ŞÜPHE K.

1264 Words
"Bilerek olmamış mış" Resmen her yerimi ellemişti. Şimdi onun yanında durmaya nasıl devam edecektim. Sinirimden kuduruyordum, olduğum yerde duramıyordum. Yok yani belimi kavramışsın, birde oramı buramı niye elliyorsun? Daha kendim bile kendimi o kadar ellememişken, adam beni video izlemeyeyim diye ellemişti. Sinirle merdivenleri inerken birden durdum. Kaşlarım çatılmıştı. Madem o kadar ellettim bari videoyu izleyeyim diyerek indiğim merdivenleri geri çıkarak odaya geri döndüm. Bilgisayar olduğu gibi duruyor, Axton koltuğun üzerinde oturuyordu. Bilgisayara yaklaşıp ikinci video'yu açtım. Sinirimin önüme geçmesine izin veremezdim. Videoyu izlerken arada yan tarafta ki adamı direk ona bakmadan kontrol ediyordum. Arabanın plakası görülünce videoyu oraya sarıp fotoğrafını çektim. Zaten kaçırılma ve plaka vardı video da. "2. Videonun karşılığını verdiğimi düşünüyorum" diyerek sert bir soluk bıraktım. "Karşılığını almadım ama seni kırmayayım" dedi. Ben kapıya yönelirken "O plaka senin işini görmeyecek asker, yine bana gelmek zorundasın" diyen adama ters bir bakış attım. "Neden işe yaramasın?" diye sordum. "O plaka araçla çoktan parçalara ayrılmıştır. Bensiz bulman imkansız" dedi. "Neden imkansız olsun? Bizim de bazı kaynaklarımız var" dedim ses tonumu sabit tutmaya çalışarak. "Senin kaynağın İlker komutan mı?" diye sordu dalga geçer gibi. "Onların elinde daha fazla delil olduğuna emin olabilirsin Asena." diyerek beni şüpheye düşürdü. Ona doğru dönüp "Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?" diye sordum. Bu özgüven nerdendi? "Koskoca Axton'u Suriye de sıkıştıran bir birlikten bahsediyoruz Asena, yani birliğini ne hafife al, nede çok yücelt" dedi. Her sözü bende çarpma etkisi yaratırken. "Yani bunca zaman kandırıldığımı mı söylüyorsun?" "Kandırıldığına eminim ama nedeni ihanet değil. Seni beladan uzak tutmak için olabilir" dedi. "Beni o soysuz piçleri öldürmekten hiç bir güç alıkoyamaz. Kaç kişilerse bulup tek tek cehenneme yollayacağım hepsini" dedim kararlılıkla. "Bana ihtiyacın var Asena" dedi kendinden ödün vermeyen bir ifade ile. "Bunu zaman gösterecek bay Axton" diyerek odadan çıktım. Söyledikleri kafamın içinde dönüp dururken ben ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. İlker komutana güvenim tamdı. Bana ihanet edeceğini asla düşünmüyordum, ne olursa olsun bildiği bir şey varsa bana söylerdi. Yada beni korumak için söylemez miydi? Kafam allak bullak olmuştu. Kendimi müştemilata zor atmıştım. Elimde ki fotoğrafı ilker komutana yollayıp yollamama arasında kalırken, sonunda onu aramaya karar verdim. Telefonu hızlı bir şekilde cebimden çıkarıp İlker komutanı aradım. Her zaman olduğu gibi hemen açmıştı. "Efendim" dedi. "Nasılsın komutanım?" "İyiyim sen?" "İyiyim. Duru'nun dosyasında her hangi bir gelişme var mı komutanım?" diye sorunca kısa bir sessizlik oluştu. İçimde ki şüphe tohumları yavaş yavaş yeşerirken "Henüz kayda değer bir şey yok Asena" dedi. Derin bir nefes alıp "Bir plaka buldum o geceye dair komutanım. Fotoğrafını yollasam araştırabilir misiniz?" "Ne plakası Asena? Benden gizli işler mi yapıyorsun?" diye sordu sert sesiyle. Kaşlarım çatıldı. "Ulaştığım bir bilgiyi sana aktarıyorum, gizli saklı yaptığım bir şey yok" dedim aynı şekilde ters bir cevapla. Sert soluğu kulağıma doldu. "Ben biraz ileri gittim sanırım üzgünüm Asena" dedi. "Sorun yok. Plakayı araştırabilir misin?" "Yolla bakalım" dedi. Telefonun uygulamasına girerek fotoğrafı yolladım. Hemen görüldü oldu. Bir süre sessizlik oluştu. "Sizden haber bekleyeceğim komutanım" dedim ılımlı olmaya çalışarak. İmkanlar onun elinde olduğu için tersine gitmek istemiyordum. Daha doğrusu mafya Axton'un eline düşmek istemiyordum. Bu adamla ilgili tuhaf şeyler hissediyordum. Bana göre bir mafyaya göre bile çok sıradışı görünüyordu. Belli ki sırları arasında sadece kaçakçılık yoktu. "Axton'a dikkat et Asena. Zayıf noktanı kullandığını görüyorum ve bu durum hoşuma gitmiyor. Sana yardımcı olacak kişi benim, sakın yanlış bir şey yapma" dedi. İki tarafta bu akşam kafamı fazlasıyla karıştırmış olduğu için, şu an mantıklı düşünemiyordum. Sonunda kafayı yiyecektim. "İyi akşamlar komutanım" diyerek telefonu kapattım. Yine bilinmezlik dört koldan etrafımı sarmaya başlayınca üzerimde ki takımı çıkarıp spor kıyafetleri mi giydim. Hemen gidip bir yerleri yumruklamasam kafayı yiyecektim. Akşam yemeği zamanıydı ama yiyecek halim yoktu. O yüzden hızla müştemilattan çıkıp, spor için ayrılan salona yöneldim. Hiç bir insan, kimsenin hayatına boşuna girmiyordu bu hayatta. Herkesin hayatımızdan bir yere dokunup, görevini tamamlayıp gittiği görüşündeydim. Kalıcı olan insanlar genellikle aileler olduğu için ve bende aile denen o şey olmadığı için kalıcı insan sorunum yoktu. Olanı da yok etmişlerdi zaten. Kısasa kısas yapacaktım ibreti alem için, bedelli ne olursa olsun önemli değildi. Bedel ödemesi gerekenler dışarıda hala masum canları yakarken içim içime sığmıyordu. Spor salonuna girince hızla kum torbasına yönelerek, çıplak elle yumruklamaya başladım. Yumruklara tekmelerim de eşlik ederken ben yorularak sakinleşmeyi bekliyordum. Uzun sayılabilecek zaman orda o kum torbasını hırpaladım kendimle birlikte. Kendime de zararım vardı, yok değil ama başka türlü sinirim geçmiyordu. Gerçekten yorulduğu mu hissedince spor salonundan çıkıp hiç bir yere sapmadım. Önce güzel bir duş alıp, hemen ardından uyumayı planlıyordum. *** Sabah aynı rutinle başlamış, bende ekstra kas ağrıları vardı. Yine Axton arabaya yerleşince diğerlerinin yerleşmesini bekleyip hemen ardından ben yerleştim araba koltuğuna. Yolculuk boyunca her gün olduğu gibi yolu izledim. Holdingin önünde arabadan inince gözüm komutanın arabasına ilişti. Sabahın bu erken saatinde niye gelmişti? Acaba bir şey mi öğrenmişti. Yavaş yavaş yanıma doğru gelirken, bende ona doğru yürüdüm. "Bir yerde biraz oturabilir miyiz Asena?" bakışlarım Axton'a döndü. Bize bakıyordu. "Merak etme bir kaç saatten bir şey olmaz, her türlü takibimiz altında" diyen komutan ile bakışlarım önüme döndü. "Yakın bir yerde oturalım o zaman" diyerek önden yürümeye başladım. Yakınlarda fark ettiğim bir çay evine yürüyüp, açık alanda bir masaya geçip oturdum. Ben manzarayı izlerken komutan karşıma geçip oturdu. Bir süre daha manzarayı izleyip, beni izleyen adama döndüm. Bakışları yüzümü turlarken çekinmiyordu. Bu bir sahiplenme belirtisi gibiydi. Tek kaşım havalandı, boğazımı temizledim. "Plakayı araştırdınız mı komutanım?" diye sorunca "Sana bu fotoğrafı Axton mu verdi?" Diye sordu. " Bunun bir önemi var mı? " "Var Asena. Öyle adamlar karşılıksız bir şey yapmazlar" dedi. "Benim vatanıma ihanet etmeyeceğimi en iyi siz bilirsiniz komutanım" dedim sitemle. "İhaneti vatana yapmayacağını biliyorum" dedi. "O zaman?" "Kendini o adamdan korumalısın. Bir an önce delil bulmaya bak" dedi. "Bana bunları söylemek için mi gelmiştiniz?" diye sorunca sert bir soluk bıraktı. "Ben senin komutanınım Asena, seni elbette kontrole geleceğim" dedi. Ama bu ilgi alaka beni sıkmaya başlamıştı. Ona minnet borcum vardı ama bu benim hayatıma bu kadar müdahale edebileceği anlamına gelmiyordu. "Anlıyorum" diyerek konuyu kapattım. Yanımıza gelen garson ile iki çay siparişi vermiştik. Daha sonra biraz birlikte ki arkadaşlardan bahsettik. Yaklaşık 1 saat kadar oturduktan sonra birlikte yürümeye başladık. Tüm kızların bakışları bize, pardon komutan İlker'e dönerken, şanşlı mı yoksa şanssız mı olduğunu düşündüm. Ben onunla tanışandan beri yanında her hangi bir kadın görmediğim gibi, hiç kadın ismi de ağzından duymamıştım. Hatta üstleri bile onunla bu konuda münakaşaya giremiyordu. Ben kendimi bu tarz konularda ketum diye biliyordum ama, oda beni aratmayacak cinstendi. Şirketin önüne gelene kadar hiç konuşmamıştık. Bizim çalışanlardan bir kaç tanesi de komutanı süzerken ben ona döndüm. Bakışları bendeydi. "Kadınlar tarafından beğeniliyorsun komutanım" dedim. Etrafına bir bakış atıp bana döndü. "Olabilir" dedi. "Ben işimin başına döneyim o zaman. Size kolay gelsin" "Kendine dikkat et Asena. Ve kendini yanlış işlerden koru. Bana güven olur mu?" derin bir nefes alıp başımı olumlu anlamda salladım. Hala beklediğini görünce arkama dönüp holdinge doğru yürümeye başladım. Kızların arkamda olan bakışları sayesinde hala orda olduğunu anlıyordum. Gerçek bir korumaydı o. Asansöre yönelip bindim. Axton'un olduğu katta inince odama doğru yürümeye başladım. Göz ucuyla onun odasına bakınca orda yoktu. Kaşlarım çatıldı, acaba nereye gitmişti? Koskoca adamı takip etmek epey zordu. Hayvan değil ki tasma bağlayıp gezdiresin. Bıkkın bir nefes verip sekreterinin olduğu masaya gittim. Onu da yerinde bulamayınca toplantıya girdiklerini anladım. Odama çekilip sandalyeye oturdum. Başımı geriye yaslayıp bir süre öyle zaman geçirdim. Zaten bir kaç saat sonra odasına dönmüştü. Benim tarafıma hiç bakmadan geçmesi nedense kaşlarımın çatılmasına neden olmuştu. Bunun da havaları X (çarpı) bilmem kaç milyon arkadaş diye söylenerek sert bir soluk bıraktım. Axton: 190 boyunda, 85 kilo. Mavi gözlü, 30 yaşında. (Axton hayranlığım sorgulanmasın!!!) ☺️ Asena: 170 boyunda, 60 kilo, ela gözlü, 24 yaşında. İlker: 2 metre boy, 90 kilo, siyah gözlü, 32 yaşında.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD