Bir babanın kaybını insan hep en zor anda anlamış. Derinlere daha da işlermiş. Sofradan kaybolan tabak, baş köşede tütmeyen sigara dumanı, evi sarmayan tütün kolonyasının o değişik kokusu tokat gibi çarpar adamın suratına. Gonca, bir gün önce onlara gelen amcasının kalkan eli suratına indiğinde babasının ölümüne bir kez daha şahit oldu. Bir kez daha babasızlık iliklerine zehir gibi işledi.
Şimdi elinde kimliği dikildiği tapu memurunun önünde kendini ağlamamak için sıkıyordu. Annesinin işlemleri az önce bitmişti. Nasıl da köşeye sinmek zorunda kaldığını görünce kendine kızıyordu. Bu kadar zayıf olmasaydı ya da erkek olsaydı annesine bu zulüm yapılmazdı. Kendisi böylesine aşağılanmazdı.
Memur “Şuraya imza atacaksınız” dediğinde dalmış gitmişti. Yanında duran babaannesi kolunu arkadan çimdiklediğinde hafif sıçrasa da “Hadi torunum sana diyor” dediğinde dudaklarını aralayıp laf söyleyecek gibi olsa da vazgeçti. Bir karış arazi avuç avuç toprak belki kendi karınlarını doyurmazdı ama tek duası onlara sahip çıkması gereken büyüklerinin gözünün toprakla doymasıydı.
İmzayı attığında mallar yeniden amcalarına geçmişti. Tapu dairesinden çıktıklarında onlar geride kalmış amcaları ise önden çıkmıştı. Gonca “Amca” diye seslendi. Mahmut ona döndüğünde “Bize bunu yaptınız ya dilerim gözünüzü toprak doyurur. Babamın kemiklerini sızlattınız.” Diyen Gonca annesinin kolundan tuttuğu gibi yürümeye başladı. Aslında Mahmut ve diğer kardeşler genç kıza onlara göre hak ettiği cevabı tokatla verirdi ama iki polis otosu tapu dairesi önündeydi.
Bir süre şehirde dolanan anne kız köye giden dolmuşa bindiğinde genç olan dolmuş şoförü dikiz aynasından ana kıza bakarken gözlerindeki sinsilik ve fırsatçılık oluk oluk akıyordu. Kadınla konuşma adına “Başın sağ olsun Halise abla. Duydum çok üzüldüm. Salih abi iyi adamdı.” Dediğinde gözleri dolan kadın başını salladı.
“Dostlar sağ olsun evladım.”
“Senin de başın sağ olsun Gonca. Baba kaybetmek zordur.”
Genç kız dışarıyı izliyordu. Ona yöneltilen soru yüzünden bakışlarını camdan çekip adama çevirdi. Dikiz aynasından dik dik baktığını gördüğünde hafiften kaşlarını çatıp “Dostlar sağ olsun Halit abi.” Dedi kısaca. Genç adam kızın kendine abi demesine bozulsa da bir şey demedi.
Köyün kahvesinin önünde yolcular inerken ana kız da indi. Koluna girdiği annesi ile yürümeye başladığında muhtar kahveden çıkıp önlerine çıktı.
“Halise bacı az bak hele.”
“Buyur muhtar emmi ne diyecektin.”
“Salih iyi adamdı. Hepimize de iyiliği dokunmuştur. Bu yüzden size yardım etmek gözetmek de boyun borcumuz. Duydum. Abileri ellerinizdeki malları almışlar. Geçiminiz zor olacak gibi.”
“Allah büyüktür muhtar emmi. Kızımla ırgatlık eder yine geçiniriz.”
“Bilirim. Bilirim de bugün elinizden toprağı alanlar yarın evinize göz koyar. Hatırlar mısın bilmem bir Remziye teyze vardı. ebelik ederdi evvel zaman. Sonra kocası ölünce kızını alıp baba ocağına dönmüştü.”
Halise konunun nereye varacağını bilmiyordu ama ergen olduğu zamanlardan bilirdi. Başını bildiğine hatırladığına dair salladı.
“Heh, işte onun kızı Şenay Hanım kasabanın ilerisinde büyük çiftliğin sahibi. Büyük şehirde yaşıyorlarmış. Çok zaman ayıramazlarmış. Oraya çekip çevirecek işleri görüp evi sağlam temiz tutacak birilerini arıyorlarmış. Daha önce varmış ama bakan ölmüş herhalde. Boş kalmış. Şenay Hanım sağ olsun köy okuluna sağlık ocağına çok yardım etmiştir. Bana da haber edince güvenilir birileri var mı diye aklıma siz geldiniz.”
Gonca hemen atıldı.
“Onlar verdiklerini geri aldı muhtar amca. O evi babam kendi yaptı. Her bir taşında parçasında izi emeği var. Ona el süremezler. Yine de Allah razı olsun bizi düşünmüşsün ama ben anamı çalıştırmam öyle el evinde. Yevmiyeye gider anama da kendime de bakarım. Sağlıcakla kal.”
“Sen bilirsin kızım.”
Eve doğru yürümeye başladıklarında Halise düşünceliydi. Korkuyordu. Salih varken kimse onlara dokunamıyor ses edemiyordu ama şimdi işler değişmişti. Kendi evlerinin olduğu yola vardıklarında koşarak gelen küçük bir erkek çocuğu önlerinde durup soluk soluğa “Halise Teyze, Mahmut amcalar sizin evi boşaltıyor.” Dediğinde gözleri büyüyen Gonca annesini bıraktığı gibi koşmaya başladı. Mala mülke eyvallah ama babasının emeğine kendi elleri ile yaptığı eve dokundurtmazdı.
Evin önüne geldiğinde gördüğü şeyle beyninden vurulmuşa döndü. Amcaları yengeleri ve kuzenleri el birliği ile eşyaları boşaltıyor kırılıp döküleceğini umursamadan dışarı atıyordu. Hatta iki yengesi ve kızları babasının el emeği yaptığı sandığını açmış içinden çeyizlik eşyalarını çıkarıyor beğendiklerini kenara ayırıyordu.
“Ne yapıyorsunuz siz?”
Bağırması ile herkes anlık dururken babaannesi elindeki bastonu yere vururken “Nihat abin evlenecek. Bu evi onlara vereceğim. Sonuçta benim oğlumun evi. Size mi bırakacaktım.” Değince gözleri sinirden dolan kız “Az utanmanız arlanmanız vicdanınız olsun. Bu evi babam elleriyle yaptı. Birinizden de tek kuruş görmedi. Yardım istemedi. Siz kimsiniz ki onu elimizden alıyorsunuz. Hemen çıkın evden hemen.” Derken koşup yengelerinin elinden çeyizlerini aldı ve sandığa tıktı. Kolundan tuttuğu kuzenlerini öte savururken Halise de gelmişti. Çocuk gidip muhtara da haber verdiği için arkasında insanlarla muhtar da geliyordu.
Büyük amca olan Mahmut kıza ulaştığı an kolundan tuttuğu gibi “Kes sesini orospu” değip tokat attı.
“Kardeşimin malını sikicilere yedirecek göz var mı bende bak bakayım. Evlenip gidince kocanla gelince sahip çıkacaksın eve. Ailemize yabancı sokacaksın. İzin verir miyim lan ben?”
Halise “Bırak kızımı Allahsız” diye bağırarak kolundan tuttu ama elini savurunca kadın yere düştü.
“Allah sorar. Ettiğiniz tüm haksızlıkları Allah çıkarır. Zehir zıkkım olsun babamın malından hakkın yokken alıp yediğin her bir lokma.”
Gonca hala bağırıp duruyordu. Mahmut, muhtarın “Ayıptır Mahmut. Yakışmaz sana. Kardeşinin hanımı kızı onlar. Eziyet etmek erkekliğe sığar mı?” demesine aldırmadı. Sürükleyerek eve soktuğunda kapıyı da kilitledi. Halise, muhtarın yanına gidip koluna sarıldı.
“Emmi Allah rızası için jandarmayı ara. Öldürecek kızımı.”
Zaten olay başladığı an köyün imamı aramıştı. Kadının yanına gelip “Aradım ben bacı gelirler birazdan” dediğinde diğer kardeşler de onları izleyenlere saldırıyor yengeler ve kız kuzenler kızın sandığa attığı çeyizleri geri çıkarıp kucaklarına dolduruyorlardı. Yaşlı kadın ise elinde baston Halise’nin üzerine yürüyor vurmaya çalışıyor çevredekiler engel oluyordu.
Gonca ise yemek yiyip oturdukları odaya yere savrulmuş yine de amcasına “Allah belanı versin. Babamın kemikleri sızladı. Utanmaz. Mal hırsından geber inşallah.” Diye karşılık veriyordu. Mahmut belinden kemerini çıkardığı an kıza vurmaya başladı. Biraz dövdükten sonra geri çekildiğinde dışarıdan “Jandarma geliyor bırak şu kaltağı” diyerek karısının bağırması ile öfkeyle kapıya yöneldi.
Gonca sırtındaki sızıya rağmen zorla kalktığında gördüğü gaz lambası ve cam kıyısındaki büyük kolonya şişesi ile hemen aklındakini yapmaya başladı. Her yana biraz gaz biraz kolonya döktü. Ocağın yanındaki kibriti alıp kapı önüne kadar gittiğinde jandarma gelmiş olayları anlamaya çalışıyordu. Halise “Kızım, kızımı içeri zorla götürdü. Öldürdü kızımı” derken kapıyı açan kız kalan gazı da eşiğe doğru döktü.
“Yok ana öldürmedi. Ama bende Gonca’ysam babamın emeğini bu kansız köpeklere yedirmem.”
Kibriti çaktığı an arkasına doğru attı. Evden çıkmıştı. Herkes evin içi bir anda alevlere teslim olduğunda dudağının ve kaşının kıyısından kan akan elbisesinin sırtında yırtıklar olan ve kollarında morarmalar başlayan kızın yaptığını anladılar.
Babaannesi “Ne yaptın sen kaltak?” diye bağırırken yüzü ifadesiz duran kız “Bu evi size yem edeceğime cayır cayır yakarım daha iyi. Hepinizin Allah belasını versin.” Dedi. Komutanın karşısına geldiğinde “Bu adamdan ve diğerlerinden şikayetçiyim. Biz evde yokken evimize girip eşyalarımızı gasp ettiler. Tehditle şiddetle elimizdeki tarlalarımızı aldılar. Bu evi de gasp edeceklerdi. Bende yaktım. Bakın eşyalarımız bile ne halde. Beni ne hale getirdiler.” Dedi.
Komutan sert bir tutumla adama ve kardeşlerine bakarken askerlere “Alın bunları” dedi. Mahmut eşi diğer kardeşleri eşleri babaanne ve kuzenlerin hepsi alındı. Halise ile Gonca da başka jandarma aracına alınırken genç kız muhtara “O işi biz yaparız muhtar amca. Adresi ver gidelim biz” dediğinde hayatındaki önemli dönüm noktalarından birini yaşıyordu. Başını kaldırıp eve baktığında yanıyordu. Söndürmeye uğraşıyorlardı ama artık kullanılamaz hale gelmişti. Ciğeri yandı. Ruhu kanadı ama yıkılmadı.
***
“Lan Demir sıksana.”
“Amına koyim sıktıkça çoğalıyor bu puştlar badi.”
“Yapma ya hiç belli olmuyor.”
“Siktir lan sus da önüne bak. Herif kabak gibi ortada.”
Çatışma sırasında aralarında bir kaya vardı ve onu siper edinmişlerdi. Arkadaşı ateşe devam ederken “Göt herifin tekisin biliyorsun değil mi?” dedi.
“Aynen kardeşim biliyorum. Senin kadar olmasam da öyleyim.”
“Siktir piç.”
“Sus lan sus.”
Karşı taraf tek tek düşmeye başladığında biraz olsun tim rahatlamıştı. Sonunda dostu ile sırt sırta gelebildiğinde badisi ona “Ulan hele bir evlen yengeye tüm götlüklerini anlatıp seni rezil etmezsem. Camış gibi horluyor, öküzün önce gideni, yumuş yumuş bir ayı ama kışları uykuya yatıyor, cacık kuru pilav turşu dörtlüsü hayatının anlamı. Yediğinde de ceset yemiş gibi osurur. Dur sen dur anlatmazsam ne olayım.” Derken gülüyordu.
Toygar göz devirip “He badi he zaten bende hemen görev dönüşü evlenip barklanacak sonra da çoluk çocuğa karışacaktım.” Dediğinde alay ediyordu. Şarjör değiştirirken oturdular.
“Niye öyle diyorsun lan aile iyidir. Ne güzel bekler seni eve gidince güler yüzle karşılanırsın. Hele bir de baba diyen bir çocuğun oldu mu değmeyin keyfine.”
“Oğlum. Olcay. Çık hayallerden abi çık. Acelesi yok. daha gencim ben.”
Ateş edip geri çekilen adam Toygar’a bakıp “Lan ayı otuz yaşındasın otuz. Karta kaçıyorsun. Ya senin kısmetini şu an başkasına veriyorlarsa. O zaman ölene kadar bekar mı kalacaksın?” dedi. Kaşları çatılan adam ise “Kimse benim kısmetimi başkasına veremez sikerim alayını” derken Olcay gür bir kahkaha attı.
“Ulan ne manyak adamsın he. Daha ortada kız yok kıskançlık otomatik yüklendi.”
Toygar hırsla soluyup “Sikicem senin de yapacağın manipülasyonu. Girme lan beynime ben hayatımdan memnunum. Bunlar da annemin yanına söylersen eğitimlerden eğitim beğen.” Dedi. Dönüp ateşe devam ederken Olcay gülmeyi kesmedi. Alaya döndüğünde Şenay teyzesini arasa fena olmayacaktı.