Sadece evi tarif ederek, hiç konuşmadan eve geldiğimizde rahatlamayla nefes aldım ve adama döndüm. Evi kulübe o kadar da uzak değildi. Kapıyı açıp tek ayağımı dışarı çıkardığımda ayakkabıları ona geri vermem gerektiğini fark ettim.
"Burada beklersen sana ayakkabılarını geri getirebilirim." El frenini çekip sırtını koltuğa iyice yasladı ve göz ucuyla bana baktı. İtiraf etmeliyim, oldukça karizmatik bir hareketti.
"Bekliyorum." Arabadan inip Cemre'lere doğru hızlı adımlarla yürüdüm ve apartmana girdiğimde koşarak üst kata çıktım. Zile deli danalar gibi basarken Cemre kapıyı açıp yüzündeki dehşet ifadesiyle bana baktı.
"Neler olduğunu anlatacağım ama önce bana bir ayakkabı ver." Gözleri yüzümden ayağıma kaydığında dehşet ifadesine bir de çatık kaşlarını ekledi. "Hadi!" Bağırmamla başıyla onaylayıp ayakkabılıktan bir spor ayakkabısını bana verdi ve ben de ayağımdaki ayakkabılardan kurtulup ayağıma onları geçirdim.
"Aynaya bakmak ister misin?" Sorduğu soruyla kaşlarımı çatıp ona baktım.
"Ne?" Yüzünü buruşturarak yüzümü işaret ettiğinde ne demek istediğini anlamıştım, dün gece sarhoş ve yüzümde bir tonluk makyajla uyumuştum ve o adamla bu suratla konuşmuştum. Yani, beni ciddiye alması bile iyi bir şeydi. Korna sesini duyduğumda sinirle elime adamın ayakkabılarını aldım ve koşa koşa merdivenlerden inerek apartmandan çıktım. Arabaya gidip kapıyı açtığımda yüzünde ukala bir gülümsemeyla bana bakıyordu.
"En azından yüzümü yıkamam için beni uyarabilirdin." Dişlerimin arasından konuşup ayakkabıları koltuğun önüne koydum.
"O sırada paketle ilaç getirmekle meşguldüm." Kaşlarımı çattığımda dudaklarının kenarının tekrar kıvrıldığını gördüm. Bakışlarımı ordan çekmek için başımı iki yana salladım.
"Tamam, teşekkür ederim, her şey için." Yüzüme aval aval bakmaya devam ettiğinde cevap vermeyeceğini anlayıp kapıyı sertçe kapattım ve apartmana doğru ilerlemeye başladım. Ama arkamdan gelen korna sesi beni durdurmaya yetmişti. Omzumun üstünden geriye baktığımda camı indirip eliyle gel işareti yaptığını gördüm. Yaptıkları için minnettar olduğum için tıpış tıpış geri döndüm ve camın önüne geldiğimde durdum.
İçerden elini uzattığında şaşkınlıktan ağzım hafifçe aralanırken o samimi bir şekilde gülümsedi.
"Ekim." Adını söylediğinde yutkunarak ben de elimi uzattım ve kısaca tokalaştık. Elim, onun elinin içinde kaybolduğunda gülmemeye çalışarak elimi geri çektim.
"Güneş." Dudağının kenarı tekrar yukarı kıvrılırken gözlerim yine oraya kaydı. Bir erkeğe göre fazla güzel dudakları olması, içime kıskançlık tohumları saçıyordu. Dudak çizgisi fazlaca belirgindi. Ayrıca öyle büyüktü ki, onu öpmeye kalksam tek seferde yalnızca 4'te 1'ini öpebilirdim. Yani üst dudağının yarısı ve alt dudağının yarısı ve sonra diğer yarılar gibi.
"Peki, Güneş." İsmimin ağzından çıkışı düşüncelerimi dağıtırken, ona baktığımı fark ettiği için utançla başımı yere eğdim. O ise sadece camı kapatıp ona daha fazla bakmamı engelledi ve gaza basarak önümden geçip gitti. Kendi kendime göz devirerek apartmana koştum ve olanları Cemre'ye anlatmak için kafamda düzenlemeye başladım.
***
"Ne yani, öylece seni kurtarmış mı?" Cemre'nin sorusuyla omuz silktim.
"Sanırım bazı insanların içinde hâlâ iyilik var." Cemre gözlerini kıstı.
"Güneş, eminsin değil mi bir şey olmadığına?" Kaşlarımı çattım.
"Olsa fark ederdim herhalde!" Oturduğumuz koltuktan kalkıp mutfağa doğru ilerledim. Aslında Ekim'in yanında karnımdan tuhaf sesler çıkmadığı için şükretmem gerekirdi. Dolaptan kahvaltılık bir şeyler çıkarırken Cemre'nin de pıtı pıtı peşimden geldiğini duyabiliyordum.
"Güneş?" Bunu Güneeeeeeş olarak, sevimli olduğunu sandığı bir tonda söylemişti. Tek kaşımı kaldırıp ona döndüğünde sırıttığını gördüm. "Bugün de gidelim mi? Sarp gelebileceğimizi söyledi." Sarp, yani Cemre'nin bizi reşit olmamamıza rağmen bara alan barmen sevgilisi.
"Ben bir daha içmemeye yeminliyim. Bir kez daha sarhoş olursam yine kurtulacağımı zannetmiyorum." Cemre söylediklerimle kaşlarını çattı.
"İçkiler bedava diye tüm barı içmene gerek yok zaten. Sadece otururuz."
"Sarp'la takılıp beni yalnız bırakacaksın." Gülümsedi.
"Hayır ya, sen de bizimle takılırsın. Lütfen, tek başıma gidemem." Gözlerimi devirip başımla onayladım. Eğer içmezsem eğlenceli olabilirdi, ama kesinlikle içmemeliydim.
***
"Ne demek ayakkabılarını kaybettim?" Cemre'nin kükrercesine sorduğu soruyla sevimli görünmeye çalışarak gülümsedim.
"Bi adam tarafından tacize uğuruyordum, Ekim olmasaydı belki daha kötü şeyler olacaktı ama senin umursadığın şey ayakkabı mı?" Cemre kaşlarını havaya kaldırdı.
"Adı Ekim mi?" Başımla onayladığımda gülümsedi. "Yakışıklı mı?" Gözlerimi devirdim.
"Bizden 12 yaş büyük." Cemre üzgünce dudaklarını büzüp elbisesini giymeye devam etti. Ben de bordo, pileli eteği olan elbiseyi üzerime geçirdim. Aslında çok fazla bu tür elbise almıyorduk ama Cemre'nin ablası öyle bir mağzada çalışıyordu ve bize de bazen elbise getiriyordu. Tabii ablasının bu elbiseleri nerelerde giydiğimizden haberi yoktu, ama olsundu. Ayrıca Cemre, çıkarken barda unuttuğum çantamı da almıştı, yani hâlâ bir telefona sahiptim.
Ayakkabılarımızı giyip evden çıkarken anneme bu gece de Cemre'de kalacağıma dair bir mesaj attım. Aslında beni pek umursadığı yoktu ve ben de ondan kaçmaya çalışıyordum ama haber vermem gerekiyormuş gibi hissediyordum. Cemre'nin ailesi bu gece ve yarın gece evde olmayacaktı, bu da bize bugünler de bara gitme fırsatı veriyordu.
Bar, Cemre'lerin evinden 15 dakikalık bir taksi yolculuğu kadar uzaktı. Tüm paramızı taksiye vermek zorunda kalsak da, bu kıyafetlerle yürüyerek gitmek pek akıl kârı değildi.
Barın önüne geldiğimizde saat 12 olmuştu. Sarp bizi bekliyordu ve güvenliği umursamadan Cemre'nin beline elini koyarak bizi içeri aldı. Tabii ki sevgililerin yanında üçüncü kişi olarak gitmek berbat bir şeydi ama Cemre'nin yalnız gitmesi daha kötü olurdu. Kalabalığı yararak içeri geçtik ve terle karışık içki kokusunu içimize çeke çeke boş bulduğumuz bar taburelerine oturduk. Çantamı çıkarıp tezgaha koyduğumda Sarp da işini yapmak için karşımıza geçti ve Cemre ile konuşmaya başladı.
"Bugün çok içmemeye çalış." Sarp'ın benimle konuştuğunu fark ettiğimde ona dönüp yapmacıkça gülümsedim.
"İçmeyeceğim."
"Sen bilirsin yine de ama barın sahibi ve grubu sahneye çıkacak. Müzikleri iyidir!" Başımla onaylayıp ilgileniyormuş gibi görünmeye çalıştım ve etrafa göz gezdirdim. Böyle kalabalık yerlerden nefret ediyordum aslında, bir süre sonra her yer ter kokmaya başlıyordu ve bu koku yoğun içki kokusuyla birleşince dayanılmaz bir hâl alıyordu. Neyse ki buna sadece burnumuz kokuya alışana kadar dayanmak zorundaydık. Ama etrafta sürekli bize sürterek dans eden insanlar ve gürültülü müzik, dayanılacak türden değildi. Buna dün gece deliler gibi içki içerek katlanmıştım ama bu gece ne yapacağım konusunda pek bir fikrim yoktu.
"Sarp! Kızlar!" Ensemde hissettiğim nefes ve duyduğum ses kendini doğru orantıda hissettirirken irkilerek arkama döndüm. Ağzından leş gibi içki kokusu yayılan bir adam yayık yayık sırıtarak Sarp'a bakıyordu.
"Kızlar, bu Okan." Adının Okan olduğunu öğrendiğimiz yirömili yaşlarındaki çocuk bize dönüp sırayla gülerken Sarp devam etti. "Kız arkadaşım Cemre ve arkadaşı Güneş." Okan kaşlarını kaldırarak bana baktığına bar tezgahına dönüp ona bakmamaya çalıştım. Ama o yanımdaki tabureye yerleşerek bana döndü. Kaşlarımı çatıp gitmesini söylemek için ona döndüm.
"Kaç yaşındasın sen ya?" Sorusuyla zaten çatık olan kaşlarımı daha da çattım. Tamam reşit değildim ama alnımda yazmıyordu ya bu!
"20." Söylediğimle Sarp'ın kahkahasını duyarken sinirle ona döndüm.
"17 yaşındalar ya, ben aldım içeri." Sarp'a susması gerektiğini işaret eden bakışlar göndersem de bu onu susturmamıştı. Sinirle yanımdaki Cemre'ye baktığımda, sadece Sarp'ı izlediğini gördüm. Buradan gitmem gerekiyordu, hem de hemen.
"Eh, bana müsaade." Ayağa kalktığım an duyduğum sesle yere çivilendim ve arkama dönüp sahneden gelen sese baktım, herkesle birlikte.
"Merhaba, dün gelemediğimiz için üzgünüm. Ufak bir aksilik çıktı." Mikrofonun ardında duran adamın sesi oldukça tanıdıktı. Ama miyop olmam işleri zorlaştırıyordu. Gözlerimi kısarak tekrar baktım.
Ekim.
"Bu şarkı seks hakkında, sizin favoriniz."