımı kimse sorgulamasın. Dolmuşa daha önce de bindiğim için akbil'im vardı.Dolmişa bindiğim andan itibaren kendimi; Veli toplantısına gelemeyen anne ve babalar yerine dedeler ve nenelerin beklediği okul bahçesinde hissetmem uzun sürmemişti. Oturacak yer olmadığı için ayakta durmak zorunda kalmıştım.Burası yoğun insandan ötürü çok sıcak olduğumdan trençkotumu çıkarıp sol kolumun üzerine astım. Giydiğim mini etek yüzden teyzeler ve amcalar bana kınayıcı bir şekilde bakarken, sabahın erken saatlerinde okula gitmek istemeyip de babalarının zoruyla kendilerini okul yolundaki dolmuşta bulan çocuklar pekte rahatsız görünmüyorlardı. Sahi, benim işim gücüm yomuydu da buraya bindim? Neyseki dolmuş durduğunda, bir daha bu garip şeye binmemek konusunda kendime söz verip yoluma devam ettim. Kahramanoğlu holding'e geldiğimde bir kez daha saati kontrol ettim; toplantıya on dakika kalmıştı. Sabahın bu erken saatlerinde toplantı yapmak sizin neyinize acaba! Kapıdaki güvenlik görevlisi olarak Semih'e "Günaydın," dedikten sonra çantamdan yaka kartımı çıkartıp boynuma taktım. Semih de bana tebessüm ederek "Günaydın,"dediğinde çantamı koluma takıp tam iki adım atmıştım ki "Kahretsin!" dedim. Bu benim zebanim, Departman müdür Ersin Batık'tı. Sıfır bu adam yüzünden bu işten istifa edebilirdim. Neyseki ayak üstü küçük çaplı bir azar işittikten sonra beni azat etmişti. Asansör döğmesine basarak bekledim. Arkamdan bana doğru yaklaşan hızlı topuk seslerini duyduğumda kimin geldiğini zaten biliyordum: Nihal Şaş. İş yerindeki en iyi arkadaşlarımdan biri. "Günaydın, Duygun" derken her zamanki neşesindeydi.Karşılık olarak "Günaydın," dedim. Tam bir şeyler söyleyecekti ki arkadan yeni işe başlayan, ismini bilmediğim kız "Nihal Hanım, bakabilir misiniz?" diye seslendi. Nihal, "Hemen geliyorum," diye cevap verip bana dönerek "Sonra konuşuruz," dedi. Bu sırada asansür açılmıştı; içi boştu. Kendimi asansüre atıp on yedinci katın düvmesine bastım. Bu asansörde, yukarı çıkarken makyajınızda bir terslik olup olmadığını kontrol edebileceğiniz bir ayna mevcuttu. Aynaya yaklaşıp makyajımı kontrol ederken, burnumdan dudaklarıma yavaşça süzülen kana bakıp "Ne oluyor?" dedim. Aynaya bir bütün olarak baktığımda başım dönmeye başladı; sanırım bir şeyler oluyordu. Asansörü durdurduğum gibi sırtım kapıya çarptı ve yere oturdum.Ellerimle iki kulağımı kapatıyordum; sanırım bayılıcaktım. Kafamda tuhaf sesler vardı, neler oluyordu? Hızlı hızlı nefesler alırken gözlerim kararmaya başlamıştı...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD