Bölüm 12

948 Words
Genç adam, sabaha karşı odasına sessizce süzüldü. Ve karşılaştığı manzarayla göğsünde garip bir ağrı, bir sıkışma hissetti. Kıymet, top gibi büzüşmüş onun yatağında uyuyordu. Onun uzun kollu tişörtü ve onun eşofman altını giymişti. Kız, onları çıkardıktan sonra muhtemelen kıyafetleri yıkamayacaktı. Yatağa serilmiş olan nevresimi de öyle. Sözünü dinlemiş olması onu gülümsetti. Gerçi muhtemelen başka şansı da yoktu. Timur un odasında Defne uyuyordu. Salon da diğer kızlarla doluydu. Yatağın yanına doğru sessiz adımlar attı. Kollarını göğsünde kavuşturup, uzun dakikalar boyunca da kızı izleyerek düşüncelerinin içinde kayboldu. Hiçbir şekilde rahatlatmayan derince bir iç çekti. Gece yaşadığı olaylar aklına geldiğinde ölümün ince ipinin üzerinde nasıl da tek ayak zıpladıklarını düşündü. Timur'la iki kere araç değiştirerek Defne’nin babası, Profesör Tahsin Şen' in tüm gizli görüşmelerini yaptığı restorana gitmişler, adamın buz gibi öfkesiyle karşı karşıya kalmışlardı. İçeride bir köstebek vardı ve birinin öttüğünün, itirafçı olduğunun haberini aldıklarını söyledi. Bunu duyduğunda Mehmet ‘le göz göze geldiler. Saniye bile değildi. Ancak kimin kendilerini sattığını öfkeyle düşünürken Bulut un çenesi kasıldı. Timur, soğukkanlılıkla hemen köstebeğin kim olduğunu bulacağını söyledi. Tahsin, gerek olmadığını, adamı zaten bulduklarını söylediğinde Bulut tetikte kalıp, pozisyon almak zorunda kaldı. *** Timur, "Kimmiş?" diye sakince sordu. O an ne düşündüğü belli olmuyordu. Fakat en az kendisi kadar tetikte olduğundan emindi. Tahsin, elini beline atıp hemen sağında bulunan adamın kafasına aniden, susturucu takılmış olan silahıyla sıktı. Normalde onun silah taşıdığına hiç tanık olmamıştı. Ölen adam yere serilirken gözlerinde oldukça şaşkın bir ifade vardı. Nasıl olmasındı ki? Sevkiyatları yapar, köpek gibi de Tahsin’e sadık kalırdı. İçeriden biri durumu anlamış ve hedef şaşırtmıştı. Bulut, cebindeki kalemin parmaklarının arasından kaymasına izin verdi. "Timur, sevkiyat tarihlerini değiştireceğiz. Bundan sonra bu işle sen ilgileneceksin. Yanına da Mehmet’i al, onun yüzü çok çıkmadı ortalığa, bırak ortada o olsun." Burada dönüp Mehmet e sert bir bakış attı. Genç adam, onaylarcasına başını salladı. Mehmet, çok konuşmazdı. Gerçek hayatında çokça geveze olmasına rağmen, orada konumunu bu suskunluğu ve cesaretiyle sağlamlaştırmıştı. Ve şimdi de bir ileri seviyeye adım atmıştı. Bu, zamanlanandan daha önce Tahsin in tepesindeki adama ulaşabilme ihtimalini artırırdı. Bu sırada sevkiyata da onları şüphelendirmeden el koyabilirlerdi. "Tamam, efendim." Adam Timur a daha dikkatle baktı. "Defne den haberin var mı?" Timur bir süre onu cevapsız bıraktı. "Bilmiyorum," diye bildirdi sonunda. Tahsin de onun yalan söylediğini biliyordu. Gözlüklerinin arkasında kalan gözleri sanki daha çok kararmış gibiydi. "Bilmeye karar verdiğinde söyle ona bir dahaki sefere onu senden önce bulacağım. Senin gibi yumuşak kalpli de olmayacağım. Bu ikinci hayatını iyi değerlendirsin." Bu kadardı. Adam Timur’un, Defne’yi sahiplendiğini biliyordu. Ve artık tüm sorumluluğu ona bırakmıştı. Defne avucundan kaydığı anda da Tahsin, kızını öldürecekti. Görüşmelerinin ardından adam, restoranın arka taraflarında kayboldu. Arka girişi olmadığını biliyorlardı. Fakat adam nereden girip çıkıyordu, bunu bilmiyorlardı. Mehmet, neredeyse bir seneden fazladır aralarındaydı. Bir senedir de restorana girip çıkıyordu. Ama arka tarafı henüz görememişti. Timur, Mehmet’i de peşinde sürükleyerek restoranın motosikletlerinin bulunduğu alana ilerledi. Bulut, geride kalmıştı. Nereye gittiklerini Mehmet, ona daha önceden anlatmamış olsa asla bilemeyecekti. Timur, Bulut’u sadece bu kadar içeriye alıyordu. Kuryelerin, uyuşturucuları dağıtmaları böyle oluyordu. Yemek şirketlerinin motosikletlerinin birebir aynılarını tasarlayıp, maddeleri istedikleri yere böyle taşıyorlardı. Aynı motosikletten aynı anda dört ya da beş tanesi yola çıkıyordu. Ve hangisinin gerçek maddeyi taşıdığı bilinmiyordu. Bunlar büyük işlerdi. Bir de öğrencilerin, gençlerin isteklerini karşılayan torbacılar vardı. Bu bokun içine düşen herkesin bildiği, çoğunlukla baskına uğrayan, satıcılar tarafından kiralanan evlerde buluşuyorlar, ya orada kalıp maddeyi kullanıyorlar ya da evdeki satıcıdan alıp toz oluyorlardı. Defne’yi de bu evlerden birinde bulmuşlardı. Kapılar genelde açık oluyordu ve kimin girip çıktığı belli olmuyordu. Ve içeride olan kimsenin kafası yerinde olmuyordu. Evler, kesinlikle bir çöplükten farksızdı. Her yerde alakasız eşyalar, pislik içinde mutfak ve banyolar, madde kullanımı için çöplere değil de evin zeminine atılan nesneler… Günlerce uyumuyorlardı. Öğrencileri de böyle böyle ağlarına düşünüyorlardı. Sınav zamanları onları ayakta tutacak bir şeyleri olduğunu söylüyorlardı. Sonra bağımlı oluyor ve artık sınavları düşünmeyi bırak, altı yaşında bir çocuk kadar bile tutarlı kalamıyorlardı. *** Bulut, kollarını yanlarına saldı. Kız, iç çekip yatağında diğer tarafa dönerken üşümüş gibi görünüyor, sürekli cenin pozisyonu alıyordu. Dolabına ilerleyip üzerinde bulunan battaniyelerden iki tane aldı. Birini kızın üzerine serdi, diğerini de kanepeye uzanıp kendi üzerine serdi. Ellerini başının altına alarak, odada bulunan cılız ışığın altında gölge gibi kalan kızı seyre daldı. Aralarında bir şey vardı. Kimya, çekim, ELEKTRİK! Ki kıza ne zaman şöyle bir dokunsa bile onu çarpıyordu. Bir şey vardı işte. O, kızı gördüğünde düşünceleri bulanıyordu, kız onu gördüğünde gözbebekleri büyüyordu. Daha fazla nasıl bir kanıta ihtiyacı vardı ki? Bu çekimin peşinden giderse, hayatında yapmadığı bir şey yapacak ve bencilce kızı kendi girdabının içine çekecekti. İnleyerek bir soluk verdi. Çok cezbedici geliyordu. Oturup sadece bakmak bile! Fakat yapamazdı. Kendisi isterse Timur ve Defne ile daha sonra bir araya gelebilir, onların düzenine karışabilirdi. Bu da Bulut’un ürkmesine neden oluyordu. Ama en azından kendisi geriye çekilebilir, buna kendisi sebep olmazdı. Olay tamamen kıza kalmıştı. Bu düşünceyle gözlerini kapadı. Uyandığında odasında bir hareketlilik olduğunu fark ederek başını o yöne çevirdi. Kız, ona çekimser bir gülümseme yolladı. “Günaydın,” Bulut, sadece ona bakarak başını salladı. “Kusura bakma. Gece geri geleceğini düşünmedim.” Bulut, alaylı bir cevap vermekten kendini son anda durdurdu. “Sorun değil,” İç çekerek ayaklandı. Üstü başıyla yatmıştı ve leş gibi kokuyordu. Kampüse gitmeden duş alması gerekiyordu. Kıymet, genişçe esnedi. “Kıyafetlerinle gidebilir miyim? Daha sonra yıkar getiririm.” Gözlerinin altı yorgunlukla kararmıştı. Muhtemelen kendileri gelmeden kısa süre önce uyumuşlardı. “Hayır.” Bulut, bunu dediği için kendini dövmek istedi. Fakat ne yapabilirdi ki? Kıyafetleri yıkamasına izin veremezdi. Bunu da kıza söyleyemezdi. Kıymet’in bakışları ölü balık ifadesini aldı. Sonra da anında kendini toparladı. “O zaman çık da giyineyim.” Dudaklarını alayla geriye çekti. “Değerli kıyafetlerini verebileyim.” Bulut, sadece başını sallayıp dışarı çıkmakla yetindi. Ağzının içine dolan tüm kelimelerini yutkunarak midesine gönderdi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD