O ağır ahşap kapı ardımızdan kapanıp da kilit yuvasına o tok, yankılı sesle oturduğunda, sanki tüm Mardin’in o sarı taşları üzerime yıkılmış gibi hissettim. Ben kapıya sırtımı yaslamış, titreyen dizlerimi ayakta tutmaya çalışıyordum. Aslan, kapıyı kilitledikten sonra bana sırtı dönük bir şekilde odanın ortasına doğru yürüdü. Mardin’in gecesi ne kadar sıcak ve boğucuysa, onun duruşundan yayılan o karanlık öfke de bir o kadar dondurucuydu. Yavaş, ağır hareketlerle ceketinin düğmelerini çözdü ve geniş omuzlarından sıyırıp yatağın ayakucundaki ahşap sandığa fırlattı. Ardından kravatını gevşetip yakasını biraz daha açtı. Her bir hareketi, avıyla oynamadan önce hazırlık yapan ölümcül bir yırtıcının sakinliğini taşıyordu. Bana doğru yavaşça döndü. Gözleri, dolunayın ışığında parlayan birer kara

