Axton'dan
Ellerimin altında ki ellerinin terlediğini hissediyordum. Ona temas etmek hiç kimsenin ulaşamadığı bir yerde fanusun içinde saklanan bir mühevhere dokunmak gibi bir histi. Bedeninde ki stresi hissediyordum. Bu stres hoşuma gitmiyordu. Sahip olmak için yaratılmıştım ben ama etkileyerek. Kimseye zorla tecavüz etmedim, masum kızlarla asla olmadım. Hayatım belli rutin de devam etti. İnsanların zayıf noktaları besler kötülüğü mü, ama Asena da bunu sevmemiştim.
Acı çekmiş insanı sevmem. Acı çekmiş insan bana iyi hissettirmez. Tiksinti duyarım geçmişin üzerimde bıraktığı etkiden. Geçmişi geçmişte bırakamazsan ileriye gidemez olduğun yerde patinaj çekersin ya hani. En çok hasarı orada alırsın, en çok orayı aşındırırsın. Geçmişin yükünü bıraktığın yer orasıdır ve orayı her zaman net hatırlarsın. Kendine acıyan geriye adımlarken, acılarından güç bulan her zaman ileriye gider. Her zaman ileriye gittim, güç almak istediğim zaman aşındırdığım yere dönüp daha güçlü döndüm önüme.
30 yıl önce Yazar'dan
Sofia yine yorgun bir iş günün ardından, hastaneden çıkmak için uzun zamandır tuttuğu ihtiyacı için hastane tuvaletine girdi. Bacakları gerçekten onu tutacak halde olmadığı için engelli tuvaletine girdi. Hiç bir yere bakmadan klozeti üstün körü temizleyip ihtiyacını giderdi. Sert bir soluk bırakıp önünde ki köşeye bakınca gördüğü örtü ile kaşları çatıldı. Merakına yenik düşerek örtüye yaklaşıp örtüyü açtı. Henüz göbeği yeni kesilmiş, morarmış bedeniyle yeni doğan bir erkek bebek görünce geriye doğru sendeledi. Elini ağzına koyup şaşkınlığı dibine kadar yaşarken bir anda başını sallayıp en iyi yaptığı işi yapıp bebeğin nabzını almaya çalıştı.
Bebekte nabız yok gibiydi. Tam emin olamadığı için bebeği hızla sarıp kucağına aldı. Tuvaletten çıkınca
"Yardım edin" diye bağırdı. Saat gecenin bilmem kaçı iken hastane sessiz sakindi. Ama Sofia kendine engel olamayıp hastaları bile düşünmeden bağırmıştı. Kendisi bebeğini bir kaç önce kaybetmişti, şimdi sanki bu bebeği kaybederse evladının acısını yeniden yaşayacak gibiydi. Sese koşan arkadaşlarının yüzünde şaşkınlık varken
"Bebek ölüyor, bana yardım edin" derken koşuyordu. Bir yandan dolan gözleri, diğer yandan titreyen elleriyle onu müdahale odasına getirdi ama ilk müdahaleyi yapacak cesareti kendinde göremeyince arkadaşlarından yardım istedi. Bebeğe ilk müdahale yapılırken kenardan izlemekle yetindi. Sanki tüm hayatı buna bağlıymış gibi bebek için dua ediyordu. Hangi vicdansız onu oraya bırakmıştı? En azından görünen bir yere bıraksa belki şu an yaşam mücadelesi vermezdi bebek. Bunun hesabını sormak isterdi ama o Türk vatandaşı bile değildi. Buraya çalışmak için gelmiş olmaması gereken birine aşık olmuş hamile kalmıştı. Hayatı iyice çıkmaza girerken bebeği için hayatta kalmaya çalışmıştı.
Hayatta kalma sebebi onu bir kaç ay sonra terk edince unutamadığı acıyla kendini işine verdi. Şimdi karşısına ölmek üzere olan bebeği görünce iyice kötü hissetmişti.
"Bebeğin nabzı normale dönüyor hemen çocuk doktorunu arasın biri" diyen çalışma arkadaşı ile Sofia hızla sekreterin yanına giderek doktorun numarasını bulup doktorun hastaneye gelmesi sağlanmıştı. Bebek günlerce yenidoğan yoğun bakımında kaldıktan sonra toparlamaya başlamıştı. Sofia onu her gün ziyaret ediyor durumunu soruyordu. Bir yandan bebeğin ailesi aranıyordu, yada gelip onu alması bekleniyordu ama hiç bir iz bulunamamıştı. Bebek aylarca hastane de tedavi görmüştü. Sonunda esirgeme kurumuna verildi ama Sofia ona çoktan bağlanmıştı. Onu evlat edinmek için her şeyi yapmıştı, prosedürler uzun sürse de onu almayı başarmıştı.
İsmi Pamir olmuştu. Sofia onu elinden alırlar diye işinden istifa edip memleketi Ukrayna'ya dönmüştü. Ailesi onu artık bulamazdı, öyle aileyi bilmese de olurdu. İlerde ona uygun bir dille evlatlık olduğunu anlatırdı nasıl olsa. Ukrayna'ya döndükten sonra ismini Axton Pamir Artem olmuştu. Ondan Türk kimliğini almak istememişti, herkesin özünü bilmeye hakkı vardı. Mavi gözleri her zaman Sofia'yı mutlu eden bebek onun tüm hayatı olmuştu. Hayata yeniden tutunmuş bir gece kulübünde striptiz yaparak iyi para kazanmaya başlamıştı. Hem oğlundan ayrılmıyor, hemde bir kaç saatte işini bitiriyor iyi para alıyordu. Severek yapmasa da oğlunu emanet edebileceği kimse yoktu. Saatlik ancak bırakabilirdi onu başkasının eline.
Zengin bir adamın ona ettiği teklifle onu kabul etmiş, uzun süre o adamla olmuştu. Zengin adam ona evlenme teklifi edince kabul etmiş hayatını tamamen yoluna koymuştu. Adam kendisinden yaşlı olsa da umurunda değildi. Zaman akıp giderken Axton büyümüştü. Yaşı 18i bulunca oğlunu karşısına alıp durumu ona anlatmış, evlatlık olduğunu söylemişti. Axton durumu sakinlikle karşılamıştı, Axton her zaman soğuk ve duygularını belli etmeyen bir çocuktu ama bugün yüzünde gördüğü boş bakışlar onu korkutmuştu. Sofia onu terk eder diye korkarken Axton ona daha sıkı sarılmıştı sanki. Daha Sofia dan daha mutlu kim olabilirdi?
Şimdi ki zaman Axton
Kendiliğinden kapanan gözlerimi açınca, kendini tamamen bana bırakan kıza baktım. Dudakları mı dudaklarından çekince gözlerini açıp bana baktı. Elini yukarıya kaldırıp iki parmak ucunu dudakları üzerinde gezdirdi.
"Bazı yaratılış kanunları vardır Asena. Bunlara karşı koymak sadece seni onlara daha fazla bağlı kılar. Kaçtığın şey kendinse, tüm yolların sana çıkar. Boşuna kaçma" dedim ona. Elini aşağıya indirip
"Tuhaf birisin Mafya bey" dedi anlamak ister gibi. Mavi gözlerimin bir tınısı vardı, bir bakan büyülenmiş gibi tekrar tekrar bakardı. Bu gözün rengiyle alakalı değildir, bu benim ruhumun, tüm hislerimin yansımasıdır. Siyahta olsa etkilenirdin, en çok bulunan kahverengi olsa da aynı etkiyi görürdün. Genellikle boş bir bakışım vardır, umursamayan bir ifade. İçimde hiç yaprak kıpırdamaz, dışım ise içimi yansıtır. Kalbimin aynası gözlerimdir, oda benim gibi boş ve sadece görevini yerine getiren bir organdır.
"Ben tuhafım ama ya sen? Ne hissediyorsun, ne hissetmiyorsun. Kendine ihanet eden bir kargaşa içindesin. Kendini kendin dışlamışsın, insanlara benim kadar tahammülün yok ama bedeninin açlığını fark ediyorum. Sana ihtiyacın olan her şeyi vereceğim güzel Asena (asker) kendinle savaşmayı bırak" kaşları çatıldı.
"Benim yüzümden tehlikeye girmekten korkmuyor musun?" başımı sağa sola sallayıp
"Değersin" dedim. Benim annem yaşlıydı, yani beni hayatta tutan tek canlı oydu. Ölürse yaşamam için bir sebep yoktu. Hayattan her türlü hevesimi almıştım. İstediğim den fazla para, istediğim eğlence yerleri, beni reddedemeyen bir sürü kadınla olmuş her türlü hayatımı yaşamıştım. Hayattan başka ne isteyebilirim ki? (Sen merak etme çocum yazar sana ilerde anlatacak ne isteyeceğini)
"Bana kadar düştüysen?"
"Sana kadar yükseldiysem!"
"Ne?" diye sordu anlamayarak.
"Sanırım artık yemek yememiz lazım" diyerek yerimden kalktım. Az önce öpüşen partnerler olarak romantiklikten çok uzaktık. Zaten ne hissetmemiz lazımdı? Ben onun tek erkeği olma lüksünü yaşarken, o ise kullanılmış bir pisliğin bilmem kaçıncı öptüğü kadındı. İç güdülerim oturun aşağıya, çok düşünmeyin...!
Kahvaltı siparişi verdiğim zaman ikimiz karşılıklı yemiştik. Nedense huzurlu hissediyordum, annemin yanından sonra birde onunla huzurlu.... Dıt yanlış cevap bunun sonu yok. Olursa senin sonun olur. Kahvaltı bittikten sonra villaya dönmüştük. Araştırma yapmaları için adamlarım zaten yoğun mesai harcıyordu....