Günler aynı rutinle geçerken iş malikane arası mekik dokuyorduk. Bugün yine sabah erken kalkmış kahvaltı yaptıktan sonra arabalarda ki yerimizi almıştık. Bay Axton'un arkasında ki araçta yer alıyordum. O adamla yan yana olmak, aynı yerde ki havayı solumak bile tuhaf hissettiriyordu. Karışık duygular iyi değildir. Hemde hiç iyi değildir. Benim bu hayatta ki amacım tamamen farklı, hemde çok farklı.
Holdingin önüne gelince arabalardan indik. Şöförler araçları park ederken diğerleri holdinge yöneldik. Yine bay Axton ve ben asansöre yönelip üst kata çıkarken diğerleri, diğer katlara dağılmıştı. Asansör den inince Ateş denen adamla göz göze geldik. Sabahın köründe onu beklemediğim için kaşlarım çatıldı. Ateş bakışlarını, Axton ile benim aramda gezdirdi. Ona doğru yürürken
"Günaydın dostum" dedi.
"Günaydın Ateş. Seni hangi rüzgar attı buralara?"
Ateş derin bir nefes alıp
"İş için mecbur geldim" dedi bıkkın bir nefes vermeden önce.
"Odama geçelim" diyen Axton ile bakışlarını bana çevirdi.
"Bu kızın yüz ifadesi neden hep aynı?" diye sorarak tam önümde durdu. Ben sinirli bir soluk bırakırken dudağının kenarı yukarıya doğru kıvrıldı.
"Ona bulaşmanı önermem" dedi Axton. Ama Ateş efendi laf dinler mi? Dinlemez elbette. Elini kaldırıp yüzüme doğru kaldırırken hızlı bir hareketle elini kavrayıp bileğini acıtacak şekilde sıktım. Ah diye inleyip diğer elini bana doğru getirirken bileğini bırakıp onu sert şekilde geriye ittim. O sendeleyip duruşunu düzeltirken, şaşkın bakışları beni buldu.
"Bir daha bana dokunmaya kalkarsan bu kadar ucuz kurtulamazsın" diye sert bir uslupla onu uyardım. Sinirli bir soluk bırakıp bana doğru yürürken pozisyon aldım. Axton önüme geçip onu durdurdu.
"Sakin ol Ateş"
"Bileğimi kıracaktı az daha. Görmüyor musun birde tehdit ediyor." dedi dişlerinin arasından.
"Her kadına dokunulmayacağını öğrenmen lazım. O zaten dokunulmaktan hoşlanmadığını gösteriyor" dedi beni tam anlamıyla anlatarak. Ateş sinirli bir soluk bırakırken Axton onu kolundan kavrayıp odasına doğru yürütmeye başladı. Arada bana ters bakışlar atarken sanırım beni korkuttuğunu düşünüyordu. Ama ifademi hiç bozmadan ona boş bir ifade ile bakıyordum. Onlar odaya girerken ceketimi düzeltip odama girdim. Sandalyeme oturmadan pencereyi açtım.
Daha sonra sandalyeye oturup boş boş önüme baktım. Üzerimde izlenilme hissi vardı ama boş bakışları mı odaklandığım yerden hiç çekmedim. Dost edinmekte kötü olsam da, düşman kazanma konusunda çok iyiydim. Bu kadar da başarılı bir insandım yani. Bir süre sonra etrafa baktım. Arada bakışlarım yan odaya kayıyordu. Neyse ki konu benden çıkmış ciddi konuşmalar yapıldığı yüz ifadelerin den belli oluyordu. Arada ikisiyle de göz göze gelsem de onlara bakıp dudak hareketlerini anlamaya çalışıyordum. Hayatımda ne kadar yapmadığım şeyler varsa hepsini yapmaya başlamıştım.
Derin bir nefes alıp ayağa kalktım. Saatleri tek tek öldürdükten sonra nihayet ikili ayaklandı. Axton, Ateşi yolcu edince, Ateş kapıya yöneldi. Bakışlarım onu takip ederken, oda bana ters ters bakıyordu. Bir daha bana bulaşmayacağını anlamıştır. Yani umarım. Asansöre binerken bile son kez dönüp bana bakmıştı pislik. Zenginliğine güvenip herkese dokunabileceğini zannediyordu.
Axton odasından çıkarken, onun peşinden bende çıktım. Axton asansörü çağırıp bana döndü.
"Ateş'e bulaşma, o düşündüğün kadar basit biri değil"
Kaşlarım sinirle çatıldı.
"Bende her önüne gelenin dokunabileceği basit bir kadın değilim. Herkes haddini bilecek, bilmeyeni de bir kez uyarırım" dedim. Axton derin bir nefes alıp
"Tam dövüş horozu" diyerek asansöre bindi. Sinirle geride kaldım. Kapı kapanırken elini araya koyup bana baktı.
"Neden gelmiyorsun?" diye sordu.
"Siz gidin daha sonra geleceğim" dedim. Tek kaşı havalanırken sabır çektiğini duydum.
"Bin" dedi tekrar. Bir kere inadım tutmuştu binmedim. Bir süre daha durup ardından bıkkın bir nefes verip beni bırakıp giriş kata indi. Acaba nereye gidiyordu? Umarım yeni kaçakçılık yolları aramaya gitmiyordu. Bu saatte yemek yerdi büyük ihtimalle. Gündüz vakti böyle işlerle uğraşacak değildi herhalde. Derin bir nefes alıp asansörü çağırdım. Bende girişe indim. Etrafta gördüğüm korumalarla derin bir nefes aldım. Onlar burdaysa Axton da buralarda bir yerde, büyük ihtimalle yemekhaneye gitmişti. Bende yemekhaneye gittim. Sabah doğru yiyemediğim için acıkmıştım.
Yemeklerimi alınca boş bir yer aradım ama yok gibiydi. Biraz daha ilerleyip boş yer bakarken bir kapıyla karşılaştım. Merak bu ya kapıyı açıp içeriye bakınca beni camekanlı büyük bir alanda tek başına oturan Axton karşıladı. Ben şaşkınlıkla ona bakarken onun da bakışları beni buldu. Beni beklemediği için oda şaşırtmıştı. Biz yer ararken o kocaman alanda tek mi takılıyordu? Sinir herif.
"Burda yiyebilirsin" dedi elimde ki tabldot'a bakarken. İçeri girip girmeme konusunda kararsız kalırken yer olmadığını hatırlayıp içeriye girdim. Ayrı bir masaya geçip
"Dışarıda yer yoktu" dedim.
"Sorun değil" derken kapı tıklatıldı. Kapı açılınca onun da yemeği geldi. Tabldot dışında Yemeklerimiz aynıydı. Sadece o tabak kullanıyordu. Bunun beni şaşırttığını itiraf etmeliydim. Yapılan yemekler güzeldi bunu kabul ediyorum ama onunla aynı yemekleri yemekte tuhaf hissettirmişti. Önüne yemeğini koyan çalışan bana tuhaf bir şekilde bakıp
"Sanırım yemek salonunu karıştırdın?" dedi.
"İşine dönebilirsin" diyen Axton ile saygı ile karşılayıp yanımızdan ayrıldı.
"Afiyet olsun" diyen adamla girdiğim düşüncelerden sıyrıldım.
"Afiyet olsun" diye karşılık verdim. Önüme dönüp yemeğimi yemeye başladım. Yemek sessiz geçmişti. İlk yemeğini bitiren Axton olunca önce o çıkmıştı salondan. Ben ise bir süre daha oturmuştum. Ardından işimin başına geri dönmüştüm...
***
Akşam geç bir saatte malikaneye dönmüştük. Korumalar etrafa dağılırken Axton yine bana döndü.
"Benimle gel" diyerek yürümeye başladı. Yavaş yavaş peşinden ilerlemeye başladım. Bir kapıdan içeriye girerken adımlarım hızlandı. Onun hemen ardından içeriye girip, merdivenlere yönelip yukarıya doğru yürüyen adamı takip etti. Bir kapıdan geçip koridorda yürümeye devam ederken bende onu takip ettim. Sonunda bir odanın önünde durup kilitli kapıyı açtı. İçeriye girince bende odanın önüne gelip içeriye göz attım. Çalışma odasına benziyordu. Daha doğrusu çalışma odasıydı. Axton önünde ki bilgisayar ile uğraşırken bende içeriye girdim. Bilgisayarın ekranını açıp yan tarafıma geçti.
"Bulduğum ipucularından bir kaç tanesini görmek ister misin?" diye sorunca titrek bir nefes verdim. Başımı olumlu anlamda salladım.
"İlk video karşılıksız açabilirsin" diyince kalbime yüklenen çeşitli duygularla, derin bir nefes alıp bilgisayara yaklaştım. İlk videoyu açınca Duru'nun gece kulübünden çıktığı görülüyordu. Daha sonra başka bir görüntü ıssız geçtiği bir noktada bir araba yanında durup ona bir şeyler sordu. Konuşmalarından adamı tanıdığını anladım. Belli zaman sonra Duru'nun huzursuz olduğunu beden dilinden anladım. Adamın yüzü net değildi, araba plakası da görünmüyordu. Adam sonunda başına geçirdiği maske ile arabadan iniyor ve bir süre boğuşuyorlar. Görüntü burda son bulurken benim gözlerim buğuluydu. Biraz derin nefesler alıp sakinleşmeye çalıştım.
Elimin tersiyle gözlerimi silip arkamda ki adamın ne yaptığını, tam olarak nerde olduğunu anlamaya çalıştım. Hızla bilgisayara atılıp ikinci videoyu açsam da Axton beni belimden kavrayıp kendine çekti. Ben video ile Axton'un arasında kalmışken sadece videoyu görmeye çalışıyordum. Axton ben geriye çekmeye çalışırken eli önce kasıklarımı buldu, ardından kadınlığımı avuçlayınca gözlerim büyüdü. İkimizin de tüm hareketleri dururken ben ne olduğunu kavramaya çalıştım. Ben kavrayana kadar saniyelerce eli orda kalmıştı. Sinirle soluyup ayağına bir tekme geçirdim. O acıyla geriye çekilirken ben sinirle ona döndüm.
"Ne yapıyorsun lan sen?" diye bağırdım. O kim oluyordu da benim en özel yerime kadar dokunabiliyordu? Oda şaşkınlığını atmaya çalıştı.
"Bilerek olmadı" dedi. Sert bir soluk bırakıp odadan çıktım. Yoksa hiç iyi şeyler olmayacaktı. Belime sarılmasına mı yanayım? Sertliğinin popomu dürtmesine mi? Yoksa kadınlığımı avuçladığına mı? Sanırım hepsi için fazlasıyla sinirliydim...