Bölüm 1

1460 Words
Genç adam, omzunun iki yanından sarkan havlunun bir ucuyla alnındaki teri sildi. Gözündeki mavi camlı güneş gözlükleri burnunun ucuna düşmüş, mavi gözleri tamamen alışkanlıkla kalabalığı tarıyordu. Şemsiyeler, şezlonglar, kadınlar, erkekler, ergenler ve çocuklar, deniz oyuncakları… Kâbus gibiydi. Bir an için bu kalabalıkta görev adına bulunduğunu düşünürken ürperdi. Tetikte olmaktan tüm bedeni kasılırdı. Genç adam, hafifçe güldü. Aslında o anda da tüm bedeni kasılmıştı ve mesleğiyle ilgili olmayan, tamamen kişisel bir görev adına kızgın güneşi, yetersiz uykuyu ve herhangi bir nesneyle kafasının yarılması ihtimalini umursamıyordu. Dikişleri alınmış olmasına rağmen deli gibi sancıyan yarasını da umursamıyordu. Umursadığı tek ve yegâne şey karşılaşacağı cadaloz, kavgacı, dik başlı, muhteşem hatundu. Yoğun ter yüzünden terliğinden fırlayan ayak parmak uçları kızgın kumlara batıp çıkarken sızlıyordu. Ancak farkında değildi. Hedefine kararlı adımlarla giderek yaklaşırken, kalbinin, vücudunun her bir yanında zonklaması, zihnini ele geçiren paniği dışında dehşetengiz bir heyecanı vardı. Evet, yukarıdaki güneş tam tepesine binmiş, ense kökünü kavuruyor olabilirdi. Yine de onu, içinde bulunduğu durum kadar terletmiyordu. Yıllardır ilk defa yüz yüze geleceklerdi. Kimi zaman çok özlediğinde onu uzaktan izlemeleri sayılmıyordu. Eğer görev arkadaşları onu böylesine bir heyecan içinde görselerdi ömürlerinin sonuna kadar dalga geçerlerdi. Sonuçta o, soğukkanlılığı ve fütursuz cesareti ile nam salmıştı. Derin bir nefes aldı. Onun ve arkadaşlarının bulunduğu şezlongların nerede olduğunu biliyor, fakat onu tam olarak göremiyordu. Birkaç şemsiyeyi daha geçti ve… Dondu. Kalabalığın gürültüsü sanki aniden kesilmişti. Ya da biri tam o anda kulaklarına bir tıkaç sokuşturmuştu. Çünkü artık hiçbir şey duymuyordu. Gözleri, onu daha net görebilmek için hafifçe kısılırken, bedeni sanki eriyip kumun üzerine akıyormuş gibi hissediyordu. Genç kadının nemli saçları bir omzundan aşağıya salınmış, henüz bronzlaşmamış tenine sürdüğü her neyse güneşin altında elmas gibi parıldamasına neden olmuştu. Kollarını yanlarına doğru uzatmış, bir dizini kendisine çekmiş, siyah bikinisiyle rüya gibi görünüyordu. Gerçek olamayacak kadar mükemmel. Hayatta her şeyi gördüğünü düşünen bir adamın kalbini büzecek kadar güzel, canlı ve anlamlıydı. Öylece duruşu bile… Bir dudağının kenarı hafifçe yana kayarken aklına ilk karşılaştıkları gün düştü. *** 4 Yıl Önce Genç adam, üniversite öğrencileriyle dolu kafeteryada, en köşedeki masada, sırtını duvara yaslayarak oturmuş, sıcak kahvesinden büyük yudumlar alıyordu. Ninesi, çocukken bile sıcak sıvıları çok çabuk tükettiği için ona teneke ağız diyordu. Sözler aniden aklında belirdiğinde hafifçe gülümsedi. Karton bardağını tekrar dudaklarına götürdü. Fakat bu defa içmedi. Sıcak kahveye hafifçe üflerken, bardağın üzerinden öğrencileri izliyordu. Ve kolaylıkla bunu tamamen dalgınlıkla yapıyormuş gibi görünüyordu. Kulakları da gözleri kadar dikkatle konuşulan her şeyi tarıyordu. Kafeterya o kadar kalabalıktı ki, herkesi anlaması ya da en uç köşelerde fısır fısır yapılan dedikoduları duyması ya da dudaklarını okuması olanaksızdı. En çok dinledikleri de dedikodulardı. Bazen fazla dallanıp budaklanmış olsa da kökleri mutlaka duyulan, bilinen bir gerçeğe dayanıyordu. Eh, arada eğlenceli hikâyeler de çıkmıyor değildi. Ona çok fazla dikkat eden olmazdı. Bazen varla yok arası olmayı oldukça iyi başarıyordu. Tam kahvesini yudumlarken ona oldukça dikkat eden tek kişinin yeşil gözleriyle karşı karşıya geldi. Nerdeyse sesli inleyecekti. Kız, asla vazgeçmiyordu. Aslında bunu takdir de ediyordu. Kendisi de bir pitbull gibi hedefini belirleyip, dişlerini geçirince bırakmıyordu. Sorun şuydu ki; bu kız, maalesef kendisine dişlerini geçiremeyecekti. Tekrar dünya sikimde değil havasına büründü. Başındaki koyu mavi bereyi biraz daha aşağı çekerken, burnunun ucuna düşen mavi camlı gözlükleri tek parmağıyla, kızın gözünün içine bakarak geriye doğru ittirdi. Bunu yaparken de yüzüne bıkkın bir ifade yerleştirdi. Kız, gözlerini kırpıştırdı. Utanarak başını yere eğip, arkadaşının anlattıklarını dinliyormuş gibi yapıyordu. Kendini pislik gibi hissetmemesi gerekiyordu. Sonuçta kırmadan, tatlı tatlı onunla ilgilenmediğini belli etmişti. Daha bir sürü yol da denemişti. Ancak yine de işte bu raddeye gelmişlerdi. Pislik olmak zorundaydı. Yeşil gözlünün arkadaşının dudaklarından okuduğu kadarıyla, evde annesiyle yaşadığı kavgayı anlatıyordu. Ki muhtemelen kendisi, yeşil gözlü güzel kızdan daha çok hâkimdi, yanındaki arkadaşının anlattıklarına. Bu sorunu sessizce savuşturduktan sonra tekrar etrafa kulak kabartıp, dikkatle öğrencileri izlemeye koyuldu. Beklediği kişi anlaşılan yine onu ekecekti. Gerzeğin peşinde koşturmaktan nefret ediyordu. Bir kere de kararlaştırdıkları yerde ve saatte bulunsa olmaz mıydı? Şimdi kim bilir onu hangi evde bulacaktı. Korumakla yükümlü olduğu adamın yanına hızla dönebilmek için bu gerzeği bulmak zorundaydı. Kafeteryanın kapısı açılınca otomatik olarak geleni süzmek için bakışları o yöne çevrildi. Uzun boylu genç bir çocuk tüm heybetiyle içeriye adım attı. Bu o tiplerdendi. Parası, arabası, güzel suratı ve sürekli değişen sevgilileri olan tiplerden… Biriyle görüşürken diğerine yeşil ışık yakmış olması onun için nefes almak kadar doğaldı. Çocuk popülerdi ve herkes onu tanıyordu. Bu yüzden de mecburen kendisinin radarına da girmişti. Fakat onda beklediği hareketlenme hiç olmamıştı. Tam gözlerini tekrar diğer öğrencilerin üzerine çevirecekti ki, kendisinin de fark etmediği genç bir kız, popüler veledin önünde dikildi. Elinde, üstünde dumanlar tüten karton bir bardak vardı. Kız, kendisine arkası dönüktü, o yüzden sadece koyu renk dalgalı saçlarını, koyu yeşil paltosunu, kot pantolonu ve askeri desenli botlarını görüyordu. Popüler velet, “Çekil önümden,” diye terslendi. Kız, gence doğru tehditkâr bir adım attı. “Sen ne adi, şerefsiz, ahlaksız, bir boka yaramayan bir adamsın.” Kızın arkadaşları olduğunu tahmin ettiği iki genç kızın biri, öfkeli kızın kolundan, diğeri de montundan kavramış onu geri çekmeye çalışıyorlardı. Öfkeli kız, arkadaşlarına dönerken silkindi. “Bıraksanıza!” diye cırladı. Arkadaşları sanki daha sonra neler olacağını bilir gibi aniden ellerini çektiler. Yine de biri , “Kıymet, lütfen dur! Elif, duyarsa çok üzülecek.” Diye arkadaşını uyardı. Kız, alçak sesle konuşuyordu, ancak kendisi dudaklarını okuduğu için onu net olarak anlamıştı. Popüler velet bir an onları dinleyen var mı diye etrafı süzdü. Ki herkes bakmıyor gibi görünse de tüm dikkatler onların üzerine kilitlenmişti. Adam, genç kıza doğru eğildi. Kızın boyunun kısa olmamasına karşı adamın cüssesi oldukça iriydi ve korkutucu olması gerekiyordu. En azından çıt kırıldım görünen genç kız için. “Bana bak, Kıymet! Doğru konuş yoksa seni yere yapıştırır, üzerinde tepinirim.” Bulut, istemsizce dişlerini sıktı. Popüler velet, kızları tavlamak için kullandığı boyu, yüzü ve sesini o anda karşısındaki kızı korkutmak için kullanıyordu. Elinden gelse tam o anda adamı yere yapıştırır ve birinin üzerinde tepinmesi nasıl olurmuş, tattırırdı. Kıymet denen kız yine de sinmedi. İçinden ona bir ‘Aferin,’ gönderdi. Genç adama biraz daha yaklaşarak, “Denesene!” diye adamı kışkırttı. “Beni korkutarak nasıl bir şerefsiz olduğunun öğrenilmemesi için uğraşıyorsun. Ama sürpriz; zaten şerefsiz olduğunu heerrrkesee yaydım!” Popüler velet, kızın üzerine doğru adım attı ancak Kıymet, elindeki bardağın içindeki sıcak sıvıyı adamın yüzüne fırlattı. Adam, ellerini yüzüne doğru götürüp çığlık atmaya başladı. “Seni mahvedeceğim. Duydun mu beni? Seni geberteceğim, Kıymet.” Adam, ellerini yüzünden çekti. Suratı anormal şekilde kızarmıştı. “Rapor alacağım ve seni şikâyet edeceğim.” Ardından sunturlu bir küfür savurdu. Kıza saldırmamak için kendisini zor tutuyor gibi görünüyordu. Bulut’un tüm kasları hedefe atılacakmış gibi istemsizce kasıldı. Ancak Kıymet’in çevresini çok fark ettirmeden, yavaş yavaş genç erkekler sarıyordu. Kendisine ihtiyacı yoktu. Aslında görünüşe göre kızın kimseye ihtiyacı yoktu. “Lütfen! Rica ederim, beni polise şikâyet et. Ben de millete attığın tüm o mesajların ekran görüntülerinin dosyasını seve seve memurlara bildiririm. Hani Elif’i rezil etmeye çalıştığın o mesajları-“ Adam, aniden kıza saldırınca kaslı bir genç, popüler veledi koltuk altlarından yakaladı ve geriye doğru çekti. Onu kıskaca alan kollardan kurtulmaya çalışırken ağzından tükürükler saçarak, öfkeyle Kıymet’e ağzına geleni söylüyordu. Son sözleri koyu bir alayla, “Elif, benimle çıktığı bir ay için şükretsin. İddiaya girmeseydim onunla aynı masada bile oturmazdım. Ona söyle de arada aynaya baksın.” Vay göt. Sağlam bir dayağı cidden hak etmişti. Bunun için resmen elleri kaşınmaya başlamıştı. Neyse ki, Kıymet kendisinden daha fazla çileden çıkmıştı. Yanındaki arkadaşlarından birine döndü. Elindeki kahveyi aldı ve yine şerefsizin yüzüne fırlattı. “Seni piç!!” diye resmen hırladı. Ve ardından adamın üzerine atladı. Adam bir yandan acıdan çığlık atarken Kıymet’in tekmesi veledin kasığına indi. Gencin kollarını kıskaca alan eller bir anda serbest kaldı ve genç çektiği sancıyla öne doğru eğilerek iki büklüm oldu. Kıymet, tam bir tekme daha atmak için atılırken bu sefer birileri onu belinden yakaladı ve geriye çekti. “Yeter Kıymet!” diye uyardı kızı belinden yakalayan genç adam. “Duymuyor musun söylediklerini? Ağzını parçalayacağım onun!” Öylesine kara bir öfkeye tutulmuştu ki, hiçbir şey umurunda değilmiş gibi görünüyordu. Kıymet, daha bir sürü şey söylemeye devam ederken, popüler genç hışımla kafeteryadan ayrıldı. Tam çıkmadan önce de işaret parmağını kıza doğru tehditkâr bir şekilde salladı. Kıymet de ona orta parmağını kaldırdı. Bulut, sırıtmaya başladı. Çıt kırıldım bedeniyle neredeyse iki metrelik adamın karşısına dikilmiş, adamı dünyaya geldiğine pişman etmişti. Sonunda belini tutan adama da çemkirdi. “Mert, bırak artık beni! Birazdan suyum çıkacak.” Mert denen çocuk gülerek kızın belini serbest bırakırken, kızın başı bir sağa bir sola döndü. “Siz ne bakıyorsunuz? Film mi çekiyoruz burada?” Bir yandan da dağılmış üstünü başını düzeltiyordu. Sesi hala öfkeden titriyordu. Sonunda başını eğmiş paltosunun eteklerini çekiştirirken arkasını döndü. Avuçlarını pantolonuna sürttü ve başını kaldırdı. Bulut’un mavi gözleri, Kıymet’in çakır gözleriyle çarpıştı. Kavisli kaşları çatılmış, çıkık elmacık kemiklerinin üzerindeki ten öfkeden kızarmıştı. Hafif köşeli çenesini Bulut’a doğru uzattı. “Sen ne sırıtıyorsun, pişmiş kelle gibi? Komik bir şey mi var?”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD