Odamın penceresinden dışarıyı izlerken, avludaki hareketliliğin yerini ağır bir bekleyişe bıraktığını görebiliyordum. Akşam yemeği yenmiş, dualar edilmiş ve herkes kendi köşesine çekilmişti. Ve ben, asıl savaşımın başlayacağı o dört duvarın arasında, celladını bekleyen bir mahkum gibi Aslan’ın gelişini bekliyordum. Koridorda yankılanan o ağır, tok ayak seslerini duyduğum an nefesim boğazımda düğümlendi. Adımları yavaş ama her zamanki gibi sarsılmazdı. Kapı kolu aşağı indiğinde, istemsizce geriye doğru, yatağın ayakucuna doğru bir adım attım. Kapı açıldı ve Aslan, o devasa heybetiyle içeri girdi. Üzerindeki siyah ceketini omuzlarından çıkarmış, bir parmağına takarak sırtına atmıştı. Gömleğinin yakası sabahtan daha da açıktı, kollarını dirseklerine kadar kıvırmıştı. Yüzünde bütün günün g

