Mardin’in sokakları hâlâ sessizdi ama bizim odamızda yeni bir güç, yeni bir bağ doğmuştu. Hem de oldukça tutkulu bri bağ. Güneşin taze ışıkları kalın perdelerin aralığından sızıp odamızın ahşap zeminine vururken, gözlerimi kırpıştırarak yeni güne uyandım. Bedenimdeki her bir kas, her bir hücre sızım sızım sızlıyordu. Ancak bu sızı, acıdan ziyade muazzam bir doygunluğun, tarifsiz bir tatminin tatlı yorgunluğuydu. Gece boyunca yaşadığımız fırtına, kasırga, kıyamet; bütün sınırlarımızı yerle yeksan etmiş, geriye sadece birbirine kenetlenmiş iki ruh bırakmıştı. Kocamın ağır, kaslı kolu belimi sımsıkı sarmış, beni geniş göğsüne hapsetmişti. Sırtım, Aslan’ın sıcak tenine yaslıydı. Düzenli nefes alışverişleri saçlarımın arasında geziniyor, karanfil kokusu ciğerlerime doluyordu. Dün yaşananları

