KEFENE SARILMIŞ BİR BEDEN

675 Words
Bir silah... Bir kurşun... Binlerce hatıra... Bilinçsizliğe adım atan titrek bedenim acıyla kavruluyordu. İnsan bedeninde ne kadar acı kapasitesi vardı? Aşmıştım bendimi... Karanlık apansız bir acımasızlıkla parlayan ışığını yüzümden esirgiyordu. Titreyen dizlerim yere çöktüğünde nefesim dar geliyordu boğazıma. Hissettiğim acı o kadar berraktı ki! Kelimeler yoktu, saf bir acı vuku bulmuştu tüm bedenimde. O acıdan başka hiçbir şey yoktu bedenimde. Gözlerimden akan yaşların haddi hesabı yoktu. Titreyen ellerim telefonu duvara fırlattı. Nasıl söyleyecektim? Nasıl? Nasıl?! Nasıl... Ayağa kalkmayı denedim, olmadı. Odama çöken karanlık beni öyle içine almıştı ki, dışarı atsam adımımı var olan her şey son bulacak gibiydi. Gözlerimden akan yaşlar dur durak bilmiyordu. Ağzımdan kaçan bir çığlık ve o çığlığın yaptığı çığ etkisi... Bedenime fazla geliyordu bu kadar acı. Çığlıklarım birer birer döküldü dudaklarımın arasından. Odama gelen ilk önce annem oldu... Sonra da elinde tüfeğiyle gelen babam... Annem sırtımı sıvazladı ve "Mihri" dedi, "Ne oldu?" Dudaklarım aralansa da bu daha çok çığlık atmamdan başka bir işe yaramamıştı. Hissiz bedenim yalnızca acıyla kavruluyordu. Annem endişeyle bana bakmaya devam ediyordu. Hemen gözleri doldu onun da... Dayanamazdı ki kızlarına... Ben nasıl söyleyecektim? Nasıl? Allahım, nasıl? Babam elindeki tüfeği indirip yanıma oturdu ve o da elini sırtıma koydu. Bir şey demezdi babam... Anlatana kadar yanında beklerdi sadece... Gözlerim tüfeğine ilişti bir an. Yutkundum ve gözlerim yaşlarla dolu dolu olmaya devam ederken gülümsedim. "Defne, Yiğit'e evleneceklerini sana söylerlerse 'Babam seni tüfeğiyle vurur' demişti baba, biliyor muydun?" dedim ağzımdan kaçan hıçkırıklara rağmen gülümsemeye çalışırken. Annemin gözlerinden dökülen yaşlar, ben ona sarılınca daha da arttı. Kendimi ondan ayırabildiğimde gözyaşlarım hızla akmaya devam ediyorlardı. "Anne..." dedim onlar bana endişeyle bakarlarken. Kirpiklerim titrerken derin bir nefes aldım ama yetmedi. Yetmeyecekti. "Defne ve Yiğit..." Gözlerimi ondan kaçırdım. Annem kalbini tuttu. "Ne? Mihri, ne? Ne oldu!" diye bağırdı yüzüme doğru. Nasıl söyleyecektim? Dilimin ucundan çıkmıyordu kelimeler... Annem beni hızlıca sarsınca gerçekliğe dönebildim. "İkisi de evlerinde öldürülmüşler anne!" ----------------- Bir acı ne kadar yakabilir insanı? Ya da bir insan ne kadar yanabilir kül olmadan? Küldüm ben şuanda ama bir Anka değildim; küllerimden doğamayacaktım. Tabutları elden ele taşınırken hissettiğim acı, dehşet vericiydi. Eğer kolumda Sarp olmasaydı, yeri boylayacağımın farkındaydım. Gözlerim en küçük tabuta kayınca nefesimi tuttum. Annem istemişti, Elif'in de mezarı olmasını... Doğamasa bile ablamın bebeği, onu unutmamalıydık. Annemi tutan eller, Yiğit'in annesi Selda teyzeden başkası değildi. Mezarların gömülmesini beklerken babamı gördüm. Öylece Elif bebeğin tabutuna bakıyordu sadece... Sonra Defnenin...tabutuna kayıyordu gözleri. Elleriyle akan göz yaşlarını sildi. Yanında Yiğit'in babası Serhan amca vardı. Babam birden olduğu yere çökünce kalbim korkuyla sancılandı. Ona doğru gidecektim ama gözlerim kararmıştı. Ayaklarım bedenimi taşıyamıyordu artık. Babam tabut mezara koyulacakken son anda durdurdu imamı... Sonra da sarıldı tabuta... "Kızım..." dedi. Öyle bir haykırıştı ki bu, insanın kanı donuyordu. "Dayanamıyorum Defne! Daha torunumuzu kucağımıza alamadık ki Defne... Daha çocuğunun adı için tartışmadık ki Defne... Kızım..." Haykırışı her hücreme buz etkisi yaratıyordu. Gözlerimdeki apansız yaşlar, yaşadığım dehşetin ölçütlerini göstermiyordu bile... "Mezarına toprak atamam Defne... Üşürsün sen orada! Beyaz sevmezsin ki hem sen... Kefen hiç yakışmadı sana kızım... Canım kızım..." Daha fazla dayanamadı bedenim, oracıkta çöktüm olduğum yere. Sarp yanımda yere çöktü ve beni kucağına çekti. Kızaran gözleri bende değil, geride yas tutacak bir aile bırakan, ölmüş ailedeydi. "Sarp..." dedim babamı Defnenin mezarından uzaklaştıranları izlerken. "Sarp ben dayanamıyorum..." Cümlem o kadar sıradandı ki! Tarif edemiyordum içimdeki acıyı. Alev alev yanıyordu içim, söndürecek bir damla su yokken hemde. "Elimden bir şey gelmiyor Sarp, dayanamıyorum." dedim gözlerim tabutun mezarına koyuluşunu izlerken. Ellerim ve ayaklarım titriyordu. Nefes alamıyordum. Toprak atılırken mezarına, buradan izlemek o kadar korkunç ki Defne... Ablam... Ben ne yapacağım şimdi? Sarp'ın dudakları alnıma dokundu ve geri çekildi. En solda Bordoların yanında duran Sonat, bembeyazdı. Ellerinin boğumları sıkılmaktan morarmaya yüz tutmuştu. Gözlerim diğer Bordolara kaydı, hepsi buradaydı. Tıpkı Yiğit'in tüm taburunun burada oluşu gibi... Etrafta rütbeli askerler kol geziyordu. Gözlerim bu kez Yiğit'in küçük versiyonuna kaydı. Pusat... Giydiği siyah takım elbisesi toz ve topraktı. Yeşil gözlerinin altı morarmıştı. Ve sadece Yiğit'in mezarına bakıyordu. Gözlerim tekrar tabutlara kayınca gözlerim ikinci kez karardı. Gözlerim tekrar görüşünü bulabildiğinde Defne'nin mezara koyuluşunu izledim... O kadar ölümcül bir manzaraydı ki! "Sarp!" diye bağırdım herkesin bana dönmesini umursamadan. "Kafama sık Sarp! Dayanamıyorum..."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD