TEKLİF

1240 Words
Asena'dan Malikane'nin bahçesine girer girmez arabalar hızla park olmuş, bizde tek tek inmiştik. Önümde ilerlemeyen korumalara bakarken kaşlarım çatılmıştı. Bakışlarım önde avına odaklanmış bay Axton'a kayınca anlamaz gözlerle ona baktım. Anlaşılan siniri geçmemişti. "Beni takip et Asena, diğerleri görevinin başına" diyip önüne dönünce bıkkın bir nefes verdim. Şimdi birde boş konuşma mı dinleyecektim? Yavaş adımlarla onu takip etmeye başladım. Bir kapıdan girip gözden kaybolunca adımlarım hızlandı. Açık kapıdan girer girmez etrafa baktım. Şimdi nereye gitmişti bu adam? Az ilerde gördüğüm oturma odası olduğunu düşündüğüm odaya doğru yürüdüm. İçeriye bakınca içkisiyle tekli koltuğa oturmuş beni bekleyen adamla sert bir soluk bıraktım. İçeriye doğru adımlayıp tam ortada durdum. "Gece kulübü olayı içinse..." "İşi bırakmayacaksın" dedi bir anda yüzüme hiç bakmadan. Kaşlarım çatıldı. "Bu ne demek oluyor bay Axton?" "Başka bir asker bu malikaneye giremez, izin vermem" dedi. Çenem sinirle seyirmeye başlarken "Neden?" diye sordum. "Çünkü ben öyle istiyorum" dedi yüzüme dönüp. "Bu iş bana göre değil bay Axton. Dağlara dönüp terörist avlamayı tercih ederim" dedim. "Gidersen git ama bu malikaneye başka asker giremez" dedi. "Sizin sorununuz ne bay Axton?" "Bir sorunum yok" "Sizin hayatınız bana uygun değil" dedim. Artık sinirim bozulmuştu. "Güçlü görüntünün aksine çok zayıfsın" dedi bana umursamaz bir şekilde bakarken. Ne söylemem gerektiğini düşünürken gerilmiştim. İkinci kez zayıflığımı yüzüme vurmuştu. "Bunu bir daha söylemeyin" dedim. Sesim sert çıkmıştı. "Neyi? Zayıf olduğunu mu?" diye sordu alayla. Ağzını kırıp kırmamak ve cevap verme arasında gidip gelirken "Bu sizi ilgilendirmez" dedim. Bu adamın sorunu neydi? Ben kızları düzemediği için kızgın sanırken o saçma sapan şeyler den bahsediyordu. "Duru'yu kaybettikten sonra kendine gelemedin" dedi birden bire. İşte bu son damlaydı. Hızla üzerine yürürken ayağa kalkıp bardağı yere attı. Onu sert göğsünden geriye iterken kolumu sertçe tutup beni kendine çekti. "Çek lan elini üzerimden" diye bağırırken yüzlerimiz çok yakındı. Ben bağırırken onun yüzünde boş bir ifade vardı. "İntikam almana yardım edebilirim" dediği zaman bedenim tüm işlevlerini durdu. Delici mavilerine, keskin elalarımla bakarken ikimizde karşımızdakinin tepkisini ölçüyorduk. Kendime gelince tekrar onu ittim. Bu aralar fazla temas ediyorduk ve bu hiç hoşuma gitmiyordu. "Ne intikamı?" diye sorunca, kalktığı yere oturdu. Bakışları yüzümde gezerken "Duru'nun intikamı" dedi. Benim hayatımı araştırmıştı elbette ve şimdi zayıf nokta mı bana karşı kullanıyordu. "Bunu neden yapasınız?" "Karşılıklı çıkar ilişkisi diyelim" "Ordan bakınca vatan hainine mi benziyorum bay Axton?" diye sordum sinirle. Ne isteyeceğini tahmin etmek zor değildi. "Ufak bir iyilik" diyerek beni düzeltti. "Sizin ufak bir iyilik dediğiniz benim için vatan hainliği. Bunu asla yapmayacağım" dedim kararlılıkla. "Yapacaksın" dedi ifadesini hiç bozmadan. "Kendi intikamı mı kendim alırım" diyerek arkama döndüm. Ben yürümeye başlarken "Ben araştırma yapmaya başladım" dedi. Boğazıma takılan yumruyu yutmaya çalışarak ordan ayrıldım. Ben buraya adaleti sağlamak için gelmiştim, şimdi benden ihanet etmemi bekliyordu. Ama bunu asla yapmayacaktım. Ben vatan haini olarak hayatıma devam edemezdim. Bu kesinlikle olmazdı. Acaba katilleri bulabilir miydi? Eli kolu uzundu, belki de bulurdu. Allahım sen beni vatanıma ihanet ettirme. Duru'nun ölmesi benim dünyam için büyük yıkımken, bay Axton ile iş birliği yapmak ülkemin, masum ülkelerin canını yakmak demekti. Akacak her kanda benimde parmağım olacaktı. Bunu nasıl kabul edebilirdim? O gece onu orda görmüştüm, kaçak işlerle uğraştığı belliydi. Kim bilir kaç kişinin ölümüne sebep olmuştu bugüne kadar? Şimdi de ona çanak tutmam için beni sıkıştırıyordu. Kararımı vermiştim, akıl sağlığımı korumak için burdan en kısa sürede ayrılmam gerekiyordu. Zayıf noktamı bilenlerin sayısı gün geçtikçe artarken kendimi son derece huzursuz hissediyordum. Malikane den çıkıp hiç bir yere bakmadan müştemilata geçtim. Rahatlamak için kısa bir duş aldıktan sonra kendimi yatağa bıraktım. Kendimi o kadar yıpranmış hissediyordum ki... Sanki tüm hayat üstümden geçmiş gibi ezik hissediyordum. Gücüm sadece dış görünüşümde kalmış, içim küçük bir kız çocuğu gibiydi. Bazı çocuklar erken büyümek zorundaydı, şımaracak birini bulamayan çocuk hızla büyüyüp kendini kurtarmak zorunda kalıyordu. Çünkü bizim başka seçeneğimiz yoktu... Sabah geceden kalmış gibi uyanmıştım. Üzerimde geçen günlerin ağırlığı varken elimi yüzümü yıkayıp takım elbise mi giydikten sonra müştemilattan çıktım. Komutan dan henüz bir haber çıkmadığı için görevime devam etmek zorundaydım. Mutfağa girip biraz atıştırdım. Korumalar hazır olurken bende hazır bir şekilde bekledim. Önce bay Axton aracına yerleşti, ardından tüm korumalar. En son ben binmiştim arabaya. Yine holdinge gitmiştik. Holding'ten içeriye girerken derin bir nefes aldım. Korumalar asansöre kadar Axton'a eşlik etmişti. Axton asansörün önünde durup bana baktı. Eliyle ona doğru gitmemi işaret ederek "Sende işinin başına dön" diyerek baş korumasını yolladı. Ben yanına gelince yana çekilip "Asansöre bin" dedi. İlk biraz tereddüt etsem de asansöre bindim. Benden hemen sonra o bindi. Dar asansör de kokularımız birbirine karışmış, sessizlikten ikimizin nefes alışverişi bile duyuluyordu. Tepe kata çıkarken uzun sayılacak dakikalar lazımdı ve ben onunla baş başa kalmayı sevmiyordum. Bir parçam ilk kez bir erkeği ilgi çekici bulurken, bunun benim için iyi olmadığına karar vermem zor olmuyordu. Asansör durunca onun inmesini bekleyip bende indim. Odasına doğru yürürken bir anda durup açık kapıyı gösterip bana baktı. "Bu oda bundan sonra senin. Eşyalarını buraya taşı" dedi. İyide burası onun asistan yada sekreterinin odası değil miydi? "Odaya gerek var mıydı?" diye sorunca "Evet vardı. Bu sayede beni daha iyi kontrol edebilirsin" dedi. Bu durum beni şaşırtırken o odasına yürüyüp kapısını kapattı. Bende boş odaya girip etrafta göz gezdirdim. Dosya dolu raflar, bir masa ve bir sandalye dışında bir şey yoktu. Sandalyeye doğru yürürken, yan odaya baktım. Bir şeyler imzalıyordu. Bakışlarımı ondan çekip dönen sandalyeye oturup camdan dışarıyı izlemeye başladım. İlk defa bu kadar yükseğe çıkmıştım. Tüm şehir sanki ayaklarımın altındaydı. Bu iyi hissettirmişti tuhaf bir şekilde. Sanki lider gibiydim. Pabucumun lideri. Şu yan odada ki adam olmasa bu kata kadar nah çıkardım. 12 civarı Gelen giden sekreter, dosyalar derken saat 12 olmuştu. Axton'un çıkmasını bekliyordum çıkmak için. Sürekli oturmaktan bunalmıştım. Yine asansörün sesi gelince bıkkın bir nefes verdim. Ayağa kalkıp odanın içinde bir kaç tur atarken bir anda kapım çalındı. Kimseyi beklemediğim için çatık kaşarla kapıya baktım. Büyük bedeniyle içeriye giren komutan ile rahat bir nefes verdim. "Gelebilir miyim Asena?" "Elbette, Hoşgeldiniz komutanım" diyerek onu kendi oturduğum sandalyeye davet ettim. Çünkü başka sandalye yoktu. "Birlikte yemek yiyelim istersen" dedi. "Oturur musun komutanım lütfen" dediğim zaman konuyu anlamış olmalı ki derin bir nefes alıp sandalyeye oturdu. Ben ne söyleyeceğini beklerken komutan sessiz kalmıştı. "Benim konuyu üstlerle konuştunuz mu komutanım?" Bakışlarını masadan gözlerime çıkarıp, ardından yan tarafıma çevirdi. Bende yana dönünce Axton'un iyice sandalyesine yaslanmış bizi izlerken görünce kaşlarım çatıldı. "Konuşma senin için olumsuz geçti." dedi ve durup derin bir nefes aldı. "Çünkü Axton efendi senin dışında hiç bir askeri malikaneye sokmayacağını özellikle belirtti. Bir süre idare etmek zorundasın" dedi. Kasıldığını bedeninden anlıyordum. Benim de umutlarım yerle bir olmuştu. Yine yapacağını yapmıştı pislik. "Bu görevi reddedersem ne olur?" "Dosyan biraz kabarık Asena, sence ne olur?" "Kovulurum" dedim sert bir soluk bırakırken. "Aynen öyle. Eğlence tarzı yerleri sevmediğini biliyorum, bunun senin için zor olduğunu da biliyorum Asena. Eğer durumu idare edemeyeceğin bir noktaya gelirsen başka şeyler düşüneceğim" dedi. Çareler araması benim için güzeldi ama onu zor durumda bırakmak istemiyordum. "Boşver komutanım" dedim yenilgiyle. Komutan sandalye den kalkıp "Biraz zamanım var, yemek yiyelim" dedi. Cevabı baklemeden kapıyı açınca yan odaya döndüm. Ama orda kimse yoktu. Neyse ters bakışı sonra atardım. Kapıdan çıkınca "Nereye Asena hanım?" diye soran adama ters bir bakış attım. Asansörün dibinde bekliyordu pislik. "Yemeğe" diye kısa bir cevap verdim. "İş görüşmesi için gidiyorum" diyerek asansörü çağırdı. Ben dönüp komutana bakarken onun yüzü gergin, yumruğu sıkılıydı. "Yemek sözüm olsun komutanım" dedim. Komutan ile asansöre yönelirken aramızda bilmem kaç şiddetinde elektrik akımı vardı. Asansör gelince ikisi de önce benim binmemi bekledi. Ben bindikten sonra Axton, daha sonra İlker komutan bindi. Hayatımın giderek karmaşıklaştığını hissediyordum ve elbette başımın belaya gireceğini de...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD