Gonca yerde yatarken zihni bulanıyor gözleri ara ara kararsa da görüş açısında Demir dikiliyordu. Genç adam ise bir ona bir de adama bakıyor sakince konuşmaya çalışıyor ama bir an boşluk bulsa gırtlağına çökecek kadar da öfkeliydi.
Adam “Yaklaşma dedim. Bu kız benim. Geri bas. Şimdi bu kaltağı alıp gideceğim. Siz de uslu uslu duracaksınız. Zaten istemiyorsun o zaman peşine de düşme.” Deyip eğildiğinde hala silahın ucunda Gonca vardı.
Kızın kolundan tutup kaldırmak istediğinde Demir adım attı ama bu defa soğuk namlu kızın şakağındaydı.
“Lan yaklaşma demedim mi? Sıkayım mı? Dağıtayım mı beynini?”
“Dur lan dur. Canını yakıyorsun bırak. Yemin ediyorum. Bu iş bittiğinde ve sen elime geçtiğinde öyle bir hale geleceksin ki doğuran anan tanıyamayacak.”
O ara başındaki silaha korkuyla bakan Gonca titrek bir sesle “Demir” dediğinde genç adam göğsünün bir tarafına darbe almış gibi hissetti.
“Sakin ol. Birazdan bu durum bitecek.”
“Bok bitecek. Madem bu kaltağı almama izin vermiyorsunuz o zaman sana da yar etmem.”
Bunu değip silahın namlusunu kızın başına biraz daha bastırdığında parmağı tetiği zorluyordu. Demir, gözlerini büyütmüş adamın üzerine atlamayı planlarken arkadan bir yerden sinek vızıltısı gibi bir ses geldiği an silahı tutan eli merminin hedefi oldu. Bağırarak tepki veren adam silahı atarken Gonca gözlerini kapamış çığlığı içinde patlamıştı.
Yere düşen adamla üzerine atlayan Demir yakasından tutup yüzünü kendine çevirdi ve “Sen kimin karısına dokunuyorsun lan piç!” diye kükrerken kafa attı. Yumrukları peş peşe adama inerken Olcay yerden kızı kaldırdı. Bayram ise Demir’i adamın üzerinden almaya çalışıyordu. Kızı bir yere oturtan Olcay da arkadaşına müdahale ettiğinde zorla çektiler.
“Bırakın lan. Bırakın da kaltak kimmiş göstereyim anası kerhane mezesine. Bana da göstersin bakayım erkekliğini!”
Olcay sonunda “Dur oğlum bir dur. Kızın ödü patladı. Ona bak bırak şu puştu.” Diye bağırdığında sinirle soluyan adam durdu. Ağacın kıyısında taşın üzerinde oturan ve kollarını kendine sarmış titreyen kıza baktığında nefesini tuttu. Hiç beklemeden dibine kadar girip yere tek dizi üzerinde çöktüğünde kollarını tuttu ve “İyi misin? Bir yerin acıyor mu? Hadi hemen hastaneye gidiyoruz.” Dedi. Gonca ise başını kaldırdığında “Demir” diye ağlamaya başladığında boynuna sarıldı ve yüzünü boyun girintisine gömdü. O an bunu yapmazsa bayılacak gibi hissetmişti. Korkmuştu. Çok korkmuştu hem de. Sona geldiğini düşünmüştü.
Demir ise ona sarılan kızın hıçkırıkları arasında yerdeki baygın adama bir bakış atıp “Orospu çocuğu” diye mırıldadı ve kıza o da sarıldı. Güvenli kollar etrafına dolanınca daha da kendini bırakan Gonca içi çıka çıka ağlamaya devam ediyordu.
Sonunda “Sakin ol tamam bitti. Bir daha kimse sana zarar veremeyecek söz.” Diye kulağına doğru fısıldadığında kollarını kızdan çözdü ama bunu kendinden ayırmak için değil kucağına almak için yaptı.
Bayram “Kardeşim sen Gonca’yı eve götür biz de bunu teslim edelim. Annenleri biz getiririz” değince Olcay onu onayladı. Ormanın kalabalık olmayan yanından yukarı araba yoluna oradan da park yerine ulaştılar. Ağlamaları iç çekmeye dönen Gonca yorgunca küçük bir kız çocuğu gibi kocasının kucağında duruyordu. Demir cebinden anahtarı alamadığı için “Seni şimdi indireceğim” dediğinde ona alttan bakın kız yutkundu ve başını salladı. Ayakları yerle buluştuğunda bacakları titredi. Genç adam karısı yere daha sağlam basana kadar kollarından tuttu. Ardından hemen arka cebinden anahtarı çıkarıp kapıyı açtı ve ön koltuğa oturmasını sağladı. Kemerini takıp kapıyı kapadı. Direksiyona geçtiğinde bir kez daha ona bakıp “İyi misin? Hemen hastaneye gidiyoruz” dedi.
“Eve gitmek istiyorum.”
“Olmaz. O piç sana zarar vermiş olabilir. Kontrolden geç.”
Gonca saldırıya uğramadan önce konuşulanları hatırladı. İçi daha bir karamsarlaştı. Üzüldü. İyi olabilecekken kötü olmak yanındaki adamın tercihiydi. Boş bir şekilde dinen kocası olan adama bakıp “Kendini zorlama Demir. Bana acımana da lüzum yok. Peşimde uğraşma da zamanın boşa harcanmasın. Sen beni eve götür. Başına daha fazla dert olmak istemiyorum” dediğinde o heybetli adamın sertçe yutkunmasına şahit oldu. Gözlerinde gördüğü neydi bilmiyordu ama kalbi kırık onuru gururu yaralıydı.
Başını koltuğa yaslayıp yüzünü camdan tarafa çevirdi ve sessizce yolu izledi. Demir “Gonca, o nasıl laf öyle” dese de hatta yola çıkıp eve varana kadar birkaç kez daha konuşmayı denese de genç kız cevap vermedi.
Evin önüne geldiklerinde genç kız sakince inip yavaş adımlarla kapıya kadar gitti. Peşinden gelen Demir ona bakarken kapıyı açtı. İçeri girmesi ile onu takip etti. Odaya çıkan kız giyinme odasına geçip kendine kıyafet aldı. Demir yatağın kıyısında oturuyordu. Gonca odaya geldiğinde onu gördü.
“Ben duşa gireceğim lütfen odadan çıkar mısın?”
Genç adam karısına baktığında ne kadar yorgun ve bezgin olduğunu fark etti. Kırmıştı. Hayvan gibi kızın kalbinin üzerinde tepinmişti. Ayağa kalktı. Nefesini bırakırken “Gonca, konuşalım mı?” deyip bekledi.
“Gerek yok. Sen haklıydın. Zorla olacak iş değildi. Bugüne kadar da verdiğim rahatsızlık için özür dilerim. Şimdi odadan çıkar mısın?”
“Ya kızım bir dur hemen yakma gemileri. Konuşalım diyorum. Kusura bakma densizlik ettim. Ben, kendi yaşadığım sıkıntılı dönemin hırsını biraz da senden aldım. Gerçekten özür dilerim.”
Gonca burukça gülümsedi.
“Sorun değil. Haklıydın dediğim gibi. Benlik sıkıntı yok senlik de olmasın.”
Banyoya giren kız kapıyı kapadığında sırtını kapıya yaslayıp dudaklarını birbirine bastırdı. Ağlamak istemiyordu ama kendini de tutamıyordu. Alt dudağını ısırıp burnundan nefes almaya çalışırken çamaşırlarını lavabonun üzerine bıraktı. Üzerindekileri çıkarıp suyun altına girdiğinde ağlamaya başladı. Yere oturup bacaklarını kendine çekerken sesinin suya karışmasını sağladı. Demir ise kapının diğer tarafından ayrılmamıştı. Kızın ağlama sesini duyduğunda lanet bir kapının aralarına girmesine sinir olmuştu.
Telefonu çaldığında ve kıza mahremiyet sağlamak adına odadan çıktığında cevapladı. Olcay arıyordu.
“Kardeşim biz bu piçi teslim ettik. Bayram ifade vermek için gitti. Ben de sizinkileri eve bırakıp gideceğim. Sende gelsen iyi olacak. “
“Sen gel öyle çıkayım evden. Gonca’yı yalnız bırakmak istemiyorum.”
“Kardeşim anlıyorum ama benden önce varırsın karakola hem jandarmanın dediğine göre bundan başka dışarıda adam yokmuş. Ailenin tüm erkekleri içerideymiş. Sorun olacağını sanmıyorum.”
Demir ofladı. Sonunda “Tamam geliyorum. Sende hızlı gelmeye bak.” Derken “Yeni kalktılar toparlanıyorlar. Yarım saate yola çıkarız” demesi ile telefonu kapadı. Hemen odaya çıktığında hala su ve kısık ağlama sesi geliyordu. Kapıya tıklatıp “Gonca, benim çıkmam lazım. Bizimkiler gelecek merak etme. Haberin olsun” dedi ama ses gelmedi. Aldığını soluğu sesli biçimde verirken “Aklımı sikeyim, dilimin ayarına sokayım” tarzında kendine methiyeler düzüp giyinme odasına girdi ve üzerini hızla değiştirip önce odadan sonra da evden çıktı.
Gonca ise duyduklarından sonra hemen ayağa kalkmış ve yıkanıp çıkmıştı. Ev sessizdi. Üzerini giyip saçlarını tam kurutmadan masasına oturdu ve eline aldığı kalem kağıtla bir şeyle yapmaya başladı. Ardından getirdiği valizini çıkarıp yine getirdiği eşyalarını koydu. ne bilgisayarını aldı ne de ona hediye edilen takıları. Biraz parası vardı. taksi parasına yeterdi. Yazdığı notu yatağın üzerine koyarken gözünden düşen damlayı sildi. Zaten gerçek olmayacak kadar tuhaf bir rüyanın içindeydi.
Evden en çok çıkarken şöyle bir baktı ve kendini sokağa attı. Sokaklarının bittiği yerde bir taksi durağı vardı. Oraya doğru elinde valizi ile yürüdüğünde sıranın kimde olduğunu sordu. Orta yaşlarda bir adam “Buyur kızım” dediğinde gideceği yeri söyledi.
“Sen Mustafa Beylerin gelini değil misin?”
Gonca başını sallamakla yetindi.
“Hayır olsun evladım ne bu hal?”
“Şey, annem biraz rahatsızlanmış. Mustafa babamlar da şu an evde değil. Benim de acil gitmem gerekiyordu. O yüzden bu halim.”
Yalan sevmezdi ama adam tanıdık çıkmıştı. Belki de gitmesine izin vermezdi. Bunu göze alamazdı. Adam hemen “Çok geçmiş olsun kızım gel hemen çıkalım yola” dediğinde soluğunu yavaşça bıraktı ve arabaya bindi. Yola çıktıklarında zihni karışık kalbi kırık ruhu sıkıntı içindeydi.
Şenay Hanımlar eve geldiğinde ise hemen genç kıza seslendiler ama ses seda yoktu. Aysun odaya çıktığında odanın da boş olduğunu gördü ama yatağın üzerindeki kâğıt dikkatini çekti. Kâğıdı alıp açtığında okudukları dudaklarının aralanmasına gözlerinin dolmasına ve “Ah be Gonca” demesine neden oldu. Zorlukla yutkunup aşağıya indiğinde salona girdi. Annesi “Kızım, Gonca uyuyor mu? Ah neler gelmiş başına ruhumuz duymamış. Uyumuyorsa yanına çıkayım bi” dediğinde başını eğen kız mektubu gösterip “Gonca gitmiş anne” dedi.
O sırada işleri biraz da askeri nüfuslarını kullanarak hızlıca halleden üçlü eve doğru yola çıkmıştı. Arabayı park edip eve girdiklerinde herkes salonda oturmuş sessizce duruyordu. Demir “Anne” dediğinde ona bakan kadının gözü yaşlıydı.
Olcay ile Bayram birbirine bakarken kızlar kucaklarında kedileri öylece oturuyor burunlarını çekiyordu. Bir şey olmuştu bu açıktı ama ne?
“Neler oluyor?”
Şenay Hanım “Biliyorum. Kötü bir şey yaptım sana fikrini gerçek anlamda sormadan istemediğini söylemene rağmen seni evlendirdim. Dedim ki belki sever, belki bir ailesi olur. Ölüp gittiğimde gözüm arkada kalmaz. Kim bilir torun bile severim diye düşündüm. Ama bencilce davrandığımı şimdi daha iyi anlıyorum. Ben hep senin mutluluğunu düşündüm. Hep sen dedim de bir kez olsun Gonca ne halde demedim. Gözün aydın evladım. Artık bir karın yok. O gitmiş. Gittiği kırıldığı ve üzülmemize neden olduğu için özür dileyerek gitmiş hem de. Bende senden özür diliyorum. Sevebileceğini düşündüğüm için.” Deyip kalktığında oğlunun aynından geçip odasına çıktı.
“Baba, annem ne diyor? Ne demek gitti? Gonca nerede?”
“Gitmiş oğlum. Bize bir not bırakmış ve gitmiş.”
Aysun “Ona aldığımız hediyeleri bilgisayarı her şeyi bırakmış.”
Safir “Bir kırıp çöp almamış yanına buraya geldiğinde alınanlardan.”
Aysun kalkıp notu verdiğinde Demir’in bakışları kâğıda döndü. İnci gibi yazılmış her bir cümle içine işledi. Peki şimdi ne olacaktı?