YILDIZ'IN AĞZINDAN...
"Küçük hanımefendi! Müstakbel kocanız kapıda!"
Duyduğum ses yönümü direk saate çevirdi. 10 bile değildi.
"Aşkım, çok soğuk var. Açar mısın kapıyı?"
Aşkın batsın senin köpek herif! Adın batsın, iltifatların batsın, hatta direk sen bat! Daha karga b.kunu yemeden kapımda ne işin var senin aptal!
"Yıldız! Hâlâ uyuyor musun sen?"
Gözlerimi sıkıca kapatarak öfkeli bedenimi resetlemeye çalıştım. Koynundan çıktığı karısının yanından geliyor, birde bana müstakbel kocan geldi diyor.
"Kız açsana! Bak kendim gireceğim ha!"
Yıldız gel dedin, geldim! Git dedin, gittim! Yıldız çalışamazsın dedin, çalışmadım! Yıldız arkadaşlığını bitir onunla dedin, bitirdim! Lan ne dediysen yaptım it herif! Bu muydu karşılığı! Hainlik mi, kahpelik mi, ihanet mi!
Yapmadığım aldatmayla peşimden silahla geldin, soğuk namlusunu enseme dayadın! Aynısının daha fazlasını yaparken, hangi yüzle bu şiddetli tepkiyi verebildin he! Haysiyetsiz, şerefsiz, adi p*ç!
"Açıyorum kapıyı!"
Aç ulan aç! Sinirim yatışmıyor, yatışacak gibi de asla durmuyor! İçeri girde neden dövdüğüme sebep olsun dimi? Hırsız sandım, iki, üç, beş, yüz... Bileğimin gücüne kuvvet!
Saçlarımı hızlıca başımın üstünde topuz yaparak sopamı elime aldım.
"Gel bakalım Egemen bey!" dedim kendim duyacağım ses tonuyla.
Kapının ardına geçtim, beklemeye başladım. Dış kapının kapanma sesi geldi.
"Geliyorum bak Yıldız! Müsait misin, odana geliyorum!"
Gel yavrum gel! Avcumun içinin kaşıntısı geçmiyor, gel!
"Kız hiç sesin gelmiyor. Yoksa kocana erken sürpriz mi yapacaksın güzelim?"
Sana hazırladığım sürpriz çok hoşuna gidecek, gel! Yeterki gel...
Ayak sesleri duvarın diğer tarafından geliyordu.
"Tık tık!"
Ses vermedim. Bir an önce içeri girse de içimde fokurdayan volkan patlamamı dışarı püskürtsem.
"Açıyorum..."
Kulp aşağı eğildi. Egemen kafasını içeri sokar sokmaz başına ilk darbeyi indirdim.
"HIRSIZ VAR!" diye bağırdım. Yemesi lazımdı. Eğer o olduğunu bildiğim hâlde dövdüğümü anlarsa planımız suya düşerdi.
"AAA! YILDIZ DUR!"
Durmak olur mu Egemen'cim? Günlerdir bunun hayaliyle yatıp kalkarken, elime geçen en güzel kozu kullanmazsam ayıp olurdu.
"YETİŞİN KOMŞULAR! EVİME HIRSIZ GİRDİ YETİŞİN!"
Bir sonraki darbem sağ koluna oldu. Neyseki yüzü yerle temas ediyordu da görmüyordum.
Böyle ağır çekimde asla keyif alamıyordum. Sağına, soluna, koluna, bacağına, k.çına, sırtına, her yerine... Neresi denk geldiyse tüm hıncımla vurdum. Yüzünü bana dönmesine fırsat tanımıyordum. Ne kadar uzun sürerse içimdeki ateşin yanma seviyesi o kadar düşüyordu.
"ŞEREFSİZ SENİ! KÖPEK! DEMEK EVİMİ SOYACAKSIN HA! SEN DE BENİ UYUTACAK, EVİMİ SOYACAKTIN DİMİ! YILDIZ GÖZÜNÜ AÇTI, O UYKUDAN ÇOKTAN UYANDI!"
Sopayı tekrar havaya kaldırmış, indirecektim ki sonunda binbir güçlükle de olsa yüzünü bana çevirdi.
"Dur!" dedi zorla çıkan sesiyle.
Keşke dönmeseydi. O pislik suratını görünce az önce dışa vurduğum tüm sinir hücrelerim yerine geri yerleşmişti.
"Öldürdün dur!"
Kötülere kolay kolayına bir şey olmaz, merak etme!
"E-Egemen..." dedim.
Oyunculuğum idare ederdi. Yani gelen teklif üzerine kendimi geliştirirsem farklı konumlara gelebilirdim.
"Manyak mısın sen? Of! Acımasız! Kemiklerimi kırdın! Ambulansı ara!"
O kadar mı kötüydü durumu? Oh olsun, haketmişti! Şu kadarcık üzülürsem namerdim! Beni salak yerine koyarken bakışlarında hiç pişmanlık yatıyor muydu? Hayır! Gayet profesyonelce yanıma geliyor, benimle vakit geçiriyor ve geceyi karısının kollarında sabah ediyordu. Acımak yok Yıldız, acımak asla yok!
Ambulansı aradım ve sanki çok pişmanmışçasına diller dökmeye başladım. Ama görmeniz lazım! Onu bilerek döven ben değilmişim, kahrımdan da geberiyormuşum gibi...
Nasılmış kandırılmak? Nasılmış gözünün içine baka baka yalan cümleler işitmek! Sana bu dünyayı öyle bir dar edeceğim ki... Aldığın her nefesi burnundan fitil fitil getireceğim Egemen Çınar!
Gelen ambulansla Egemen giderken, ben de ardından ilerliyordum. Rahattım çünkü it kadar sağlam duruyordu.
Polis işinde de sıkıntım yoktu. Yönetmen sağolsun, önceden koyduğu kameralarla o işi de kolaylıkla halletmiştim. Evime kendi anahtarlarıyla girdiği saniye saniye gözüküyordu. Gerçi şikâyetçi olmazdı biliyorum ama kendimi sağlama almam iyi olmuştu.
Zor durumlar için sakladığım telefonumu çıkarıp içine şehirden hat almıştım. Numaram şimdilik sadece yönetmende vardı.
"YÖNETMEN ARIYOR..."
Sonra açıklama yapmak şartıyla, kayıtları alınca telefonu pat diye suratına kapatmıştım adamın.
Tüm bunları yapan ben değilmişim gibi "Efendim?" diyerek açtım telefonu.
"Yıldız ne oluyor? Kayıtları istedin, acil dedin, attım. Sonra hop, kapattın."
"Uzun hikâye yönetmen."
"Egemen'i niye ambulans gelip aldı?"
"Çünkü onu bi güzel dövdüm."
"Nasıl?" dedi.
Hastaneye olan mesafe biraz uzaktı. Her bir detayına kadar tane tane anlattım Kuzey'e. Kahkahaları kulaklarımda yankılanırken, bende kendimi gülmeden tutamıyordum. Hakedene hakettiği değeri yaşatmak ayrı hoşuma gidiyordu.
Zamanında yediğim kazıkların her bir ferdini kendi şahsına hediye etmezsem bana da Yıldız demesinler!
***
"Hastaneye geldik. Şimdi kapatmam lazım Kuzey." dedim. Yol boyunca 'Bi daha anlatsana nasıl dövdüğünü!' diye diye aynı muhabbeti dilimde yüz kere döndürttü. Hoşuna gitmişti, hoşuma da gitti ama yüz kere de anlattırılmaz dimi!
"Tamam. Sana yaklaşmasına izin verme."
Arabayı durdurmuş, anahtarını kontaktan çıkarırken öylece kalakalmıştım. Korumacı tavırlarının erkenden gelen sinyalleri kafamda soru işaretleri oluşturuyordu. Bu kadar kısa sürede 360 derece nasıl dönmüştü?
"Ben ne yapacağımı bilecek yaştayım." diyip anahtarı da cebime atarak arabadan indim.
"İyi! O zaman akşama görüşürüz!"
Telefon suratıma kapandı. Günümüzün prenses erkeklerinden bana düşen de Kuzey olmuştu!
Hastaneden içeri girdim, döven kişi ben değilmişim gibi gayet sakince odasını sorarak yanına geçtim. Henüz kimse yoktu çünkü bizzat haber verilmesin diyen kendisi olmuştu. Niye acaba? Çok sevimli ve masum karısı buraya teşrif eder diye mi!
"İyi misin?" dedim gözlerimdeki öfkeyi saklamaya çalışarak.
"Ne iyisi? Her tarafımı kırdın Yıldız!"
Abartmakta üstüne tanımıyordum! Az önce kapıda doktoruyla ayak üstü konuştum, durumu hakkında bilgi aldım. Darbeler sadece etlerine zarar vermiş. Bir de şey... Kemiklerde ufak zedelenmeler yapmış, o kadar. Ama karşımdaki adam öldüresiye dövülmüş de komadan yeni çıkmış gibi tavırlar sergiliyordu.
"Sen de evime gizli gizli girmeseydin Egemen!"
"Aşağıda avazım çıktığı kadar bağırdım. Of!" dedi sağ eliyle sol kolunu tutarak. Keşke biraz daha pataklasaydım.
"Bana yaptıklarına say!" dedim kendimi tutamayarak. "Yönetmen olmasaydı o denizden ölüm çıkardı, ölüm!"
"İntikam mı alıyorsun?"
"İster intikam de, ister başka bir şey! İki güzel söze tav olup da yaptığın onca pisliğin üstüne çizgi çekmedim Egemen!"
Sızma girişiminde bulunan öfkem, yakaladığı ilk boşluktan faydalanarak Egemen'in üstüne üstüne yürüyordu. Şimdilik tutmam lazımdı yoksa küçük dayak sıyrıklarıyla kurtulması an meselesiydi.
"T-Tamam ya... Ayrıca bana yönetmen falan deme duydun mu! O herifin sende gözü var! Hemde ilk günden beri gözü var!"
Oh! Varsa iyiki de var! Hiç yoktan senin gibi pisliğin teki değildi.
"Ağrın, sızın var mı?" diye sordum başının altındaki yastığı düzeltirken.
"Her yerim ağrıyor ama sen yanımdaysan... Hepsi buhar olup uçuyor."
Ben mi yoksa Feride mi? Acaba bunları ona da söylüyor musun Egemen? Ne kadar midesiz herif!
"Az kaldur kafani daa!" dedim kızarak. Keyifler yerinde, yine bebek bakıcılığını bana yaptırıyordu.
"Boynum çok ağrıyor." dedi.
"He... Dur bakayım." dedim t-shirtünü hafif aşağı çekerek. İşte tam an boynunda gördüğüm tırnak izleriyle duraksadım. Kendimi sıktım, öyle sıktım ki sabırsız bana çok ağır geliyordu.
"Evinize kedi mi aldınız?" diye sordum.
"Ne kedisi kızım? Of... Doktoru çağırsana, çok ağrım var Yıldız."
Yutkundum...
"Boynunda tırnak izleri var." dedim ve gözlerimi, gözlerinden hiç ayırmadan tepkisini ölçmeye çalıştım.
Acıdan kıvranan adamdan eser yoktu.
Duraksadı.
Eli, yastığının altında öylece suratıma baktı.
"SORU SORDUM SANA!"
Sakin Yıldız! Niye öfkeleniyorsun? Eline koz verme, sükutunu koru, sakın bir çuval inciri berbat etme!
"Ne bağırıyorsun? Babamın arkadaşının kedisi dün bizdeydi, o-onu sevdim."
Atın b.kunu sevdin sen! Yalancı pislik seni!
"İyi!" dedim yerime geri oturarak.
"Doktor çağırmayacak mısın?"
"Az sonra gelir! Bebek bakıcısı mıyım ben?"
Sustu...
Üstümde seyretmekte olan saldırma çanları beni delicesine zorluyordu. Kediymiş, babasının arkadaşının kedisiymiş!
Kılımı kıpırdatmadan orada öylece oturdum. Doktor geldi, muayene etti, bir kaç film çekti. Hepsi de temiz çıktı ama sırf şımarıklığından ötürü çıkış yapmak istemedi. Yanında kalmam için baskılarına maruz kalmıştım.
Sonunda 'tamam!' dedim.
"Su versene!"
Elinde TV kumandası, bacak bacak üstüne atmış pozisyonda benden su istiyordu. Şimdi o bir bardak suyun içinde boğsaydım onu...
Duymamazlıktan geldim çünkü yönetmene cevap veriyordum. Akşam konuşmaya gelecekti ama konumum değişince durum da değişmişti.
"Bakıcısı mısın sen onun? Gelsin karısı kalsın yanında!"
"Ben çok mu meraklıyım sanki! Kimseye haber vermedi. Şimdi ısrarla istemesem olayı çakar, irdelemeye başlar."
"Tamam Yıldız!"
"Kime yazıyorsun sen öyle tıkır tıkır?"
Telefonu usulca kenara koydum ve sürahiden bardağa su doldurdum.
"Al, iç!" dedim önüne uzatarak.
Elinin tersiyle vurduğu cam yerle temas ettiği an tuzla buza döndü.
"SANA KİME YAZIYORSUN DEDİM!"
Yine cevap vermedim. Hiçbir şey yokmuş gibi yerime oturarak bacaklarımı onun yatağına uzattım.
"Hasta mısın lan sen! Soru soruyorum!"
Yine sustum. Günler önce ben çılgına dönerken karının koynunda sefa sürüyordun. Şimdi sıra sende!
"Yönetmene yazıyordum." dedim gözlerim kapalı.
"Yönetmen mi? Ha pardon! Evini kiralamıştın dimi! Hani şu 'Önüme dünyalar kadar para serseler, asla, asla vermem evimi!' dediğin konuyu konuşuyorsunuz dimi?"
"Evet." dedim sakince. Kudurtmaksa kudurtmak!
"Ne yazıyordu sana?"
"Kira hakkında anlaşma yapıyoruz."
"Ne anlaşması? Söyle ona, bundan sonra tüm detayları benimle konuşacak."
"Ev benim Egemen!" dedim gözlerimi açıp, ayaklarımı yere değdirerek.
"O salakla muhatap olmanı istemiyorum! Konuştuğunu görmicem bi daha!"
"KES!" diye bağırdım.
Sabır da bir yere kadar. Bir kaç saat dayanamadığım adama günlerce nasıl dayanacaktım? Yüzünü görmek ölümden beterdi benim için.
"SAKIN BİR DAHA BENİM İŞİME KARIŞMAYA KALKMA! YOKSA YEMİN OLSUN Kİ ŞU YERDEKİ CAMLAR GİBİ PARAMPARÇA EDERİM SENİ!"
"Bunu sonra konuşacağız! Çağır hemşireyi, şurayı temizlesin!"
"YETER BE! UŞAĞIN MI VAR SENİN! BEN GİDİYORUM EGEMEN! KENDİ BAKICILIĞINI KENDİN YAP TAMAM MI!"
"Nereye gidecek mişsin? Saçmalama, tamam otur!"
Durursam şerefsizim! Sabaha kadar iğrenç pisliğin emirleriyle güneşin açmasını bekleyemezdim.
Dişimi sıkmam gerektiğini Kuzey defalarca kez söyledi ama yapamıyordum. Gözümün içine baka baka beni seviyormuş gibi davranmasına dayanamıyordum. Aynı odanın içinde nefes alamayan canlıya dönüşmüştüm. Hani sanki birisi eliyle yakama yapışmış, çektiğim her oksijeni kafese koyuyordu. Boğuluyordum artık. En çok da ne için biliyor musunuz? Kandırıldığım için... Kimsesiz olmamdan dolayı kendine yüz verdiği için.
Ne de olsa Yıldız'ın kimi, kimsesi yok, günün sonunda bana geri döner, dönmek zorunda dimi?
"Ben bu evlilik işini düşüneceğim!" dedim. Feride ile evliydi ama beni kaybetme duygusuyla kuduracağına adım kadar emindim. O da böyle bir manyaktı işte...
"Ne demek düşüneceğim? Nikah memurunu ayarladım bile."
Sahte demeyi unuttu sanırım çünkü zaten hali hazırda devlet katında karısı vardı.
Feride Çınar!
Sizi çınar ağacı niyetine kazık olarak ormana dikmezsem!
"Nikah memuru nikah kıymaya mı gelecek yoksa tazelemeye mi?"
Yok dayanamıyorum! Ben, bu itle aylarca aynı havayı soluyamam! Patlıcam duramıyorum!
"N-Ne diyorsun!"
"FERİDE ÇINAR DİYORUM EGEMEN ÇINAR! KARIN FERİDE ÇINAR!"
...