Dünya öyle bir yerdi ki bugün olduğun yerin yarına garantisi olmuyordu. Nerede ne yapacağını ya da nasıl bir duruma düşeceği belirsiz oluyordu.
Gonca, gözlerini açtığında kendi küçük odasındaydı. Camdan içeri sızmaya başlayan güneş ışıkları ile esnedi. Gözünü ovarken “Ah Halise sultan ah yine uyandırmadın beni” diye söylenmeye başladı. Çiftlikte işe başladıklarından beri annesi kızını erken vakitte uyandırmaz işlerin de çoğunu yapardı. Kıyamıyordu evladına çünkü elinde bir o kalmıştı.
Hemen kalkıp odadan çıkarak banyoya girip elini yüzünü yıkadı. İşlerini halledip çıktığında odasına geri döndü. Üzerine siyan kumaş üzerine bahar çiçekleri desenleri olan kısa kol uzun etekli elbisesini giyip saçlarını taradı. Salaş bir şekilde örüp ucuna çilek topları olan lastik tokasını taktığında güne hazırdı. Guruldayan karnı tebessüm etmesine neden olurken yatağının baş ucundaki küçük çerçevenin yanına gidip eline aldı ve resmi öptü.
“Günaydın babacım.”
Burnunun direği sızlasa da tebessüm etti çünkü babası asla üzülmesini ağlamasını istemezdi. Çerçeveyi yerine koyarken “Seni çok seviyorum baba.” demeyi de ihmal etmedi. Odadan çıktığında seslerden önce dört bir yana dağılmış kokuyu takip etti. Mutfağa girdiğinde yerde annesi yufka ekmeği açıyor onları pırasalı patatesli ve peynirli olarak pişiriyordu.
“Halise sultan hayırlı sabahlar da sen neden beni yine uyandırmadın yardım ederdim.”
“Hayırlı sabahlar kuzum. Dün çok yoruldun evladım neden kaldırayım. Ben yapabiliyorum bunları. Hem hallettim sayılır.”
Gonga şöyle bir bakınınca fazla olduğunu gördü.
“Annem, çok fazla değil mi bunlar?”
Çoktan pırasalı olanlardan birini almış yemeye başlamıştı.
“Remziye Teyze ile Şenay Hanım gelecekmiş. Sabah erkenden evi aradılar. Zaten dün büyük temizlik yaptıydık bende ekmekleri halledeyim dedim. Sana zahmet sende şu patatesleri kızart menemene başla. Birazdan gelirler.”
Başını sallayan kız hemen doğranmış ve yıkanıp suyu geçsin diye süzgece konmuş patateslerin başına geçti. Çiftlikte yaşamaya başlayalı bir ay olmuştu. Baba ocağını ateşe vereli otuz üç gün geçmişti. Amcalarından şikayetçi olduğundan beri köye girmiyorlardı. Nefretlerini kazanmıştı ama umurunda değildi. Babasının hatırına çok susmuştu ama onun emeğine el uzatılırsa karşılık verirdi.
Kahvaltı tamamen hazır olduğunda etrafı toparlayan Halise “Kızım, ben çayın altını kısayım. Sende hayrına tavukları salıver. Yemlerini de at da hayvanlar yesin.” dediğinde Gonga yanağını öptü bir ekmek daha aldı ve evden çıktı. Mis gibi hava vardı. Etrafı çevrili çiftlikte iki inek ona yakan tavuk horoz ve iki at vardı. Bir de yaramaz eşekleri Haydar. Tabi sadece çalışan olarak kendileri yoktu. Atlar için Şinasi amca vardı. Emektar seyis onların bakımını yapıyor ilgileniyor baytar kontrollerini ayarlıyordu. Akşam gider sabah gelirdi. Diğer hayvanlar ve iki katlı ev de ana kıza aitti. Onlar alakadar oluyordu.
Önce tavukların kümesinin kapısını çatı.
“Hadi bakalım çıkın da gezin az. Kız çilli yumurta var mı? Pişt kazanova tavuklarla aran nasıl? Anam, len yavru Hurşit sen nasılsın bakayım?”
Tavuklara ve horoza isim takmıştı. Büyüme çağında olan civciv bile onun isim olayından nasibini almıştı. Kümesin yan tarafında olan yem çuvalından bu iş için ayırdığı yoğurt kovasını doldurdu ve yemeleri için yere attı. Ardından ahıra girip inekler için ayrılmış kapalı otlağa onları götürdü. Annesi erkenden sağmıştı kendinin sağmasına lüzum yoktu. Otlağın demir tel kapısını kapadığında hemen arkasından eteğinin ucunu ısıran Haydar ile başını çevirdi.
“Haydar, sana da günaydın. Yer misin?”
Elindeki kalan ekmeğin ucunu uzattığında eşek hemen yemeğe başladı.
“Sende haklısın yemek buldun ye dayak buldun kaç demişler. Hadi sende gel de yemini vereyim.”
Ahırının diğer kısmına geçerken peşinden gelen eşek anırıyor keyifleniyordu. Yemi kabına koyduğunda yiyen eşek evin ön tarafına dolanan kızın peşinden geliyordu. Onu başı ile itiyor oyun oynamaya çalışıyordu. Geri dönüp eşeğin başını kucaklayan Gonca “Ay Haydar seni çok seviyorum ben ya. Bana arkadaş oldun. Canım benim. Ama böyle olmaz ki. Bak çiftliğin sahipleri gelecek anama yardım etmem lazım. Şimdi sen git oyalan ben yine senle oynarım tamam mı? Anama çaktırmadan meyve de getiririm sana. Oyş benim güzel gözlüm.” derken eşeğin başını öpüyor bir çocuk sever gibi okşuyordu.
Arkasında onları izleyen insanlardan haberi yoktu. Remziye Anane bastonunu tutarken gözlüğünü düzeltip yeniden doğru gördü mü diye kontrol ediyordu. Şenay Hanım başını yana eğmiş yüzünde oluşan tebessümle kızı izliyordu. Safir ile Aysun için için kıkırdıyordu çünkü ilk kez bir eşekle böylesine bağ kurmuş birini görüyorlardı. Şenay Hanım’ın eşi Mustafa Bey ise elini sırtında birleştirmiş öylece duruyordu.
Haydar, kızın sevgi gösterisi ile anırmaya başladığında kahkaha atan Gonca “Biliyorum aşkım bende seni seviyorum” derken “Ay aşka bak” diyen ses geri dönmesine neden oldu. Onu izleyenleri gördüğünde ise gözleri büyüdü. Haydar arkasını dönüp o andan kurtulmak ister gibi kaçarken Şinasi amca hızlı olmaya çalışarak yanlarına geldi.
“Hoş geldiniz hanımım.”
“Hoş bulduk Şinasi Efendi. Kim bu hanım kızımız?”
Aslında biliyordu ama emin olmak istemişti.
“Halise Hanımın kızı Gonca. Bir aydır buradalar evi hayvanları çekip çeviriyorlar.”
Başını sallayan Remziye Anneanne sakin adımlarla eve dönüp yürümeye başladı. Gonca ise mahcup bir şekilde baş selamı verip “Hoş geldiniz.” demekle yetindi. Şenay Hanım kızın yanına gelip yanağından makas alırken “Hoş bulduk kızım hoş bulduk. Maşallah ne de güzelsin sen öyle.” değince arkada kalan ikizlerken Aysun “Annem aradığı kanı bulunca vampir gibi kızın dibine yanaştı. Allah da sonrası için yardımcımız olsun.” diye mırıldanırken onu dürten Safir “Annem duymasın” diye uyardı.
Hepsi eve girerken Halise Hanım onları kapıda karşıladı. Eve girdiklerinde Mustafa Bey havayı koklayıp “Mis gibi ekmek kokuyor” derken kızlar da “Ay evet. Çok acıkmıştık” diye ekledi.
Kısa bir tanışma hoş beş sonrası yemek salonundaki hazır masaya geçtiler. Gonca ellerini yıkayıp say servisi yaparken annesi ılık emekleri örtülerin altından çıkarmış dilimlemiş ve hazır halde küçük ekmek sepetleri ile masaya koyuyordu. Remziye Anneanne “Halise, kızım seni bildim ben. Genç kızdın köyden ayrıldığımızda. Beyini duydum. Allah rahmet eylesin. O ailede iyi olan tek çocuktu Salih.” deyip anlayışlı bir şekilde başını salladı.
“Allah razı olsun Remize Hanım. Amin.”
“Evden de etmişler sizi.”
“Öyle oldu. Allah bilsin hakkımızı biz ona havale ettik.”
Şenay çayından bir yudum aldı. Geriye yaslandığında “Muhtar amca anlattı az biraz. Çok zalimlermiş gerçekten de ama kızına helal olsun. Babasının emeğini onlara yem etmemiş. Yakmış evi.” derken gözleri çaydanlığı kenara bırakan Gonca’ya kaydı. Genç kız yutkunsa da bir şey demedi. Halise de yine “Öyle oldu Şenay Hanım. Hakkımızda hayırlısı.” demekle yetindi.
Mustafa Bey “Halise bacı rahatsınız değil mi? Bir sıkıntı yok.” deyip ekmekten yerden yüzü huzurluydu. Severdi buraları. Emekli olunca gelmeyi planlıyordu.
“Yok çok şükür beyim. Her şey iyi rahatsız sayenizde.”
Şenay “Her şey karşılıklı Halise. Siz bizim ocağımıza sahip çıkıyorsunuz biz size. Bu arada evladının eğitimi nedir?” derken incelemeye başlamıştı. İkizler kıkırdarken Remziye gelinine bakıyordu.
Halise, “Lise bitirdi. Ben hasta olunca kimseye bırakamadı beni Allah razı olsun babasına yardım etti evde beni baktı evi çekip çevirdi. Nasip olmadı daha fazlasını okutmak.” dediğinde mahcup bir şekilde kızına baktı. Aldığı cevaba biraz daha sevinen kadın kıza dönüp “Evladım okusan ne olmak isterdin? Hayalin neydi?” deyip bekledi. Gonca saygılı ve sakin bir şekilde “Avukat olmak isterim Şenay Hanım. Nasip olmadı.” dedi.
Remziye de genç kızın naif saygılı ve uslu oluşuna beğeni ile bakıyordu. Şenay ise gözlerinin ışığını saklayamamıştı. O sırada Mustafa Beyin telefonu çaldı. Açtığında “Toygar, oğlum nasılsın?” dediğinde Şenay Hanım hemen kalkıp kocasının yanına geçti.
“İyiyim baba. Siz nasılsınız? Nerelerdesiniz?”
“Bizde iyiyiz oğlum. Hafta sonu için çiftliğe geldik.”
“Vay çiftlik havası mis gibi desene. İyi bari kahvaltıya oturdunuz mu?”
“Masadayız oğlum da hayır olsun? Sen neredesin ayrıca?”
Arkadan bir ses “Geliyoruz Mustafa amca birkaç saate oradayız.” değince Şenay duyduğu şeyle ellerini çırpıp “Ay evlatlarım askerlerim geliyor.” dedi. İkizler birbirine bakarken gözleri büyümüştü.
Gonca ile annesi birbirine bakarken Mustafa Bey konuşmasını bitirdi. Telefonu kapadığında “Hadi gözün aydın hanım evlatlar geliyor.” dediğinde Remziye anneanne derince soluğunu bıraktı. Rahatlamıştı. İkizlerinse gözleri ayrı parlıyordu. Şenay ise hemen “Kızım Gonca gel hele hemen mutfağa giriyoruz. Oğullarım geliyor sevdikleri şeyleri yapalım.” deyip mutfağa gittiğinde genç kız arkasından şaşkınca baksa da annesi ile kadını takip etti.
Birkaç saatte çıkan yemekler elmalı kurabiye, etli perde pilavı, yaprak sarma, saray helvası, hıngel ve etli ekmekti. Sarmayı saran Gonca oldu. Aynı zaman da elmalı kurabiye ile saray helvasını yapan da oydu. Hıngel’in de hamurunu açan ve şeklini veren de oydu. İşler bittiğinde tek eksik gelecek adamların teşrif etmesiydi.
Dışarıdaki çardakta yorgunluk kahvesi için Şenay hanımın gözü yoldaydı. İkizler de Gonca ile sohbet ediyor tanışıyordu. Remziye Hanım namazını kılmış tesbihini çekiyordu. Mustafa Bey da seyis Şinasi ile dolanıyor sohbet ediyordu.
Büyük ve oldukça kaba bir kamyonet çiftlik yolunu aşıp kapı önünde durunca herkes bir araya toplandı. Üç baba yiğit indi araçtan. Üçü de yapılı ve baktı mı baktıran tiplerdi. Başındaki yazmayı düzelten Gonca adamlara şöyle bir baktığında yalan diyemezdi ki üçü de yakışıklıydı.
Bir an bir çift ela göz ile çarpıştı yeşilleri. Sanki saniyelik dünya durdu ve yeniden harekete geçti. Gördüğü elalar hemen başka yöne dönerken gözlerin sahibinin kaşları derinden çatılmıştı. Yüzü sert ve her an bağıracakmış gibi tetikteydi. Soluğunu bırakan Gonca eve girenlerin ardından annesine yardım için mutfağa geçerken salonda oturan grup sohbete başlamıştı.
Ana kız masayı yeniden kurduğunda ikinci vakti olmuştu. Gelenlerden biri tatlı olarak büyük bir tepsi cevizli şöbiyet almıştı ve Gonca tabaklara koyarken dudaklarını yalayıp bir tane yemişti. Annesi “Ayıp kızım” dese de omuz silken kız “Ne yapayım anne canım çekti. Hatta bir tane de Haydar için alacağım” dediğinde Halise Hanım gözlerini belertmiş bakıyordu. Her şey tamam olduğunda onlar da mutfakta yediler yemeklerini.
Azeri olan Bayram Hıngel yediğinde gözleri dolu dolu oldu.
“Kim yaptıysa ellerine sağlık aynı anamın yaptığı gibi.”
Şenay Hanım “Afiyet olsun paşam. Evi çekip çeviren bakan Halise’nin kızı Gonca yaptı. Maşallah pek bir maharetli.” derken sarmaları ağzına peş peşe atan oğluna göz ucuyla bakıp konuşmaya devam etti.
“Sarmayı da o yaptı. Eli de hızlı. Yetiştirdi siz gelene kadar. Ee çocuklarım siz nasılsınız? İzin işiniz yoktu yani bize haber etmemiştiniz nereden çıktı bu ziyaret?”
Olcay, Toygar’a bakarken Bayram burnundan hafifçe soluğunu bıraktı ama onun da sinirleri gerilmişti. Sarma yemeği kesen adam “Anne gelsek ayrı gelmesek ayrı laf. Geldik ya ona bak sen. Konuşuruz sonra dikme şunları boğazımıza.” diyerek konuyu kapadı. Aysun ve Safir Toygar’dan altı yaş kadar küçüktü. Üç kardeş ailenin göz bebeğiydi. Askeri okuldan beri birlikte olan Olcay, Bayram ve Toygar hiç kopmamıştı. Büyük bir ailelerdi. Kızlar abilerinin arkadaşlarından etkilense de onlar hiç o gözle bakmamıştı. Aslında mevzu tipik abimin arkadaşı vakasıydı.
Yemekler yenmiş masa toplanmış çardakta ise çay keyfi yapılıyordu. Gonca elinde tabak ahırın oraya geçerken saman yığınının arkasında Haydar uyukluyordu.
“Haydar, oğlum sen beni mi bekliyorsun bakayım.”
Genç kızın sesini duyduğunda heyecana gelen hayvan hemen yanında soluğu alırken yerdeki balyanın üzerine oturan kız “Gel aşkım gel. Sana tatlı getirdim. Çok yemek yok ama dokunursa kötü olur anlaştık mı?” dedi. Hayvan tatlıyı yedikçe daha fazla istiyor Gonca ise gülüyordu.
Sonunda tabağı da yalayan hayvan başka olmayınca genç kızı yalamaya başladı.
“Ay aşkım bir dur lütfen yalayıp durma. Biliyorum çok sevdin ama sonra yine veririm. Fazlası dokunur sana. Ay dur Haydar yapma iz olacak sonra annem soruyor bak valla kötü olur.”
Gonca Haydar ile eğlenirken saman yığınının diğer tarafında tek kaşı havada olan ve sesleri dinleyen üç adam vardı. Dört bacaklı Haydar iki bacaklı adamları şok etmişti.
Genç kız saçı başı dağılmış halde “Ben gidiyorum hadi senden git bakayım” diyerek saman yığının arkasından çıktığında gördüğü adamla irkildi. Bakışlarındaki o değişiklik anlayamadığı türden olsa da bir şey demeden saçlarındaki otları temizleyerek yanlarından geçti ve gitti.