[Mor kapıya hoş geldiniz]
[Eğitim modu başladı]
[Lütfen zorluğu seçiniz]
Akai ikinci kez düşünmeden seçimini yaptı.
[Zor mod aktif edildi.]
[Ödüller başarınıza göre verilecektir.]
[İsim :Akai
Ünvan :yok
Irk : insan
Güç :2
Çeviklik :3
Dayanıklık: 4
Mana : 2
Yetenek: yok
Yatkınlık : yok]
Akai tanıdık gelen bekleme alanında kalabalık grubun heyecanını izlerken oyun oynamanın dışında bir deneyim yaşıyordu. Elli kişilik kalabalık on beş ila atmış yaş aralığındaydı.
"Lanet olası hergeleler babalarını buraya göndermeye nasıl cüret ederler"
Gırtlağını temizleyip yere tükürdü bir yaşlı adam. Hala geceden kalma alkol kokuyordu.
Diğer bir kişi köşede titreyen uzun kakülleri olan bir lise öğrencisiydi. Hemen onun yanında güzel bir kadın sakızı yayvan yayvan çiğniyordu. Üzerinde ki kıyafetler ancak mahrem yerlerini örtmeye yetiyordu.
"Hey bana dokunmaya kalkarsan paranı alırım!"
Karşısında ona odaklanmış halde ki şişko adama bağırdı.
Kalabalık içinde çok fazla beklemesine gerek kalmadan rehber görevi gören Dibuk (Dybbuk) 'lar ortaya çıktı. Kargaşa ve kaosu seven şeytani varlıklar. Görünümleri oldukça marjinaldi aslında. Akai özellikleri ve ne yaptıklarını bilmese bu yaratıklardan birini beslemek istediğini hatırladı ilk gördüğünde. Sevimli gösteren yüzünün yarısını kaplayan iri sulu gözler kelebekler gibi iki antene sahipler. Vücut tüyleri peluş oyuncaklar gibi dokunduğunda yumuşak hissi vereceğine emin olduğunuz tatlı turkuaz rengindeydi. El ve ayakları tombul kedi partilerine benzetmesine rağmen iki ayak üzerinde duruyorlardı. En güzeli ise kuyrukları...
Kabarık tavşan kuyruğu gibiydi. İki karış boyları vardı. Bu görünümüne rağmen sinirlendiklerinde oval göz bebekleri kırmızı yılan gözüne döner tüyleri ruh halini yansıtmak için siyaha bürünene kadar kararırdı.
[Merhaba Aptal insanlar]
O konuşmaya başladığında kalabalıkta ki gürültü anında yok oldu. Kalabalığın şaşkın bakışları altında ilgiden hoşnut Dibuk kasılarak havada yürüdü.
[Eğitim Moduna Hoş geldiniz!]
Daha sonra hemen altında açılan üç geçiti gösterdi
[Aşağıda kolay orta ve zor olmak üzere üç kapı var. Baştan uyarmalıyım en iyi ödül zor olan kapıda]
Bunu bilerek yapıyordu. Zor kapının ne kadar ölümcül olacağının bilincinde olarak oraya girmeyi düşünen yaşlılara baktı. Bu Dibuk gerçekten insanları yanıltmakta çok iyiydi.
"Ölüm oranlarını öğrenebilir miyim?"
Akai sormadan önce gözlüklü kız ortaya atılmıştı.
Dibuk hosnutsuz bir şekilde kıza baktı. Eğer soru sormasaydı rehber bilgiyi paylaşmayabilirdi ancak sorduğu taktirde paylaşmak zorunda kaldı.
[Lanet olası kule kuralları...]
Söylemek istemediği o kadar barizdi ki bazı insanlar işin içinde bir şeyler olması gerektiğini fark etmişti.
[Kolay olanda ölüm oranı %25 orta %50 zor %95 ancak bu kadar korkmanıza gerek yok zorluk olmadan güzel bir şey kazanamazsınız değil mi? Ayrıca kalan yüzde beş içinden biri olamayacağınızı nereden biliyorsunuz?]
İnsanlar belki aç gözlüydü ancak kolay modda bile yüzde yirmi beş ölüm riski varken kendi canlarına daha çok önem veriyordu. Bu kadar önemsizmiş gibi bahsetmesine rağmen bir anda zor kapıya olan ilgi hızla düştü. Kolay mod olan kapıda yığılma oldu.
Dibuk hoşnutsuzca gözlüklü kızı işaret etti.
[Yetkimi kullanarak seni zor kapıya atıyorum]
"Yapamazsın! "
Kız hızla karşı çıktı. Yüzünde zorbalığa kaldığını gösteren ifade vardı.
[Bana öyle bakma her gruptan bir kişiyi atama yetkimiz var senin için kullanıyorum bu yüzden bana teşekkür etmelisin]
Yüzünde hiçte masum görünmeyen bir gülümseme vardı.
Bir Dibuk'u asla düşmanın yapma. Akai iç çekti o söylese bir sorun olmazdı çünkü zaten zor kapıyı seçecekti.
Her zaman öne atılmak iyi bir şey değildi.
Sonunda kolay zorlukta olan kapıdan otuz beş kişi orta zorlukta ki kapıdan on kişi ve zor kapıdan beş kişi toplanmıştı.
Beş kişi içinde biri zorla o kapıya atanan gözlüklü kızdı. Diğer kapılardan geçmeyi bile aklına getirememişti. Sonuçta buraya terk edilen ilk grup insanlar tarafından hayatları boyunca ezilen kısımdı.
Akai fazla bir beklentiye girmeden onunla birlikte zor kapıyı seçen dört kişiye baktı.
Gözlüklü kızın yanında iri yarı spor salonunda kas çalışan kel bir adam vardı. Diğer adam orta yaşlarda memur görünüme sahipti. Son kişi ise oldukça kibirli duruşa sahip bir kadındı.
[Seçimlerinizi yaptığınıza göre kapıdan geçebilirsiniz]
Dibuk'un sözleriyle kapılar aktif hale geldi.
Geniş bekleme salonu yerine girilen ortam bir labirenti andırıyordu. Akai beklediği gibi diğer dört kişiyi yanında göremedi. Kapı onları bir şekilde labirentin içine dağıtmış olmalı.
Dibuk'un oyunda açıkladığı ancak burada açıklamadığı üç şey vardı.
Biri Statü ekranı. Oyunlarda olduğu gibi Denemeye girer girmez bir statü ekranı açılır. İlla statü demene gerek yok içinden diyebilir yada düşünebilirsin görmek için.
Kendi statüsünü tekrar kontrol etmek için açtı.
[İsim :Akai
Ünvan :yok
Irk : insan
Güç :2
Çeviklik :3
Dayanıklık: 4
Mana : 2
Yetenek: yok
Yatkınlık : yok]
İkinci bilgi ise Envarter(!)
Üç bölme ile açılırdı. İkisinde yemek ve su üçüncü bölmede deneme sürecinde kendini korumak adına silah verilir.
Akai beyaz bir avuç büyüklüğünde ki eskimiş büyü küresini görünce yüzü asıldı. Beklentilerinde ki kılıç yada hançer yoktu. Oynu oynarken ki zamanda ki gibi kırmızı kapı değil mor kapı seçmişti ancak bu aptal karakter zekası ile sadece 2 mana elde etmişti. Ondan ziyade gücü bile düşüktü. Neyse ki kaçmak için hızı normal dayanıklık iyiydi.
Üçüncü açıklanamayan şey ise Akai üzerinde ki çanta ve döner bıçağı ve diğer eşyalara baktı. Tahmin ettiği gibi tüm eşyalar kayboldu. Üzerinde ki kıyafet kalmıştı. Diğer eşyalar kule tarafından değeri ölçülüp kulenin para cinsinden ödenirdi.
Şuan envarterin köşesinde yer alan para miktarına baktı.
10+(50) puan. On başlangıçta denemeye giren herkese verilen puan. Elli ise onun eşyalarının bedeli.
Ne yazık ki büyülü eşya yoktu. Kırmızı oda ile başlamadığı için bu şeyler fazla bir değer etmedi.
Oyunda ki tüccarlar da kapı renklerine ayrılır. Mavi kırmızı Yeşil ve Mor. Örneğin Mor renk giyinen tüccara iyi bir kılıcı çok ucuza satarsın aynı şekilde büyülü bir küreyi kırmızı giyinen tüccara ucuza satarsın. Çünkü her tüccar kendi alanı ile ilgili eşyalarla ilgilenirler. Bir kılıç mor tüccar da on puan ise kırmızı tüccar da beş katı ile satılır.
Bu bilgiyi bir kaç alışverişten sonra keşfetmişti. Oyun bilgileri sana hazır bir şekilde vermiyordu. Kendin keşfetmen gerekiyordu. Bu yüzden yıllar içinde ne kadar çok oynasa o kadar çok ayrıntı öğrenmişti.
Mağaza kullanmak için seviye atlamalı yada oyunda öğreneceğin bir ayrıntı daha bir miktar peşinat ödeyerek de açabilirsin.
Dikbuk tüm bu bilgileri o gözlüklü kız yüzünden açıklamak istememiş olmalıydı. Başka bir soru sorulmadığı içinde açıklamak zorunda değildi.
Mağaza tüccar dışında daha az etkinliğe sahipti. Seri üretim ürünler satardı. Bir tüccar seviyen ilerledikçe önemli olmaya başlardı.
[On puan peşinat ile mağazaya erken erişim sağlanacak onaylıyor musunuz?]
Akai şeffaf ekranı onayladığında neden yeni başlayanların erken erişim istemeyeceği de ortadaydı. Zaten kuleye giren herkese verilen sabit tutar on puandı.
Gözlerini hızla mağazada gezdirdi.
Eski kullanılmış hançer, çatlak kılıç, paslanmış kalkan... Bütün eşyalar boktan.
Ancak Akai listenin sonunda yer alan gümüş çan'a gözlerini dikti. Şamanın kutsaması tükenen gümüş çan. İçlerinde en değersiz görünen eşya bu labirentte onu kurtaracak şeylerden biriydi. Diğer eşya kırmızı ip ve son olarak da zehir direnci veren acı şeker.
Üçü de savaş için uygun değildi.
Mağazayı kapatmak üzere en ucuz silah gözlerine çarptı.
Kırık mızrak parçası.
[Şamanın kutsaması tükenen çan 15 puan 1 adet, kırmızı ip 10 puan bir adet, acı şeker 12 puan 3 adet, kırık mızrak parçası 13 puan bir adet toplam 50 puan onaylıyor musunuz?]
Akai bu kötü isimlere sahip parçaları satın alırken puanın yetmesinden dolayı memnun kaldı.
Labirent durmadan değişiyordu. İz bırakmak mantıksız bir çözüm duvarların yenilendiği bu yerde en iyi yöntem kırmızı ip. Mısır mitolojilerinde kaybolanlara yön gösteren Tanrıça'nın bir yeteneğinin nesnelenmiş hali. Daha çok kopyalanarak kötü bir imitasyonuydu. Gerçek yetenek ile arasında dünya fark vardı.
Akai kırmızı ipin ucunu geride bırakarak ilerledi
Şaman'ın kutsaması tükenen çan her ne kadar kutsama tükenmiş olsa da normal bir çandan farklı işlev görürdü.
Zayıf Hayalet (seviye 1)
[Açıklama: kinleri ile ölenler yamadan kaçtılar. Onlar bu dünyadan kopamayan mahluklar]
Açıklama oyunu oynarken bile onu etkilemişti. Yarım kalan işleri yüzünden bu dünyayı terk etmek istemeyen gönülsüz ruhlar gerçekten gerçek hayatta varolmuş olsa ne olurdu diye düşünmüştü. Şimdi oyun gerçekliğe benzediğinde hiç de acınası durmuyorlardı. Beyaz ruhların yarı saydam görünümü ortaya çıktığında Akai elinde ki çanı sallamaya başladı. Çirkin görünümleri bu dünyada nasıl öldülerse öyle kalmaya devam etmişti.
Oyunun baş kahramanı Kahir onları gördüğünde düşüncesi aklına geldi.
"Onlar için üzülmem gerekir mi? Eğer en ufak bir hüzün hissedemiyorsam insanlığımı kaybetmiş olduğum anlamına mı geliyor? Şunlara bak ne kadar da iğrenç..."
Zayıf dereceli ruhlar oyunda ki gibi kaybolmadı ancak Akai ile aralarında mesafe bıraktı. Bir ruhtan doğruca maddi zarar almadınız. Her ruh içinizden geçtiğinde beden ısısı düşmeye başlar yaşam enerjinizi yavaş yavaş sömürerek öldürürdü.
Yöntemi bilmek çok kolaylaştırmış olsa da yöntemi bilmeden denemeye gelen kişiler için sonu ölümle bitecek bir bölümdü.
Kahir'in düşünme şeklini hala anlayamamıştı ancak onun bakış açısından bu ruhlar acınası değil iğrençti.
Akai ruhları geçtikten hemen sonra acı şekeri ağzına attı.
[Acı şeker tüketildi. Otuz dakika zayıf zehir direnci elde edildi.]
Zehir direnci duvarların etrafını saran mavi florasan renginde ki yosunlar nedeniyle almıştı. Yolu aydınlatsa da havaya yaydıkları zehir halisülasyon yaratıyordu.
Üstelik zehirlenene kadar ortamda ki zehrin farkında olmuyordunuz ne bir uyarı ne de zayıf hayaletlerde ki gibi açıklama vardı.
Doğal zehir için bilgi çıkması tek bir şekilde sağlanırdı. Botanik mesleği edinmek yahut elflerin doğuştan edindiği doğa yatkınlığına sahip olmak. Denemeye giren ilk kişilerde bu tür özellik çıkma olasılığı çok düşük hayatları boyunca bitkilerle ilgilenen insanlarda oluşabilecek bir özellik o kadar düşük bir ihtimal ki Akai bunu düşünmedi bile.
Sürekli baş kahramanın buna benzer denemeler de yaşadıkları ve düşünceleri aklına gelip durdu.
Belki de yalnız ilerlediğinden ancak Kahir bu mavi florasan renkte parlayan bu bitkileri gördüğünde "Kadın gibi... Güzel ancak zehirli" diye düşünmüştü.
Akai gülmeden edemedi. Gerçekten güzel ancak gizlice zehirleyen bu bitkileri kadına benzetecek başka kimseyi tanımıyordu.
Her yarım saatte bir acı şeker tüketmeye devam etti.
[Acı şeker tüketildi. Otuz dakika zayıf zehir direnci elde edildi.]
...
[Acı şeker tüketildi. Otuz dakika zayıf zehir direnci elde edildi.]
Son şekerin süresi bittiğinde neredeyse hayalletli yol da dahil iki saattir yürüyordu.
Son engel için karanlığa gözlerini dikti.
Kırık mızrak parçasının ucunu elinde hançer gibi tuttu.
En zorlu ve en çok çekindiği yere gelmişti.
****