Asena'dan
Duş alırken beynimin uğultusu ile mücadele ediyordum. Axton'un öpücüğü bana kötü hissettirmediği gibi, iyi hissettirmişti. Bu adamın üzerimde ki etkisini sevmiyordum. Bana hiç yapmayacağım şeyleri yaptırırken son derece iyiydi. Benim bile yenemediğim duygularımı tek tek ezip geçmesine müsaade ediyordum, hemde beni zorlamadan bunu başarıyordu.
Hem içimde ki kapalı taraf, hemde dışım buna uyum sağlarken beynim şaşkın haldeydi. Bastırılmış duygularımı bir mafyanın ortaya çıkarması nasıl bir olaydı? Mafya denince aklıma her türlü kötülüğü yapan piçler gelince, şimdi bende onlardan birine söyleyemeyeceğim şeyler verme derdine düşmüştüm. Acaba çok mu büyük konuşmuştum? Öyle olmalıydı, çünkü ben ve mafya yan yana onu öldürürken anılabilirdi.
Duşumu aldıktan sonra kurulanıp, malikaneye yürüdüm. Axton İlk kapıdan geçtiği için bende oraya gittim. Elimi kapıya koyup açmaya çalıştım ama olmadı. Bir kaç kez deneyip ardından arkamı dönüp yürümeye başladım. Kapı tıkırtısı ile kaşlarım çatıldı. Arkama dönüp kapıya baktım, açılmış mıydı? Geriye dönüp kapıyı açtım, buraya ilk defa girecektim. Malikane gerçekten devasa bir yerdi ve tüm malikane birbirine bağlıydı yani koridor seni istediğin yere götürüyordu.
Loş ışıkta yürümeye başladım ama içim ürpermişti. Korku nedir bilmezdim yani Duru dan sonra bilmiyordum. Ama ilk defa bugün tüylerim ürpermişti. Yürümeye devam ederek merdivenlerin dibine ulaştım. Bakışlarım yukarda ki duvarları bulunca kaşlarım çatıldı.
'Tuvalette bulunan yenidoğan bir bebek, Sofia hemşire sayesinde ölümden döndü' yazıyordu Gazete kağıdı manşetinde. Yukarıya doğru devam ederken küçük bebeğin görüntüleri vardı, bazıları morarmış bir bedene aitken, diğerleri normal bir bebeğin rengindeydi. Şaşkınla yukarıya çıkıp aralık olan kapıya yöneldim. Sert bir soluk bırakıp kapıyı tıklatıp hafif ittim. İçeriye girerken Axton'un bakışları bendeydi.
"Rahatsız etmiyorum umarım" dedim. Eliyle önünde ki sandalyeyi işaret ederek
"Rahatsız olmadım" dedi. Boğazımı temizleyip sandalyeye oturdum.
"Bir haber var mı?"
"21 yaşında, ailenin en küçük bireyi, özel bir üniversite de öğrenci. Baba parasıyla yaşıyan bir asalak kısacası"
"Ne zaman onu öldürebileceğim?"
"Bu işler aceleye gelmez. Önce suçunu kanıtlamak için gece kulübünün etrafında ve gece kulübünün içinde olan kameralar araştırılacak" diyince derin bir nefes aldım. Benim ellerim kan için kaşınırken Axton bana araştırma diyordu.
"Kamera kayıtları silinmemiş miydi?"
"Silmek onları kurtarmaz, tanıdığım en iyi hackerleri görevlendirdim bu iş için. Merak etme uzun sürmez" dedi.
"Diğerlerini bulabilecek miyiz acaba? Tümünü öldürmek istiyorum" dedim.
"Zengin bebeleri kolay öter merak etme. Bir kez ipucu bulunca gerisi gelecektir"
"Umarım dediğin gibi olur"
Axton başını salladıktan sonra bir süre sessizlik oluştu.
"Bir şey sormak istiyorum izin verirsen?"
"Bu bölüme girmek yasak ama senin girmene izin verdim. O duvarda gördüğün haber bana ait. Yani bende piç bir çocuğum" diye hızla konuşunca boğazıma takılan kurulukla ne yapacağımı bilemeyerek boş boş ona baktım. Bunu beklemediğim için gerçekten şaşkındım. Oda mı benim kaderimi yaşamıştı? Bu yüzden mi ona yakın hissediyordum kendimi?
"Yani tamamen Türk müsün?"
"Sapına kadar hemde" dedi.
"Şaşırdım açıkçası" diye itiraf ettim.
"Normaldir" dedi. Dışarıdan bakan biri bunu fark etmezdi ama o da terk edilmişti. Ben kendimi bildim bileli bir yetimhane de iken, o öz olmasa da bir anneyle büyümüştü. Yine de şanslıydı, en azından benden şanslı. Acaba onları hiç aramış mıydı? Ben hiç aramamıştım mesela. Bir süre sessizce oturdu.
"Senin için zor olmalı" dediğim zaman bana boş bir ifade ile baktı.
"Benim annem var Asena. Onların kim olduğunu da biliyorum" dedi beni tekrar şaşkınlığa uğratarak.
"Onları buldun mu?"
Başını olumlu anlamda salladı.
"Ben hiç denemedim" dedim.
"İstersen bulurum?"
"Bilmemek daha iyidir, kimseyi görmek istemiyorum" diye karşılık verdim. Ben kimseyi bağışlayacak değildim, hele ki intikam aldıktan sonra benim de sonum belli değilken. Onlara acımıyorum elbette ama gerek yok bilmeye, görmeye.
"Kadınlar daha duygusal olur derler ama sen farklısın"
"Benim bir tek zayıf noktam vardı bay Axton, onun tabutunu bile taşıyacak gücü kendimde bulamadım. Onun intikamını alırsam dünya da görevimi tamamlayıp bir köşede ölümümü bekleyeceğim" dedim. Sert bir soluk bırakıp
"Ölmene izin vermeyeceğim" dedi.
"Bana büyük sözler verme mafya Axton. Senden öyle bir beklentim yok"
"Seni İlker komutanın merhametine bırakmayacağım" derken bakışları değişmişti. Benimde kaşlarım çatıldı İlker komutan ne alakaydı?
"İlker komutanın bu konuyla ne ilgisi var?"
"O adamın seni sevdiğini anlamayacak kadar kör olamazsın" dedi. Benim korktuğum sorunun cevabını vererek. Bir süre boş boş ona baktım.
"Bu mümkün değil, o kim, ben kim?"
"Bu konuyu hafife alma" dedi. Derin bir nefes alıp ayağa kalktım.
"Bu konu hakkında konuşmak istemiyorum" diyerek kapıya yöneldim.
"Sorunlarından kaçma Asena" dedi. Adımlarım biraz sendelese de durmadım. İlker komutan bana aşık olamazdı, ona o kadar fazla borcum vardı ki sanırım bunu hiç bir şekilde ödeyemezdim. Ben ondan yada bir başkasından asla destek istememiştim ama yapmıştı benim için her şeyi. Şimdi ben istemedim sen yaptın dersem vefasızlığın arşına çıkmış olurdum. Ben bana yapılan kötülüğü belki unuturum ama yapılan iyiliği asla unutmam.
Kendimi malikane den dışarıya atınca bahçede dolaşmaya başladım. Nerdeyse akşam olmak üzereydi. Can sıkıntısından bahçenin yukarısına doğru yürümeye başladım. Black'ın bağlı olduğu yere gelince karşılıklı bir bakışma yaşadık. Bana alıştığı için bağırmıyordu artık. Yanına giderek başını sevmeye başladım. Başından başlayan siyah tüyleri geniş bir alana yayılıyordu. Asaletini anlatmaya gerek yoktu, Sivas kangalı olması, asaletin tanımı için yeterdi.
"Gel sana eşini ve çocuklarını göstereyim" diyen adamla ona döndüm. Bu adamla biraz fazla mı yakınlaşmıştık? Başımı olumlu anlamda sallarken buldum. Eliyle önünü işaret ederken yürümeye başladım. Birlikte büyük bir kulübenin önüne geldik. Anne kangal hemen dışarıya çıkıp bana baktı. Kokumu almıştır illa ki ama yine de zarar vermeyeceğim den emin olmak için bana doğru yaklaştı. Hemen peşinden karışık renkli minikler gelirken anne onlara dönüp hırlar gibi bir kaç kez havladı.
Axton önüme geçerken kokusu burnuma doldu. Bakışlarım saçından başlayıp tüm bedenini süzerken karnıma minik huylandıran bir şeylerin varlığını hissettim. İlk defa anlamlandıramadığım kıpırtılar hissedince afalladım. Giydiği marka tişört üzerine tam oturmuş geniş sırtını gözlerime sunarken, giydiği eşofman altı bedeni ile harika bir uyum içindeydi. Açık kumral saçları, mavinin en güzel tonunda gözleri, yüzünün doğru orantıda ki hatları. Kısaca adam en iyisi gibi bir şeydi. Kendimi yutkunurken buldum. Arkasına dönünce önce göğsüyle bakıştım, ardından bakışlarım koyu mavi gözlerine çıktı. Birbirimize bakarken zaman durmuş gibiydi. Ela'larım ondan ayrılmak istemiyor gibi göz bebeklerine bakarken içimin ürperdiğini hissettim. Axton bana aynı ifadelerle bakarken bakışlarım dudaklarına indi. Kısa bir bakış attıktan sonra bakışlarımı yana çevirdim. Yan tarafıma gelip elini belime koyunca titrek bir nefes bıraktım. Bana hiç bir şey söylemeden benimle birlikte yürümeye başladı. Bahçenin ortasını geçmiş yukarıya doğru devam ediyorduk artık.
Yürüdükçe daha önce malikane de görmediğim şeyler görüyordum. Mesela büyük bir havuz vardı burda ve az ilerde sera gibi bir yer vardı.
"Seni çiçeklerimle tanıştırayım" diyerek seranın kapısını açtı.
"Burası benim hem yaz, hem kış bahçem" dedi. Önden yürümem için yana geçti. İçeriye girince gördüğüm büyük alanla kaşlarım çatıldı. Sera demek yanlış olmazdı, çünkü içeride sebze ve çeşit çeşit çiçek vardı. Arkamı dönüp ona baktım.
"Değişik fantazilerim olduğu kesin" dedi. Başımı olumlu anlamda sallayıp
"Beklemiyordum" dedim. Gerçekten beni şaşırtacak bir şeyler buluyordu.
"Toprakla uğraşmayı seviyorum"
Onun deyimiyle yaz ve kış bahçesinin içinde kısa bir tur attıktan sonra oradan ayrıldık. Zaten akşam yemeği zamanı geldiği için ayrılmıştık. Son zamanlarda hayatımda olan tuhaf olaylar beni iyice şaşırtırken fazla yiyememiş müştemilata geçmiştim.