DEMİR-5

1193 Words
Aradan geçen bir hafta da değişiklik olmadı. Günler Demir’in Gonca’ya sürekli ters davranması, Şenay Hanım’ın potansiyel gelin görme hevesleri, ikizlerin genç kızla daha sıkı fıkı olması ve Olcay ile Bayram’ın ikizlerin göz hapsinde olsalar da bilmiyormuş gibi yapmaları ile geçmişti. Gonca her geçen gün Demir’e gıcık oluyordu. Sebebini bilmediği bir sinirin onun üzerinden çıkarılmasına daha ne kadar sabredebilirdi emin değildi. Yine ahırlarla uğraştığı bir gün Olcay çardakta oturmuş telefonu ile ilgilenirken Aysun elinde tepsi ile geldi. Türk kahvesi yapmış yanına da güllü lokumlardan koymuştu. Onun sevdiğini biliyordu. Genç adam ise görünce gülümsemiş ama sınırını da korumuş bir şekilde “Eyvallah abisi. Güzel koktu.” değince yutkunan genç kız huysuz bir tonla “Afiyet olsun” dedi. Karşısına oturup göz devirirken aklına gelenle konuşmaya başladı. “Bir haftadır buradasınız. Normal de üç günü geçmez geri giderdiniz. Bir sıkıntı yok değil mi?” Olcay duyduklarından sonra gerilmişti. Aysun haklıydı. Hiçbir kuvvet bu üçlüyü üç günden önce İstanbul sınırlarında tutamazdı ama durumlar karışıktı. O yüzden dikkat çekmeleri de işten bile değildi. Demir ise kesin bir dille her sorulduğunda lafı çeviriyor cevap vermiyordu. O da vermemeliydi. “Ne o abisi biz kaldık diye rahatsız mı ettik sizi.” Aysun yanlış anlaşıldığını düşündüğünde hemen gözlerini büyütüp “Ay hayır o manada demedim. Sadece dikkatimi çekti. Genelde böyle uzun kalmıyordunuz. Yoksa ne rahatsızlığı başımızın üzerinde yeriniz var.” derken fazla telaşlı görünüyordu. Olcay onun bu haline istemsiz gülerken “Sakin ol kızım ya şaka yaptım. Bak bu durumu öyle olması gerekiyordu diyelim geçelim. Gerisini kurcalama” değince başını sallayan genç kız “Anladım” dedi. Ardından okuldan derslerden konular açıldı. Olcay ile Aysun konuşurken saçı başı sağılmış her yanı saman çöpü olan Gonca söylene söylene geliyordu. Aysun "Kız bu ne hal" dediğinde oflayan kız "Ne olacak. Haydar elma vermedim diye samanlığın içine itti beni. Bir elma için bana reva mı bu ya. Resmen şiddet görüyorum." dedi. Sitem ederken bile gülmemek için kendini tutuyordu. Hep yaşadığı bir şeydi oysa. Aysun kahkaha atarken "Sende verseydin elmayı canım. Biliyorsun Haydar bir sana bir de yemeğe aşık." dediğinde Olcay'ı unutmuşlardı bile. Gonca da gülüp "Kıyamıyorum yoksa yapacağımı bilirim" dedikten sonra omuz silkti. İnsanlardan daha çok seviyordu hayvanları çünkü onlardan nankörlük görmüyordu. Ona bakıp gülen Aysun keyifle güldü bir kez daha. Elini kıza doğru sallayıp "Hadi hadi gözlerine hastasın ondan kıyamıyorsun. Seni yalarken aldığınız keyfe şahidim ayol." Dedi. O an Olcay içtiği kahveyi püskürtürken öksürük krizine girdi. Duyduklarına inanamıyordu. Gözleri istemsiz büyümüştü. "Neye şahit oldun neye?" Aysun sanki normal bir şey diyormuş gibi "Yalamasına" dedi. Adamın neden böyle tepki verdiğini anlamamıştı. Gonca da saf saf bakıyordu. Genç kız devam etti. "Ama bir dili var evlere şenlik. Yok böyle bir şey. Bir de bu kız yüz vermedi mi eteğini ısırıp çekiyor." Dudaklarını silen adam büyük bir şaşkınlıkla "Haydar?" derken bir Gonca’ya bir Aysun’a bakıyordu. Aklı hala yalama ve şahit olma kısmında kalmıştı ama konu çok hızlı ve garip ilerliyordu. Tüm askeri zekasını kullansa bile resmen kilitlenip kalmıştı. "Evet ya. Geçen gün ben de havuç vereyim dedim. Paşamızın keyfi kimsede yok almadı benden. Gonca haydar aşkım değince bir gelişi var aklını çıldırırsın." O sırada "Çağırsana gelsin" diyen Aysun ile genç kız başını salladı ve "Haydar! aşkım gel hadi elma vereceğim!" deyip bağırdı. Olcay o sıra gelecek adamı beklerken hemen arka tarafından anıran eşekle yerinden sıçradı. Fincan elinden fırlayıp yere devrilirken gördüğü hayvanla mala bağlamış gibi kalmıştı. Haydar ise dişlerini göstererek güler gibi sesler çıkarırken dolandı ve Gonca’nın yanına gelip başını sırtına koluna sürtmeye başladı. “Aşkım, geldin mi sen? Oy kurban olsunlar senin gözlerine aklına. Ne akıllısın sen öyle. Yerim seni yakışıklım.” Olcay hala anlamak ister gibi bakarken sonunda “Haydar bu mu?” diye sordu. Genç kız gülen bir halde “Evet.” dedi. “Yani bu eşeğin adı Haydar? Sen aşkım falan derken buna mı diyordun?” Gonca bir şey diyemeden genç adamın suratına suratına anıran eşekle Aysun kahkaha attı. “Şimdi Haydar Bey’e eşek dersen alınır. Lütfen ona adıyla seslen.” Onların sohbetinde Safir ile Bayram da eklendi. Genç adam arkadaşına bakıp “Hayırdır birader ne oluyor burada?” derken eşeğin işaret etti. Ne alaka der gibi. Olcay ise kendi kendine güler gibi yapıp “Bir şey yok kardeşim. Gel buyur sende tanış Haydar Beyle” dediğinde sesindeki imayı sadece Bayram anladı. Gözleri istemsiz büyürken işaret etti “Bu Haydar o Haydar deme sakın.” “Dedim bile.” “Valla mı lan?” “Valla. Bizzat şahitte oldum kendisine.” Bayram gülmeye başladığında kimse neden güldüğünü anlamıyordu. Kızlar olaya Fransız’dı. Gonca, “Ben Haydar’ı ahıra götüreyim” diyerek yanlarından ayrıldığında Bayram ile Olcay da kızlardan müsaade istedi ve odalarına çıktı. Demir, babası ile şehirdeki eve gitmişti. Alınması gereken şeyler vardı. Şenay Hanım da mutfakta Halise ile yemek yapıyordu. Akşam olduğunda masaya kuruldu. Demir, çorba servisi yapan kıza ters bir bakış atarken Gonca neredeyse elindeki çorba kasesini kafasına geçirecekti. O sırada telefona peş peşe bildirim gelmeye başladığında çıkan sesten ötürü herkesin dikkati ona döndü. Ne olduğunu anlayamamıştı. Genç adamın çorbasını verip “Özür dilerim” diyerek mutfağa koştuğunda kızlar birbiri ile bakışmıştı. Demir kızın ardından bakarken alaycı bir ifade yüzünde belirdi. İçinden “Anlaşılan Haydar denen zibidi sabredememiş ki peş peşe kıza yazıyor” diye geçirirken gözlerindeki boşluk bakiydi. Gonca telefonunu çıkardığında gelen mesajları açtı. Annesi “Kızım?” dediğinde “Bir dakika anne” diyerek yazılanları okumaya başladı. “Sen bizi hapiste tutabileceğini mi sandın?” “Oralara gidince kurtulacağız diye mi düşündünüz? Yok öyle yağma. Haftaya oraya geleceğiz. Sen de o mıymıntı anan da köye geri döneceksiniz. Mazhar ile de evleneceksin. Sakın itiraz edeyim deme bu defa kimse seni elimden alamaz. Ben kardeşimin namusunu sağda solda dile düşürtmem.” Genç kız okudukları ile dudakları aralanırken elleri titredi. Telefon yere düşerken aldığı nefes kursağına ağır gelmişti. Halise “Gonca’m. Güzel kızım ne oldu? Ne okudun yavrum rengin kül gibi oldu.” derken kızının kolundan tutup oturttu. Ellerini yanaklarına koyup kendine bakmasını sağlarken gözlerindeki doluluk ve şok ifadesi daha da korkmasına neden olmuştu. O sırada Demir’in de telefonu çaldı. Arayanı gördüğünde hemen masadan kalktı ve daha fazla çalmasına izin vermeden açıp “Komutanım” dedi. “Demir, nasılsınız koçum?” “İyi değiliz komutanım. Göreve dönmek için saat sayıyoruz.” Derin bir iç çekiş duyduğunda karşısındaki adamı da nasıl zor durumda bıraktıklarını düşündü. “Ah be koçum. Kaç kere dedim ben size değil mi? Neyse o iş ayrı bu gece İstanbul’dan hareket etmeniz gerekecek. Gerekli bilgiler güvenli hattan telefonunuza gelecek. Önce karargaha uğrayacaksınız. Oradan da görev yerinize ama geçici bir durum bu. Bir şeylerin düzeldiğini düşünmeyin sakın ve ona göre davranın.” “Emredersiniz komutanım.” Telefonu kapadığı an yemek odasına geri döndü. Olcay ile Bayram’a bakıp başı ile gidiyoruz der gibi işaret yaparken diğerlerine “Bizim acil çıkmamız lazım.” dedi. Şenay Hanım “Ay nereye oğlum” dese de Mustafa Bey az çok görev emri geldiğini anlamış “Selametle gidin sağlıkla gelin evladım. Ayağınıza taş değmesin.” demekle yetindi. Vedalaşıp evden ayrılırlarken herkesin arkasında duran ve rengi kaçmış kız anlık Demir’in dikkatine takılsa da üstüne fazla durmadı. Üç babayiğit adam girerken geride kalanlar onlar için dua ediyordu. Gonca ise başına gelecekleri düşünüyor bunun nasıl olduğunu kestirmeye çalışıyordu. Amcası alenen oğlu ile onu evlendireceğini söylemişti. İyi ama bu nasıl mümkündü ki.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD