Her sabah olduğu gibi yine üzerimde bir ağırlıkla uykudan sıyrılırken gözlerimi araladım. Güneş yeni doğuyordu anlaşılan çünkü hafif bir karanlık vardı. Üzerimdeki baskının elbette Demir olduğunu biliyordum ama farklı bir baskı ya da tutuş mu demeliyim o da vardı. Başımı hafifçe eğdiğimde uyku mahmuru gözlerim gördükleriyle bir anda cam gibi açıldı.
Bacağının biri benim bacaklarımı sarmıştı. Kolunun biri başımın altından geçmiş diğer ise üzerime uzanmıştı. Tek farkla. Eli boşa değildi. Sol göğsümle doluydu. Geceliğin tek omuzu dirseğime kadar inmiş açıkta kalan göğsüm ise onun sıcak iri ve nasırlı avucu içinde yerini almıştı. Bir an nefesimi tuttum. Ah be adam sen ne yaşıyorsun gece bilmiyodum ki. Üzerime attığı bacağı yüzünden erkekliği bacağımın kalça kısmına baskı yaparken sabahları kendi uyanmasa da uyanan başka uzuvlarının olduğunu tecrübe etmiştim artık.
Yüzü ise boyun girintime gömülmüş aldığı tüm nefes orada kendine yol bulurken resmen tüm bedenim titriyor küçük ama milyonlarca iğnenin saldırısı altına giriyordu. Hadi ama dostum sen gece rüyanda büyük ihtimal bana hallenirken ben ne bok yiyecektim. Kocam vardı. İki aydan fazladır aynı odadaydık. Altmış günü geçgindir koyun koyuna uyanıyorduk ve ikimiz de sağlıklı birer kadın ve erkektik. Hayır kadınım diye isteklerim arzularım yokmuydu ona göre anlamıyordum ki. Belki o sabrediyordu ama ben edemiyordum.
Aklıma gelen görüntüler ve hayaller artık beni nasıl bir duruma düşürdüyse göğüs uçlarımın sertleştiğini hissettim. Bacak aramda ise ılık bir ıslaklık vardı. Gözlerim acaba sıkıştım da altıma mı kaçırdım diye büyürken çalıştığım biyoloji dersinden dolayı ne olduğunu anladım. Sen bana ne yapıyorsun bir bilsen demir yığını var ya.
Sertçe yutkunup kıpırdamak istediğimde beni kendine mümkünmüş gibi biraz daha çekti ve avucundaki göğsümü sıktı. Gözlerim kayarak kapanırken dudaklarımı sertçe ısırdım. Ses çıkarmak istemiyordum. Ne yapacağını merak ediyordum çünkü. Lakin durmadı. Önce kalçasını bacağıma itti. Sertlik çok fazlaydı. Sonra yeniden göğsümü sıktı ve dudakları boynumu buldu. Anlaşılan paşamız rüyasında pek eğlenceli şeyler görüyordu.
Sonunda ben de insan olduğum ve canımın çekmesinden dolayı onu uyandırmaya karar verdim. Zalımın oğlu fena yakmıştı bedenimi ruhumu hem de uykusunda.
“Demir.”
“Hı.”
“Elini çeker misin?”
“Hı?”
“Elini diyorum çeksen mi? Hem şu bacağıma dayadığın şeye de biraz fren yapmasını öğret. Deldi deldi.”
“Ne diyorsun kızım ya? Açma uykumu.”
Burnumdan solurken boynumda gezinen dudakları mırıl mırıl konuşuyordu ve inleyip bu defa adamın tepesine benim çıkmama çeyrek kalmıştı.
“Diyorum ki elini mememden küçük demiri de bacağımdan çek aslan parçası yoksa iyi şeyler olmayacak.”
“Saçmalama yat uyu. Ben ne yapayım senin memeni.”
Bir kez daha sıktı. Elimi kaldırıp elinin üzerine koyarken “Bu ne?” dedim. Elimi çektiğimde iri avucu hala mememi resmen okşuyordu. Önce öpücükleri kesildi. Ardından başını boyun girintimden çekip biraz kaldırdı ve bir yüzüme bir de eline baktı. Birkaç kez bakışları iki taraf arasında gitti geldi. Ardından başını eğip bedenine ve bedenime baktı. Yutkundu. Gözleri uyku mahmurluğundan kurtulurken dudakları aralandı. Bakışları bedenimde dolanırken kaşlarım çatıldı. Neye bakıyordu ki bu kadar ciddi ve deli. Bende biraz başımı yükseltip baktığımda gördüğüm şeyle ne yapacağımı şaşırdım. Gecelik belime kadar sıyrılmış altımdaki iç çamaşırım görünüyordu. Ve ben çok akıllı insan evladı ful dantel seksi bir çamaşır giymiştim.
Hani olur ya insan ne gidebilir ne kalabilir. Biz de ne kendimizi toparlaya biliyorduk ne de bir adım atabiliyorduk. Kısık bir sesle “Demir” dediğimde elaları gözlerime sabitlendi.
“Hı.”
Hay hı kadar kafana taş düşsün adam senin. Ne diyeceğimi bilemeyince yeniden adını söyledim.
“Demir.”
Ben adını söyledikçe gözlerimden dudaklarıma kayan bakışları yanaklarımı kızartıyordu.
“Gonca.”
“Hı.”
Al buyur bana da bulaştırdı. Hı ne ya hı nedir Allah aşkına. Bana doğru eğildiğinde aldığım nefesin nerelerime kaçtığını bilmiyordum. Dudak kıyılarıma dudakları değmeye başladığında dedim aha şimdi kalbim duracak ve öleceğim. Kimse bana neyi nasıl yaşayacağımı söylememişti ama şu an Demir beni gerçek anlam da öpmeye başladığında bedenim acemi ama ilkel tepkiler veriyordu. Kaçıncı saniye de üzerimde yerini aldı bilmiyorum ama dudaklarını çektiğinde nefes nefeseydim. O ise sakindi. Nasıl sakin kalabiliyordu ki. Ellerimi nereye koyacağımı bilmediğim için göğsünde yerini bulurken avucumun altındaki kalbin deli gibi atması bir yanımı sevindirmişti. Benim gibiydi oda ve ortak bir heyecanı paylaşıyordu.
Yüzünü boynuma gömüp öpmeye başladığında kollarım bu defa boynuna sarılmıştı. Bacak aramdaydı ve kendini bastırdıkça kıyafetler olsa da hissediyordum. Elleri de rahat durmuyordu. Bacağımı okşuyor kalçamı sıkıştırıyor diğer eli açıktaki göğsümü avuçluyordu.
Kendimizden geçmiştik. Tişörtü çıkmıştı mesela ve yeri boylamıştı. Benimse geceliğim karnımda toparlanmış göğüslerim tamamen açığa çıkmış boynumdan kopan dudakları onları öpüyor ağzına alıp emiyordu. Böyle mi hissediyordu kadınlar kocaları ile olurken. Şimdi bile aldığım zevk ve keyif göz bebeklerimi titretiyordu. Diliyle sert göğüs uçlarımı yalarken bir şey oldu. Onun tarafındaki komodinin üzerinde olan telefonunun melodisi odaya yayıldı.
Onun da solukları hızlanmış ve elleriyle ağzı hoyratlaşmıştı. Başta umursamadı ama inatla yeniden çalmaya başladığında yavaşça “Demir. Önemli olabilir” diyebildim. Ağzını mememden çekip kolları üzerinde biraz yükseldiğinde gözlerini kapadı ve çenesini sıktı. Yanaklarındaki kaslar kasılıp dururken alt dudağını ısırdı. Telefon üçüncü kez inatla çalmaya başladığında “Sikerler böyle işi” deyip üzerimden kalktı ve yatağın kendi tarafına dönüp telefonu aldı. Ekranda hangi ismi gördüyse “Hasiktir” deyip yataktan fırladı. Hemen giyinme odasına girerken arkasında yatakta yarı çıplak öylece kalmıştım.
Gözlerim doldu. Bakışlarım giyinme odasının kapısından tavana çevrilirken “Kaldın mı mal gibi böyle” diye homurdandım. Bende kalktım ve geceliğimi düzelttim. Ardından koltuğun üzerinde olan sabahlığımı sırtıma geçirip kuşağını bağladım. Onda zaman geçmişti ve biz ilk defa bu kadar yakınlaşmıştık. Onda da bir telefon her şeyi durdurmuştu.
Yatağın kıyısına oturduğumda bir süre çıkmasını bekledim. Çıktı da ama üzeri giyinilmiş elinde küçük bir çantayla. Komodinin üzerindeki saatini takıp arabanın anahtarını alırken gözü bana çarptı. Ben anlamaya çalışır gibi bakarken dudaklarını birbirine bastırdı ve ne diyeceğini düşündü. Ardından gelip başımı öperken “Bir süre yokum Gonca. Geldiğimde konuşacağız” dediğinde sadece onu “Tamam.” diyerek onayladım. Kapıdan çıkıyordu ki “Demir” dediğimde durdu. Bana döndüğünde kalktım ve ona doğru yürüdüm. Önünde durduğumda ne yaptığıma bakıyordu.
Parmak ucuma yükselip boynuna sarıldığımda bedeni kasıldı ama saniyeler içinde tek kolu belime sarılıp beni kendine çekti. Biraz geri çekilirken “Kendine dikkat et olur mu?” dediğimde sesim titremişti. Başını eğip alnını alnıma yasladığında gözlerini kapadı.
“Ben başımın çaresine bakarım Gonca. Esas sen dikkat et. Bir sıkıntı olursa bana ulaşmaktan çekinme. Babamlar zaten her zaman yanında. Derslerini de aksatma.”
Burnumu çekerken bir şeyler boğazıma düğüm olmuştu. Geri çekildi. Gözlerime bakarken hızla dudağıma öpücük kondurup benden tamamen ayrılarak odadan çıktı. Elim dudağımda öylece dikilirken cama koştum. Perdenin kıyısında evin önündeki arabaya bakarken onun gibi ellerinde çantalarla Bayram ve Olcay abinin de hazır olduğunu gördüm. Anlaşılan ani bir görev gelmişti. Aslında cezaları daha bitmemişti ama işlerine akıl sır ermezdi elbette.
Arabaya binip gittiklerinde uyanık olan sadece Remziye nene vardı. Bir sürahi su döküp ellerini açtı ve dua etti. Onunla bende amin dedim. Su gibi gidin su gibi gelin diye en derinlerimde biri göz yaşı dökerken buruk bir şekilde yatağa geri döndüm. Yaşadıklarımız hala bedenime ateşi bırakırken onun yastığına sarıldım ve gözlerimi kapadım.
Sen bana ne yaptın be adam.
1 HAFTA SONRA...
Aradan geçen bir hafta da üçünden de haber alamamıştık. Şenay annenin tansiyonu gittiklerini öğrendiğinde yine yükselse de hastanelik olmadan evde ilaçlarla müdahale sonucu indirebilmiştik. Ben Demir’i ikizlerse kendi sevdiceklerini merak ediyordu. Her akşam ya da gün içinde arasam da ulaşılamıyordu. Mesaj atıyorum gitmiyordu.
Gece odaya çıkıp üzerime onun tişörtlerinden birini giydiğimde biraz olsun özlemim azalıyordu. Yalan yok öküzdü odundu hödük falandı ama alışmıştım. Öyle ya da böyle kocam olmuştu. Başımı test kitabına gömmüş aynı soruyu beşinci kez okurken zihnimde başka şeyler dönüyordu. Kitabı kapayıp yüzümü sıvazlarken kendi kendime istemsiz öz eleştiri yapmaya başladım.
“İstemiyordun. Vazgeçmiştin. Neden resmi nikahla da evlenirken hayır demedin? İtiraz etmedin.”
Kendime sorduğum soru karşısında bir an yalan yok mala döndüm. Evet vazgeçmiştim. Onun hayatında zoraki bir duruş sergilemeyecek gerekirse gidecektim. Lakin içimde bir yerde öyle biri vardı ki onun yanında durmak varlığını hissetmek bile ona yetecekti. Yalan yok nikah için o masaya oturup nikah memuru sorana kadar kararım hayır demekti ama öyle bir şey yaptı ki kendimi evet derken bulmuştum. Elimi tutmuştu. Titriyorsun Gonca sakin ol demişti eğilip kulağıma. Sıcak nefesini hissetmek ellerimin üzerindeki iri güven veren avuçların varlığı dilimdeki tüm hayırları saklamıştı.
İmzayı atıp defteri elime tutuşturduklarında hayır demek için geçti. Yalan yok bunu istiyor muydum artık emin de değildim. Lakin anladığım kadarıyla benim bu itirazlarım, ona sürekli beni bırak boşa bu iş olmaz ben hayatında fazlalığım tarzı söylemlerim sinirlendirmişti. O an fark edemiyordum ama durup düşündükçe bunun farkına varıyordum. Bir de o zaman pek umursamadığım ama Demir gittiğinden bu yana geçmişi düşündükçe zihnime dolan bir şey vardı ki düğün esnasında bir telefon gelmiş ondan sonra bakışlarında küçük kıvılcımlar yanar olmuştu. O telefondan sonra benim eve gelirken ve merdivenlerde söylediklerim damarını daha da kabartmış olacaktı ki sert çıkışlar yapmış ağır laflar etmişti.
Onda fark ettiğim özelliklerden biri mesleği ile ilgili durumlarda özellikle de ters durumlarda istemsiz dışa yansıtma vardı. yani o öfke illaki birini hedef tahtasına koyuyordu.
Demir, beni acıdı da mı nikahına aldı yoksa gerçekten istedi mi bilmiyordum ama geçen süreçte kedi köpek misali hırlaşsak da yakınlaşıyorduk da. Her gecenin sonu onun göğsünde bitiyordu mesela ya da o yüzünü benim boyun girintimde saklıyordu. Remziye nenem geçenlerde beni kenara çekip nasıl olduğumuzu sorduğunda yanaklarım kızara kızara iyiyiz demiştim. O da biraz çekinmiş olsa da aynı yatakta yatıp yatmadığımızı sormuştu çünkü aslında bazı şeylerin farkındaydı.
Bende aynı yerde uyuduğumuzu söyleyince gülümsemiş elimi buruşmuş elleri arasına alıp “Kızım, kadınla erkek ateşle barut gibidir. Yan yana oldu mu tutuşur sonra da o ateşle yılları devirir. Biliyorum öyle sevdayla bağlamadınız birbirinize o şekilde evlenmediniz ama sevda denen şey zamanla da olur. Ben torunumu bilirim. Sert bir kabukla yaşar dokunduğunu kanatır ama o kabuğu bir kırarsan içindeki inci tanesini bulur mutlu olursun. Sabret. Ha bir de emin ol hiçbir kuvvet eğer kendi istemese onu o nikah masasına oturtamazdı. Öyle yok anası istedi sen çekip gittin vicdan yaptı falan hikaye o işler. Onun gözlerinde gördüm ben seni. Biraz inatçı o kadar.” Dediğinde gülüp “Biraz mı? Nene kızma ama torunun katır gibi katır” demiş onu da güldürmüştüm.
“Deli kız” diye gülerken yanağımı okşamış “Ben biliyorum. Sizin önünüz açık. Allah kalplerinize öyle bir sevda ateşi düşürdü ki daha farkında değilsiniz ama şimdiden cayır cayır yanmaya başlamışsınız. Mübarek olsun gelin kızım” diyerek resmen evlilik danışmanlık hizmeti sunmuştu.
Demir’in beni sevme ihtimali biraz ütopik olsa da ben sevmeye başlamıştım. İnkar edemezdim. Belki de bu yüzden gidemiyordum.
Beynim hallaç pamuğu gibi olurken masada titreyen telefonumla dikkatim dağıldı. Telefonu alıp saate baktığımda gece ikiydi. Esnerken gelen bildirime baktım. Demir’di. Hemen mesajı açtım çünkü çok merak etmiştim. Okuduğum şeyle bir an duraksasam da karşımdaki adamdan normal bir şey beklemek benim sazanlığımdı.
“Uyudun mu?”
Göz devirdim.
“Demir, gecenin ikisinde sevgilisini darlayan abazalar gibi mesaj atmak da neyin nesi? Hem sen nasılsın? Olcay abiler nasıl? Öldük meraktan.”
“Bir; gecenin ikisinde sevgilime değil karıma mesaj atıyorum. İki; abaza değilim sadece rutin bir soru sordum aklın başka şeylere gidiyorsa bu senin sorunun. Üç; iyiyiz merak etme. Sen, siz nasılsınız?”
Kıkırdadım. Aslan parçası karım diyordu. Ah ah unutuyordu mini etek ve topuklu iddiasını.
“Tamam kocam sakin bir şey demedim. Beynim kulağımdan sıvılaşıp akarken mesajını yanlış yorumladım demek ki kusura bakma da küçük bir ayrıntı var orayı anlamadım.”
“Neyi anlamadın yine dilli düdük?”
“Ben senin neyinim?”
“Bu mu yani? Bunu mu anlamadın?”
“Hıhı.”
“Yani belediyenin nikah memuruna verdiği yetkiyle bizi karı koca ilan ettiğine göre sen benim eniştemsin.”
Yatağa geçmiş uzanmıştım. Okuduğum şeyle anlık kahkaha atsam da elimle ağzımı kapadım. Ardından “Hayırdır aslan parçası enişte karım diye mi yürüyorsun? Anlayalım yani.” Yazdım ve ekledim.
“Boş bulundum kahkaha attım tependen bak emi.”
Gülen yüz emojisi atıp “Ne yapıyorsun?” diye sordu.
“Ders çalışıyordum ama kafam çok doluydu. Anlamamaya başlayınca bıraktım. Yatağa uzandım senle konuşuyorum.”
“İyi. Yerin rahat yani.”
“Evet de senin değil mi? Sahi siz neredesiniz?”
“Sence benim bunu söyleyeceğimi düşünmen biraz saflık olmuyor mu?”
“Aşk olsun insan karısına saf der mi?”
“Ne der?”
“Ne bileyim aradan bir hafta geçmiş az biraz özledim der, dersler nasıl gidiyor der, en olmadı üstüne ne var der. Senin yaptığın muhabbete bak.”
“Gonca, benim ayarlarımla oynama gece gece.”
“Neden? Ne dedim ki?”
“Boşver. Neyse hadi sen yat dinlen. Yarın gün içinde salim kafayla çalışırsın.”
“Hee yani konuşmayı bitiriyoruz. Ben sana üzerimde beyaz ful dantel geceliğim var demeyeceğim. Ya da yatağa uzanmış senle konuşurken iç çektiğimi falan de söylemeyeceğim. Gittiğinden beri garip bir ateşle yandığımı da anlatmayacağım. Öyle mi?”
Mesajı yolladığımda önce kocaman gözlerle baktım. Delirmiş olmalıydım. Ya da adama abaza derken ben kudurmuştum. Alt dudağımı dişlerken yüzümü yastığa kapayıp güldüm. Adamın aklını aldım herhalde ki üç dakikadır karşılık gelmiyordu.
Ben tam artık yazmaz diye düşünürken görüntülü arama ekrana düştüğünde alt dudağımı ısırıp kıkırdadım. Yalnız dediğim doğruydu. Üzerimde beyaz dantelli gecelik vardı. gülüşümü tutmaya çalışarak aramayı cevapladığımda çok az bir ışıkla sadece yüzünün belli bir kısmını görebilmiştim.
“Kızım senin bana garezin ne lan.”
Duyduğum şeyle kıkırdarken dudaklarımı birbirine bastırdım.
“Bak ya gülüyor bir de.”
O öyle dedikçe gülmemek çok daha zor oluyordu.
“Ben ne yaptım ki?”
Adam şu an sövse yeriydi. Daha ne yapacaktım acaba. Kendime içimden kahkaha atarken ışık olan oda sayesinde kamerayı bedenime çevirdim ve geri yüzüme çıkarıp omuz silkerek “Doğruyu da mı söylemeyeyim” dedim.
“Lan. Sabır. Sabır. Sakinim. Delirmedim.”
Aldığı solukları işitirken daha fazla kendimi tutamadım ve gülmeye başladım. Elimi ağzıma kapıyordum ama karnıma ağrılar girecek şekilde gülmeden de duramıyordum.
“Oh hanım efendiye bak sen. Burada benim iflahımı sik kendin orada kakara kikiri. Geldiğimde ne yapacaksın çok merak ediyorum.”
Gülüşümü zar zor durdururken ipin ucunu kaçırmıştım. Dudak büzüp “Ne yapacaksın ki?” diye sorduğumda dişlerini sıkıp küfretti. Başımı sağ omuzuma yatırıp ekrandan az ışıkla da olsa görünen yüzüne baktım. O da konuşmadı bende. Derince iç çektiğinde “Hadi yat sen. Ben müsait oldukça ararım seni.” Dedi. Başımı salladım. O sıra omuzumdaki ince askı koluma düşüp gerdanım epey bir açıldığından sertçe yutkunuşu bana kadar ulaştı. Ben mi? Kapama ya da düzeltme girişimine hiç girmedim.
“Çok zorluyorsun beni dilli düdük haberin olsun.”
“Ben ne yapayım sen zora gelemiyorsan.”
“Peki zora gelirsem var mı bir ödülüm?”
“Ödül?”
“Aynen ödül.”
“Bilmem. Sen hele bir zora gel bakalım. Ödül işi kolay.”
Alt dudağımı dişlerken “Ben ortalığın amına koymadan kapatalım biz iyisi mi? Kendine dikkat et. Allah’a emanet ol.” Dediğinde yüzümde saf bir tebessüm belli oldu. Oysa gözlerimden oluk oluk endişe akıyordu.
“Esas sen dikkat et. Sağ salim gel inşallah. Allah’a emanet ol.”
Telefonu kapadığımda yatağa uzandım ve elim kalbimin üzerinde tavanı izledim. Derin soluklar alırken dudaklarımı yalayıp yutkundum. Bana ne yapıyorsun demir yığını desem de adamın içinden geçtiğim aklıma gelince kıkırdadım. Sonra biraz daha uğraşmak adına telefonun ön kamerasını açıp sere serpe yatarken kendimi çektim. Askıyı yine düzeltmemiştim ve göğsümün yarısı görünüyordu.
Resmi yollarken “İyi geceler komutanım” yazdım. Beş dakika sonra “Komutanını ayrı iyi geçecek geceyi ayrı sikeyim dilli düdük. Ben bunun rövanşını fena alırım.” Yazıp yollamıştı. Yüz üstü dönüp suratımı yastığa kapatırken gülmeden duramadım. Çok fena olabilirdim. Giderayak benim öyle bir düğmemi açmış ve gitmişti ki arsızlıkta zirve yapmıştım. Sonra kendi kendime omuz silktim. Kocam ayol o benim elbette arsız cilveli olacağım dediğimde hak verdim.
Ertesi gün rutin geçmişti. Kızlar staja ben dershaneye diğerleri ise kendi işlerine. Eve geldiğimde yemeğe yardım ettim. Şenay anne ile sohbet ettim ve Demir’in iyi olduğunu gece mesaj yazdığını söyledim. Anne yüreği işte sevinmişti ama korkuyordu da. Akşam yemeğinden sonra verilen testleri çözmek için odama çıktığımda bu defa siyah bir gecelik tercih etmiştim. Rahatlığından ziyade o gün Demir ile yaklaştığımızdan beri kendimi daha bir güzel bulur olmuştum. Seksi bir kadın gibi hissetmek istemiş geceliklere alışmış şimdi de rahatça giyiyordum. Gece on iki gibi son soruyu çözdüğümde esnedim. Dün gece geç uyumuş gün içinde de yorulmuştum. Işıkları kapayıp yatağa geçtiğimde telefonumu kontrol ettim. Bir şey yoktu.
Yattığımda fark etmiştim aralık camı ama yalan yok üşendiğim için kalkıp kapamamıştım. Uykumun en güzel yerinde boynuma değen dudaklarla gözlerimi araladığımda gördüğüm yüzle çığlık atacaktım ki iri eli ağzımı kapamıştı.
“Şşşşt sakin ol dilli düdük benim.”
Tabi benim ödüm benden çoook uzaklara kaçtığı ve aklım çıktığı için mal mal bana sırıtarak bakan kocaman bakıyordum.
“Elimi çekeceğim ve sen bağırmayacaksın tamam mı?”
Ben büyük ihtimalle onun gözünde yeşil ekran verdiğim için elimi çekti ve yanağımı okşayıp bu defa dudağımdan öpmeye başladı. Alt dudağımı ısırınca inleyip biraz da kendime geldiğimde karşılık verdim ama omuzuna vurmadan da duramadım. Geri çekildiğinde “Aklımı aldın ya. Ödüm patladı.” Dedim ama o kendinden emin bir şekilde “Kızım seni bu şekilde benden başkası uyandıramaz korkma. Hem sen dün gece nasıl canıma okuduğunun farkında mısın?” deyip burnundan aldığı soluğu bıraktı.
Aklıma gelince yine gülmek istedim ama bir anda dudaklarıma kapanan adamla gülüşüm yarım kaldı. Dakikalarca öptü. Boynumda soluklandı. Gerdanıma dudakları değdikçe ateş ikimizi de sardı. Nasıl gelmişti ya da şu an ne kadar ileri gidebilirdik bilmiyorum ama yanımda olmasına aşırı sevinmiştim.
Yeniden geri çekilip gözlerime bakarken “Nasıl geldin ve neden evine kapıdan değil de camdan girdin?” dediğimde sesim kısıktı.
“Kapıdan girsem bizimkiler anlardı. Daha dönmeme var o yüzden anlasınlar istemedim. Küçük yaramaz bir dilli düdüğü ziyaret etmek istedim.”
“Delisin biliyorsun değil mi?”
“Akıllı olduğumu hiç iddia etmedim.”
Kıkırdayıp alt dudağımı ısırırken eğildi ve dişleriyle dudağımı kendi dişlerimin arasından kurtardı. Dudakları arasına kıstırıp emerken resmen bir anda aklım gitti. Gözlerim kapanırken ağzının içine inledim.
Kendini dudaklarımdan çekip iki göğsümün arasına burnunu sürterken “Ben seninle ne yapacağım böyle” dediğinde bir cesaret “Onu da ben mi söyleyeyim komutan” deyiverdim.
Alttan bana bakarken elalarındaki ateş resmen bedenime sıçramıştı. Dişleriyle geçeğin önünü aşağıya çektiğinde açığa çıkan göğüslerime baktığında dudaklarını yaladı. Sanki boğuluyordum. Aldığım nefes yetmiyordu. Sol göğsümü ağzına alıp emmeye başladığında ellerim saçlarına gitti. Hem başını daha fazla bastırıyordum hem de geri çekmeye çalışıyordum. Elinin biri diğer göğsümü okşarken usulca aşağılara kaymaya başladı. Ne yaptığını anlamam için iç çamaşırımın içine sızması gerekmişti. Nefesim kesilir gibiyken “Demir” dedim ama “Şşşt” değip beni susturdu. En mahrem yerlerimde parmak uçları dolaşırken ben kendimi kaybetmiştim. Hangi ara kalçamı ona itiyordum bilmiyordum ama bana yaptığı şey resmen delirmeme yetmişti.
Öyle bir noktayla oynadı ki resmen gözlerimin önünde şimşekler çaktı. Bedenim titrerken dudaklarıma kapanmadan önce “Delirtiyorsun beni kadın” diye hırlarcasına söylendi. Benim titremelerim onun öpücükleri arasında durulmaya başladığında yanıma uzanmış beni de göğsüne çekmişti. Başımı öperken telefonu titredi. Dişlerini sıkarken “Gitme zamanım geldi” dediğinde boğazım düğümlendi. Biz bu gece kendi sınırlarımızdan birini daha aşmıştık. Yanımdan kalkarken ofladı.
“Ne zaman döneceğin belli mi?”
“Değil ama çok süreceğini sanmıyorum. Sen yine de bizimkilere geldiğimi söyleme.”
“Tamam.”
“Camı kapa. Sabaha doğru serin oluyor üşürsün.”
Uslu bir çocuk gibi başımı salladığımda gelip sıkıca sarıldı. Ona karşılık verirken kokusunu içime çektim. Biraz toprak biraz barut az biraz da çam kokuyordu. Geri çekildiğinde “Geldiğimde, her şey tamamlanmış olacak dilli düdük.” Dedi. Gülümsedim.
“Yani artık biz normal” demiştim ki sözümü kesti.
“Evet, normal karı koca olacağız.”
“Beni kabul ediyorsun yani?”
“Etmemek mümkün mü be kızım. Hadi tutma beni.”
Camdan dışarı bacağını sarkıttı ve kendini çok rahat biçimde aşağı bıraktı. Hemen cama koşup karanlıkta ona bakarken “Pişt komutan” diye seslendim. Elbette kısık bir tonla.
“Söyle” dediğinde “En sevdiğin renk hangisi?” diye sordum.
“Niye?”
“Ya sen bir söyle.”
“Siyah.”
“Tamam. Geldiğinde siyah mini eteğin ve topuklu ayakkabın hazır olacak.”
“Ne?”
Öpücük atıp geri çekildim ve camı kapadım. Acelesi olmalı ki geri tırmanmadı ama aradı. Kıkırdarken açtım.
“Kocammm.”
“Sen ne eteğinden ayakkabısından bahsediyorsun?”
“Evlendiğimiz geceyi detaylı bir şekilde hatırla ne demek istediğimi anlarsın.”
Ses gelmedi. Bir dakika geçti. Nefes seslerini alıyordum. Arkadan Olcay abinin “Ne oldu lan? Kal geldi” diyen sesini duyunca yeniden kıkırdadım.
Demir o anı hatırlamış olacak ki “Hasiktir.” Dediğinde “Görüşürüz kocam. Kendine dikkat et. Öpüldün.” Diyerek telefonu kapadım. Aklımdan “Geçmiş olsun. Geçmiş olsun. Merve’ler kötü kötü Merve’ler zalım zalım” şarkısı çalarken kalçamı sallayarak dans ediyordum. Bu gece yaşadıklarımla resmen nirvana yaşamıştım. Oysa aylar önce zoraki karısıydım. Şimdi ise istediği arzuladığı ve belki de sevdiği kadındım. Daha ne isteyebilirdim ki. Bu soruma iç sesim cevap verdi.
“Siyah mini etek ve topuklu ayakkabı giyen bir adet Demir’i görmek.”